36- Ölülerin Kabirdeki Halleri ve Kabre Alışmaları: Ölüler Kabirde Namaz Kılar, Kur’an Okur, Ziyaretleşîr ve Her Türlü Nimetten Yararlanırlar

Taberani, Ebû Ya’la, Beyhaki, (Şuab) daİsbahanî (Tergib) İbn Ömer (radıyallahü anhüma) ‘dan rivayet ettiklerine göre Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

(”Lâilâhe illallah” diyenler ölümde, kabirde ve haşirde vahşet ve sıkıntı görmezler.)

Ebu’l-Kasım el-Ceyli, Diba da İbn Abbâs (radıyallahü an-hüma) ‘dan rivayet ettiğine göre Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

(Lâilahe illallah Ölümde, kabirde ve kabirden çıktığında müs-lüman için ünsiyettir.)

Ebû Ya’la, Beyhaki, İbn Mende, Enes (radıyallahü anh) ’den ri­vayet ettiklerine göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ‘:

(Peygamberler, kabirlerinde diridirler ve namaz kılarlar,) diye buyurdu.

Müslim, Enes (radıyallahü anh) ‘dan rivayetine göre, Peygam­ber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

Miraca çıktığım gece Musa (aleyhi’s-selânı) ‘in yanından geç­tim. O kabrinde namaza durmuştu.

İbn Mende dedi ki, bu hadisi Haccac b. Minhal, Yûnus b. Muhammed, Ebû Nasr et-Temmâr, Hibban ve başkaları Hammad’-dan, O Süleyman et-Teymi ve Sâbit’den, onlarda, Enes (radıyallahü anh) ‘dan rivayet etimişlerdir.

Ayrıca Süfyan, Yahya b. Said, Amr b. Habip Cerir b. Ab-dulhamid, Mutemir b. Süleyman, Yezid b. Harun îsa ve başka­ları Süleyman et-Teymiden, rivayet etmişlerdir. Enesten başka, sa­habelerden Ebu Hüreyre, Abdullah b. Cerrad ve başkaları bu ha­disi Rasûlüllahtan rivayet etmişlerdir.

Ebû Nuaym, Hilye’de İbn Abbâs (radıyallahü anhüma) ‘

Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

Ben, Musa’nın kabrinin yanından geçerken O, dikilip namaz kı­lıyordu.

İbn Sa’d Tabakat’da İbn Ebi Şeybe Musarınaf da İmam Ahmed (Zühd) de beraber olarak Affan b. Müslim’den, o da Hammad b. Selem’den o da Sabit el-Bennani’den şöyle dediğini ri­vayet etmişlerdir.

(Yâ Rabbi, eğer kabirde namaz kılmayı, bir kimseye nasip et­mişsen, bana da nasip et.)

Ebû Nuaym… Sâbit’den rivayet ettiğine göre, o Hamid et-Tavile:

Peygamberlerden başka kimsenin kabrinde namaz kıldığım bili­yor musun,) demiş. O:

(Hayır) demiş. Sabit: |

Ya Rabbi! Eğer bir kimseye kabrinde namaz kılmak için izin veriyorsan Sâbit’e kabrinde namaz kılmak için izin ver.)

Yine Ebu Nuaym, Cübeyr’den şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Ondan başka ilah olmayan Allah’a yemin ederim ki, ben Sabit el-Bennani’yi kabrine koyduğum zaman Halid et-Tavil de yanımda idi. Kabrinin duvarını ördüğümüzde, lahdîne bir taş düştü, bak­tım namaz kılıyor. O daima şöyle dua ederdi:

(Yâ Rabbi! Eğer mahlûkatından bir kimseye kabirde namaz kıl­mayı nasip etmişsen, bana da et. İşte, Allah onun duasını reddet­medi.)

İbn Cerir (Tehzib el-Asar) da ve Ebû Nuaym, ibrahim b. es-Samme el-Mühellebiden rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Seher vaktinde Hısın’dan geçerken, Sabit el – Bennani’nin kabri­nin yanmdan geçtiğimizde kabrinden Kur’an sesini işitiyorduk,

İbn Meride… Ebû Hamniad el-Haffar’dan güvenilir ve mut-i taki bir zat idi senediyle rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

(Cuma günü, öğle vaktinde, kabristana girdim. Hangi kabrin yanından geçtiysem, onda Kur’an’ın okunduğunu işitiyordum,)

Tirmizi, hasen gördüğü bir rivayette, Hakim ve Beyhaki Abdul-llah b. Abbas radıyallahü anhüma’dan rivayet ettiklerine göre, O, şöyle demiştir:

Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ‘in sahabilerinden bi­risi çadırmı bir kabrin üstünde kurdu. Oranın kabir olduğu bilin­miyordu. Sahabi baktı ki içinde bir insan Tebâreke sûresini sonuna kadar okuyor. Rasûlüllah‘a (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip ona durumu anlattı. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve Selîenı) O, kur­tarıcıdır, O koruyucudur, insanı kabir azabından kurtarır, diye bu-

Ebu’l-Kasım es-Sa’di, Ruh kitabında şöyle demiştir-

(Bu peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ‘den bir tasdikdir ki ölü kabrinde Kur’an okur. Çünkü Abdullah (radıyallahü anh) peygambere haber vermiş O (sallallahü aleyhi ve sellem) de, tas­dik etmiştir.

İmam Kemalüddin b. Zemelkani, (el-Amelü’l-Makbul Fi Ziya-reti’r-Resûl) adlı kitapda, şöyle demiştir:

Bu hadis açıktan ifâde eder ki ölü, Tebâreke suresini okuyor. Bu rivayetten Allah’ın bazı velilerini Kur’an okumakla, bazılarını na­maz kılmakla mükerrem kıldığı anlaşılmaktadır.

Bu duıum, veliler için geçerli ise, peygamberler için tarik-i evlâ ile geçerlidir.

Hafiz Zeyneddin b. Recep (Ehl-ul Kubur) kitabında, şöylel de­miştir:

Allah Berzah âleminin ehlinden bâzılarına salih amelleri ik­ram eder, Amelleri kesildiğinden onunla onlara sevap hâsıl olma­sa da, Allah’ın zikir ve taatiyle nîmetlenmek için daha önce yaptığı ibadet o alemde devam eder. Tıpkı, melekler ve Cennet ehlinin zi­kir ve ibadetle nimetlendikleri gibi… Sevap olmasa dahi zikir ve iba­detler, erbabı için, bütün dünya nimetlerinden daha büyük bir nimet­tirler. Ve lezzetleri daha fazladır.

(Hakiki) mutlular, Allah’ın zikir ve taatinden başka şeylerle mutlu olamamışlardır.

Ebu’l-Hasen b. el-Berrâ (Havza) ‘ kitabında, Abdullah b. Mu-hanımed b. Mansur’dan İbrahim el-Haffar’m (30)  ona şöyle dediğini nakletmiştir:

Bir kabir kazdım, bir taş göründü, taş kabrin önünden açıldı-

İbn Receb’in nakline göre muhaddis Ebü’l-Haccac Yûsuf b. Mu-hamirted es-Seriri’nin üstadı Ebu’l-Hasan Ali b. Hüseyin Es-Samîri ki, salih ve muttaki bir adamdı; Talebelerine rivayet ederken, Samu­ra kabristanından bir yer gösterip:

(Bu yerden, devamlı olarak Tebâreke suresinin okunduğunu işi­tiyoruz,) dedi. ;

Hafız, Ebû Bekir El-Hatip senediyle İsa b. Muhammed el-Tu-mâri’den şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Ebû Bekir b. Mücahid el-Makri’yi rüyada görüm, sanki Kur’an okuyordu. Ben, ona *sen ölüsün nasıl okuyorsun dedim. O:

Ben her namazda ve Kur’an’ı her hatmettiğimde dua ederdim ki Allah, beni kabrinde Kur’an okuyanlardan eylesin. İşte bu kabrim­de Kur’an okuyorum.)

Hallâl es-Sünne) kitabında İbrahim b. Hakem b. Ebban tarikiyle rivayeti zaiftir o da babasından, o da İkrime’den, İbn Abbâs (radıyallahü ânh) ’in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

(Kabirde, mümine bir Kur’an verilir. O da okur.)

İbn el-Berra Ravzada Hafs b. Ömer el-Adeni’den ki onunda rivayeti zaiftir o da El-Hakem b. Ebban’dan bu hadisi rivayet etmişlerdir.

Hafız, Ebu’l-Ala El-Hemedani ölümünden sonra rüyada duvar­ları kitaplardan olan bir şehirde görünmüş. (Nedir bu) diye sorul­duğunda O demiş ki

Allah’dan istedim ki, hayatımda ilimle meşgul olduğum gibi ölümümde de beni ilimle meşgul etsin. İşte kabrimde de ilimle meş­gulüm.

İbn Mende, Ebû Ahmed, Hakim. (el-Künnâ) (künyeler) kita­bında zaif bir sened ile, Talha b. Ubeydullah’dan şöyle dediğini ri­vayet etmiştir:

(Ormandan malımı getiriyordum. Gece oldu. Abdullah b. Arar b. Hızam’ın kabrinin yanmda barındım. Kabirden eşini işitmedi­ğim bir Kur’an sesini işittim. Rasûlüllaha (sallallahü aleyhi ve sellem) ‘e geldim, durumu onâ anlattım. Buyurdu ki,

O Abdullah’dır, biliyorsun, Allah ruhlarını alıp Cennette, Ze-berced ve yakut kandillerinin içine bırakır. Sonra Cennetin ortası­na asar; gece olduğu zaman ruhları onlara döner. Fecir oluncaya kadar öylece Kur’an okurlar. Fecirde Cennetteki yerlerine geçerler.

Nesâi, Hâkim Beyhaki, -Şuâb-i iman) da Âişe (radıyallahü an-hâVdan rivayet ettiklerine göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

Uyudum kendimi Cennette gördüm.

Neseî’nin rivayetinde Cennete girdim. Kur’an okuyan birisinin sesini işittim. Kimdir bu dedim. Harise b. Numandır, dediler.

Sonra Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) üç sefer (İşte, hayırlı insan böyledir,) diye buyurdu. Harise anasına çok iyi davra­nan bir insandı…

Beyhâki, Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) ‘dan, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve Seilem) ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

Ben kendimi Cennette gördüm. Orda, bir adamın Kur’an okudu­ğunu işittim, kimdir, bu dedim. Harise b. Numandır, dediler. İşte hayırlı insan böyledir, böyledir, böyledir.

İbn Ebi’d- Dünya, Yezid er-Rekkaş’dan naklettiğine göre: şöyle demiştir;

Bana ulaştı ki, mümin öldüğü zaman, Kuran’dan öğrenmediği parça kalmışsa; Cenab-ı Hak, ona Kur’an Öğretecek melekleri gön­derir. Bu durumu kıyamete kadar devam eder.

Hasan’dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

Bana ulaştı ki, mümin Kur’anı hıfzetmeden ölürse, Allah onun Hafaza (koruyucu) meleklerine emreder ki, kıyamette ailesiyle be­raber dirileceği güne kadar ona kabrinde Kuran öğretin.

İbn Ebi’d- Dünya, İbn Mende, Atiyye el-Avfi’den rivayet ettik­lerine göre, şöyle demiştir:

Bana ulaştı ki, kul Allah’ın kitabını öğrenmeden Allah ile kar­şılaştığı (öldüğü) vakit, kabirde Allah ona Kur’am öğretir ki, karşı­lığında ona sevap ihsan etsin.

Deylemi’nin Firdevs’inde, Ebû Said el-Hudri (radıyallahü anh) ’-nın hadisinde benzeri merfûan rivayet edilmiştir. Fakat Deylemi’nin oğlu senedini zikretmemiştir.

Sonra Ebul-Hüseyin b. Büşran’m (Fevâid) inin birinci cüz’ün-de bunu senedli olarak gördüm:

Ebul-Hüseyin, Atiyye el-Avfî tarikiyle Ebû Saîd-i Hudrî (Radı-yallaû anh) ‘dan Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ‘m şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

Kim, Kur’ani ezberlemeden ölürse, bir melek kabirde ona Kur’an öğretir; Kur’an’ı ezberlemiş olarak dirilir.

Bunu Ebu’l-Kasım el-Ezheri, Fezâilü’l Kur’an. kitabında ve Se­lefi Müntehamat’ında rivayet etmişlerdir.

İbn Mende, İkrime’den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: (Mümine bir mushaf verilir. Ondan okur.)

İbn Mende, Âsim es-Sakafi’den şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Belh’ te bir kabir kazıdık. Baktım kabirde yaşlı bir adam, kıb­leye yönelmiş üstünde yeşil bir örtü atılmış, etrafı yeşil ile sarılı, odasında bir mushaf vardı. Adam onu okuyordu.

İbn Mende, Ebû Nadir en-Nisabûri el-Haffar’dan Salih f muttaki bir insandı rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Bir kabir kazdım. Kabirde başka bir kabir çıktı, baktım, güzel yüzlü, güzel elbiseli, güzel kokulu, bir genç dört köşe oturmuş. Oda­sında güzellikte benzerini görmediğim bir hatla yeşil mürekkeble yazılmış bir kitap var. O da Kur’an okuyor. Genç bana baktı, kıya­met koptu mu dedi, ben hayır dedim. O, öyle ise taşları yerine koy dedi, ben de taşları yerine yerleştirdim. ;

Ben diyorum ki, bu İbn Neccâr’m, rivayet ettiği nakildir O demiş ki: İsmini bilmediğim tsbehanh bir talebenin el yazısıyle ıya-zılı bir kitapta okudum ki; |

Raşitbillahın kölesi Hatla b. Abdullah, Mus’ab b. Abdullah el-Haffar’dan, kabir kazarken bir şey gördün mü? diye sormuş.

O hayır! Fakat, babamdan işittim ki diyordu: Bir kabir kazdım; lahde ulaştığım zaman bir taş çıkardım, baktım altında bir adam, elinde bir Kur’an okuyor. Bana (kıyamet koptu mu?) dedi. Ben (ha­yır) dedim. Sonra üstünü örttüm.

Ebû Nuaym, Mücahidden rivayet ettiğine göre: (Amel-i salih işleyenler kendi nefisleri için yer yaparlar) (31)  mealindeki âyeti kerimeden maksat kabirde1 yer yaparlar, demiş.

İbn Ebi’d- Dünya -el-Kubûr- kitabında Bişr bir Hars’dan ri­vayet ettiğine göre şöyle demiştir:

(Allah’a itaat eden için en iyi menzil kabirdir.)

Hars b. Ebû Üsame, Müsned’inde Ukayli ve Vaüi, el-ibbane’de Câbir (radıyallahü anh) ‘dan rivayet ettiklerine göre;

Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

Ölülerinizin kefenini güzelleştiriniz, çünkü onlar kabirde birbir­leriyle ziyaretleşirler, birbirlerine karşı iftihar ederler.

Sahih-i Müslim’de Cabir’in hadisi şöyledir:

(Biriniz kardeşinin işine bakacak olursa, kefenini güzelleştirsin.)

Âlimler demişler ki, kefen güzelliğinden maksat beyazlığı, te­mizliği, genişlik ve kalınlığıdır. Yoksa pahalı kumaştan olması de­mek değildir. Çünkü kefende aşırı gitmekten nehy vardır.

İbn Adiy, Ebû Hüreyre (radıyallahü anh’dan rivayet ettiğine göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

(Ölülerinizin kefenlerini güzelleştiriniz. Çünkü onlar kabirlerin­de birbiriyle ziyaretleşirler.)

Ukayli ve Hatip (Tarih) inde Enes radıyallahü anh’dan rivayet ettiklerine göre;

Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: Biriniz kardeşinin tekfin işine bakacak olursa, kefenini güzelleş-tirsin.

Tirmizi, İbn Mâce, Muhammed b. Yahya el-Hezeli, —Sahihin’-de— İbn Ebi’d- Dünya, Beyhaki, —(Şuâb-ı İman) da Ebû Katade

(radıyallahü anh) ‘den rivayet ettiklerine göre;

Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: !

Biriniz, kardeşinin işine bakacak olursa kefenini güzelleştirsih. Çünkü, onlar kabirlerinde birbirini ziyaret ederler

Beyhaki, senedini zikrettikten sonra demiş ki; Bu hadis, Elşû Bekir es-Sıddık (radıyallahü anh) ‘m (klfenlerini kurutmak için­dir) sözüne muhalif değildir.

Çünkü, bu dış âlemde gördüğümüzdür. Allah’ın ilminde duru­mu Allah’ın dilediği gibi olur. Nasıl ki şehidler, Allah’ın katında di­ridirler, rızıklanırîar. Halbuki, gördüğün gibi kan içindedirler. Sonra vücûtları dağılır. Bizim bu gözümüzde böyledir. Gayb âleminde ise Allah’ın bildirdiği olur. Eğer Allah’ın bildirdiğini göz önünde gör-seydik, gayba iman meselesi kalkardı.

İbn Ebi’d- Dünya, (Rüyalar) . kitabında, Râşit b. Sa’d’dan riva­yet ettiğine göre;

Hanımı vefat eden bir adam rüyasında başka hanımları görür­ken hanımım göremedi. Onlardan hanımını sormuş. Demişler ki; (Siz onun kefenini kısa yaptmız, bizimle beraber çıkmaktan utanıyor.) Adam gelip Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ‘a haber verdi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki;

(Git bak, güvenilir çare var mı?) Adam, Ensardan Sekerata gi­ren birisinin yanına gitti. Ona durumu anlattı. Ensari dedi ki:

(Ölülere bir şey ulaştırmak isteyen varsa ben ulaştırırım) .

Sonra Ensari, öldü. Adam, zeferan ile boyanmış iki elbise gel di. Ensarinin kefeninin içine koydu. Geceleyin adam o kadınlarla be­raber hanımım o iki elbise içinde gördü. 1

Bu mürsel bir hadistir. Rasûlüllah‘a isnadında sakınca yoktur. Raşit b. Sa’d ise; güvenilir ve çok mürsel hadis nakleden birisidir.

İbn Cevzi, (Uyun el-Hikâyat) kitabında senediyle Muhammed b. Yusuf el-Firyabi’den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Kayseriye’de bir hanım vefat etti. Bir kızı onu rüyada gördü. Hanım kızma, ey kızcağızım! Beni dar bir kefenle tekfin ettiniz. Ben arkadaşlarım arasında onlardan utanıyorum. Filan kadın, falan gün bize gelecektir. Filan yerde benim dört dinarım vardır. Onlarla bana bir kefen al ve o hanımla bana gönder.)

Kız dedi ki: (Ben o yerde anamın dinarlarının olduğunu bilmi­yordum. Ve ondan söz ettiği kadında da bir hastalık yoktu. Bu rü­yayı gördüğümden sonra hastalandı.)

Firyâbi, dedi ki: bana gelip durumu anlattılar.’Yâ Ebû Abdul­lah sen ne diyorsun* dediler. Ben (ölülerin kefenleri içinde birbirini ziyaret ettikleri ile ilgili hadisi zikrettim. Ve ona bir kefen alın) dedim.

Kız bahsedilen o hanıma gitti, (şayet ölürsen seninle anama bir kefen göndereceğim, ona ulaştırırsın) dedi. Hanım aynı gün öldü. Alman o kefen onun kefeninin içine konuldu.

Kız bir claha anasını rüyada gördü. Kızma dedi ki:

(Kızım filan kadm bize geldi, kefen bize ulaştı. Çok güzeldir. Ce-nab-ı Hak karşılığında seni mükafatlandırsın.)

Selefi, el-Meşihat el-Bâğdadiye’de Muhammed b. Sirin’den ri­vayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Eskiler, kefenin katlanmalı ve düğmeli olmasını mtistahap sa­yıyorlardı.

(Ravi dedi ki) Çünkü, ölüler kabirlerinde birbirini ziyaret eder­ler.

İbn Ebi Şeybe, Umeyr b. el-Esved es-Sükûni’den rivayet etti­ğine göre;

Muâz b. Cebel hanımı için tavsiyede bulundu ve sefere çıktı. Peşinde hanımı öldü. Eski iki elbisesi içinde tekfin edildi. Sonra gel­di. Onun geri dönmesinden bir az önce kabri bitirmiştik. Sordu

(Kaç kefenle kefenlediniz,) (Eski iki elbisesi içinde defnedildi) dedik.

Bunun üzerine, kabri açtı ve yeni elbiseler içinde tekfin etti, de­di ki: (Ölülerinizin kefenlerini güzelleştirmiş, çünkü ölüler kefen­leri içinde haşrolunurlar.)

İbn Ebi’d- Dünya, Şa’bi’den rivayet ettiğine göre;

Ölü lahdine bırakıldığı! ailesi ve çocukları onun yanına geldik­leri zaman onlardan geride bıraktıklarını ve ne yaptıklarını sorar.

Mücahid’den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Adam kabrinde çocuklarının sâlih olmasiyle müjdelenir.

Sa’di, (Arkada kalıp onlara k a vuşmay anlarla müjdelenirler (32)  mealindeki ayeti kerime hakkında demiş ki

Şehide bir kitap verilir. İçinde yanına gelecek kardeşlerinin is­mi yazılıdır. Kişi seferden gelen akrabasiyle dünyada sevindiği gibit şehid onlarla sevinir.

İbn Ebi’d- Dünya, Beyhaki, Ebû Hüreyre radıyallahü anhdan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Kabirde, mümin için, takva ehlinin uykusu gibi oyu denir.İbn Asâkir, Said b. Cübeyr’den rivayetine göre, şöyle demiş-

İbn Abbâs (radıyallahü anhüma) Taif’de öldü, ben cenazesin­de hazır bulundum. Hiç görmediğim bir şekilde olan beyaz bir kuş geldi, cenazesine girdi, daha çıktığını görmedim. Defnedildiği za­man, kabrinin kenarında şu ayet okundu, (Ey nefs-i mutmainne Rabbine razı ve kendinden razı olunmuş olarak dön, kullarımın içi­ne gir, cennetime dahil ol) (33) Fakat o ayetlerin kimin tarafından okunduğu bilinmedi.

lkıime ve Ebû Zübeyr (radıyallahü anh) ’dan da bir benzeri, az farkla rivayet edilmiştir. Şöyle ki:

(Gökten beyaz bir kuş geldi, kefeninin içine girdi, sonra, bir da­ha görünmedi. Ordakiler o kuşun onun ameli olduğuna kail oldular.)

Mücâhid, Abdullah b. Yamin ve Bahr b. Ubeyd’den de rivayet edilmiştir: Yalnız şu farkla:

Vecc tarafından beyaz büyük bir kuş geldi.

Geylan b. Ömer, Meymûn b. Mehran’dan da şu farkla riva­yet edilmiştir:

Kuş arandı, bulunmadı. Defnedildiği zaman sahibini göreme­diğimiz bir sesi işittik:

(Ey nefs-i mutmainne. Rabbine dön Razi ve marzi olarak… Kul­larımın içine gir, Cennetime dahil ol.) (34)

Yine İbn Asakir, Meymûn b. Mehran yoluyla İbn Abbâs (Ra-dıyallahû anh) ‘dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Resûluîlah (sallallahü aleyhi ve sellem) ’a seni rüyada gördüm. Dihyetü’l-Kelbi ile konuşuyordunuz, konuşmanızı kesmek istemedim, dedim. O buyurdu

— Gerçekten gördün mü? Ben

— Evet, dedim. Buyurdu ki:

__ O Cibril’dir, uyanık ol, gözün kapanacak. Allah, ölümünde onu

sana bir daha gösterecek. Ravi dedi ki, İbn Abbâs (radıyallahü an­hüma) defnedildiği zaman, yatağına bırakıldı, çok beyaz bir kuş geldi, kefenine girdi. Bunun üzerine o kuşu aramaya başladılar.

İkrime bunun aynısını rivayet edip şunu da ilâve etmiş: Kabrine bırakıldığı zaman ordaki herkesin işittiği bir sesle yu-kardaki âyet-i kerimenin okunduğunu dinledik.

Emir’ül-Müminin Mehdi’den de bir benzeri rivayet edilmiştir, O demiş ki:

Babam bana, babasından, dedesinden, İbn Ab£âs (radıyallahü anh) ’dan rivayet etti ve dedi ki:

Biz kendi aramızda, (İbn Abbâs) m ölümde, gözünün kendisine iade edildiğini konuşuyorduk.

Saîd b. Mansûr, İbn Ebi Şeybe, İbn Ebi’d- Dünya ve Hüzeyfe b. el-Yemân’dan şöyle dediğini rivayet etmişlerdir.

Öldüğüm zaman, Bana iki elbise alın ve pahalılığa kaçmayın. Eğer arkadaşınız (yani ben) bir hayır görürse şüphesiz daha gü­zelini giydirilir, yoksa çok kısa bir zamanda o pahalı aldığınız şeyi ondan sökerler.

İbn Saîd, Beyhakî, çeşitli yollarla Hüzeyfe b. Yemân’dan|nak-lettiklerine göre;

O ölümü, anında, şöyle demiştir:

Bana iki kat beyaz kefen alın, çünkü onlar az bir zamatümde kalacaklar, sonra, onlardan daha hayırlı veya daha şerli bir şey giydirileceğim.

İbn Ebi’d- Dünya, Yahya b. Râşit’den, nakline göre, Ömor b. el-Hattap (radıyallahü anh) vasiyetinde şöyle demiştir:

Kefenimde iktisad edin, eğer Allah katında bana hayır varsa Allah onları daha hayırlısıyle değiştirir. Eğer durum başka şekilde ise, Allah onları kısa bir zamanda benden söker.

Ve kabrimde de iktisat edin. Çünkü eğer, Allah katından bana verirse, gözüm alacağı kadar bana kabrimi genişlettirir. Eğer baş­ka şekilde isem, kaburgalarım birbirine geçinceye kadar üzerime daraltılır.

Abdullah b. Ahmed — (Zevaidüz-Zühd) de, Ubâdete b. Nu-seyy (radıyallahü anh) ’den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Ebû Bekir (radıyallahü anh) ölüme yaklaştığı an, Âişe, (radıyallahü anhâ) ’e şöyle dedi:

Benim şu iki elbisemi yıka, beni onlarla tekfin et. Çünkü baba­nın iki şıktan birinin olması muhtemeldir.

Ya en güzel şekilde giy d irilecektir veya hepten soyulacaktır.

Said Sin Mansûr, Sahabi Uhban b. Sayfi el-Gifari’nin kızı Âişe’-den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Babam, bize gömlek içinde onu tekfin etmememizi tavsiye etti. Onu defnettiğimizin ertesi günü sabahleyin baktık, onunla kefen­lediğimiz, gömlek ipte asılı…

Taberâni, Ebû Bekr el-Berki, Marifet es-Sahabe’de, Ebû Amr, et-Tesemmülî’den, o da Uhba’nın kızından rivayet ettiğine göre, şöy­le demiştir:

Uhban, hastalığı ağırlaştığı zaman, ailesine onu kefenleyip göm­lek giydirmemeyi vasiyet etti. Ravi dedi ki biz ona gömlek giydir­dik, sabahladığımızda baktık, gömlek ip üstündedir.

Taberâni, Adise binti Uhban’dan rivayet ettiğine göre, şöyle de­miştir:

Babam Ölüme hazırlandığı zaman, dedi ki; beni, dikilmiş bir şey­le tekfin etmeyin. Ruhunu teslim edip yıkandığı vakit, beni kefeni getirtmek için gönderdiler. Ben kefeni getirttim. Onlar (gömlek de getir) dediler. Ben (hayır, babam bizi gömlekten sakındırdı.) cte-dim.

Ravi dedi ki, (Terziye gömlek için gönderdim. Babamın onda bir gömleği vardı. Gömleği getirdi, giydirip götürdüler. Kapıyı ka­patıp peşinde gittim. Döndüğümde baktım, gömlek evdedir. Sonra, babamı yıkayanları çağırdım, (gömleği ona giydirdiniz mi?) dedim. Onlar (evet) dediler. Ben (Bu mu idi) dedim. Onlar (evet) dediler.

İbn Neccar (Tarih) inde Halef el-Berdaniden rivayet etti­ğine göre, şöyle demiştir:

Bir adam öldü, kefen evinden ona bir kefen getirildi. Kçfen faz­la geldi. Ben fazlalığını kestim. Gece olunca biri gelip dedi: |

Sen Allah’ın velisinin kefeninde bahillik yaptın. İşte senin ke­fenini sana iade ettik. Onu da Cennetten bir kefenle tekfin ettik. Bunun üzerine ben korkarak kalktım, Kefen evine gittim baktım, benim ölüye sardığım kefen oraya atılmış.

Ebû Nuaym, Müslim el-Cündi’den rivayet ettiğine göre, Tavus oğluna şöyle demiştir:

Benim kabrimi bitirdiğiniz zaman bak eğer ben kabirde olma­sam Allah’a hamd et, eğer beni içinde bulursan, (Muhakkak biz Al-lahın mülküyüz ve ona döneceğiz.)

Sonra oğlu kabre bakmış ki, Babası içinde yok. Bundan dolayı oğlunun yüzünde daima sevinç okunuyordu.

İbn Ebi’d- Dünya (el-Kubûr) kitabında Ebû Bekr el-Makarri (Fe-vâid) de Haramad b. Zeyd’den, adını söylediği bir adam ona şöyle rivayet edip demiş ki,

(Bir ölü defnettik. Ben gittim Kabrinde bir şey yapacaktım, fa­kat onu göremedim.)

Beyhakı Delâil’de Enes b. Malik (radıyallahü anh) ’dan ri­vayetine göre;

Ömer b. el-Hattâp (radıyallahü anh) bir ordu düzenledi, Ala b. el-Hadremiyi de başlarına komutan yaptı. Ben de o gaziler için­de idim. Seferden döndüğümüzde Alâ, (radıyallahü anh) öldü, def­nettik. İş bitince bir adam geldi, (kimdir bu?) dedi. Biz, (insanların iyilerinden Alâ b. el-Hadremidir) dedik. O:

Bu arazî, ölüleri dışarı atar, iyisi onu bir iki mil ilerde, ölüleri kabul eden yere nakledin. Bunun üzerine kabri deştik, lahdine ulaş­tığımız zaman, baktık arkadaşımız içinde yok ve kabri göz alacak kadar nurla genişleyip parlıyor. Biz üzerine toprağı attık ve yolu­muza devam ettik.

Bu kıssa, Ebu Hüreyre (radıyallahü anh) ‘dan da varit olmuş­tur. Ebû Nuaym (Delâil) de rivayet etmiştir. Rivayetin lafzı şöyle­dir:

Arkadaşımız öldü, biz onu kuma gömdük. Sonra, vahşi hay­vanlar gelir, onu yer dedik ve kabrini deştik, fakat onu bulamadık.)

Ebu’l-Hasan b. Bişranın (Fevâid) inin birinci cildinde senediy­le Abdülaziz b. Ebû Verrad’dan rivayet ettiğine göre, şöyle de­miştir:

Mekke’de her gün, on iki b. teşbih çeken bir kadın vardı. Öldü, kabre konulduğu zaman, erkeklerin elinden alındı.

Ebû Nuaym, Cürcan ahâlisinin birisinden, öyle dediğini riyet etmiştir:

Kerz b. Vebre el-Curcâni, vefat ettiği zaman, bir adam rüya­da şöyle görmüş.

Sanki, kabirdekiler üzerlerine yeni elbiseler giyerek kabirleriüzerine oturmuşlar. Onlara nedir bu durumunuz, denilmiş. Gaipten biri, Kerz, kabirdekilerin yanma geldiği için yeni elbise giymişler, diye cevap vermiş.

İbn Ebi’d- Dünya, (Rikka ve Beka) kitabında Miskin b. Bekir’­den rivayet ettiğine göre;

Verrad el-îcli, öldüğü zaman, kabrine götürülüp lahdine bıra­kılacağında baktılar ki, lahd reyhan çiçeği ile döşenmiş. Bâzıları o çiçekten bir miktar aldılar, yetmiş gün yaş durdu, bozulmadı. în-sanlar gidip onları seyrediyordular. Etrafında kalabalık oluyordu. Bunun, üzerine Emir, fitne korkusundan çiçeği aldı, halkı dağıttı. Sonra, Emir evinde o çiçeği kaybetti ve nereye gittiğini bilemedi.

Muhalled ed-Devri Hafız Ebû Bekir el-Hatip, Muhammed bü el-Hafiz’dan naklettiğine göre, şöyle demiştir:

Anam öldü, indim, onu kabrine koyacaktım. Bitişiğindeki, bir kabirden bir delik açıldı. Baktım içinde bir adam, üzerinde yeni ke­fenler var, göğsü üzerinde de, taze yasemin çiçeğinden bir demet konulmuş. Ben demeti aldım, kokladım, kokusu miskten daha kes­kindi. Beraberimdeki cemâat de kokladı, sonra yerine koydum ve gediği kapattım.

Hafız Ebu’l-Ferec b. Cevzi, Cafer es-Sarrac tarikiyle bir üsta­dından rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

İmam Ahmed (radıyallahü anh) kabri yanında bir kabir bu­lundu. Baktık, göğsü üzerinde bir reyhan çiçeği dalgalanıyor.

Yine Hafız Ebul-Ferec (Tarih) inde zikrettiğine göre,

Basra’da h. 176 senesinde, bir tepede havuz şeklinde yedi kabir açıldı. İçinde yedi kişi vardı. Cesed ve kefenleri sağlamdı. Onlardan birisi gençti, saçları yerinde idi, dudaklarında sanki su içmiş gibi yaş vardı. Gözleri sürmeli idi, yalnız kalçasından bir darbe izi vardı. Orda hazır bulunanlardan bâzıları saçından almak istediler, baktı­lar ki, diri saçı gibi sağlamdır.

İbn Sa’d, Tabak’at’inda Ebû Saîd-el-Hudri (radıyallahü anh) ‘-dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:

Ben, Baki’de Sa’d b. Muâz için kabir kazıyanlar içinde idim. Kabri bitirinceye kadar toprağı kazdıkça misk kokuyordu.

İbn §a”d,’ Muhajnmed b. Şürahbil b. Hasene’den, naklettiği­ne, göre şöyle demiştir:

Birisi, Sa’d’ın kabrinden bir avuç toprak aldı, götürdü, sonra baktı ki, o aldığı toprak misktir.

İbn Ebi’d-Dünya, Muğire b. Habip’den naklettiğine göre; Bir adam, rüyada görülmüş, Ona-;

(Nedir bu, kabrinde duyulan misk kokuları?) denilmiş, O; (Bunlar Kur’an okumak ve orucun kokusudur) demiş

İmam Ahmed, Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh) ’dan riva­yet ettiğine göre şöyle demiştir:

Bedevi bir Arab geldi. Biz bir yolda peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraberdik. Arab, peygambere, bana İslam ve için-dekileriıü söyle, dedi. Biz o durumda iken, adam birden devesinin üstünden baş aşağı düştü ve öldü. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurüu kij

İşte az yorulan çok nimet gören budur. Sanırım o aç öldü, çün­kü, hürü’l-inden olan hanımlarına baktım, cennet meyvelerinden onun ağzma sokuyorlar.

Tirmizi, Hâkim, Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) ‘dan o da gamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ‘den naklettiğine göre buyurmuştur:

Cafer’in, Cennetde meleklerle uçtuğunu gördüm.

Hakim, İbn Abbâs (radıyallahü anh) ‘dan rivayet ettiğine gö­re, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)

(Akşam Cennete girdim, baktım. Cafer meleklerle beraber uçu­yor. Hamza, bir koltuğa dayanmış,) diye buyurdu ve sahabelerinden bir kaç kişi daha zikretti.

İbn Ebi’d-Dünya, İbn Ömer, radıyallahü anhüma rivayet ettiğine göre;

O, yıkılmış bâzı kabirlerin yanma gitmiş, bakmış ki, bir kafa­tası açıkta duruyor. Bir adama emretmiş. Adam onu toprağa göm­müş. Sonra demiş ki, bu toprak bu cesetlere zarar vermez. Kıyame­te kadar, ikap gören sevap gören ancak ruhlardır.

İbn Ebİ Dünya ve İbn Ebî Şeybe (el-Garra) adlı kitapda, Safiyye binti Şeybe’den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Ben Haccac’ın Abdullah b. Zübeyr’i astığı zaman, onun (Abdullah’ın) anası. Esma binti Ebu Bekir es-Sıddık (radıyallahü aiıhüma) ‘m yanında idim. İbn Ömer (radıyallahü anhüma) yanına gel­di. Onu taziye ediyordu. Dedi ki:

(Yâ filân, Allah’dan sakın, sabret, bu cesed bir şey değildir. Allah katında esas olan ruhlardır.)

Esma dedi ki: (Beni sabırdan ah koyan bir şey yoktur. Yahya b. Zekeriyya (aleyhimesselâm) ‘ın başı da yahudi, bozguncularından birisine hediye edilmişti.

İbn Sa’d, Hâlid b. Ma’dan’dan rivayet ettiğine göre;

İki ordunun karşılaştığı gün, Rum ordusu hezimete uğradığın­da, bir geçide kaçtılar. Orda ancak birer birer geçîlebiliyordu. Ordan müslümanlara savaş açtılar. Hişam b. As giderek, onlarla şehid oluncaya kadar savaştı. O geçidin üstüne düştü. Geçidi kapattı. Müs­lümanlar oraya vardığında geçitde onun cesedinin üzerine at sür­mekten çekindiler. Bunun üzerine Amr b. As dedi ki:

Allah ona şehadet rütbesini vermiş, ruhunu yükseltmiş, kalan yalnız bir ceseddir. Atları sürün, o atım sürdü, diğerler de peşinde gittiler. Öyle ki, Hişam’ın cesedi parçalandı…

İbn Recep dedi ki, bu sözler ruhların öldükten sonra cesedle ilgileri olmadığını göstermez. Ancak cesedin insanların tazibinden toprağın çürütmesinden mutazarrır olmadığını gösterir. Çünkü ka­bir azabı, dünya azabı cinsinden değildir. O başka bir çeşit azabdır. Allah’ın irade ye kudretiyle ölüyü etkiler. (35)

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler