Tasavvuf ehlinin, “Sôfî kendini frenk kâfirinden dahâ aşağı görmedikçe, frenk kâfirinden dahâ aşağıdır” sözünün manâsını bildirmektedir.

Soruyorsunuz ki: Büyüklerden biri, sôfî kendini frenk kâfirinden dahâ aşağı bilmedikçe, frenk kâfirinden dahâ kötüdür, diyor. Bu söz nasıl doğru olur. Çünki sôfî elbette mümindir. Bazen muttakî bir âlim de oluyor. Kendinde bulunduğu zamân kendi vasıflarını bilmektedir. Bir kimsenin diğerine üstünlüğünün esâsı taşıdığı özelliklerden dolayıdır. Yoksa zâtı ve hakîkatı itibâriyle değildir. O hâlde sôfî, frenk kâfirinin küfür ve günâhlarla, kendisinin ise, îmân ve diğer fazîletlerle muttasıf olduğunu bildiği hâlde, kendini frenk kâfirinden nasıl aşağı tutabilir. Eğer böyle bir zorlama ile kendini aşağı bilirse, kendi fazîletlerini onun rezâletlerinden dahâ aşağı bilmiş olur ki, böyle inanmanın bozukluğu aklen ve şer’an gâyet açıktır.

Kıymetli efendim! Hazret-i Müceddidin mezhebine göre, mümkinâtın hakîkatleri izâfî ademlerden ve sıfât-ı hakîkiyyenin zıllerinden meydâna gelmektedir. Yanî o ademler isimler ve sıfatlara karşılık olmak sebebiyle ilm-i ilâhîde bir varlık kazanmışlar, isimlerin ve sıfatların zuhûr ettiği yerler olmuşlardır. Âlemin teayyünlerinin asılları olmuşlardır. Hâricî hakîkînin zıllı olan hâricî zıllîde Allahü teâlânın yaratmasıyla zıllî bir varlık olmuşlardır. Adem ve vücûdun bu mürekkebliği, biraraya gelmesi sebebiyle hayır ve şerrin menşei olmuşlardır. Ademi zâtî olmaları bakımından şerri kesb etmişler, ademleri zıllen var olmaları bakımından da hayrı kesb etmişlerdir. Varlık âleminde ne zamân bir kimse güneşin ışığı ile dolu olan bir aynaya baksa, ilk önce ışıkları görür, aynayı görmez. Çünki ayna güneşin ışıklarının parıltısı ile görülmez olur. Yine bir kimse aynada kendine baksa, aynaya ilk bakışta kendini görür. Çünki onun bakışı aynanın kendisine değildir. O hâlde Sôfî kıymetli ve kıymetsiz şeylere bakarken varlık cihetinden bakıyor. Varlık ise, hayrın kaynağıdır. Kendisine ise kendi aslı adem cihetinden bakıyor. Adem ise, şerrin kaynağıdır. Bu sebeple kendini her türlü hayır ve kemâlden uzak görüyor. Varlık cihetinden kazanılan ve âriyet olarak bulunan hayır ve kemâli kendine âit bulmaz. İster istemez kendini frenk kâfirinden ve aşağı olan diğer şeylerden dahâ kötü bilecektir. Bundan anlaşılıyor ki, bu sözü söyleyenin maksadı şudur: Kâmil olan sôfî hayır ve kemâli aslâ kendisine nisbet etmez. Onu kendisine emânet bilir. Tam fenânın ve sahîh şühûdun hülâsâsı budur. Eğer sôfî kendine emânet olan varlık ve nûrlar cihetinden bakarsa ve adem olan aynalık yönü ona gizli kalırsa, ben güneşim der. İşte Hüseyn bin Mansûr’un (enelhak) demesinin sırrı budur. Gerçi o kendini görmekte mazûr idi. Fakat görmede hatâ etdi. Sekrin galebesi sebebiyle varlık ciheti ile yokluk cihetini birbirinden ayıramadı. Bu yolun sâliklerinden çok kimsede böyle hatâlar meydâna gelmektedir. Habîbinin “sallallahü aleyhi ve âlihi ve sellem” bereketiyle Allahü teâlânın korudukları müstesnâdır.

 

Sonraki Mektup –> 10. Mektup

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler