Şüphelere cevâp hakkındadır.

Allahü teâlâya hamd ve Resûlüne salât olsun. Fakîr Cân-ı Cânân tarafından, Mevlevî Sâhib Mihribân selleme- hurrahmân bilsinler ki, hazret-i Kayyûm-i Rabbânî Müceddid-i elf-i sânînin “radıyallahü anh” yüksek sözlerine dâir şüpheleri ihtivâ eden iltifâtkâr ve uzun mektûbunuz geldi.

Kıymetli efendim! Bu şüpheler imâm-ı Rabbânî hazretlerinin ıstılâhlarına vâkıf olmamaktan doğmuştur. Eğer nasîb olursa, üç cildlik Mektûbât’ını mütâlaa ediniz. Bu şüpheler gidecektir. Fakîre bu şüphelerin cevâplarını yazınız diye emretdiğinizden, bu emre uymak için birkaç satır yazıyorum.

Bilmek lâzımdır ki, tasavvuf büyükleri vücûd lafzını üç manâda kullanmışlardır. Birincisi; emr-i imtizâî ve ma’kûl-i sânî olan, meydâna gelmek ve olmak manâsındadır. İkincisi vücûd-i münbasitdir. Birinci manânın çıkış kaynağıdır. Zâhir-i vücûd diye ifâde edilir. Bu her iki vücûd da Allahü teâlânın zâtından sonra gelir. Zât bu her iki vücûd ile de eserlere kaynak olamaz. İlklerin ilki, başlangıçların başlangıcı olan vücûddur. Ehl-i tevhîdin zannına göre bu vücûd zâtın aynıdır. Zât bu vücûd ile eserlere menşe’, kaynak olur.

İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyorlar ki, Allahü teâlânın zâtının kendisi yaratdıklarının menşe’idir. Vücûd ve zât, her ikisi hakîkatde bir olunca, eserlerin meydâna gelmesini ister. Vücûd nisbet etmeli ister zâta, maksad aynıdır. O hâlde ihtilâf lafzîdir. Teselsülün burada hiç yeri yoktur. İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin, Allahü teâlânın zâtına vücûd lafzını söylemekten sakınması, birinin diğeri yerine söylenilmesinden sakınması ihtiyâtından dolayıdır. Çünki şerîatte böyle söylenilmemiştir. Allahü teâlânın sıfatları ve isimleri tevkîfîdir.

Hakîkat-ı Kâ’benin, hakîkat-ı Muhammedîden üstün olduğuna dâir olan diğer iki şüphe Mektûbât’ın üçüncü cildi okununca gider. Bunların cevâplarını yazmak uzun sürer.

Hazret-i Gavsü’s-sakaleynin, “Benim iki ayağım her velînin boynu üzerindedir” sözünün te’vîli husûsunda yazdığınıza gelince, eğer kendi zamânındaki evliyâyı kastetmiş ise, bu sözünden dolayı ona bir noksanlık gelmez. Ancak kendinden öncekileri bu hükümden istisnâ etmek edeben gerekir. Çünki öncekilerden bazıları, onun hem dedeleri, hem de hocalarıdır. “Evveli mi hayırlıdır, yoksa sonu mu bilinmez” hadîs-i şerîfi gereğince, sonrakileri istisnâ da câizdir. Takdîm ve tehîr izâfî bir şeydir. Çünki her sonra gelenden sonra bir sonra gelen vardır. Bu takdîrde Gavsü’l-A’zamdan sonra geleni ondan üstün tutmak mümkündür.

Fakîre iltifâtkâr mektûbunuzda hak ile bâtıl arasını ayırmam için emrettiniz. Memûr mazûrdur. Allahım bize hakkı hak bâtılı bâtıl olarak göster, vesselâm.

Sonraki Mektup –> 7. Mektup

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler