2– KİTÂB-ÜS-SALÂT

Bu bölümün tahâret bölümden sonra gelmesinin sebebi, yukarıda bildirildi.

“Salât” kelimesi, lügatda duâ manâsınadır. Şerî’atdeki manâsı ise, belli rükünler ve belli işlerden ibâret bir ibâdet demektir.

“Salât”, her gün 5 vakitte müslümânların kıldıkları namâz olup, her mükellef üzerine farz-ı ayndır. Mükellef demek, müslümân, akıllı ve bülûg çağına girmiş kimse demektir. A’mâ, kadın ve köle de farz-ı aynda müsâvîdir.

Beş vakitten sabâhleyin kılınan namâza “salât-ı fecr”, öğle vakti kılınan namâza “salât-ı zuhr”, ikindi vakti kılınana “salât-ı asr”, akşâm vakti kılınana “salât-ı mağrib”, yatsı vakti kılınan namâza “salât-ı îşâ’” denir.

Salât, yanî namâz, bedenle yapılan bir ibâdet olup, başkası, başkasının yerine kılamaz.

Âlimler tarafından namâz ile alâkalı meseleler ve hükümler aşağıdaki bâblara göre yazılmıştır. Bu bâblar: Ezân bâbı, namâzın şartları bâbı, namâzın sıfatı bâbı, imâmet bâbı, namâzın mekrûhları ve müfsidleri bâbı, vitr ve nâfileler bâbı, farza yetişme bâbı, fevâitin kazâsı bâbı, secde-i sehv bâbı, hastanın namâzı bâbı, tilâvet secdesi bâbı, misâfirin namâzı bâbı, cum’a namâzı bâbı, bayramlar bâbı, küsûf bâbı, istiskâ bâbı, salât-ül havf bâbı, cenâze namâzı bâbı, şehîd bâbı, Kâ’bede namâz bâbı.

Ezân bâbı:

“Ezân” lafzı, lügatda herkese bildirmek demektir. Istılâhda ise, belli olan arabî kelimeleri sırayla okumaktır. Müezzinler 5 vakit namâzı bildirmek için belli vakitlerde yüksek yerlere çıkarak sünnet üzere okurlar.

Bu bâbda, ezâna dâir meseleler ve şer’î hükümler bulunur.

Namâzın şartları bâbı:

Namâzın şartları, namâzın câiz ve sahîh olma şartları demekdir. “Şart” lügatda, alâmet-i lâzime, yanî hiç ayrılmayan alâmet demektir. Şerî’atde ise, bir şeyin kendisine bağlı olduğu, fakat içine dâhil olmayan şeydir. [Abdestin, namâzın şartı olması gibi, abdest namâzın içine dâhil değil, yanî rükünlerinden değildir. Fakat namâzın kılınması abdeste bağlıdır.]

Namâzın şartları, hadesten tahâret, necâsetten tahâret, setr-i avret, niyyet ve istikbâl-i kıble gibi şartlardır.

Namâzın şartları bâbı, namâzla alâkalı meseleleri ve hükümleri ihtivâ eder.

Namâzın sıfatı bâbı:

“Sıfat” kelimesi lügatda masdar olup, bir şeyin keyfiyyeti demektir. Örfde, farz, vâcib, sünnet ve mendûbun keyfiyyetini içine alır.
Namâzın sıfatı, kıyâm, iftitâh tekbîri, son oturuş, rükû’ ve sücûd gibi namâzın keyfiyyetlerinden ibârettir.

Bu bâb, namâzın sıfatına, kılınışına dâir meseleleri ve hükümleri içine alır.

İmâmet bâbı:

“İmâmet” 2 çeşittir. Biri “imâmet-i kübrâ”, diğeri “imâmet-i sugrâ”dır. İmâmet-i kübrâ, islâm pâdişâhlığı demektir. İmâmet-i sugrâ, namâzda imâmlık yapmak demektir.

Namâz kıldırmak için imâm olmaya, önce namâzla alâkalı hükümleri iyi bilen, sonra tilâveti düzgün olan, sonra vera’ sâhibi olan, sonra yaşlı olan, sonra güzel ahlâk sâhibi olan, sonra yüzü güzel olan, sonra nesebi dahâ üstün olan ve sonra elbisesi temiz olan ve bu tertîb üzere üstün olan kimse dahâ lâyıktır.

Bu bâbda, imâmlık ile alâkalı meseleler ve hükümler bulunur.

Namâzın mekrûhları ve namâzı bozan şeyler:

Namâzı bozan şeylere “mâ yüfsid-üs-salât” denir. Fesâd ve butlân ibâdeti bozma bakımından aynı manâda ifâdelerdir. İbâdetde fesâd ve butlândan murâd, bazı sebeblerle ibâdetin ibâdet hâlinden çıkmasından ibâretdir.

Bu bâb, namâzı bozan ve namâzda mekrûh olan şer’î meseleleri ihtivâ eder.

Vitr ve nâfileler bâbı:

“Vitr” çiftin zıddı olup, tek demekdir. “Nevâfil”, nâfile kelimesinin çoğuludur. “Nâfile” kelimesinin kökü “nefl” olup, lügatda ziyâde manâsına gelir. Şerî’atdeki manâsı ise, farz ve vâcib dışında ayrıca yapılan ibâdetlerdir.

“Salât-ı vitr”, gece yanî yatsı namâzından sonra husûsî bir sûretde kılınan üç rek’at namâzdır. Bu namâz amel bakımından farz, i’tikâd bakımından vâcib, sübût yanî Peygamber efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” fiili olması bakımından da sünnetdir.

Bu bâbda, vitr namâzı ve nâfile namâzlara âid meseleler ve hükümler yer alır.

Farza yetişme bâbı:

Bu bâb, aslında imâmlık bâbını tamâmlayan bir konu olup, farzların edâsına âit çeşitli meseleleri açıklamaktadır.

Fevâitin kazâsı bâbı:

Farz olan ibâdetlerin, husûsî vaktlerinde edâsının (özr ile) kaçırılması sebebiyle başka vakitlerde kazâ edilmesi ile alâkalı meseleler ve hükümler bu bâbda anlatılmakdadır. [Özür ile ve özürsüz kaçırılan namâzların kazâsı mufassal olarak (Se’âdet-i Ebediyye) kitâbında yazılıdır.]

Secde-i sehv bâbı:

Sücûd, secde lafzının cem’idir. “Secde”, sünnet üzere husûsî bir şekilde yapılan fiildir. “Sehv” ile “nisyân” arasında lügat bakımından fark yoktur.

“Sehv”, bir şeyin ihtiyâc zamânında hâtırlanamamasıdır. Bir kavle göre sehv, bilinen şeyden gaflet yanî habersiz olmak manâsınadır. Fakat az bir hâtırlatma ile hâtırlanabilir.

“Nisyân”, dahâ önce bilinen şeyin zihinde yok olmasıdır, unutmaktır.

Hükemânın ta’rîfine göre sehv, kuvve-i müdrîkeden sûretin, şeklin gayb olmasıdır. Bu gayb olmak, sûretin kuvve-i hâfızada bekâsı, kalması ile olur. Nisyân, sûretin hem kuvve-i müdrîkeden, hem de kuvve-i hâfızadan gayb olmasıdır. Buna göre, sûretin tekrâr elde edilmesinde yeni bir sebebe ihtiyâc vardır.

“Nisyân” ve “şek” fukahâya göre aynı manâdadır. “Zan” tercîh edilen tarafa, “vehm” ise, tercîh olunmayan tarafa denir.

Bu bâbda, secde-i sehv ile alâkalı meseleler ve hükümler bulunur.

Hastanın namâzı bâbı:

Bu bâbda, hasta olan kimsenin nasıl namâz kılacağı ile alâkalı meseleler anlatılmakdadır.

Tilâvet secdesi bâbı:

“Tilâvet secdesi”, secde âyet-i kerîmesinin okunması sebebiyle vâcib olur. Secde âyetleri 14’dür. Bunlardan 4’ü Kur’ân-ı kerîmin ilk yarısında, onu ikinci yarısında bulunmaktadır.

Bu bâbda, tilâvet secdesine âid meseleler ve hükümler anlatılmaktadır.

Misâfirin namâzı bâbı:

“Misâfir” lafzı, “sefer” kelimesinden alınmış olup, yolcu manâsınadır.

“Sefer”, lügatda herhangi bir mesâfeyi kat’ etmek, yolculuk yapmaktır. Bu bâbda seferden maksad husûsî bir seferdir. [Senenin kısa günlerinde insan veyâ deve yürüyüşüyle 3 günde gidilecek yere gitmeyi niyyet ederek yapılan yolculuk. Hanefî mezhebinde bu mesâfe 104 kilometredir.] Bu sefer sebebiyle hükümler değişir. “Farz namâzların iki rek’at kılınması, Ramazân orucunu tutmayıp, sonra kazâ etmek, mesh müddetinin üç güne kadar uzaması, Cum’a namâzının farz olmaması, bayram namâzlarının ve kurbân kesmenin vâcib olmaması, hür kadının mahremsiz yolculuğa çıkamaması” gibi. Bu bâbda, yolcunun namâzlarıyla alâkalı meseleler ve hükümler anlatılmaktadır.

Cum’a namâzı bâbı:

Cum’a namâzı farz-ı ayndır. Cum’a namâzının farz olması için iki türlü şartı vardır. Vücûb şartları: Hür olmak, sıhhatli olmak, bâlig olmak, erkek olmak, mukîm ve akıllı olmak.

Edâsının şartları: Şehir, devlet reîsi, hutbeye izin. Bu bâbda, cum’a namâzına âit meseleleri bildirilmektedir.

Ramezân ve kurban bayramları bâbı:

Bu mubârek günlere “îyd” denir. Böyle denmesi, bu günlerde, kulların, Allahü teâlânın çeşitli ni’metlerine ve ihsânlarına kavuşmaları sebebiyledir. Bu ihsânlar, yemekten men olunduktan sonra, tekrâr müsâade edilmesi, fakîrlere sadaka-i fıtr verilmesi, tavâf-ı ziyâreti yaparak hac tamâmlamak, kurban eti ile sevindirilme gibidir. Bayram günlerinde âdet, sevinc ve neş’e hâli üzere olmakdır. Bu bâbda, bayram namâzları ile alâkalı meseleler ve hükümler anlatılır.

Küsûf bâbı:

Fukahâ lisanında “küsûf” kelimesinin güneşe, “husûf” lafzının da aya mahsûs olduğu meşhûrdur. Bir rivâyete göre ise, her iki kelime de güneş ve ay için kullanılabilir. Bu bâb, küsûf namâzına âit meseleleri ve hükümleri bildirmektedir.

İstiskâ bâbı:

“İstiskâ” lügatda su istemek manâsınadır. Şerî’atde ise, şiddetli ihtiyâc zamânında yağmur yağmasını istemek, duâ etmekdir.

“İstiskâ”, husûsî bir sûretde düâ ve istigfâr olup, tafsilâtı bu bâbda yazılıdır.
.
Salât-ül-havf bâbı:

Bu bâb, korku namâzına âid meseleleri ve hükümleri bildirmektedir

Cenâze namâzı bâbı:

Cenâiz, cenâze lafzının cem’idir. “Cenâze”, meyyit manâsınadır.

Mevt, hayâtın zıddıdır. Bu bâbda, cenâze namâzı ile alâkalı meseleler ve hükümler bildirilmektedir.

Bâb-üş-şehîd:

“Şehîd”, yâ şuhûd lafzından olur ki, huzûr manâsınadır. Yâhud, şehâdet lafzından olur ki, basar veyâhud basîret ve müşâhede ile hâzır olmak manâsınadır.

“Şehîd” lafzı, fıkıh kitâblarında: “Cünüb, hâiz olmayan, âkıl ve bâlig bir müslümân, zulüm ile, haksız olarak, vurucu veyâ kesici vâsıtalarla öldürülürse buna şehîd denir” diye ta’rîf edilmiştir. Bununla alâkalı meseleler ve hükümler bu bâbda bildirilmiştir.

Kâ’bede namâz bâbı:
Bu bâb, Kâ’be-i mu’azzamada namâz kılmakla alâkalı mes’eleleri ve hükmleri bildirmekdedir.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler