35- Kabir Azabından Kurtaran Şeyler

Taberani el-Kebır’de Hakim-i Tirmizi Nevadir el-Usul’de lsbehani Tergib’de Abdurrahman b. Semurete (radıyallahü anh) ’den rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Bir gün Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem,) yanımıza gel­di. Buyurdu ki:

Dün akşam acaip bir şey gördüm. Ümmetimden, ruhunu almak için kendisine melek-ül-mevt gelen bir adam gördüm. Onun, ana babasına yaptığı iyilikler, o meleği çevirdiler.

Ve ümmetimden, kabir azabına kapılmış bir adam gördüm. Onun aldığı abdestler gelip o azaptan onu kurtardılar.

Ve ümmetimden bir adam gördüm, şeytanlar etrafını sarmıştı­lar. Onun Allah’a yaptığı zikir geldi, onu onların arasından kurtardı.

Ve ümmetimden, azap meleklerinin etrafını sardığı bir adam gördüm. Namazı gelip onu, onların elinden kurtardı.

Ve ümmetimden bir adam gördüm, susuzluktan ağzını açmıştı. Vardığı her havuzdan kovuluyordu. Sonra orucu gelip ona su verdi, onu doyurdu.

Ve ümmetimden bir adam gördüm; yanında peygamberler hal­ka halka oturmuştular. O adamın, yaklaştığı her halka onu kovu­yordu. Sonra cenabetten yıkanması geldi, elinden tutup onu yanı­ma oturttu.

Ve ümmetimden bir adam gördüm, önü karanlık, arkası karan­lık, sağı karanlık, solu karanlik, altı karanlık, üstü karanlık O karanlıklar içinde şaşırmıştı, sonra Hacc ve Umresi gelip onu o karan­lıklardan kurtardılar. Etrafını nurlarla doldurdular

Ve ümmetimden bir adam gördüm, müminlerle konuşur. Onlar onunla konuşmazdı. Sıla-i rahim geldi, (Ey müminler cemâati! onun­la konuşun) deyince onunla konuşmaya başladılar.

Ve ümmetimden birisini gördüm, eliyle ateşin alev ve kıvılcım­larını yüzünden kovuyordu. Sonra, verdiği sadakalar geldi, yüzüne bir örtü, başında gölgelik oldular.

Ve ümmetimden, birisini gördüm, her taraftan gelen zebaniler onu yakalamıştılar. Adamm yaptığı emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker gelip onu onların ellerinden kurtardılar, rahmet melekle­rinin ellerine teslim ettiler,

Ve ümmetimden, bir adam gördüm, dizleri üzerine çömelmiş. Allah ile onun arasında bir perde vardı. Güzel ahlâkı geldi, elinden tuttu. Onu Allah’ın huzuruna bıraktı.

Ve ümmetimden sahifesi, sol eline verilmiş bir adam gördüm. Onun Allah’dan korkusu geldi, sahifesini sağ eline verdi.

Ve ümmetimden terazisi hafif kalmış bir adam gördüm. Yaptığı iyilikteki aşırılıklar gelip terazisini ağırlaştırdı.

Ve ümmetimden, cehennem kenarında olan bir adam gördüm. Allah korkusu gelip onu kurtardı. Adam ordan geçti.

Ve ümmetimden bir adamı ateş içinde gördüm. Dünyada Al­lah korkusundan akan göz yaşları gelip onu ateşten çekti.

Ve ümmetimden bir adam gördüm. Sırat köprüsü üstünde dur­muş, hurma yaprağının titrediği gibi titriyordu. Allah’a olan hüsn-ü zarını geldi. Titremesi durdu. Adam köprüden geçti.

Ve ümmetimden, sırat köprüsü üstünde bir adam gördüm. Ba­zen yavaş yürür. Bazen sürünürdü. Bana olan salavatlan geldi, elin­den tutup onu ayağa kaldırdılar ve adam geçti.

Ve ümmetimden bir adam gördüm. Cennet kapılarına varmış, fakat kapılar ona kapalı… Lâilaheillallah şehadeti geldi, ona kapı­ları açtı ve onu cennete koydu.

Ve dudakları makaslanan bir halk yığını gördüm. (Yâ Cibril kimdir bunlar?) dedim. O, dedi ki:

(Bunlar halk arasında koğuculukla gezen insanlardır.)

Ve dillerinden asılmış, erkekler gördüm. (Kimdir bunlar) de­dim. Cibril dedi ki:

(Bunlar, mümin, kadın ve erlere haksız olarak iftira atanlardır.)

Kurtubi dedi ki, bu büyük bir hadistir. Rasûlüllah (Sallaliâhû aleyhi ve sellem) , özel ve korkunç hallerden kurtaran özel amelleri onda zikretmiştir.

Tirmizi ve İbn Mâce, Mikdam b. Madikerib’den rivayet et­tiklerine göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle bu­yurmuştur:

Şehidin Allah katında, altı hasleti vardır. İlk önce kanının dö­külmesinden dolayı mağfiret edilir… Cennetteki yeri ona gösterilir… Kabir azabından kurtulur. Kıyametin korkunçluğundan emin olur.., Herbir yakutu dünya ve içindekilerine değer bir taç başına konu­lur. Hurilerden yetmiş iki hanımla evlendirilir… Akrabalarından yet­miş kişiye şefaat etme yetkisi verilir.

Tirmizi (hasen gördüğü bir rivayetle) , İbn Mâce ve Beyhaki, Selman b. Sard ve Halid b. Arkata (radıyallahü anhüma) ‘den rivayet ettiklerine göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

(Kim ki, karın ağrısından ölürse, kabrinde azap görmez.)

Ebu lvfüaym, Selmân-ı Farisi (radıyallahü anh) ‘den rivayet et­tiğine göre; ehl-i kitapdan bâzıları İsa (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘m şöyle buyurduğunu haber vermişlerdir:

(Namazda kıyamın uzatılması, sırat köprüsünden kurtulmak­tır. Ve secdenin uzatılması kabir azabından kurtulmaktır.)

Âbid, Müsnfed’inde, İbn Abbâs radıyallahü anhüma’dan ri­vayet ettiğine göre, bir adama:

Onunla çok sevineceğin bir hadisi sana bağışlayayım mı demiş. Adam, (evet) demiştir.

İbn Abbâs (radıyallahü anh) (Tebâreke sûresini oku, ailene, çoluk çocuğuna ve komşularına öğret. Çünkü o (kabir azabından) kurtarır. Mâcadele suresi ise, kıyamette Allah huzurunda okuyu cusunu müdafaa eder, onu ateşten kurtarmak ister. Onu okuyan kişi, onunla kabir azabından kurtulur.)

Halef b. Hişam, Fezâilü’l-Kur’an’da ve Hâkim, sahih gördü­ğü bir rivayette ve Beyhaki, İbn Mesûd (radıyallahü anh) ‘dan ri­vayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

(Tebâreke sûresi, koruyucudur. Kabir azabından kurtarır. Azap, kabirde onu okuyanın baş ucuna gelir. Baş der ki, benden geçemez­sin, çünkü, bu başta Tebâreke suresi okunmuştur. Azap ayak ucun­dan gelir. Ayaklar da benden geçemezsin, bu ayaklar Mülk sûresi için çok dikilmişlerdir,) derler.

Nesai, İbn Mesud (radıyallahü anh) ‘dan rivayet ettiğine; gö­re, şöyle demiştir: (Kim Tebâreke sûresini her gece okusa, Allah onunla onu ka­bir azabından korur. Biz Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında, bu sûreyi (koruyucu) diye isimlendirdik.

İbn Asakir (Tarih) inde zayıf bir senedle Enes (radıyallahüanh) ’dan rivayet’ ettiğine göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve Sel-lem) şöyle buyurmuştur:

Bir adam öldü, Allah’ın kitabından beraberinde, Tebâreke sû­resinden başka bir şey yoktu. Kabrine konuldu. Melek geldi. Sûre, ona karşı kükredi. Melek, sen Allah’ın kitabındansm. Sana karşı gel­mek istemem. Ne sana, ne ona, ne de kendime, ne kâr, ne de zarar verebilme yetkisinde değilim. Eğer onu kurtarmak istiyorsan, Al­lah’a çık, ona şefaat et) dedi.

Sure Allah’a çıktı; (Yâ Rabbi bu kulun, kitabmdan bana dayanıp beni öğrendi, okudu, Ben onun içinde iken onu ateşe yakıp azap ve­rir misin? Şayet bunu yapacak olursan beni kitabından imha et,) dedi.

Allah (görüyorum kızmışsın, onu sana bağışladım. Seni ona şefaatçi kıldım) buyurdu. Bunun üzerine Melek, cenazeden bir şey sökemedi diye gönlü kırık olarak çıkar.

Sûre gelir, ağzmı ölünün ağzına kor. (Merhaba ey ağız, beni çokça okudun. Merhaba ey kalp beni çokça dinledin. Merhaba ey ayaklar, beni çok taşıdınız) der. Kabrinde vahşete karşı ona ün-siyet verir.

Ravi dedi ki, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem.) bu hadisi buyurduktan sonra;

Ne küçük ne büyük, ne hür ne köle hiç kimse kalmadı, illa bu sûreyi öğrendi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu sûreye (Münciye) (Kurtarıcı) ismini verdi.

Ebû Ubeyde (Fedail) adlı kitabında, Beyhaki (Delâil) de İbn Mesûd (radıyallahü. anh) ‘dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiş­tir:

Meyyit, öldüğü zaman her taraftan ateş yakılır. Onu yakmaya başlar. Eğer ona mani olacak ameli yoksa…

Bir adam öldü. Kur’an’dan yalnız Tebâreke sûresini okumuştu. Azap baş tarafından geldi, sûre, (o beni okurdu) dedi. Ayak ucundan geldi, sûre (onlar beni çok taşıdılar,) dedi. Göğüs tarafmdan gelmek istedi, sûre (o beni çok bellerdi) dedi ve onu kurtardı

Darimi (Müsned) inde Halid b. Madan’dan rivayet etliği­ni göre, şöyle demiştir:

Bana ulaştı ki, secde sûresi, kabirde sahibini korur. (Ya Rabbi eğer ben senin kitabından isem, beni ona şefaatçi kıl, eğer kitabm­dan değil isem beni ondan imha et) der. Kuş şekline girer, kanad-larmı açıp ona şefaat eder, onu, kalan azabından kurtarır.

Ravi, Tebâreke suresi içinde aynı şeyleri söylemiş. Onun için, Ha­lid, onları okumadan uyumazdı.

Yine Darimi ve Tirmizi, Câbir (radıyallahü anh) ‘dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Secde sûresi ile Mülk sûrelerini okumadan uyumazdı.

Rafii’nin de rivayet ettiğine göre;

Yemenli salih kullardan biri, bir Ölüyü defnetmiş. Halk ayrıldı­ğında, o, kabirden şiddetli bir vuruş seslerini işitmiş. Sonra, kabir­den, siyah bir köpek çıkmış. O salih, (helak olasın, nesin sen?) de­miş. O demiş ki:

(Ben Ölünün ameliyim) Şeyh:

(O vuruşlar sâna mıydı, ona mıydı?) demiş. O:

(Hayır bana idi, yanmda Yasin ve benzeri sûreleri gördüm,, be­nimle onun araşma girdiler. Böylece dövüldüm ve kovuldum.) |

İsbehâni, (Tergib) de, İbn Abbâs (radıyallahü anhüma) ‘dah rivayet ettiğine göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöy­le buyurmuştur:

Kim, Cuma gecesi akşam namazından sonra iki rek’at namaz kılıp, her bir rek’atta, Kur’an Fatihasını bir sefer, (İza zülzüeti’l-ard) sûresini onbeş sefer okusa, Allah ona Ölüm sekeratım kolaylaştırır. Onu kabir azabından kurtarır. Kıyamet gününde, Sırat köprüsü üs­tünden de geçmeyi ona kolaylaştırır.

Ebû Ya’la’ Enes Radıyallahhû anh) ‘dan rivayet ettiğine göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

(Kim Cuma günü ölse kabir azabından korunur.)

Beyhaki, İkrime b. Halid el-Mahzumi’den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

(Kim Cuma günü veya Cuma gecesi ölse iman üzere hayatına hitam verilir. Ve kabir azabından korunur.)

Beyhakfcfen;’ İbn Recep şöyle demiştir:

Enes b. Malik (radıyallahü anh) ’dan zaif bir senedle; (Ramazan ayında ölüler üzerinden kabir azabı kaldırılır,) diye rivayet edilmiştir.

Yafii (Ravz er-Reyyahin) de Veli birisinden rivayet ettiğine gö­re şöyle demiştir:

Ben Allah’dan kabirdekilerin makamlarını bana göstermesini istedim. Bir gece kabirlerin varıldığım gördüm. Bâzılarının en a’la kumaş üstünde, bâzılarının ipek üstünde bâzılarının çiçekler üstünde bâzılarının koltuklar üstünde, yattıklarını; bâzılarının ağladığı­nı, bâzılarının güldüğünü gördüm.

Ben, Yâ Rabbi, eğer isteseydin, ikramda aralarını eşit tutardın, dedim. Birden kabirden bir ses:

Yâ filan, bunlar amellerin dereceleridir.

İşte atlas kumaşta yatanlar güzel ahlâk sahipleridir, tpek üs­tünde yatanlar, şehidlerdir. Reyhan çiçekleri üstünde yatanlar, oruç tutanlardır. Tahtlar üstünde yatanlar ise, Allah yolunda birbirini se­venlerdir. Ağlayanlar ise, günahkârlardır. Gülenler ise tevbe eden­lerdir, dedi. (29)

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler