Sual: İnsanın nefsine uymasının zararları nelerdir? Nefsin hileleri ile nasıl başa çıkılır?

Cevap: Kalp hastalıklarının, yani kötü huyların 7.si, nefsin hevasına, şehvetlerine, isteklerine, lezzetlerine tabi olmaktır. Bunun kötü olduğu, âyet-i kerimelerde açıkça bildirilmiştir. Nefsin arzularının, insanı Allah yolundan saptırıcı oldukları, Kur’ân-ı Kerîmde haber verilmiştir. Çünkü nefs, daima Allahü teâlâyı inkar, Ona inat, isyan etmek ister. Her işte, nefsin arzularına uymak, nefse tapınmak olur. Nefsine uyan, küfre veya bidat sahibi olmaya yahut fıska yani haram işlemeye başlar.

Ebû Bekr Tamistani diyor ki “Nefse uymaktan kurtulmak, dünya nimetlerinin en büyüğüdür. Çünkü nefs, Allahü teâlâ ile kul arasındaki perdelerin en büyüğüdür”. Sehl bin Abdullah Tüsteri diyor ki “İbadetlerin en kıymetlisi, nefse uymamaktır”. İslam bin Yusuf Belhi, Hatemü’l-esam’a bir şey hediye etti. Hatem bunu kabul edince, bunu kabul etmek nefsin arzusuna uymak olmaz mı dediler. Kabul etmekle kendimi zelil, onu aziz ettim. Reddetseydim, kendim aziz, o zelil olurdu. Nefsimin hoşuna giderdi dedi.

Resûlullah, uzun bir hadis-i şerifin sonunda buyurdu ki “İnsanı felakete sürükleyen şeyler 3’tür: Hasislik, nefse uymak, kendini beğenmek.” İmam-ı Gazali buyurdu ki Allahü teâlânın insana yardımına mâni olan perdelerin en kötüsü, ucubdur. Yani ayıblarını görmeyip, ibadetlerini beğenmektir. İsa aleyhisselâm buyurdu ki “Ey havariler! Rüzgar, çok ışıkları söndürmüştür. ucub da, çok ibadetleri söndürmüş, sevaplarını yok etmiştir.”

Hadis-i şerifte, “Ümmetimin 2 kötü huya yakalanmalarından çok korkuyorum. Bunlar, nefse uymak ve ölümü unutup, dünya arkasında koşmaktır” buyuruldu. Nefse uymak, İslamiyete uymaya mâni olur. Ölümü unutmak, nefse uymaya sebep olur.

Hadis-i şerifte, “Aklın alâmeti, nefse galip ve hakim olmak ve öldükten sonra lazım olanları hazırlamaktır. Ahmaklık alâmeti, nefse uyup, Allahtan afv, merhamet beklemektir” buyuruldu. Nefse uyup da, tövbe ve istiğfar etmeden, af ve Cennet beklemek ahmaklık olmaktadır. Sebebine yapışmadan bir şey beklemeye temenni denir. Sebebine yapıştıktan sonra, beklemeye reca denir. Temenni, insanı tembelliğe götürür. Reca ise, çalışmaya sebep olur. Nefsin sevdiği, istediği şeylere heva denir. Nefs, yaratılışında kötülükleri, zararlı şeyleri sevici ve isteyicidir.

“Nefsinden sakın daim. Ona güvenme asla. 70 şeytandan daha, fazla düşmandır sana” beyti, tam yerinde söylenmiştir. Nefsin, insanı haramlara ve mekruhlara sürüklemesinin zararları meydandadır. İstekleri hep hayvani arzulardır. Hayvani arzular ise, hep dünyadaki ihtiyaçlardır. İnsan bu arzuları peşinde olduğu kadar, ahiret ihtiyaçlarını hazırlamakta geri kalır. Çok mühim olan bir şey de, nefs mubahlarla doymaz. Mubahları kullanmayı arttırdıkça, isteklerini arttırır. Yine de, doymaz. İnsanı haramlara sürükler. Bundan başka, mubahları aşırı kullanmak, elemlere, dertlere, hastalıklara sebep olur. Böyle insan, hep midesini, zevkini düşünür. Hasis ve rezil olur.

[İmam-ı Rabbânî “rahime-hullahü teâlâ” buyuruyor ki “Bütün varlıkların aslı, (Adem)dir, yokluktur. Her şey yok iken, Allahü teâlâ, bunları yoklukta biliyordu. İlmindeki bu ademlere, kendi sıfatlarından aks ettirdi, yansıttı. Varlıkların asılları hâsıl oldu. İlimdeki bu asılları, harice çıkardı. Varlıklar hâsıl oldu. Elma çekirdeğinin, elma ağacına asıl olması gibi. İnsanın yapısını anlamak için, bir şeyin aynadaki hayalini düşünelim. Aynadaki bu görüntü, o şeyden gelen ışınların, aynadaki yansımalarıdır. Ayna adem gibidir. İnsanın kalbi ve ruhu bu ışınlara benzer. Ayna, insanın bedenine, camın parlaklığı ise, nefse benzer. Yani, nefsin aslı, ademdir. Kalp ile ruh ile ilgisi yoktur”.

Nefse uyan kimse, hep İslamiyetin dışına çıkar. Hayvanlarda akıl ve nefs olmadığı için, ihtiyaçlarını bulunca kullanırlar. Yalnız bedenlerine zarar veren, kendilerini inciten şeylerden kaçarlar. İslam dini, rahat ve huzur içinde yaşamak için lazım olan şeylerden ve dünya lezzetlerinden faydalı olanları yasak etmiyor. Bunların elde edilmesinde ve kullanılmasında, akla ve dine uymayı emrediyor. İslam dini insanların dünyada da, ahirette de rahat ve huzur içinde yaşamasını istiyor. Bunun için, akla uymayı emrediyor. Nefse uymayı yasak ediyor. Akıl yaratılmasaydı, insan hep nefsine uyar, felaketlere sürüklenirdi. Nefs olmasaydı, insan, yaşaması ve üremesi için ve medeni hayat için lazım olan şeyleri kazanmak için çalışmasında kusur ederdi ve Nefs ile cihat sevâbından mahrum kalırdı. Meleklerden daha üstün olmak yolu kapalı kalırdı. Hadis-i şerifte buyuruldu ki “Ahirette olacaklardan, sizin bildiklerinizi hayvanlar bilselerdi, yemek için et bulamazdınız!” Yani, hayvanlar ahiretteki azapların korkusundan dolayı, yemekten, içmekten kesilirlerdi. Bir deri, bir kemik kalırlardı. İnsanlarda nefs olmasaydı, hayvanlar gibi, korkudan, yiyemez, içemez, yaşıyamazlardı. İnsanların yaşayabilmeleri, nefslerinin gafleti ve dünya lezzetlerine düşkün olması iledir. Nefs, iki tarafı keskin bıçak gibidir. Hem de, zehrli ilaç gibidir. Tabibin tavsiyesine göre kullanan, bundan fayda kazanır. Aşırı kullanan helak olur. İslamiyet, nefsin helak edilmesini, yok edilmesini değil, terbiye edilmesini, ondan istifade edilmesini emretmektedir.]

Nefsin İslamiyetin dışına taşmasını önlemek için, onunla iki cihat vardır: Birincisi, ona uymamak, onun arzularını yapmamaktır. Buna, riyazet çekmek denir. Riyazet, vera ve takva ile olur. Takva, haramlardan sakınmaktır. Vera haramlardan ve mubahları ihtiyaçtan fazla kullanmaktan da sakınmaktır. Cihatın ikincisi, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Buna mücahede denir. Bütün ibadetler mücahededir. Bu iki cihat, nefsi terbiye eder. İnsanı olgunlaştırır. Ruhları kuvvetlendirir. Sıddıkların, şehitlerin ve salihlerin yoluna kavuşturur. Allahü teâlâ kullarının taatlarına, ibadetlerine muhtaç değildir. Kullarının günah işlemesi Ona hiç zarar vermez. Kullarının nefslerini terbiye etmek, nefsle cihat etmek için bunları emretmiştir.

İnsanlarda nefs olmasaydı, insanlık kalmaz, meleklik hâsıl olurdu. Halbuki beden birçok şeylere muhtaçtır. Yemek, içmek, uyumak, istirahat etmek lazımdır. Süvariye hayvan lazım olduğu gibi, insana da beden lazımdır. Hayvana bakmak lazım olduğu gibi, bedene hizmet etmek de lazımdır. İbadetler beden ile yapılmaktadır. Birisinin geceleri uyumayıp, hep namaz kıldığı söylendikte, (İbadetlerin kıymetlisi, az olsa da devamlı yapılanlardır) buyuruldu. İbadetin devamlı yapılmasında, kulluğa alışmak vardır.

Niyet ederek İslamiyete uymaya ibadet etmek denir. Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına ahkâm-ı İslâmiyye ve ahkâm-ı ilâhiye denir. Emredilenlere Farz, yasak edilenlere Haram denir. Hadis-i şerifte, “İbadetleri takat getireceğiniz kadar yapınız. Neşe ile yapılan ibadetin kıymeti çok olur” buyuruldu. Beden istirahat edince, ibadetler zevk ile yapılır. Beden ve zihin yorgun iken yapılan işten usanç hâsıl olur. Yorgunluğu gidermek için, arasıra mubah olan şeylerle, bedene neşe getirmelidir. İmam-ı Gazali buyuruyor ki “Çok ibadet yapınca, beden yorulur. Hareket etmek istemez. Bu zaman uyumakla veya salihlerin hayat hikayelerini okumakla yahut mubah olan eğlencelerle bedeni neşelendirmeli. Böyle yapmak, usanarak ibadet yapmaktan efdaldir.”

İbadet yapmaktan maksat, hem mücahede yaparak, nefsi terbiye etmek, hem de, kalbe ferahlık getirmek, kalbi Allaha bağlamak içindir. Ayet-i kerimede “Namaz, insanı kötü ve çirkin işler yapmaktan korur” buyuruldu. Severek, neşe ile kılınan namaz böyle olur. Bu neşeyi hâsıl etmek için, nefsin mubahlardaki arzularını, ihtiyaç olduğu kadar, yerine getirmek lazım olur. Böyle yapmak, İslamiyete uymak olur. İbadetlere sebep olan mubahlar da ibadet olur. “Âlimin uykusu, cahilin ibadetinden hayırlıdır” hadis-i şerifi, bu sözümüzün şahitidir. Uyuklayarak, teravih namazı kılmak mekruhtur. Uykulu hal gidince, neşe ile kılmalıdır. Uyuklayarak kılınan namazda gevşeklik ve gaflet olur.

[Yukarıdaki yazıları yanlış anlamamalıdır. Yorgunluk ve usanç hâsıl olduğu zaman ibadet tehir edilir, terkedilmez. Farzları özürsüz terketmek büyük günahtır. Kaza etmek farz olur. Vâcipleri de kaza etmek vâcip olur. Sünnetleri terkeden, bunların sevâbından mahrum kalır. Özürsüz terketmeyi adet ederse, bu sünnetlere mahsus olan şefaattan mahrum kalır. Yorgun, halsiz, neşesiz olmak, farzları vaktinden sonraya bırakmak için özür olmaz. Vaktinden sonraya bırakmak günahından ve azabından insan kurtulamaz. Ahkâm-ı İslamiyeye, yani farzlara ve haramlara ehemmiyet vermemenin küfür olduğu akaid kitaplarında bildirilmiştir. İslam düşmanları bu noktadan da gençleri aldatmaya, İslamiyeti içerden yıkmaya çalışıyorlar. Bunlara aldanmamak için, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdıkları fıkıh ve ilmihal kitaplarını okuyup, farzları, haramları iyi öğrenmekten başka çare yoktur.]

Tavsiye Yazı —> Şeytanın 10 hilesi ve bu hilelerden kurtulma yolları

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler

1 Yorum

Comments are closed.