Suri [zahiri, gözle görünen] kemalatın [yüksekliklerin, menfaatlerin] ve manevi [görünmeyen] makamların hepsi Muhammed aleyhisselâmdan gelmektedir. Bedenle yapılacak ve sakınılacak işler, ibadetler, Ondan bizlere âlimler yolu ile geldi. Batının [kalbin] ilimleri, esrarı, sufiye-i kirâm vasıtası ile geldi. Ebû Hüreyre “radıyallahü teâlâ anh” buyurdu ki (Resûlullahtan “sallallâhü teâlâ aleyhi ve alihi ve sellem” 2 türlü ilim aldım. Bunlardan birini sizlere bildirdim. İkincisini bildirmiş olsam, beni öldürürdünüz.) Ömer “radıyallâhu anh” vefat edince, oğlu Abdullah, (İlmin 10’da 9’u öldü) dedi. Bazılarının bu sözde şüphe ettiklerini görünce, (İlm dediğim, Allahü teâlâyı tanımaktır. Hayız ve nifas bilgisi değildir) dedi.

Allahü teâlânın rızasına, sevmesine kavuşturan yolların hepsi, Resûlullahtan gelmiştir. Veliler, üstadları vasıtası ile aldılar. Hiçbiri, yollarını kendileri açmadı. Nefehat’da, molla Cami diyor ki (Fenâ ve Bekâ kelimelerini ilk söyleyen, Ebû Saidilharrazdır. Feyizler, Resûlullahın mübarek kalbinden alınmıştır. İsmleri sonradan konmuştur. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” Bi’setten [kırk yaşından] evvel, mübarek kalbi ile tefekkür ederdi. Allahü teâlâya teveccüh etmek ve nefy ve ispat [Kelime-i tevhid] yapmak ve mürakabe yapmak, zaman-ı saadette ve Ashâb-ı kirâm zamanında yoktu demek doğru değildir. Meşhur olan sükutü zamanlarında, bunlarla meşgul idi. Bu isimler, o zamanda yok idi ise de, kendileri vardı. Mübarek kelamları ilim, sükutları fikir idi. Teveccüh ve murakabe, bu fikir kelimesine dâhildir. Tefekkür, fikrin [düşüncenin] batıldan hakka gitmesidir. (Bir miktar tefekkür, bir sene ibadetten hayırlıdır) hadis-i şerifi meşhurdur. O zaman bunlar yoktu diyenlerin delil, vesika göstermeleri lazımdır.

Nefy ve ispat ismini Abdülhalık Goncdüvaniye Hızır aleyhisselâm öğretti. Hızır aleyhisselâm, elbet, bidat olan, nur ve ziya bulunmayan, derdlere deva olmayan şeyi öğretmez. (Allahü teâlânın rızasına kavuşturan yolların hepsi, Resûlullahın nurlarından alınmış, Onun esrarından damla olduğuna göre, niçin yollar farklı olmuş, sahvlar, sekrler, telvinler, temkinler ve İslamiyete uymuyor görünen [şath] sözler birbirlerine benzemiyor) denilirse, cevabında deriz ki bu ayrılıklar, istidadların farkından, insanların yaratılışlarındaki farklardan hâsıl olmuştur. Aynı gıdanın, aynı devanın insanlara tesirlerinin başka başka olmaları gibidir. Aynı insanın muhtelif aynalarda, farklı görünmesi de böyledir. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem”, manaları ve esrarı, Ashâbının, istidadlarına, kabiliyetlerine göre, muhtelif şekilde bildirirdi. Su, konulduğu kabın şeklini alır. Aynı su, muhtelif şekillerdeki kaplarda, o kabın şeklinde görünür. Hadis-i şerifte, (Herkese, akılları alacak kadar söyleyiniz!) buyuruldu. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” bir gün Ebû Bekre “radıyallahü teâlâ anh” esrardan anlatıyordu. Ömer “radıyallahü teâlâ anh” yanlarına gelince, sözü değiştirdi. Osman “radıyallahü teâlâ anh” gelince, daha da değiştirdi. Ali “radıyallahü teâlâ anh” gelince, başka şeyler anlatmaya başladı. İstidadları, fıtratları başka olduğu için, böyle yaptı.

İkinci sualin cevabına gelince, silsilelerin [yolların] hepsi, imam-ı Cafer Sadıktan gelmektedir “radıyallahü teâlâ anh”. Bu imam, iki yola bağlıdır. Birincisi, dedelerinin yolu olup Aliden “radıyallahü teâlâ anh” gelmektedir. İkincisi, anasından gelen, dedelerinin yolu olup Sıddık-ı ekberden “radıyallahü teâlâ anh” gelmektedir. Bu iki zahiri ve manevi veladetten dolayı, bu büyük imam, (Ebû Bekr beni iki kere hâsıl etti) buyurdu. İmamdaki bu iki yol, birbirinden ayrıdır. Bazı Evliyaya, İmamdan, Sıddık-ı ekberin yolu, diğer silsilelerin Evliyasına, Ali keremallahü vecheh yolu verildi.

Benzer Yazıları Okumak İçin Tıklayınız

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler