44- Ölüler İle Dirilerin Ruhları Rüyada Görüşür

Bu konuda Selmân-ı Fârisi ve Abdullah b. Selam’m sözleri da­ha önce geçti. Bu meselenin delilleri sayılmayacak kadar çoktur. Gerçek olan olaylar bunun en doğru delilidir. Dirilerin ruhları bir­biriyle görüştüğü gibi, ölüler ile dirilerin ruhları da birbiriyle gö­rüşür.

Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor:

(Allah Ölümde canları alır. Ölmeyip rüyasında olan canlan da alır. Ölümle ona hükmettiğini tutar, diğerini belli bir zamana ka­dar bırakır) (1)

Baki b. Muhalled ve İbn Mende, (Ruh) kitabında ve Taberâni (Evsat) da Said b. Cübeyr tarikiyle İbn Abbâs (radıyallahü anh) ‘-dan şu âyet hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir.

Bana ulaştı ki, diriler ile ölülerin ruhları rüyada görüşür. Bir­birinden durumlarını öğrenirler, Allah Ölülerin ruhlarını tutar, di­ğerlerin ruhlarını belli bir zamana kadar cesedlerine geri gönderir.

İbn Ebi Hâtem, Süddi’den, yukardaki âyet-i kerime hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir.

(Allah uykuda ruhları alır. Dirinin ruhu ile ölünün ruhu görü­şür. Tanışıp sohbet ederler. Dirinin ruhu dünyadaki cesedine gönde­rilir, belli bir zaman orda kalır. Ölünün ruhu da cesedine dönmek İster. Fakat tutuklanır.) ,

Cüveybir yukardaki âyet hakkında İbn Abbâs (radıyallahü anh) ’dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Doğu ile batı arası kadar bir ip, yer ile gök arasında uzanmış ölülerin ruhları ile dirilerin ruhları o ipe gelir. Ölü ile diri orada gö­rüşür. Rızkını tamamlamak üzere cesedine dönmek için diriye izin verildiği zaman ölü yakalanır.

Firdevs (2)  kitabında Ebû Derda radıyallahü anh’ın hadisinde şöyle denilmiştir;

İnsanın ruhu cesedinden çıktığında bir ay evinin etrafında, bir sene de kabrinin etrafında çevrilir. Sonra ruhların üzerinde görüş­tüğü o îpe yükselir

İbn Kayyim dedi ki, ruhların görüştüğüne bir delil şudur:

Diri, ölüyü rüyasında görür. Ondan gaybî haberler alır ve o ha­berler aynen çıkar.

Ben de derim1 ki, İbn Sirîn’den senediyle şöyle rivayet edilmiş­tir:

Ölünün rüyada sana haber verdiği haktır. Çünkü o hak bir âlem­dedir.

İbn Ebi’d- Dünya ve ibn el-Cevzi, (Uyun el-Hikayât) kitabında senediyle Şehr b. Havşep’den rivayet ettiklerine göre:

Sa’d b. Cüsâme ve Avf b. Mâlik âhiret kardeşi olmuştular. Sa’b Avf’a dedi ki:

Kardeşim hangimiz daha önce ölürse öbürüne görünsün. Avf:

— Bu da mı olur? dedi.

Sa’b:

— Evet, dedi.

Sonra Sa’b öldü. Avf onu rüyasında gördü.

— Sana ne yapıldı, dedi.

— Sıkıntıdan sonra mağfiret edildim, dedi.

— Nedir o sıkıntı dedi. Sa’b:

— Bu, filan yahudiden borç aldığım on dinardır, onları ok eğe­rine bırakmışıniL Git onları ona ver ve bil ki, ailemin basma ne gel­mişse haberim vardır. Hattâ, bir kaç gün önce ölen kedimin de ha­beri bana geldi ve bil ki, falan kızım altı gün sonra ölecektir, ona iyi davranın) dedi.

Sabahleyin, evine gittim. Eğeri aradım, aşağıya indirdim, bak­tım, kese içinde on dinar var. Yahudi’yi çağırdım. (Senin Sa’b’bdan kalan bir şeyin var mı?) dedim O

(Allah Sa’b’a rahmet etsin. O Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) m sahabelerinin iyüerindendi. Benden on dinar borç istedi. Ona verdim) dedi. Sonra on dinarını verdiğimde;

(Vallahi ona borç verdiğim on dinarın aynısıdır) dedi.

Ben ailesine (Sa’b’m vefatından sonra sizde bir olay oldu mu?) dedim. Onlar:

(Evet şöyle şöyle olaylar oldu) dediler. Kedinin Ölümünü dahi zikrettiler.

Ben:

(Kardeşimin kızı nerde) diye sordum. (Dışarda oynuyor) dedi­ler. Beni yanına götürdüler, okşadım. Baktım harareti var, ona iyi davranın dedim. Altı gün sonra kız öldü.

İbn el-Mübarek —(Zühd) de— Atiyye b. Kays’dan, o da Avf b. Malik el-Eşcaî’den rivayet ettiğine göre:

O, Muhlim isminde bir adamla âhiret kardeşiydi. Sonra, Muh­lim sekerâta girdi. Avf ziyaretine gitti. Ona dedi ki:

Şayet o âleme gidersen dön başına, ne geldiğini bize halter ver.

Muhlim:

— Eğer böyle bir şey benim gibilere mümkün ise yaparım, dedi. Sonra ruhunu teslim etti. Avf, bir sene sonra onu rüyasında gördü.

— Yâ Muhlim, sana ne yapıldı, dedi.

O;

— Ücretimizi aldık, dedi. Avf:

— Hepiniz aldınız mı? diye sordu. O:

— Evet, hepimiz, dedi. Yalnız, parmakla gösterilen ve Ölenlerin en sonunda kalan düşükler henüz amellerinin k almamışlardır.

Vallahi ben bütün ecrimi aldım, hattâ ölümümden bir ce kaybolan kediden dolayı da ecrimi aldım.

Sabahleyin, Avf onun hanımına gitti. İçeri girdiği zaman (Mer­haba ey Muhlim’den sonra Sa’b’ın ziyaretçisi!) diye karşılık aldı. Avf onun hanımına Muhlimi ölümünden sonra gördün mü?) diye sordu.

Hanım, evet, dün geceleyin onu gördüm. Şu kızımı beraberin­de götürmek için benimle çekişti. Avf, rüyasında Muhlim’den gör­düklerini anlattı. Tâ kediden bahsedince, hanım, ben kedinin nerde olduğunu bilmiyorum, hizmetçim daha iyi bilir. Hizmetçisini çağır­dı. Hizmetçi kedimiz Muhlim’in vefatından bir gece evvel kaybol­du, dedi. Muhlim, Sa’b’ın kardeşi Cüsâme’nin oğlu idi.

Ebuş’ şeyh İbn Hibban (Vasâya) kitabında, Hâkim (;Müstedrek) de, Beyhaki (Delâil) de sened ile Ebû Nuaym Ala el-Horasanî’den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir

Sabit b. Kays b. Şemmas’m (radıyallâhû anh) kızı bana an­lattı ki, Sabit Yemâme gününde öldü. Üzerinde nefis bir zırh vardı. Müslümanlardan bir adam gitti, zırhı aldı. Ehl-i imanın biri uyurken Sabit rüyasına girmiş, demiş ki:

Sakın bu rüyadır, diye ehemmiyet vermemezlik yapma. Sana’ gerçekten bir vasiyetim var:

Ben dün akşam öldürüldüm. Müslüman bir adam yanıma gel­di, zırhımı aldı. Menzili, menzillerin en sonundadır. Çadırının yanın­da, deprenen bir at var. Zırhın üzerine bir kazan bırakmış, kazanın üzerinde semer var. Halid b. Velid’e git, ona söyle, birisini gönde­rip zırhımı aldırsın. Medine’ye gittiğinde de Rasûlüllah’ın halifesi Ebû Bekr es-Sıddik’a da git, şu kadar borçlu olduğumu falan ve falan kölelerimi âzad ettiğimi söyle.

Adam Hâlid b. Velid’e geldi, durumu ona anlattı. Halid (Radıyallâhû anh) adamı gönderdi, zırhı getirtti. Hazret-i Ebû Bekr’e de rü­yayı anlattığın da vasiyetini yerine getirdi.

Râvi dedi ki, Sabit b. Kays’dan başka ölümünden sonra yapı­lan vasiyeti yerine getirilen kimseyi bilmiyoruz.

Hakim (Müstedrek) inde, Beyhaki (Delail) de, Kesir b. Salt’dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Hazret-i Osman, öldürüleceği gün yattı. Uyanınca dedi ki:

Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem rüyamda gördüm. (Sen bu Cuma bize kavuşacaksın) diye buyurdu.

Yine Hâkim, İbn Ömer (radıyallahü anh) ‘dan rivayet ettiği­ne göre;

Osman b. Affan (radıyallahü anh) sabahın birinde gelip dedi ki:

Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem’i rüyamda gördüm.

— Yâ Osman yanımızda iftarım açarsın, diye buyurdu. Hazret-i Os­man oruç tutmuştu. O günde şehid edildi.

Hakim, Hüseyn b. Hârice’den rivayet ettiğine göre şöyle de­miştir:

İlk fitne (sahabe iç savaşı) olduğu zaman benim için bir tarafı tercih etmek müşkilleşti. Yâ Rabbi, bana tutunacağım bir yol gös­ter, dedim. Bir gece rüyamda dünya ve ahireti gördüm. Aralarında uzun olmayan bir duvar vardı. Ben duvarın yanında idim. Keşke bu duvardan tırmanıp ölüleri görebilseydim de uzanıp onlara sorabil-seydim de bana durumu bildirsinler, dedim.

Dedi ki:

Sonra, ağaçlık bir yere indim. Bir cemâat orda oturuyordu. Siz şehid ler misiniz? dedim.

(Hayır,) dediler.

(Şehidier nerde) dedim, onlar Yukarı çık, dediler.

Ben öyle bir dereceye çıktım ki, genişlik ve güzelliğini yalnız Allah bilir. Baktım Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ve yaşlı bir Adam İbrahim Peygamber (aleyhi’s-selâm) ordaydüar. Hazret-i Muhammed ona (ümmetime mağfiret dile) diyordu. İbrahim ise;

(Ümmetinin senden sonra ne yaptıklarını görmüyormusun, kan­larını döktüler, halifelerini öldürdüler. Neden dostum Sa’d gibi ta­rafsız kalmadılar,) diyordu.

Ben uyandığımda, belki de yararlı bir rüya gördüm, gideyim ba­kayım Sa’d ne yapıyor. Ben de onun gibi yapayım. Sa’d (radıyallahü anh) ‘e gittim, hikâyemi ona anlatınca çok sevindi ve (Allah’ın dostu olan İbrahim’in ona dost olmadığı kişi kaybetmiştir) dedi. Ben:

— Sen hangi tarafı tutuyorsun, dedim.

O:

— Ben hiç bir tarafı tutmuyorum, dedi.

Ben:

— Bana ne emrediyorsun, dedim.

O:

— Keçilerin var mı, dedi.’

Ben:

—Hayır, dedim.

O:

— Öyle ise bir kaç koyun al, fitne çekilinceye kadar onlarla be­raber (dağda) kal, dedi.

Hâkim ve Beyhaki, Selman (radıyallahü anh) ‘dan rivayet et­tiklerine göre şöyle demiştir:

Ümmü Seleme (radıyallahü anha) nın yanına girdim; ağlıyordu.

— Neden ağlıyorsun, dedim. Dedi ki:

— Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem rüyada gördüm. (Neden ağlıyorsun) diye sordum. Buyurdu ki:

(Şimdi,Hüseyin’in öldürüldüğünü gördüm.)

Hâkim, Muammer’den rivayet ettiğine göre; şöyle demiştir: Üs-tadlarımızdan birisi bize anlattı ki;

Bir Kadın Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem’ın bir hanı­mının yanma gelip elimin açılması için Allah’a duâ et, demiştir.

(Ne var elinde?) diye sorunca; demiş ki:

Anam ve babamla beraber yaşıyordum. Babam çok zengin ve cömert idi. Anam ise hiç öyle değildi. Hiç bir sadaka verdiğini gör­medim. Yalnız bir gün bir ineği kurban kesmiştik, bir parça yağ ve bir hırkayı miskinin birine verdi. Sonra anam da öldü, babam da öldü. Babamı bir nehir kenarında insanlara su verirken gördüm. Babacığım, hiç anamı görmedin mi, dedim. O;

(Hayır) dedi. Ben anamı aramaya koyuldum. Baktım bir kenar­da çıplak olarak duruyor, üzerinde yalnız o verdiği hırka, elinde de yalnız o iç yağı parçası var, yağ parçasını öbür eline vurup son­ra içini emiyordu. Ah ne kadar susadım, diye bağırıyordu.

(Anacığım sana su vereyim mi) dedim.

(Evet) dedi.

Babamın yanma gittim, bir kap su aldım, geldim ona içirdim. Yanında olan birisi bunun farkma vardi;

(Kim buna su verdi, Allah elini kurutsun) dedi, uyandım bak­tım elim böyle felç geçirmiş. (3)

Fasıl 1

Dirinin ruhu rüyada çıkar, Allah’ın istedi kadar gezer ve başka şeyler görür.

Hakim Müstedrek) de, Taberani (Evsat) da ve Ukayli, İbn (radıyallahü anh) ‘dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir;

Babam Ömer Ali ile karşılaştı.

Yâ Ebe’l-Hasan kişi rüya görür, bâzısı doğru çıkar, bâzısı ya­lan çıkar, dedi. Ali:

— Evet Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’den işittim, di­yordu:

(Her Allah kulunun yattığında, uykuya dalınca, ruhu Arşa çı­kar, ruhu Arşa vardıktan sonra uyanan kişinin rüyası doğrudur. Ruhu Arşa varmadan uyanan kişinin rüyası ise yalandır.)

Beyhaki (Şuab-ı İman) da Abdullah b. Amr b. As (radıyallahü anh) ’dan şöyle dediğini rivayet etmiştir:

(Ruhlar, rüyada göğe çıkartılır. Arş önünde secde etmekle em­redilirler. Temiz olanlar Arşa yakın bir yerde secde eder. Temiz ol­mayanlar, Arştan uzakta secde eder…)

İbn Mübarek (Zühd) de Ebû Derda (radıyallahü anh) ‘dan şöy­le dediğini rivayet etmiştir:

İnsan uyuduğunda, ruhu Arşa çıkarhluıcaya kadar yükseltilir. Eğer temiz ise secde etmeye izin verilir. Eğer cenâbetli ise izin ve­rilmez.

Hakim-i Tirmizi (Nevadir’ül-Usûl) de zayıf bir sened ile Ubâde b. Sâmit (radıyallahü anh) ‘dan rivayet ettiğine göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

(Müminin rüyası, kulun Rabbiyle uykuda konuştuğu bir sözdür.)

Nesai Hüzeyme (radıyallahü anh) ’dan rivayet ettiğine göre şöy­le demiştir: ,

Rüyamda, sanki, peygamber (Aîeyhi’s-selâm) ‘in alnının üzerine secde ettiğini gördüm. Bunu ona anlattığımda (Ruh ruhla görüşür) diye buyurdu.

Üstad îzzeddin b. Abdüsselâm, ruhun uyanıklığı hakkında şöy­le demiştir:

Uyanıklık bir adettir, ki ruh cesedde bulunduğu müddetçe in­san uyanık olur. Ruh cesedden ayrıldığı zaman insan uyur, ruh rü­yalar görür. Eğer göğe varıp öyle rüya görürse o rüya doğrudur. Çünkü şeytanlar göğe çıkamazlar. Eğer göğe varmadan rüya gö­rürse, o şeytanın ilkaatındandır. Sonra ruh cesede döndüğünde in­san uyanır, eski hâline döner.

İkrime ve Mücâhid dediler ki:

İnsan uyuduğunda, ruhun aslı vücutta kalmakla beraber, bir bağla dışarı çıkar, gezer. Gittiği müddetçe insan uykudadır. Dön­düğünde insan uyanır; tıpkı güneş şualarının aslı güneşte olmakla beraber, her tarafta aktığı gibi…

İbn Mende, bâzı âlimlerden rivayet ettiğine göre;

! Ruh, aslı insanın bedeninde olmakla beraber, burnundan uza­nır, gider. Tamamiyle çıkarsa insan ölür, lamba ışığı tamamiyle fi­tilden ayrılsa lamba söndüğü gibi… İşte, ışığın merkezi fitil olmak­la beraber, aydınlık her tarafa gittiği misali, ruh insanm burnun­dan uzanır. Melekût âleminde gezer. Ruhlara müekkel olan melek istediğini ona gösterir. Sonra onu bedenine gönderir.

Ebu’ş-Şeyh (Azamet) kitabında, İkrime’den rivayet ettiğine göre;

Ondan (kişinin, sanki, Horasanda, Şam’da ve ayak basılmamış yerlerde gezer gördüğü) sorulmuş, cevaben demiş ki:

— Gezen ve gören ruhtur. Ruh nefis ile bağlıdır. Uyandığında nefis ruhu çeker.

Yine Ebû Şeyh başka bir tarikle İkrime’den, rivayet ettiğine göre;

(O Allah ki, geceleyin sizi vefat ettirir ve gündüzleyin ne yap­tığınızı bilir) (4)  mealindeki âyet hakkında, (Her gece Allah bü­tün ruhları alır ve gündüzleyin yaptıklarını sorar, sonra ölüm me­leğine tayin ettiği ruhları almak için emir verir) diye tefsir etmiştir. (5)

(1)  Zümer, 46

(2)  Fakat onun oğlu bunu senediyle zikretmem iştir

 (4)  En’am, 70

Fasıl 2: Ölüleri Rüyada Gören ve Hallerini Sorup Öğrenenlerden Bir Miktar Rivayetler

İbn Ebi’d-Dünya (Rüyalar) kitabında ve İbn Sa’d (Tabakât) ki­tabında, Muhanımed b. Zeyyad, el-ilhani’den rivayet ettiklerine göre;

Asf b. el – Hars, sahabi olan Abdullah b. Âiz es-Semali (Ra-dıyallahû anh) ‘ye ölüme yaklaştığında şöyle demiştir i

— Eğer bizi görürsen, ölümden sonra başına ne geldiğini bize anlat.

Vefatından bir müddet sonra rüyada onu gördü, (bize bir şey anlatmayacak mısın?) dedi. O, cevaben dedi ki:

— Kurtulduk, fakat nerde ise kurtulamayacaktık. Çok zorluk­lardan sonra, kurtulduk. Hayır ve Kerem sahibi Rabbimizi bulduk. Günahlarımızı af etti, kötülüklerimi bağışladı. Yalnız (Ahradlar) ı af etmedi. Ben (ahrad nedir?) deyince;

O:

(Şerde meşhur olup parmakla işaret edilen kişilerdir) dedi.

İbn Ebi’d-Dünya, Ebû Zahiriye’den, rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Abdulâla b. Adıy, İbn Ebi Bilâl el-Huzaîyi, ziyaret etti. Abdulala dedi ki;

Benden Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’e selâm söyle, ölümünden sonra bizimle görüşebilirsen, bize durumu bildir.

Ümm-ü Abdullah, Ebû Zahiriyenin kız kardeşi ve İbn Ebî Bilal’in hanımı idi. Üç gün sonra kocasmı rüyada gördü. Kocası, ona, üç gün sonra kızım bana kavuşacak, dedi ve Abdulâla diye birisini ta­nıyıp tanımadığını sordu.

Hanım:

— Hayır) dedi.

Kocat

—Git, onu araştır ve söyle ki, onun selâmını Rasûlüllah sallalâhû aleyhi ve sellem’e bildirdim. Rasûlüllah da ona selâm gön­derdi.

Hanım, gitti kardeşi Ebu Zahiriyeye durumu bildirdi. O da du­rumu Abdulala’ya iletti.

Yine İbn Ebi’d- Dünya, Yahya b. Eyyûb’dan şöyle dediğini riva­yet etmiştir:

İki adam, hangisi önce ölürse arkadaşına ölümden sonraki du­rumu bildirecek diye sözleştiler. Biri öldü. Arkadaşı onu rüyasında gördü. Kardeş! Âleminizde olan Hasan (radıyallahü anlı) ne yapı­yor, diye sordu.

Dedi ki:

— O Cennetin hükümdarıdır. Ona asla itaatsizlik edilmez (İbn Şirin, nasıldır,) diye sorunca:

O, istediği gibi yer içer, fakat aralarında büyük fark vardır,-dedi.

Kardeş! Hasan (radyallahû anh) ne ile bu mertebeye kavuştu, diye sorunca (Allah’dan fazla korktuğundan) dolayı diye cevap verdi.

İbn Adiy, İbn Asâkir, (Tarih) inde Muhammed b. Yah­ya el-Hacderi’den, rivayet ettiğine göre, Ecleh’in oğlu şöyle demiştir:

— Babam, Ecleh Seleme b. Küheyle’ye dedi ki:

— Eğer benden önce ölüp rüyama girebilirsen ve gördüğünü bana anlatabilirsen yap. Seleme de ona aynı teklifte bulundu. Fa­kat, Seleme babam Ecleh’den önce öldü. Babam bana. dedi ki:

(Oğlum, Seleme rüyama girdi, ölmedin mi?) diye sordum. O, (Allah beni diriltti) diye söyledi.

— Allah’ı kendine karşı nasıl buldun, dedim. O:

— Bize rahmetiyle muamele etti, dedi. Ben:

— (Kul’un onunla Allah’a yakınlaştğı amellerden hangisini en üstün buldun,) dedim.

O:

— Bu âlemde, gece namazından daha üstün bir şey göremedim, dedi.

Ben:

— Durum nasıldır, dedim. O:

—Kolaydır, fakat güvenmeyiniz.

İmam Ahmed (Zühd) de İbn Sa’d (Tabakât) da Abbâs b. Abdülmuttalip (radıyallahü anh) ‘den şöyle dediğini rivayet et­miştir ;

Ömer b. el-Hattap (radıyallahü anh) dostum idi. Vefat etti­ğinde bir sene bekledim ki, Allah onu rüyada bana göstersin diye. Bir sene sonra, onu rüyamda gördüm, alnından ter siliyordu. (Yâ Emire’l-Müminin, Rabbin sana ne yaptı?) diye sordum. Dedi ki:

— İşte şimdi kurtuldum. Eğer Rauf ve Rahim olan Allah’ı gör­meseydim, evim yıkılırdı.)

İbn Sa’d, Salim b. Abdullah’dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Ensarî bir adamdan işittim kî, diyordu:

Ömer; (radıyallahü anh) rüyada görmek için Allah’a dua ettim. Yirmi sene sonra onu gördüm. Alnından terleri siliyordu. (Yâ Emire’l-Müminin ne yaptın?) dedim. Dedi ki:

İşte şimdi kurtuldum, Eğer Rabbimin rahmeti olmasaydı helak olacaktım.

Yine ibn Sa’d, Abdullah b. Amr b. As radıyallahü anh’dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Ömer (radıyallahü anh) ‘in durumunu öğrenmek kadar hiç bir-şeyi öğrenmek bana sevimli gelmedi. Rüyada bir saray gördüm. (Ki­mindir bu?) dedim. (Ömerindir) dediler.

Bunun üzerine Ömer, saraydan çıktı, yorgan gibi bir şeye sarıl­mıştı. Sanki yıkanıp öyle çıkmıştı. (Allah, sana ne yaptı?) diye sordum;

(İyilik. Gafur bir Allah’ın huzuruna çıkmamış olsaydım, evim yıkılırdı,) dedi.

İbn Asâkir, Mutarrif den rivayet ettiğine göre;

O, Osman b. Affân (radıyallahü anh) ‘ı rüyada görmüş. Yeşil elbiseler içindeydi. (Yâ Emirel müminin! Allah sana ne yaptı,) diye sorunca, demiş;

(Bana iyilik yaptı.) Mutarrif:

— Hangi din iyidir, demiş. O

— Kıymetli din, kan akıtmakla değildir, demiştir.

İbn Ebi’d-Dünya, Muhammed b. Nadr el-Harisi’den rivayet et­tiğine göre, şöyle demiştir:

Mesleme b. Abdul-Melik, Ömer b. Abdülazizi, ölümünden son­ra rüyada gördü. (Yâ Emirel-Müminin keşke bilseydim, ölümünden sonra, ne oldun?) dedi.

Ömer biri Abdülaziz:

— Yâ Mesleme, işte şimdi kurtuldum. Allah’a yemin ederim. Şimdiye kadar rahat yüzünü görmedim. Ben:

— Nerdesin? dedim. . O:

— Aden Cennetlerinde, hidayet İmamları ile beraberim, dedi. i

İbn Ebi Şeybe, İbn Ebi’d- Dünya, Muhammed b. Sirin’den ri­vayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Eflâh veya kesir b. Eflâhı rüyada gördüm. Harre savaş gü­nünde şehid edilmişti. (Sen öldürülmedin mi?) dedim. O:’

— Evet, dedi. Ben:

— Ne yaptın, dedim. O:

— İyilik, dedi. Bent

— Siz şehid misiniz, dedim. Ot

— Hayır, müslümanlar arasında iç savaşta ölenler şehid değil­ler. Fakat biz Ölenler artık burda dostuz, dedi.

İbn Sa’d, Ebû Meysere Amr b. Şerhabil’den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Kendimi sanki, Cennete sokuldum, gördüm. Kapalı bir kapı gör­düm. Kimindir bu dedim.

Zilkela’ ve Havşebindir dediler. Onlar Muâviye ile beraber sa­vaşıp ölenlerden idiler.

Benî

— Ammâr ve arkadaşları nerde, dedim.

— Önünde, dediler. Ben:

— Neden birbirini öldürmüşler, dedim.

Bir ses

__Onlar Allah’ın huzuruna vardılar, onu geniş mağfiret sı

buldular. Ben:

— Nehrevanhlar yâni Hâriciler ne yaptı, dedim.

— Onlar gam ve hüznü buldular, denildi.

İbn Ebi’d- Dünya (Rüyalar) kitabında Ebû Bekir el-Hayyattan şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Kendimi, mezarlığa giriyor gördüm. Baktım Ölüler kabirlerinin üzerinde oturmuş önlerinde reyhan çiçekleri var. Baktım, Mahfuz önlerinde gidip geliyor. Ya mahfuz Rabb’in sana ne yaptı? Ölmedin mi, dedim.

O:

— Evet, dedi. Sonra şöyle devam etti. Takvalının ölümü, sonsuz bir hayattır Çokları Ölmüş, fakat, halk içinde yaşıyor.

Seleme el-Basri’den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

Âbit olan Yarbu’ b. Misver’i rüyada gördüm. O, Allah’ı ve Ölü mü çok anar ve çok ibadet ederdi. Ben:

— Yerinden memnun mutsun?, dedim. O ise şöyle cevap verdi.

Kabrin içini bir Allah bilir. Bir de kabrin içindekiler bilir.

Bişr b. el-Mufaddal’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Rüyamda Bişr b. Mansûru gördüm. Yâ Ebâ Mu h amme d, Rab-b. sana ne yaptı, dedim. O dedi ki s

(İşi, kendi nefsime yüklediğimden daha kolay buldum.)

Hafs el-Mevhibi’den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Dâvud et-Tai’yi rüyamda gördüm. Yâ Ebâ Süleyman âhiretin hayırlarını nasıl buldun?) dedim.

— Bol bir hayır gördüm, dedi. Ben:

— Durumun nasıl? dedim. Oi

— Allah’a hamd olsun, çok iyiyim, dedi. Ben:

— Süfyan b. Said’den hiç haberin var mı? O iyiliği ve iyilik sahiplerini severdi, dedim.

O:

— İyilik onu, iyilik sahiplerinin derecesine yükseltti, dedi.

Atabe b. Dumrete’den, o da babasından rivayet ettiğine göre, o şöyle demiştir:

Hâlâmı rüyada gördüm. (Nasılsın?) dedim, karşılığını aldım) dedi.

Abdulmelik el-Deysi’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Amir b. Abdulkays’i rüyada gördüm. (Neyi buldun,) dedim.

O, (iyilik) dedi.

Bern

— Hangi ameli en üstün gördün, dedim.

O:

— Allah için olan her şey üstündür, dedi.

Ebu Abdullah el-Hicri’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Amcamın biri vefat etti. Onu rüyada gördüm. Bana, şöyle di­yordu:

Dünya aldatıcıdır; Âhiret amel sahipleri için sevinçtir. Allah için müslümanlara yapılan nasihat ve yakin gibi hiç bir şeyi üstün görmedik, hiç bir iyiliği hakir görme; kendini eksik bilenlerin ameli gibi amel yap.

Asme’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Yûnus b. Ubeyd’ın arkadaşlarından Basralı bir üstadı gördüm. Halbuki daha önce ölmüştü. (Nerden geliyorsun?) dedim.

— Doktor Yunus’un yanından geliyorum, dedi. Ben:

— Doktor Yunus kimdir, dedim.

— Üstün, fıkıh bilgini dedi.

—Yûnus b. Ubeyd mi, dedim.

— Evet, dedi.

— Nerdedir o dedim.

— Ercuvan (1)  ağaçları altında, meclislerde, bakire hurilerle beraberdir. Takvasının doğruluğuyla gözleri aydındır, (yani raha­tı yerindedir.)

Meymûn el-Kürdi’den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir’:

Urve b. Bezzar’i ölümünden sonra rüyada gördüm. Falan su­cunun üzerimde bir dirhemi vardır. Evimin falan dolabmdan git al, ona ver.

Sabahleyin sucuyu buldum. (Senin Urve’de bir şeyin var mı?) dedim.

(Evet bir dirhemim var) dedi.

Bunun üzerine eve girdim, dolapta bulunan dirhemi alıp sucuya verdim.

Kûfe’li bir adamdan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir:

Süveyd b. Amr el-Kelbi’yi ölümünden sonra rüyada iyi hâl için-, de gördüm.

— Yâ Süveyd, nedir bu iyi hal? dedim.

Ol

— Ben lâilahe illallah sözünü çok zikrediyordum. Şen de çok­ça zikret, dedi. Sonra şöyle devam etti:

(Davud el-Taı ve Muhammed b. Nadr el-Harisi bir şey isti-yordular, gayelerine ulaştılar.)

İbrahim b. Münzir el-Harrani’den rivayet edildiğine göre, şöy­le demiştir:

Rüyada Dahhâk b. Osmanı gördüm. (Rabbin ne yaptı, sana?) dedim.

O, dedi ki

— Gökte burçlar Vardır. Kim lâilahe illallah dese onlarla tu­tunur, kim demezse yokluğa uçar, gider.

Muhammed b. Abdurrahman el-Mahzumiden şöyle dediği ri­vayet edilmiştir:

Bir adam İbn Aişe et-Temimi’yi rüyada gördü. Rabbin ne yaptı sana, dedi.

O dedi ki:

— Ona olan sevgimden dolayı beni afvetti.

Sirri b. Yahya’dan, o da Kazvinli salih bir adam olan İsa Ebu Meryem’den; şöyle demiştir:

Daldığım bir sırada ay doğdu. Ben mescide gittim. Namaz kıl­dım, teşbih çektim, dua ettim. Uyku beni bastı, uyudum. Beşer ol­madıklarını bildiğim bir cemaat gördüm. Ellerinde tabaklar vardı. Tabakların üstünde kar gibi beyaz somunlar vardı. Her somunun üstünde nar gibi bir inci vardı. Bana:

— Ye, dediler. Ben

— Oruç tutmak istiyorum, dedim. Onlar:

Bu ev sahibi yemeni emrediyor, dediler.

Ben de yedim. O inciyi de götürmek için aldım. Bana:

— Bırak, onu, senin için dikeceğiz, kendisinden daha hayırlı meyveler verir sana, denildi.

Ben:

— Nerde dikilecek, dedim.

Onları

— Bozulmayan bir yurtta, bozulmayan meyvelerle Sonsuz bir saltanat içinde… Eskimeyen elbiselerle… İçinde Razva, Ayna (2)  ve göz nuru vardır. Onda, kocalarından başka hiç kimseye yanaş­mayan hoşnut ve güzel eşler vardır.

İşte bunun için, içinde bulunduğun halden çekilmen lazım. Bu hayatın bir esnemektir ki, göç edip bu yurda vardığında uyanırsın) dediler.

Ravi dedi ki, bana rüyayı anlattığından iki Cuma sonra vefat etti. Vefat ettiği gece onu rüyada gördüni, bana şöyle diyordu:

İki hafta önce sana rüyamı anlattığım gün bana dikilen ağacı görmüyor musun, ne güzeldir? Bak yüklenmiş. Ben, (Neyi yüklen­miş) dedim.

— Kimsenin tavsif edemiyeceği şeyi sorma. Muti kul Rabbine vardığında ikramda onun benzeri yoktur, dedi.

İsmail b. Abdullah b. Meymun’dan rivayet edildiğine göre şöy­le demiştir:

Ali b. Muhammed b. İmran b. Ebû Leyla’yı rüyada gördüm. Hangi ameli en üstün buldun? dedim. O:

— Allah’ı tanımayı, dedi. Ben:

Adam’m, (Falan bana şöyle hadis rivayet etti, şöyle haber verdi) sözünü nasıl görüyorsun,) dedim.

O:

—Ben böbürlenmeye kızıyorum, dedi.

Mâlik b. Dinar’ın bir arkadaşından rivayet edildiğine göre, O şöyle demiştir:

Malik b. Dinar’ı rüyada gördüm. (Allah ne yaptı sana) diye sordum. Cevaben bana:

— İyilik! Ameli salih iyilerle arkadaşlık selef-i saühin ve iyile­rin meclisleri kadar üstün bir şey görmedik, dedi.

Abdulvehhap b. Yezid el-Kindi’den rivayet edildiğine göre şöy­le demiştir:

Ama Abu Amr’i gördüm. Rabbın ne yaptı sana, diye sordum.

— Bana mağfiret ve rahmet etti, diye söyledi.

— Hangi ameli en üstün buldun? dedim.

— İçinde bulunduğunuz Sünnet ve ilmi en üstün buldum, dedi.

— Hangi ameli en şerli buldun? dedim.

— İsimlerden sakının, dedi.

— İsimler nedir, dedim.

— Kadercilik, Mutezilecllik ve Mürciecilik, dedi ve yoldan sap­mış ehl-i bid’ayı saydı.

Ebû Bekir es-Seyrefi’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Hz Ebû Bekir ve Ömer (radıyallahü anh) ‘a söven bir adam öl­dü. Şair Cehm gibi onlarla hicvederdi. Bir adam onu rüyada şöyle gördü: Sanki, çıplak kalmış, başına ve avret yerine birer yama koymuş. Adam;

Rabbin ne yaptı sana, diye sordu. O Beni, Bekr b. Kays ve Avn b. A’ser ile beraber kıldı. Bu ikisi de hıristiyan idiler.

Bir üstad’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir. Yukarda anlatılan konulara çok dalan bir komşum rüyada gördüm. Sanki kör idi.

— Yâ falan nedir bu seni gördüğüm? dedim.

— Muhammed sahabelerini eksik gördüm. Allah da mü benden eksiltti, dedi ve elini kör olmuş gözünün üzerine

Ebû Cafer el-Med’yeni’den rivayet edildiğine göre şöyle demiş

Mahmud b. Humeyd ehl-i ibâdet birisi idi. Onu rüyada gör­düm, üzerinde iki yeşil elbise vardı. Ölümden sonra nedir bu de­dim, bana baktı, sonra şu şiiri inşad etti:’

Ne mutlu o takvalılara ki

Gerçekten ebediyet içinde…

Ermiş bakire huriler yanındadırlar.

Ebû Cafer dedi ki;

And olsun! Ondan önce kimseden bunu işitmedim.

İbn Ebi’d- Dünya ve Beyhaki —(Şuâb) da— Mutarraf b. Abdul-lah’dan şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

Kabristanda idim. Bir kabre yakın iki rekat hafif namaz kıl­dım. Güzelce de kılamadım. Uyukladım, baktım kabir sahibi benim­le konuşuyor.

Bana:

— İki rekat namaz kıldın, fakat güzel kılamadın.

— Evet öyle, dedim. O:

— Sen amel edersin. Fakat bilmezsin. Biz ise biliriz. Fakat yapa­mayız. Senin iki rekatın gibi iki rekat namaz kılmak benim için dün­ya ve içindekilerden daha sevimlidir, dedi.

Ben:

— Kimler var, hurda, dedim. O:

— Bunlar hepsi de müsl umandır ve hepsi de hayrını görmüştür. Ben:

—En üstünleri kimdir, dedim.

O bir kabre işaret etti. Ben kendi içimden:

— Keşke o kabrinden çıkıp onunla konuşsaydım, dedim. Birden kabrinden genç bir delikanlı çıktı.

Ben:

— Burdakilerin en üstünü müsün? dedim. O, evet diye cevap verdi.

Ben:

— Ne üe bu mertebeye ulaştın. Seni öyle yaşlı görmüyorum. Sen galiba hac ve umreye çok gittin, Allah yolunda çok cihad ettin, dedim.

Ot

— Büyük musibetler başıma geldi, onlara karşı Cenabı Hak ba­na sabır verdi. İşte bununla üstün kılındım, dedi.

İbn Ebi’d- Dünya, Eyyas b. Dağfelden şöyle dediğini rivayet et­miştir:

Ebu’l-Âla Yezid b. Abdullahı rüyada gördüm. Ölümü nasıl tat­tın, diye sordum;

— Çok acıdır, dedi.

— Ölümden sonra basma ne geldi?

— Ben rahatlık ve reyhan çiçekleri içindeyim. Kızmayan, rah­met eden bir Rabbin huzurundayım.

Ben:

— Mutarref kardeşim nasıldır? dedim.

O:

Onun imanı çok yüksekti, dedi.

Bir âlimden rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ölen bir kardeşimi rüyada gördüm. (Kabre konulduğun zaman basma ne geldi,) dedim.

O:

—Birisi ateşten bir okla üzerime geldi Eğer orda bulunan biri bana dua etmeseydi beni mutlaka vuracaktı.

Yine İbn Ebi’d- Dünya, Münkedir b. Muhammed den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Ben rüyamda kendimi sanki, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi sellem) ‘ın mescidine girerken gördüm. Baktım halk, bahçede adamın basma toplanmışlar.

— Kimdir bu adam? dedim.

— Ahiretten gelmiş bir adam. Millete ahiretteki ölü akral rından bahsediyor, dediler.

Ben geldim baktım adam Safvan b. Selim’dir. Millet ona soru­yordu, o da cevap veriyordu.

(Burda Muhammed b. Münkedir’i soracak kimse yok mu?) di­ye sordu. Millet:

(İşte bu onun oğludur,) demeye başladı. Ben milletin yardımıy­la yanma yaklaştım. (Anlat) dedim. O şöyle dedi:

(Allah ona Cennetten şöyle şöyle verdi, onu razı etti, onu cen­net saraylarında yerleştirdi. Ona ne göç vardır, ne de ölüm.)

İbn-i Ebi’d- Dünya Ebû Kerime’den rivayet ettiğine göre şöyle der:

Yanıma bir adam geldi, dedi ki:

Kendimi sanki Cennete giriyorum gördüm. İçinde Eyyûp, Yûnus, Avn ve Teymi’nin olduğu bir bahçeye girdim. Ben:

Süfvan-ı Sevri nerde? dedim.

Onun ancak bir yıldız gibi uçtuğunu gördük, dedi.

Mâlik b. Dinar’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Muhammed b. Vâsi’i Cennette gördüm. Muhammed b. Şirini de Cennette gördüm.

— Hasan nerde, dedim.

— Sidretül’müntehadadir, dedi.

Yezid b. Harun’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Muhammed b. Yezid el-Vâsiti’yi rüyada gördüm. (Allah ne yaptı sana?) dedim. Muhammed b. Yezîd:

—- Mağfiret etti, dedi.

Ben:

— Ne ile? dedim.

— Ebû Amr ve Basri ile; Cuma günü oturduğumuz meclislerle; O duâ ederdi biz de âmin diyorduk. Sizden ayrıldığımızdan beri mağfiret edilmişiz…

Yine İbn Ebi’d- Dünya Atebe b. Ebi Sabit’den şöyle dediğini riva­yet etmiştir;

Ölümünden sonra Hüleyd. b. Said’i rüyamda gördüm. ….e yap­tın, dedim

Saîd:

— Biz bırakıldık, fakat nerde ise kurtulamıyorduk. Ben:

— Ne zamandan beri Kur’an’la berabersiniz, dedim O:

— Sizden ayrıldığımızdan beri, yanımızda Kur’an yok

Hatip (Bağdat Tarihi) nde Muhammed b. Salim elfH Salih’den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Rüyamda Kadı Yahya b. Eksümü gördüm. —Allah sana ne yaptı, dedim. O dedi ki:

— Beni huzuruna aldı.

(Ey kötü ihtiyar, eğer saçının akı olmasaydı, seni ateşle yaka­caktım,) diye söyledi. Efendi kölesini tutar gibi beni tuttu. Ayıldı-ğımda yine (ey kötü ihtiyar! eğer aklığın olmasaydı seni ateşte ya­kacaktım) dedi. Yine efendi kölesini aldığı gibi beni aldı. Ayıldı-ğımda yine üçüncü bir sefer:

(Ey kötü ihtiyar, aklığın olmasaydı seni ateşte yakacaktım) dedi. Yine bayıldım. idedi.

Ayıklığımda. (Yâ Rabbi senin hakkında böyle işitmedik,) dedim.

Allah (ne işittin) dedi. Zaten bilirdi.

BenAbdurrezzâk b. Humman, Muammer b. Râşit’den, o da Şihab ez Zühri, o da En es b. Malik’den, o da peygamberden, o da Cebrail’­den rivayet etti ki:

Ey Allah’ım! İslâmiyet içinde yaşlanmış her yaşlıyı yakmaktan utanırım) demişsin,) dedim. Allah:

Abdürrezzak da Mammer de, Zühri de, Enes de, peygamber de, Cebrail de doğru söylediler. Ben bunu söylemiştim. Haydi onu Cennete götürün, dedi.

Yine İbn Asakir (Şam Tarihi) nde Ebû Bekir el-Fizâri’den şöy­le dediğini rivayet etmiştir:

Bana ulaştı ki, Ahmed b. Hanbel’in bâzı arkadaşları onu ölü­münden sonra rüyada görmüşler.

— Yâ Ahmed, Rabbin sana ne yaptı, demişler. Ahmed şöyle demiş:

— Habbim, beni huzuruna aldı. Ya Ahmed sen yediğin dayağa karşı sabrettin, kelâmım olan Kur’an’ın mahluk olduğunu söyleme­din. İzzetime yemin ederim ki, kıyamete kadar, sana kelâmı’mı işit­tireceğim, dedi. İşte ben Rabbimin kelâmını dinliyorum.

Muhammed b. Avf’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Muhammed b. el-Musaffa el-Humsa’yı rüyada gördüm.

— Nasılsın, dedim.

— İyilik. Bununla beraber biz her gün Rabbimizi iki sefer gö­rüyoruz, dedi.

Ben:

— Yâ Ebâ Abdullah dünyada da sünnet üzeresin, âhirette de sünnet üzeresin, dedim.

O yüzüme bakıp güldü.

Muhammed b. MufaddeTden rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir:

Ölümünden sonra Mansûr b. Ammar’ı rüyada gördüm.

‘Allah ne yaptı sana?) dedim.

O şöyle dedi

— Rabbim beni huzuruna aldı ve sen karıştırıyordun; fakat se­ni af ettim. Çünkü sen beni kullarıma sevdiriyordun. Şimdi kalk, dünyada beni yücelttiğin gibi melekler arasında da yücelt, dedi. Ba­na bir kürsü verildi. Şimdi melekler arasında da Allah’ın yüce va­sıflarım anlatıyorum.

Ebu’l-Hasan eş-Şa’rani’den rivayet edildiğine göre şöyle demiş­tir:

Ölümünden sonra Mansûr b. Ammar’ı rüyada gördüm. (Allah ne yaptı sana,) dedim. ,

O şöyle devam etti:

— Bana (sen Mansûr b. Ammâr mısın,) diye sordu. Ben (evet Yâ Rabbi) dedim. Allah (Sen değil misin İnsanları dünyadan alıko­yan, âhirete teşvik eden?) dedi. Ben:

Evet öyle oldu, fakat oturduğum her mecliste ilk olarak sana hamd etmekle ve ikinci olarak Resulüne salavât getirmekle üçüncü olarak kullarına va’z etmekle başladım) dedim. Allah (Kulum doğ­ru söyledi. Ona bir kürsü yapın. Yerde beni kullarım arasında yü-celttiği gibi, gökte de beni temcid etsin,) dedi.

Selim b. Mansûr b. Amraar’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ölümünden! sonra babamı rüyamda gördüm. (Allah ne yaptı sa­na) dedim!

— Benî huzuruna getirip yaklaştırdı. Ey kötü ihtiyar bilir misin, neden sana mağfiret ettim?) dedi. Ben:

— Bilmiyorum ya İlâhım, dedim. Allah:

— Çünkü sen bir gün bir mecliste oturdun. Onları ağlattın, Al­lah korkusundan hiç ağlamamış bir kulum orda ağladı. Onu mağ­firet ettim. Meclistekileri de onun hatırına bağışladım. Seni de on­lar içinde bağışladım.

Seleme b. Affan’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ölümünden sonra Veki’i rüyada gördüm. (Rabbin sana ne yap­tı?) dedim.

O:

— Beni Cennete koydu, dedi.

Ben: Ne ile? İlimle, dedi.

İbn Hümam, Ebû Yahya el-Müstemili’den rivayet edildiğine gö­re şöyle demiştir:

Ölümünden sonra Ebu Hümam’ı rüyada gördüm. Başının üstünde asılı kandiller yardı.

Ben:

— Yâ Ebâ Hümam ne ile bu kandillere kavuştun? dedim. Ebâ Hümâm:

— Şu kandili, Havz hadisi ile, şu da şefaat hadisi ile şu da fa­lan hadis ile, şu da falan hadis ile… dedi.

Süfyan b. Üyeyne’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ölümünden sonra İmam Sevri’yi rüyada gördüm. Bana öğüt ver, dedim.

İmam Sevrî:

— İnsanlar araşma az gir, dedi.

Ben:

—Daha ne tavsiye edersin, dedim,

Sevri:

— Buraya gelip öğrenirsin, dedi.

Ebû Rebi’ ez-Zehrâni’den rivayet edildiğine göre şöyle demiş­tir: ;

Bir komşum bana anlattı ki, ölümünden sonra İbnni’yi rü­yada gördüm. (Rabbin sana ne yaptı?) dedim;

İbn Avn:

— Pazartesi günü güneş batmadan amel sahifem ijfl ı göste­rildi. Rabim bana merhamet ve mağfiret etti, dedi.

O ise, pazartesi günü ölmüştü.

Ebû Amr el-Haffafdan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ölümünden sonra Muhammed b. Yahya ez-Züheyli’yi rüyada gördüm.

— Rabbin sana ne yaptı, dedim. Ez-Züheylî

— Bana mağfiret etti, dedi. Ben de

— Amelin ne yaptı, dedim.

O

__Altın suyu ile yazıldı ve yüksek makamlara kald:i, dedi.

Üstad İbn Ebû Velit’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ebu’l-Abbâs el-Esamm’ı rüyada gördüm. (Halin nereye vardı, ey üstad,) dedim.

O dedi ki:

Ben, Ebû Yakub el-Buvaytî ve Rebi b. Süleyman ile beraber Ebû Abdullah eş-Şâfiî’nin yanındayız. Her gün onun ziyafetinde bulunuyordu.

Hazm’in kardeşi Süheyl’den rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir:

Ölümünden sonra Mâlik b. Dinar’ı rüyada gördüm. Allah’ın hu­zuruna ne ile gittin? dedim. O dedi ki:

— Çok günahlarla beraber gittim. Allah’a olan hüsn-ü zarınım o günahlarımı mahvetti.

Yemenli bir kadından rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Beca b. Hayati rüyada gördüm.

— Ölmedin mi, dedim.

— Evet, öldüm, fakat Cennettekiler Cerrah b. Abdullah’ı kar­şılasınlar diye çağrıldılar ki bu, Cerrah’in haberi gelmeden önce idi. Sonra Cerrahın ölüm haberi geldi. Hesab edildi. Tam o gün Azerbey-can’da şehid edildiği anlaşıldı.

Atebe b. Ebû Hakim’den, o da Kudüslü bir kadından; şöyle demistir:

Recâ b. Hayat bizim dostumuzdu. Ve iyi bir dost idî.. Öldü. Bir ay sonra onu rüyada gördüm.

— Ne oldu haliniz, diye sordum O:

İyilik.. Fakat öyle bir korktuk ki kıyamet koptu zarınettik, dedi.

Ben:

— Neden? dedim.

O:

— Cerrah ve arkadaşları ağırlıkları ile Cennete girdiler, öyle girdiler ki kapıda izdiham oldu.

Asme’î babasından1 şöyle rivayet etmiştir:

Ölümünden sonra bir adam, Cerir el-Hasefiyi rüyada gördü. (Rabbin sana ne yaptı,) dedi.

O:

— Bana mağfiret etti, dedi. Adam:

— Ne ile, dedi.

O:

— Kırda, bir suyun başında getirdiğim bir tekbir ile… Adam

— Kardeşin Ferazdak ne yaptı? dedi.

O:

— Sus. Namuslulara iftira etmesi onu helak etti, dedi.

Sevr b. Yezid eş-Şami’den rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir:

Ölümünden sonra el-Kimmit b. Zeydi rüyada gördüm. Rabbin sana ne yaptı? dedim. O dedi ki:

— Rabbim bana mağfiret etti. Bana bir taht kurdu, beni üze­rinde oturttu. Bir gazel söylememi emretti. Ben:

“Ey insanların Rabbi rahmetine sığmıyorum, Ki bir yudum hayat onları aldattığı gibi beni aldatmasın.”

Beytine ulaştığım zaman ya Kimmil doğru söyledin, bir yudum ha­yat onları aldattığı gibi seni aldatmadı. Yaratıklarımın en hayırlısı ve kullarımın en hâlisi hakkında doğru söylemenle seni affettim. Al-i Muhammed hakkında söylediğin her beyt ile kıyamete kadar yük­selecek bir mertebe sana ihsan ettim.

Ebû Şa’sa’ el-Misri’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ben-i Abîd’in öldürdükleri Ebû Bekir b. Ennablusîyi ölümün­den sonra rüyada gördüm. Çok güzel bir heyet içinde idi.

— Rabbin sana ne yaptı, dedim. O; şiir olarak şöyle dedi:

Sahibim Allah bana devamlı bir izzet ihsan etti. Yakında yardım edeceğini va’d etti. Beni huzuruna aldı, yaklaştırdı Bana -işte komşuluğumda yaşa) dedi.

Abdurrahmân b. Mehdi’den rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir:

Ölümünden sonra Süfyan-ı Sevriyi rüyada gördüm. (Allah sa­na ne yaptı,) dedim.

O dedi ki:

— Bana bir şey olmadı. Ancak kabre kondum. Allah’ın huzu­runda durdum. Kolaydan bir hesaba çekti, Cennete götürülmemi em­retti. Ben Cennetin reyhan ve ağaçlan arasında dolaşırken birden bir sesle karşılaştım. Yâ Süfyan b. Said! Bilir misin, sen Allah’ı nef­sine tercih ettin? Ben î

Evet, dedim. Bunun üzerine hertaraftan, yemiş tabaklan be­ni sardı.

Ahmed b. Hanbel’den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Ölümünden sonra Şafii’yi rüyamda gördüm.

— Rabbin sana ne yaptı? dedim.

— Beni mağfiret etti. Başıma, tac koydu ve beni evlendirdi ve buyurdu ki: Bu ihsan senin isteklerini yerine getirmekle ucbe gir­mediğinden ve sana verdiklerimle kibirlenmediğinden dolayıdır.

Rebi’ b. Süleyman’dan rivayet edildiğine .göre şöyle demişti.

Rüyamda Şafii’yi gördüm. Allah sana yaptı? dedim

— Allah beni altından bir taht’a oturttu. Üzerime inci ve yemiş­leri serpti, dedi.

Fakih îsmail b. İbrahim’den rivayet edildiğine göre şöyle de-. mistir:

— Ölümünden sonra, Hafız Ebu Ahmed el-Hakim’i rüyamda gör­düm. Hangi fırka iyi kurtulur, dedim.

— Ehl-i sünnet fırkası diye cevap verdiHayseme b. Süleyman’dan rivayet edildiğine göre şöyle iniştir:

Gazilerden biri olan Âsim et-Terablusi’yİ ölümünden sonra rü­yamda gördüm.

Yâ Ebâ Ali hâlin nasıldır? dedim. !

O dedi ki:

Biz ölümden sonra künye ile çağrılmıyoruz, dedi. Ve başka şey ilave etmedi. Ben,

— Yâ Âsim halin nasıldır ve nereye gittin, dedim. O:

— Geniş bir rahmete ve yüksek bir Cennete çıktık, dedi. Ben:

— Ne ile çıktınız, dedim. O:

Denizde fazla cihad etmek ile.

Mâlikisin Dinar’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

— Müslim b. Yesar’i rüyada gördüm. Ölümden sonra ne ile kar­şılaştın? dedim.

O:

— Şiddetli, büyük zelzelede ve korkunç hadiselerle karşılaştık. Ben:

— Daha sonra ne oldu? dedim. O:

— Bu gördüklerin kerîmden geliyor. Bizden bu iyiliklerimizi ka­bul etti. Kötülüklerimizi affetti. Bizim için neticelerine de zamin oldu…

Hasan İbn Abdülaziz el-Haşemi el-Abbasi’den rivayet edildiği­ne göre şöyle demiştir:

Ebû Cafer, Muhammed b. Ceriri rüyada gördüm.

— Ölümü nasıl buldun, dedim. O:

— İyilikten başka bir şey görmedim, dedi. Ben:

— Kabrin korkunçluğunu nasıl buldun? dedim, O:

— İyilikten başka bir şey görmedim, dedi. Ben:

— Münker ve Nekiri nasıl buldun? dedim. O:

— İyilikten başka bir şey görmedim, dedi. Ben:

— Demek Rabbin seni çok seviyor. Rabbinin huzurunda bizi de an! dedim,

O.

— Sen Rabbinin huzurunda bizi an diyorsun. Halbuki biz Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ‘e kavuşmak için sizi vesile kılıyoruz.

Hübeyş b. Mübeşşir’den rivayet edildiğine göre şöyle1 demiştir; Yahya b. Main’i rüyamda gördüm. (Rabbin sana ne yaptı,) dedim.

— Rabbim beni huzuruna aldı, kendine yaklaştırdı. Bana ihsan ve keremde bulundu. Beni üçyüz huri’l-în ile evlendirdi. İki sefer be­ni huzuruna aldı, dedi.

Ben:

— Ne ile? deyince;

O, takkesinin altından bir şey çıkardı ve (bununla (yani hadis) ) dedi.

Süleyman el-Ömeri’den rivayet edildiğine göre’şöyle demiştir Ebû Cafer el-Karî: Yezid b. el-Ka’ka’ı Ölümünden sonra rüyam­da gördüm. Bana dedi ki, benden kardeşlerime selâm söyle ve on­lara bildir ki, Allah beni diri olan ve rızıklanan şehidlerden kıldı. Benden, Ebû Hazime de selâm söyle ve ona de kî;

Ebû Cafer diyor: Güzel! Güzel! Allah ve melekleri, akşamları senin meclisine nazar ediyorlar.)

Zekeriya b. Adi’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ölümünden sonra ibn el-Mübarek’i rüyamda gördüm. Rabbin sa­na ne yaptı dedim. O

— Hicret etmemle beni af etti, dedi.

Muhammed b. Fadil b. Ayyâd’dan rivayet edildiğine göre şöy­le demiştir:

İbn-el-Mübarek’i rüyamda gördüm. -Hangi ameli en üstün bul­dun?) dedim.

O:

— İçinde bulunduğum hâl, dedi. Ben:

— Cihad ve savaş mı? diye sordum. O:

—. Evet, dedi.

Yezid b. Mez’ur’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ölümünden sonra Evzaiy’i rüyamda gördüm. Ben:

— Yâ Ebâ Amr, Allah’a beni yaklaştıracak bir şeyi bana gös­ter, dedim. O:

— Burda, önce âlimlerin sonra mahzunların derecesinden daha yüksek derece görmedim, dedi.

Abdulaziz b. Amr b. Abdulaziz’den rivayet edildiğine göre şöy­le demiştir:

Ölümünden sonra babamı rüyamda gördüm, (hangi ameli en üstün buldun) dedim.

Oğlum! En tesirli şeyi istiğfari buldum, dedi.

Abdullah b. Abdurrahmandan rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir:

Ölümünden sonra Halife el-Mütevekkiü1 rüyamda gördüm:

—Rabbin sana ne yaptı? dedim. O: — Rabbim beni af etti, dedi. Ben:

— Bu kadar yaptıklarınla beraber seni af mı etti, dedim.

O:

— Sünnetten (şeriatten) yaşattığım az miktar amel ile bana mağfiret etti, dedi.

Haccac b. Tümeyle’den rivayet edildiğine) göre şöyle demiştir:

Hasan ve Ferezdak’i, bir kabrin yanında gjftrdüm. Hasan, Ferazdaka, böyle bir gün için ne hazırladın? dedi.

Ferazdak:

— Yetmiş seneden önce lâilahe ilallah kelimesini hazırlamışım, dedi. Bunun üzerine Hasan sustu:

Labeta b. Ferezdak dedi ki:

— Ölümünden, sonra babamı rüyada gördüm. Bana dedi ki

— Oğlum, Hasan’la konuştuğum kelime bana yaradı.

Abdullah b. Salih es-Sofi’den rivayet “edildiğine göre şöyîej mistir:

Bir hadisçi rüyada görüldü. Ona (Rabbin sana ne yaptı?) nüdi.

O

— Beni affetti, dedi.

Ona:

—Ne ile, diye sorulunca.

Kitaplarımda Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve Senem) ‘a diğinı salavat ile, dedi.

Yezid b. Muaviye’den rivayet edildiğine göre şöyle demişte Sağ bir adam, bir ölüyü rüyada görmüş. Ölü ona demiş ki:

— Yâ falan, millete bjldir ki kıyamet gününde A’mir b. Kays’m yüzü dolunay gibi olacaktır.

Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem’den; şöyle demiştir:

Ölümünden sonra babamı rüyamda gördüm. Başında uzun bir külah vardı.

—Rabbin sana ne yaptı? dedim.

O:

Beni ilim süsü ile süsledi, dedi.

Ben:

— Mâlik b. Enes nerde? dedim. O:

— (Yükseklerde, yükseklerde,) dedi. Külah başından düşünceye kadar, başını kaldırıp (yukarlarda, yukarlarda) demeye devam etti.

Bişr el-Hafi’nin yeğeni Haşnam’dan; şöyle demiştir: Dayımı rüyamda gördüm. Rabbm sana ne yaptı? dedim.

O:

— Rabbim beni mağfiret etti, dedi ve ona yaptığı ikramları an­tetti.

Ben:

— Sana bir şey dedi mi? dedim. O:

— Evet, Rabbim bana dedi ki;

— Yâ Bişr, benim malım olan şu can (nefis) için o kadar kork­maktan utanmıyor muydun?

Hüseyin İbn îsmail el-Muhamili’den rivayet edildiğine göre şöy­le demiştir:

Rüyada Kaşani’yi gördüm.

— Rabbin sana ne yaptı? dediğimde; (sıkıntılardan sonra kur­tuldum) diye bana işaret etti:

Ben:

— Ahmed b. Hanbel hakkında ne biliyorsun? dedim.

O:

— Allah onu affetti, dedi. Ben:

— Bişr el-Hâfi ne oldu? dedim.

Ol

— Allah’dan ona her gün iki sefer ikram gelir, dedi.

Asım el-Cüheni’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Rüyada gördüm ki, Hişam caddesine girmişim. Bişr el-Hâfi ba­na rastgeldi.

— Nerden geliyorsun? diye sordum. Bana:

— Alâ-i illiyinden geliyorum, dedi. Ben:

— Allah, Ahmed b. Hanbel’e nasıl davrandı? diye sordum?

O:

— Ben şimdi, Ahmed b. Hanbeli ve Abdulvahhab b. VerrâkY Allah’ın huzurunda bıraktım. Onlar orda yer içer ve her türlü ni­metten istifade ederlerdi.

Ben:

— Sen niye yemiyorsun? dedim.

O:

— Allah yemeye olan isteğimin azlığını biliyor. Onun için dişinin cemâline bakmaya bana izin verdi.

Ebû Cafer es-Sakka’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir.-

Rüyada Bişr el-Hâfi ve Ma’ruf-i Kerhi’yi gördüm. Sanki bir yer­den geliyorlardı.

— Nerden? dedim.

— Cennetü’l-firdevs’den… Allah’la konuşan Musa’yı orda ziya­ret ettik, dediler.

Kasım b. Münebbih’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rüyada Bişr el-Hâfi’yi gördüm.

— Rabbin sana ne yaptı? dedim. CJ şöyle cevap verdi:

— Beni affetti ve dedi ki:

(Yâ Bişr! Seni ve cenazende bulunan herkesi mağfiret ettim.) Ben (Yâ Rabbi! Beni seven herkesi de mağfiret et,) dedim. O (celle celâlühü) buyurdu ki:

—Kıyamete kadar seni seven herkesi de mağfiret ettim.

Ahmed ed-Devreki’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Benim bir komşum öldü. Onu rüyada gördüm. Üzerinde iki kaf­tan vardı. (Nedir bu hâl?) dedim. O dedi ki:

— Bişr el-Hâfi kabristanımızda defnedildi. İşte bunun için kab-ristanhlar, İkişer ikişer cübbe giydirildiler.

Haccac b. eş-Şâir’den rivayet edildiğine göre:

Bişr el-Hâfi rüyada görülmüş. (Allah sana ne yaptı?) diye so­rulunca, O:

— Allah beni mağfiret etti ve (Yâ Bişr senin ismini yücelttiğim kadar bana ibadet etmedin,) dedi.

Bir adamdan rivayet edildiğine göre:

O, Bişr’i rüyada görmüş. (Allah sana ne yaptı?) demiş. Bişr de­miş ki:

(Allah bana mağfiret etti ve dedi ki) :

Yâ Bişr! Kor ateş üstünde bana secde etseydin; kullarımın kalp­lerine” sana bıraktığım muhabbetin karşılığını vermiş olmazdın.

Rivayet edildiğine göre Muhammed b. Huzeyme şöyle demiştir:

Ahmed b. Hanbel öldüğü zaman, çok merak etmiştim. Bir ge­ce yattım. Onu rüyada gördüm. Böbürlenerek yürüyordu.

— Yâ Ebû Abdullah! Nedir bu yürüyüş? dedim. O dedi

— Bu Darü’s-Selâm cennetindeki hadimlerin yürüyüşleridir

Ben:

— Allah sana ne yaptı? dedim.

— Bana mağfiret ve iltifat etti. Altından iki terlik giydirdi. Ve dedi ki:

(Yâ Ahmed! Bu senin (Kur’an, Allah kelâmıdır) olan davanın karşılığıdır. Sonra; |;

(Yâ Ahmed! Dünyada bana ettiğin dualar gibi burda da duâ et) dedi.

Bern

—(Ey herşeyin Rabbi) dedim.

Allah:

—Devam et! dedi.

Ben:

— (Herşeye hakim olan kudretinle…) dedim.

O:

— Doğru söyledin, dedi.

Ben:

— Hiçbir şeyden beni sorguya çekme ve beni magfirel dini.

O -.

— Kabul ettim, dedi. Sonra:

Yâ Ahmed işte bu cennete gir, dedi. Ben girdim. Baktım Süf-yan-ı Sevri ordadır, iki yeşil kanad ile kanadlanmış, hurma ağaçları arasında ağaçtan ağaca uçuyor ve şu âyeti okuyor:

(Bize verdiği va’di doğrulayan, yeri bize miras bırakıp cennette istediğimiz gibi yerleşme fırsatını veren Allah’a hamd olsun. (3)

Ravi dedi ki

Sonra Muhammed dedi: Ben ondan Abdulvahhab el-Verrâk’ın ne yaptığını sordum. O dedi ki:

— Ben onu nur denizinde, içinde Cenabı Hakk ın sesinin işitil-diği nur dalgaları içinde bıraktım.

Ben: Bişir el-Hâfi, ne yaptı? dedim. .

O:

— Çok iyidir, Bişir gibi kim var?. Ben onu Melikü’l-Celil olan Allah’ın huzurunda bir sofranın başında bıraktım. Allah ona yöne-lip şöyle diyordu:

Faydalan! Ey dünyada yemeyen, içmeyen, faydalan­mayan!Dülef b. Ebi Dülef el-îcli’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Rüyamda babamı vahşetti, korkunç, duvarları siyah bir evin içinde gördüm. Babam çıplaktı, başmı dizleri arasına koymuştu. So-ruyormuş gibi Dülef! dedi. Ben:

Evet, Allah emiri İslah etsin, dedim. O şöyle demeye başladı:

Ailemize bildir ve gizleme Boğucu berzahta başımıza gelenleri

Yaptığımız her şeyi bizden sordular Artık, yalnızlığıma, başıma gelenlere acıyın.

Sonra anladın mı? dedi. Ben:

Evet, dedim. Sonra yine şöyle devam etti:

Eğer öldüğümüz gibi bırakılsaydık Ölüm her canimin istirahati olurdu. Fakat ölüm içinde dirildik Artık her şey, bizden, soruluyor.

dedi, ayrıldı. Ben de uyandım.

El-Asmeıden, o da babasından rivayet ettiğine göre şöyle de­miştir:

Rüyamda Haccac’ı gördüm. (Allah sana ne yaptı?) dedim. O dedi ki: (Öldürdüğüm her insana karşı ayrı ayn olarak beni öl­dürdü.)

Bir sene sonra yine onu gördüm. (Allah sana ne yaptı?) dedim. Dedi ki î Geçen sene bunu benden sormamış nuydın?)

Ömer b. Abdülaziz’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Rüyam’da, yere atılmış bir İaşe gördüm, (Nedir bu?) dedim. De­diler ki;

Ondan sorarsan sana cevap verir. Ben ayağımla onu dürttüm. Başını kaldırdı, gözlerini açtı. Ben;

-Kimsin sen?) dedim. O:

Ben, Haccac’ım, Allah’ın huzuruna vardım. Onu şedidü’l-azap olarak gördüm. Her bir insan öldürüşüme karşı beni ayrı ayrı olarak öldürdü.. İşte ben Allah’ın huzurunda duruyorum. Muvahhidlerin

Rablerinden beklediklerini bekliyorum… Yâ Cennete veya Cehenne­me…) dedi.

Eş’as’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Haccac’i rüyamda kötü bir durumda gördüm. Rabbin sana ne yaptı? dedim. O dedi ki:

— Yaptığım her katle karşı Allah beni tekrar tekrar katletti. Ben:

— Sonra ne oldu? dedim. O:

— Lâilahe illalh ehlinin ümit ettiğini ümit ediyorum.

Ebu’l-Hüseyin’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Rüyamda gördüm, sanki geniş bir yere girmişim. Orda tahta üstünde oturan bir adam vardı. Onun önünde de bir adam kızar­tılıyordu.

Ben:

— Bu oturan kimdir, dedim. Denildi ki:

— O Yezid en-Nahvidir. Bu da Emeviler’e karşı gelen Ebû Müs­lim el-Horasani’dir. Onun önünde kızartılıyor.

Ben:

— İbrahim es-Saiğin durumu nasıldır, dedim. Ördaki adam dedi:

— O Allah’a kavuşanlar içinde, ala-yı illiyindedir. Ebü’l-Hüseyin dedi ki:

Bana rüyamda dediler:

Horasan nahiyesinde de bir adam bu gördüğün rüyanın aynisini görmüştür.

Sonra uyanıp rüyamı anlattığımda millet gelip diyorlardı ki, çeşitli adamlar, bu rüyayı Belh’te Semerkant’te, Curcanda, Horasan tarafında görmüşlerdir.

Ahmed b. Abdurrahman el-Muabbiri’den rivayet edildiğine gö­re şöyle demiştir:

Salih b. Abdul kuddüs’ü rüyamda gördüm; gülüyordu. Yüzünde müjde okunuyordu. Ben

— Rabbin sana ne yaptı? tttıham edildiğin dinsizlikten nasıl kur­tuldun? dedim.

O dedi ki:

Ben, ondan hiç bir şey gizli kalmayanan’ın huzuruna gittim. Rahmetiyle beni karşıladı ve bana:

Sen ittiham edildiğin şeylerden berisin, dedi.

Ebû Yezid Tayfur el-Bıstamî’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Âli b. Ebû Talib’i rüyada gördüm.

— Yâ Emire’l-müminin bana faide verecek bir söz öğret, dedim.

dedi ki:

Zenginlerin, fakirlere Allah rızası için yaptığı tevazu ne ka­dar güzeldir.

— Başka ne daha güzeldir, dedim.

— Ondan daha güzel, fakirlerin Allah’m onlara va’dettiğine gü­venerek, zenginlere karşı izzeti nefislerini korumalarıdır.

Ben:

— Başka daha ne var? dedim.

— Ondan daha güzel şudur; dedi. Elini açtı. Baktım eli içinde altın suyu ile şöyle yazılmıştıridin canlı oldun Takında yine öleceksin leka aleminde bir ev yap ?ena âleminde bir ev yık

Mekke’li birisinden rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rüyada Saîd b. Salim el-Kaddah’ı gördüm.

— Bu kabristanda yatanların en üstünü kimdir, dedim.

O;

— Bu kabrin sahibi, dedi. Ben:

— Ne ile sizden üstün oldu, dedim. O;

— Musibete uğradı, sabretti, dedi. Ben:

— Fudayl b. İyad ne yaptı? dedim. O:

— O nerde biz nerde? Ona öyle bir kaftan giydirildi ki, dünya ve içindekiler onun pahasında olamaz.

Ebu’l-Ferec Gays b. Ali’den, rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir:

Rüyamda, Ebul-Hasan el-Akuli el-Makarri’yi iyi bir halde gör­düm. Durumunu sordum: (İyiyim,) dedi.

— Ölmedin mi, dedim.

Evet, dedi.

— Ölümü nasıl buldun, dedim.

— Güzel veya iyi, dedi. Ve müjdeli idi.

Ben:

— Mağfiret edilip Cennete girdin mi, dedim.

— Evet, dedi.

— Hangi amel daha yararlıdır, dedim.

— Burda istiğfardan daha yararlı hiçbir şey yoktur, çok İstiğ­far et, dedi.

Hasan b. Yûnus el-Harrani’den rivayet edildiğine göre şöylö de­miştir:

El-Emir Hacur’u rüyada gördüm.

— Allah sana ne yaptı, dedim.

— Bana mağfiret etti, dedi.

— Ne ile, dedim.

Müslümanların ve hacıların yolunu kghıduğum için,;dedi.

Ebû Nasr b. Makula’dan; şöyle demiştir:

Rüyada gördüm, sanki, Ebu’l-Hasan Darekutni’nİn âhirettek lini soruyordum.

Bana cevaben dediler ki:

— O, cennette (İmam) diye çağırılıyor.;

Ebû Nasr Halef el-Vezzan’dan; şöyle demiştir: Yûsuf b. Hüseyin er-Razi rüyada bana göründü.

— Allah sana ne yaptı, dedim.

O:

— Allah beni mağfiret ve rahmet etti. Ben:

— Ne ile, dedim.

O:

— Ölüm anında söylediğim bâzı sözlerlll, O zaman deki:

Yâ Rabb insanlara nasihat ettim ve kendim yapmadım. Kusu­rumu, nasihatime bağışla..

Abdullah b. Salih’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ebû Nüvas, rüyada nimet ve refah içinde olduğu görünmüş.

— Allah sana ne yaptı, denilmiş

O demiş ki:

— Rabbim beni mağfiret etti ve bu nimetleri bana verdi. Ona:

— Neye karşı, halbuki sen karıştırıcı birisi idin, denilmiş. O demiş ki:

— SalihlerÜen biri, bir gece kabristana geldi, cübbesini sardı, iki rek’at namaz kıldı. O iki rekat içinde b. sefer (Kul Huvellah) okudu. Sevabını kabristandakilere bağışladı. Cenâb-ı Hakk, burda yatan bütün ölüleri mağfiret etti. Ben de o mağfiret edilenlerin içine girmiş oldum.

Muhammed b. Nâfi’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ben uyku ile uyanıklık arasında Ebu Nûvasi gördüm. (Ebu Nû-vas mısın?) dedim.

O:

— Şimdi rütbe ve künye ile çağırma zamanı değildir, dedi. Ben:

— Hasan b. Hani mi, dedim. O:

— Evet, dedi. Ben:

— Rabbin sana ne yaptı, dedim.

— Yastığım altında kalan, söylediğim bazı beyitler sebebiyle be­ni mağfiret etti, dedi. Ben, ailesine gittim. Yastığı kaldırdılar, bak­tım bir kâğıt parçası içinde şu beyitler yazılı i

Yâ Rab günahlarım büyüktür Fakat afvın ondan daha büyüktür Eğer yalnız iyiler senden isteyebiliyorlarsa Mücrimler nereye sığınacak, nasıl korunacak Yâ Râbb emrettiğin gibi sana yalvarıyorum. Elimi geri çevirirsen, kim rahmet edecek Ricadan veafvmdan başka vesilem yok Bir de müslüman olduğumu biliyorum;

Ebû Bekir el-lsbehâni’den rivayet edildiğine göre şöyle demişti) Ebû Nüvas, rüyada görünmüş.

— Rabbin sana ne yaptı, denilmiş.

O demiş ki:

— Nergis çiçeği hakkında söylediğim bazı beyitlerle af edild îşte şunlardır:

Yerin bitkisine bak ve düşün

İlâhi sanatın eserlerini incele

Gümüş akı içinde altın göz bebekleri Allah birliğinin şahitleri Muhammed, insan ve cine gönderilen Allah’ın peygamberi.

Abdullah b. Muhammed el-Mervizi’den rivayet edildiğine şöyle demiştir:

El-Hafiz Yakub b. Süfyan’ı rüyada gördüm.

— Allah sana ne yaptı, dedim

O dedi ki:

— Beni mağfiret etti ve yerde hadis naklettiğim gibi gökte de hadis nakletmemi emretti. Ben dördüncü gökte, hadis naklettim. Me­lekler etrafımda toplandılar. Cebrail yazdır, dedi. Ben söyledim. Me­lekler de altın kalemlerle yazdılar.

Ebû Ubeyd b. Harbuye’den rivayet edildiğine göre;

Bir adam, Sırrı es-Sakatî’nin cenazesinde hazır bulunmuş. Ge­ceden bir miktar geçince onu rüyasında görmüş.

(Allah sana ne yaptı?) demiş. O demiş ki:

— Beni ve cenazemde hazır bulunan ve namazımı kılan­ları af etti. Adam:

— Ben de senin cenazende hazır bulundum ve namazını kıldım, demiş.

– O bir sahife çıkartmış, bakmış onun ismi yok. Adam –

— Hayır ben de hazır bulundum, demiş.

O bir daha bakmış ki ismi, sahifenin kenarında yazılıdır.

Ebu’l-Kâsım, Sabit b. Ahmed b. Hüseyin el-Bağdadi’den riva­yet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ebu’l-Kasım, Sa’d b. Muhammed ez-Zencani’yi rüyada gördüm. Tekrarla bana dedi ki:

Allah, hadisçilerüı oturduğu her sohbete karşı cennette bir ev onlara bina eder.

Muhammed b. Müslim b. Dâre’den rivayet edildiğine göre şöy­le demiştir:

. Rüyada Ebû Zur’ateyi gördüm. Durumun nasıldır? dedim. O dedi ki:

— Her halükârda Allah’a hamdediyorum. Allah’ın huzuruna gö­türüldüm. Önünde durdum. Bana dedi ki:

Neden kullarım hakkında konuştun. Ben:

— Yâ Rabbi onlar dininden çıkmaya kalkıştılar, dedim. O:

—Doğru söyledin, dedi.

Sonra Tahir el-Halkani getirildi. Ben onu Rabbime şikâyet e tim. Ona yüz kırbaç vurdu ve haps edilmesini emretti. Sonra Ubey-dullah’ı (Ebu Zar’ateyi) arkadaşları; Süfvan-i Sevri, Malik b. Enes ve Ahmed b. Hanbel’e kavuşturun,) diye buyurdu.

Hafs b. Abdullah’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir Ölümünden sonra Ebu Zur’ateyi, dünyanın göğünde meleklere na­maz kıldırırken gördüm.

— Ne ile bu mertebeye kavuştun, dedim. O dedi ki:

— Elimle b. hadis yazdım. Her birisini peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ’e nisbet ettirirken salavât getirdim. Çünkü Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki;

(Kim, bana bir salavat getirse Allah ona karşılık, ona, on sala-vat (rahmet) indirir.

Yezid b. Muhalled et-Tarsûsi’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ölümünden sonra Ebû Zur’ateyi rüyada gördüm. Dünya göğün­de ak bir elbise içinde üzerlerinde ak elbiseler olan bir cemaate na­maz kıldırıyordu. Onlar namazda ellerini kaldırıyorlardı.

Ben:

— Yâ Ebâ Zür’ate kimdir bunlar? dedim.

O:

— Meleklerdir, dedi.

Ben:

— Ne ile bu makamı kazandın, dedim.

— Namazda elleri kaldırmakla, dedi. Ben:

— Cehmiye fırkası, Rey şehrinde arkadaşlarımıza eziyet etti, dedim.

O:

— Sus! Ahmed b. Hanbel, yukarda onların sularını kesti.

Ebul-Abbas el-Muradi’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ebû Zur’ateyi rüyada gördüm.

—Rab b. sana ne yaptı, dedim. O dedi ki:

— Rabbimin huzuruna çıktım. Bana (Yâ Ebâ Zür’a! Ben,! ço­cuğu getirir Cennete götürülmesini emrettiğim halde, senelerce iba­det üzere devam edeni Cennete gitmesini istemesem hiç olur mu? İstediğin gibi Cennette yerleş!) dedi.

İbn Asâkir: İbn Sadaka b. Yezid’den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Trablus civarında yüksek bir yerde üç kabir gördüm, baktım: Birisinin üstünde şöyle yazılıdır.

Ölümün birden başına geleceğini Mal ve mülkünü şan ve şerefini Yok edip onu kabre koyacağını Düşünen hiç hayattan lezzet alır mı?

İkinci kabrin üstünde de şu yazılı îdi:

Yaratıkların mabudu kendisini Sorgu ve imtihana çekeceğini İntikamını hızla ondan alacağını Ve yaptığı hayrın mükâfatını göreceğini Bilen bu hayattan hiç lezzet alır mı?

Üçüncü kabrin başında da:

Yeri insanda gençlik bırakmayan Bir cesede dönüşeceğini

Parlaklığından sonra yüzün Güzelliğinin gideceğini Vücut ve mafsallarının

Hızla dağılacağını Bilen bu hayattan hiç lezzet alır mı?

Ben oraya yakın bir köye indim. Orda buluttan yaşlı bir adaı acip bir şey gördüğümü anlattım.

Bana:

— Ne idi o? dedi.

Ben:

— O kabirler, dedim. O dedi ki:

— Sahiplerinin hikayesi, onlardan daha

— Anlat bana, dedim. O dedi ki:

tiptir. Ben:

— O kabirlerin içindekiler, üç kardeş idiler. Biri sultan’m arka­daşı, asker ve şehirlerin emiriydi. Diğeri de zengin, hatırı sayılır bir tüccardı. Öbürü de, ibadet için kenara çekilmiş bir zâhitdi.

Zahit olan ölüm döşeğine düştü. Sultanın arkadaşı olan kardeşi ki, Abdülmelik b. Mervan onu memleketine vali tayin etmişti.) Ve tüccar olan diğer kardeşi onun yanma geldiler ki

Ona:

— Bir vasiyetin var mı, dediler. O dedi ki:

— Ne vasiyetim olacak. Ne malım var, ne borcum, ne de dün­yada bir meselem var. Fakat sizden bir söz alacağım. Sakın o sözü­nüzden çıkmayın. Öldüğüm zaman beni yüksek bir yerde defnedin. Ve mezartaşımda şunu yazın

Yaratıkların mabudu kendisini Sorgu ve imtihana çekeceğini İntikamını hızla ondan alacağını Ve yaptığı hayrın mükafatını göreceğini Bilen, bu hayattan hiç lezzet alır mı?

Sonra üç gün kabrimi ziyaret edin. Belki öğüt alırsınız. O iki kardeşi, onun vasiyetini aynen yerine getirdiler.

Üçüncü gün Emir olan kardeşi kabre geldi. Ayrılmak istediğinde, kabirden sanki bir duvar yıkılışının sesini işitti. Dehşet ve korku içinde kaldı. Titreye­rek ayrıldı. Gece olunca kardeşini rüyada gördü.

— Ey kardeş! Kabrinden işittiğim ses ne idi? diye sordu. Kardeşi dedi ki:

— O, demir sütundu. Bana: (Bir mazlumu gördün ona yardım etmedin!) dediler.

Sabahleyin Emir uyandığında, tüccar kardeşini ve akrabalarını çağırdı. Dedi ki.-

—Şâhid olun! Ben içinizde yaşamayacağım. Böylece amirliği bı­raktı. İbadete koyuldu. Hep çöllerde dağ ve vadilerde yaşamaya baş­ladı. O da ölüm döşeğine düştü. Tüccar olan kardeşi yanına geldi.

Ey kardeş bir vasiyetin yok mu, dedi. O:

— Ne vasiyetim olacak? Ne malım var, ne borcum. Fakat öldü­ğümde beni kardeşimin kabrinin yanında defnet. Ve mezartaşımda şunu yaziH

Ölümün birden basma geleceğini Mal ve mülkünü şan ve şerefini Yok edip onu kabre koyacağını Düşünen hiç hayattan lezzet alır mı?

Sonra üç gün kabrimi kolla. Öldüğü zaman kardeşi vasiyetini yerine getirdi.

Üçüncü gün gelip, ayrılmak istediğinde, kabirden bir düşme sesini işitti. Nerdeyse akimi kaçıracaktı. Korku içinde döndü.

Geceleyin kardeşini rüyada gördü. Nasılsın,

İedi. O (Çok iyiyim.’)

Tövbe ne güzel iyilikleri toplar) dedi.

— Kardeşimiz nasıldır, dedi.

— Büyük İmamlarla beraberdir.

— Yanınızda halimiz ne olacak?

— Kim ne takdim ederse bulur! Fakirleşmeden önce malına sal hip çık.

Sonra üçüncü kardeş de dünyayı bırakmaya başladı. Malını da-ğıtti. Allah’a ibâdete yöneldi. Eğitim içinde büyüyen bir çocuğu oldu. Nihayet babası da amcaları gibi ölüme geldi, (Babacığım bir va|siyetin yok mu?) dedi. O Oğlum, malım yok ki vasiyet edeyim. Fakat senden bir söz almak istiyorum. Öldüğümde beni amcalarınla; beraber defnet. Ve kabrime şunu yaz:

Yeri, insanda gençlik bırakmayan Bir cesede dönüşeceğini Parlaklığından sonra yüzün Güzelliğinin gideceğini Vücut ve mafsalların hızla dağılacağını Bilen bu hayattan hiç lezzet alır mı?

Sonra üç gün kabrime gel. Genç oğul babasının vasiyetini ye|rine getirdi.

Üçüncü gün kabirden onu korkutan bir ses işitti. Üzütü içinde ayrıldı. Geceleyin, babasını rüyasında gördü. Babası ona dedi ki:

Oğlum yakmda sen de yanımıza geleceksin. İş ciddidir. Hazırlanİ yükün ağırdır. Yolun uzundur. Ondan ayrılacağın diyardan himme­tini geri çevir. Ebedi kalacağın diyara yönel. Düşün, anla. Tul-i emel­le aldanıp âhiretine çalışmayanlara uyma. Onlar, âhiretlerinin iş­lerini bıraktılar. Ölümde, ömürlerini zayi ettiklerine pişman olduk­lar. Ölümde ne teessüf ne de pişmanlık fayda vermez. Oğlum, acefj-le et, acele et, acele et!)

Sonra o ihtiyar köylü bana dedi kiVe yaptığı hayrın mükafatını göreceğini Bilen, bu hayattan hiç lezzet alır mı?

Sonra üç gün kabrimi ziyaret edin. Belki öğüt alırsınız. O iki kardeşi, onun vasiyetini aynen yerine getirdiler.

Üçüncü gün Emir olan kardeşi kabre geldi. Ayrılmak istediğinde, kabirden sanki bir duvar yıkılışının sesini işitti. Dehşet ve korku içinde kaldı. Titreye­rek ayrıldı. Gece olunca kardeşim rüyada gördü.

— Ey kardeş! Kabrinden işittiğim ses ne idi? diye sordu. Kardeşi dedi ki:

— O, demir sütundu. Bana: (Bir mazlumu gördün ona yardım etmedin!) dediler.

Sabahleyin Emir uyandığında, tüccar kardeşini ve akrabalarını çağırdı. Dedi ki .

—Şâhid olun! Ben içinizde yaşamayacağım. Böylece amirliği bı­raktı. İbadete koyuldu. Hep çöllerde dağ ve vadilerde yaşamaya baş­ladı. O da ölüm döşeğine düştü. Tüccar olan kardeşi yanına geldi.

Ey kardeş bir vasiyetin yok mu, dedi. O

— Ne vasiyetim olacak? Ne malım var, ne borcum. Fakat öldü­ğümde beni kardeşimin kabrinin yanında defnet. Ve mezartaşımda şunu yaz:

Ölümün birden basma geleceğini Mal ve mülkünü şan ve şerefini Yok edip onu kabre koyacağını Düşünen hiç hayattan lezzet alır mı?

Sonra üç gün kabrimi kolla. Öldüğü zaman kardeşi vasiyetini yerine getirdi.

Üçüncü gün gelip, ayrılmak istediğinde, kabirden bir düşme sesini işitti. Nerdeyse aklını kaçıracaktı. Korku içinde döndü.

Geceleyin kardeşini rüyada gördü. Nasılsın, dedi. O -Çok iyiyim. Tövbe ne güzel iyilikleri toplar) dedi.

— Kardeşimiz nasıldır, dedi.

—Büyük İmamlarla beraberdir.

— Yanınızda halimiz ne olacak?

Kim ne takdim ederse bulur! Fakirleşmeden önce malına aaA hip çık.

Sonra üçüncü kardeş de dünyayı bırakmaya başladı. Malını dağıttı. Allah’a ibâdete yöneldi. Eğitim içinde büyüyen bir çocuğu ol-i du. Nihayet babası da amcaları gibi ölüme geldi. (Babacığım bir va-j siyetin yok mu?) dedi. O Oğlum, malım yok ki vasiyet edeyim. Fakat senden bir söz almak istiyorum. Öldüğümde beni amcalarınla beraber defnet. Ve kabrime şunu yaz.

Yeri, insanda gençlik bırakmayan Bir cesede dönüşeceğini Parlaklığından sonra yüzün Güzelliğinin gideceğini Vücut ve mafsalların hızla dağılacağını Bilen bu hayattan hiç lezzet alır mı?

Sonra üç gün kabrime gel. Genç oğul babasının vasiyetini yer rine getirdi.

Üçüncü gün kabirden onu korkutan bir ses işitti. ÜzünL tü içinde ayrıldı. Geceleyin, babasını rüyasmda gördü. Babası onk dedi ki:

Oğlum yakında sen de yanımıza geleceksin. İş ciddidir. Hazırlan, yükün ağırdır. Yolun uzundur. Ondan ayrılacağın diyardan himmef-tini geri çevir. Ebedi kalacağın diyara yönel. Düşün, anla. Tul-i emel­le aldanıp âhiretine çalışmayanlara uyma. Onlar, âhiretlerinin id­lerini bıraktılar. Ölümde, ömürlerini zayi ettiklerine pişman oldıi-lar. Ölümde ne teessüf ne de pişmanlık fayda vermez. Oğlum, acej-le et, acele et, acele eti)

Sonra o ihtiyar köylü bana dedi ki:

O gencin rüyayı gördüğü gecenin sabahında yanına gittim. Du­rumu bana anlattı. Ve dedi ki;

Babamın bana söylediği, ecelimin yaklaşmasından başka bir şey değildir. Sanırım ancak üç gün veya üç ay daha yaşarım. Çünkü ba­na üç sefer acele et, dedi.

Üçüncü gün ailesini akrabalarını çağırdı. Onlarla vedalaştı. Kıbleye yönelip şehadet getirdi ve o gece vefat etti. (4)

(1)  Güllü bir ağaçtır

(2)  İki hanım isimleridir. Sözün gelişinden anlaşıldığına göre rüyayı göİŞnln hanımlarıdırlar

(3)  Zümer, 74

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler