Her hayırlı iş için bir mâni olduğu hâlde, ilim öğrenmek için, bir çok mâniler, engeller olduğu âşikârdır.

İlim tahsîline mâni olan şeyler, ileride öğrenirim demek ve zekâya güvenmek, bir ilmi öğrenmeden diğer ilme geçmek, bir kitâbı bitirmeden başka bir kitâbı öğrenmeye ve mütalaaya başlamak veyâ şiddetli zarûret ve ihtiyâç içinde olmak [hastalık ve fakîrlik gibi], ilim öğrenecek olan kimsenin yanında, kısa ve geniş pekçok kitâbın bulunması gibi benzeri sebeplerdir.

İlmi ileride öğreneceğine güvenmek, akıllı kimse için uygun bir düşünce değildir. Çünki her günün kendine mahsûs bir meşgâlesi vardır. Bu günün meşgâlesini yarına bırakıp, te’hîr etmek doğru değildir.

Zekâya i’timâd etmek ise, cehâlet alâmetindendir. Çünki zekî olanlardan pek çok kimseler, zekâsının kuvvetine güvenmesi sebebiyle ilim tahsîli yapamamış ve ilmî kemâlâtı elde edememişlerdir.

Bir ilmi öğrenip, o ilim hakkında ma’lûmât edinmeden, o ilmi bırakıp, başka bir ilmi öğrenmeye başlamak [sırayı gözetmemek], bütün ilimleri öğrenmekten mahrûm olmaya sebeptir. Bir kitâbı bırakıp, başka bir kitâba başlamak da bunun gibidir.

Şiddetli geçim sıkıntısı içerisinde olmak, ilim tahsîlinin ve kemâle ermenin en büyük mâni’lerindendir. Çünki böyle zarûrî hâlde olanlar, dâimâ gamlı ve kalbleri meşgûldür.

Dünyâ işleriyle fazla meşgûl olmak da, ilim öğretmeye ve öğrenmeye mâni olan şeylerdendir. Çünki, insanın çok dünyâlığa, mala, mülke kavuşmasından, halkın işlerini üzerine almaktan dolayı hâsıl olan fazla meşgûliyyetler, ilim ve kemâl elde etmeye mâni’dir.

İlimlerde eserlerin, kitâpların çokluğu, ta’lîmde farklı ıstılâhlar, ilim öğrenenleri tahsîlden alıkoymaktadır. Çünki insanın ömrü, bir ilme âit kitâbları okuyup öğrenmeye bile kâfi değildir. Meselâ, fıkıh ilminde, gerek metin, gerek şerh olarak yazılmış olan kitâpların mütâlaasını bir ilim talebesi arzû etse, bu arzûsuna istediği gibi kavuşamaz. Aynı şekilde arabî ilimlere dâir yazılmış olan kitâbların mütâlaasına çalışılsa ömrü yetmez. Aynı şekilde o kitâpların tamâmen mütâlaası mümkün olmaz. Bu yolda olan mütâlaa sevdâsı, lâzım olanlara yapışmamak kabilinden olup, âlimlerin gösterdikleri şekilde öğrenmeye, öğretmeye ve fazîletlerin kazanılmasına mânidir.

Muhtasar kitâpların çok olması da öğrenmeye ve öğretmeye mâni olur. Yanî ilmî meseleleri az ve kısa lafızlarla anlatan kitâplar, ilim tahsîlinin engellerinden sayıldı. Bu çeşit kitâpları, ilme yeni başlayanların anlaması kolay değil, zordur. “İbni Hâcib” ile “İbni Mâlik” ve sonra gelen âlimlerden ekserîsi, muhtasar kitâb yazmayı benimsemiş ve kısa yazmışlardır. fakat bu şekilde kitâb hâzırlamak ilme yeni başlayanlar için zorluk teşkîl etmiştir. Böyle kısa yazılan kitâplardan hâsıl olan meleke, geniş yazılmış kitâplardan kazanılan meleke gibi tam olmayıp, noksandır. Geniş yazılmış olan kitâplar, meseleleri çokca tekrâr ettiğinden ve ibârelerinin dar ve kapalı olmaması gibi faydaları taşıdığından, bu çeşit geniş kitâplardan ilim öğrenen için tam bir meleke hâsıl olacağı âşikârdır. Muhtasar kitâblar, ezberlenmelerini kolaylaştırmak maksadıyla yazılmış ise de, bu maksad için, ilimlerden beklenen faydalı melekelerin kazanılmasını fedâ etmek, hikmete muvâfık görülmemiştir.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler