7. BÖLÜM

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin hazret-i Hâfız Sa’dullah’tan “rahmetullahi aleyh” istifâdesi:

Buyurdular ki: Hazret-i Hâfız Sa’dullah’a “rahmetullahi aleyh” tarîkat feyzi almak istediğimi arz ettim. İstihâre yapmamı emrettiler. İstihârede murâd hâsıl oldu. Sonra sohbet-i şerîfine devâm edip, ayakkabılarını tutmak hizmetini seçtim. Hizmetin bereketiyle çok fâideler hâsıl oldu. Her gün bâtın nûrlarında terakkî ediyordum. Nisbetin genişliği artıyordu. Hâfız Sa’dullah hazretleri yaşlı olduğu için, zâfiyetten tâliblere teveccüh edemiyordu. O zamân yaşı 80’a geçmişti. Sabâhleyin Kur’ân-ı kerîmden bir cüz dinliyordu. Talebeler onun etrâfında halka oluyorlardı. Kur’ân-ı kerîmi dinlerken, kendisinde terakkîler hâsıl olurdu. 12 sene onun mübârek sohbetinden feyz aldım. Kendi hâlinde pek çok inâyetler görüp, talebelerinin hâllerini bu fakîrden sordu. Arz etdiklerimi tasdîk buyurdu. Talebelerini yetişdirmem, ahkâm-ı islâmiyye ve tarîkat meselelerini onlara telkîn etmem için bu fakîre emir buyurdu.

Bir gün huzûrlarında, sâlihlerden bir cemâat vardı. Hazret-i Hâce Muhammed Nâsır “rahmetullahi aleyh” de gelmişti. Nisbetinin ahvâlini anlamak için ona teveccüh buyurdu. Fakîr, Hâce Hâfız’ın “rahmetullahi aleyh” şu şiirini okudum:

Herkes senin yüzünü gördü, benim gözüm kapalı,

Hiç bir iş bizim gözümüzü görmez etmedi.

Buyurdular ki: Hazret-i Îşânın nisbeti gâyet latîf ve kuvvetli olarak zuhûr etti. Onun kemâlâtının nûrları güneş gibi zulmeti giderdiğini beyâna hâcet yoktur.

Buyurdular ki: Onlar bir kere bu fakîri, kendisine talebe olmak isteyen ve harbe giden bir kumandanın ordusunu korumak için gönderdi. Fakîr, askerlerin korunması için Hızbül-bahri okudum. Himmet onların muzaffer olması içindi. Fakîr, hazret-i Hâfız Sa’dullah’ın bâtınından ve pîrân-ı kibârdan “rahmetullahi aleyhim” yardım istedim. Elhamdülillah ki, o kumandanın ordusu mansûr ve muzaffer oldu. Düşman korkup kaçtı.

Buyurdular ki: Fakîr, ondan istifâde ettikten sonra, çok kimse onlara mürâcaat etti. Pekçok devlet adamı ve zengin ona geldiler. Nevvâb Hân Firûzcenk ona bî’at ettiler. Îşân yanî Hâfız Sa’dullah hazretleri hergün cemiyet feyzi kazanmak için halkada bulunurdu. Onun dergâhında pekçok dervîş toplanırdı. Hergün 80 kişi onun mutfağından yemek yerdi.

Buyurdular ki: Hâfız Sa’dullah “rahmetullahi aleyh” hayır ve yardım işleriyle çok meşgûl olurdu. Ümerânın hânesine, ihtiyâç sâhiblerinin işlerini halletmek için giderlerdi.

Buyurdular ki: Onlar son derece gayret sâhibi idiler. Eğer bir kimse izinsiz bir ziyâretgâha gitse, bâtınında gevşeklik bulurdu. Kendini afv ettirmedikce bâtın nisbeti iyileşmezdi.

Buyurdular ki: Bir gün fakîr, huzûrlarında şu’ûrları arz ettim. Bu tarîkatta, terakkî mürşidin teveccühüne bağlıdır. Bu müddet içinde senelerce bu bendeyi bir teveccühle şereflendirmediler. Bu saâdete kavuşma arzûsu dâimâ hâtırıma gelirdi. Bu cüretimden dolayı çok değiştiler. Fakîrin zâhir ve bâtınında gevşeklik hâsıl oldu. Üç ay hasta oldum. Nihâyet onlar ziyâretime gelince, sıhhate kavuştum. Bâtın nisbetim eski hâline geldi.

Buyurdular ki: Hâfız Sa’dullah hazretleri yaşlılık zâfiyetinden talebeleriyle meşgûl olamayınca, fakîr, Şeyhuşşuyûh hazret-i Muhammed Âbid’e “kuddise sirruh” mürâcaat ettim. Bu arada yine Hâfız Sa’dullah hazretlerine gidiyordum. Halîfesi Şeyh Sibgatullah, benim Muhammed Âbid hazretlerine gitdiğimi kendisine haber verince, bundan râhatsız oldu. Siz burada feyz ve bereket husûsunda ne kusûr gördünüz de, başka bir yere mürâcaat ettiniz buyurdu. Bunun üzerine, fakîrin, Allahü teâlânın zâtından ve en yüksek nisbetden başka maksadım yoktur. Bunun hâsıl olması yüksek teveccühlere bağlıdır. Bu maksâd zât-ı âlinizin bendelerinin zâfiyeti ve güçsüzlüğü sebebiyle hâsıl olmuyor. Onun için zât-ı âlinizin akrânlarından birine mürâcaat ettim. Bununla berâber size olan ihlâs ve bağlılığım aynen devâm etmektedir diye arz etdim. Buna rağmen ondaki memnûniyetsizlik gitmedi. O vefât ettikten sonra, kabr-i şerîfini ziyârete giderdim. Vefâtından sonra bile memnûniyetsizliğinin devâm etdiğini görürdüm ve yüzünü benden çevirirdi. Seneler sonra Şeyh Sibgatullah bana rüyâda: Biz Mirzâ sâhib’den râzıyız. Onun seçtiğinden Allahü teâlâ râzıdır diye müjde verdi. Bunun üzerine fakîr de, hak sâhiblerinin râzı olması Allahü teâlânın en büyük ni’metlerindendir diye, şükür secdesi yaptım.

Bu satırları yazan fakîr (Abdüllah-i Dehlevî “kuddise sirruh”) derim ki: Muhammed Zübeyr hazretlerinin talebelerinden biri hocasının vefâtından sonra, Şeyh Muhammed Âbid hazretlerine “rahmetullahi aleyh” mürâcaat etti. Hocasının buna râzı olmadığını, hattâ kendisine kılıç çektiğini gördü. O da Muhammed Âbid hazretlerine sığındı. Muhammed Âbid hazretleri, bu kadar memnûniyetsizlik nedir. Allah için bu kimse sizin hânedânınızdan birine mürâcaat etmiştir. Ma’zûr görmek gerek buyurdu.

Şeyh Celâl Pân-i Pûtî’nin “rahmetullahi aleyh” çocuklarından biri, tarîkatı bu fakîrden almıştı. Rüyâsında Şeyh Celâl kendisine, Sen niçin Nakşibendî oldun da bizim tarîkatımızı bıraktın, dedi. Bunlar tabîattan, mîzâctan kaynaklanan kırılmalar ve memnûniyetsizliklerdir. Yoksa bazı mürşidler talebelerini büyüklerin huzûruna göndermişlerdir. Nitekim bizim hocamız Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri, hocasının emri ile büyüklerden istifâde etmişlerdir. Başka bir büyüğün yanında fâidesinin artacağını gören veyâ tarîkatle meşgûl olması güçlenip, bu husûsta gayreti artmış ise, mevcûd hocasının verdiği vazîfeleri yerine getirmiş, fakat maksada hiç kavuşamamış ise, yâhud bulunduğu yer uzak olup, zarûrî olan istifâde sanki imkânsız olmuş ise, başka bir yere mürâcaat etmesi ve feyz-i ilâhîden mahrûm kalmaması zarûrîdir.

Buyurdular ki: Bir gece rüyâda Cenneti gördüm. O sırada ansızın Peygamberler cemâati “aleyhimüsselâm” göründü. Hazret-i Hâfız Sâhib o büyüklerin önünde gidiyordu. O büyüklerin önünde niçin gidiyor diye taaccüb ettim. Bunun üzerine Nûh “aleyhisselâm”, Hâfız Sâhib’e inâbet veren Muhammed aleyhisselâm ileride oturmaktadır. Bunlar o mübârek zâtın ziyâretine gidiyorlar, buyurdu.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler