17. BÖLÜM

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin halîfelerinden bazısı:

Hazret-i Îşân’ın halîfeleri çoktur. Bu sahîfeler onların ahvâlini yazmaya yetmez. Hazret-i Îşân’ın halîfelerinden bir kısmını anlatacağım. Lâkin o azîzlerin hâllerinin ve vâridâtının tafsîlâtına muttali’ değilim. Onların hâllerini kısaca yazacağım. Bu vesîle ile hazret-i Îşân’ın mubârek sohbetleri hâtıra geliyor. O hazretin müjdelerine muvâfık olarak anlatacağım halîfelerinin makâmlarının ismi malûmumdur. Bu büyüklerin bâtınlarındaki keyfiyyetleri ve nûrları da kendi vicdânımla anlıyorum. Lâkin makâmlarının ismlerini tafsîlâtlı olarak yazmak zarûrî değildir. Kısaca anlatmak kâfîdir. Bir şahsın bâtınî hâlleri, istigrâk, sekr, şevk, zevk ve tevhîd hâllerinin zuhûruna münhasır değildir. Eshâb-ı kirâmın “radıyallahü teâlâ anhüm” büyüklerinden böyle hâller ve fazla hârikulâde hâller bildirilmemiştir. Hâlbuki onlar, Allahü teâlâya yakınlık makâmlarında bütün evliyâdan öndedirler. Ancak o büyüklerin bâtınlarına gelen hâller anlaşılamaz. Bu yolun mensûblarının hâlleri çeşitli makâmlar sebebiyle farklıdır. İtminânın hâsıl olmasında huzûr melekesi, nisbet-i mâallah, tehzîb-i ahlâk ve sünnete mütebeatın yerleşmesinde müsâvîdirler. Onlarda sekr, zevk, şevk, istiğrâk, bîhodluk ve vâridât-ı tevhîd gibi ma’lûm hâller, bu yolun büyüklerinin tahkîkine ve bu yolda bulunanların kalb latîfesinde kavuşdukları bilgilere uygundur. Diğer latîfelerin bilgileri ve hâlleri başka birşey olup, o makâmlara ulaşmadan, onları tasdîk tasavvur edilemez. Çünki o keyfiyetler yenidir ve malûm ve meşhûr olanın takdîmidir. (Onlar Onu ilm olarak ihâtâ edemezler.) (Tâhâ sûresi: 11) meâlindeki âyet-i kerîme, bu makâmların delîli, kaynağıdır.

1– Hazret-i Mîr Müslimân “rahmetullahi aleyh”:

Bu diyârın sahîh nesebli seyyidlerin büyüklerindendir. Dünyâ ile alâkayı kesip, sebebleri terk ederek Allahü teâlânın râzı olduğu şeylerle meşgûl olmuşdur. Zâhir ve bâtın ilmlerini hazret-i Îşân ile birlikde tahsîl etmiştir. O hazretin yüksek hocalarının “radıyallahü anhüm ecma’în” sohbetlerine kavuşup, tarîkat makâmlarına ulaşdı. Hazret-i Îşân’dan da istifâde etdi. Lâkin Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri ona çok hurmet gösterirdi. Çünki pîrân-ı kibârın iltifâtlı nazarlarına kavuşmuşdu. Ona iltifât nazarıyla nazar ederlerdi. Sâliklerin kadr-ü kıymeti, büyükleri ziyâret ve onlardan istifâde ile hâsıl olur. Mîr Müslümânın, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerine tam bir bağlılığı vardı. Nitekim hazret-i Îşân ona şöyle yazmıştır: “Eski ahidleri hâtırlamakdan öyle bir hâl hâsıl oluyor ki ve yalnızlıklarıma öyle acıyorum ki, yazıyla anlatılamaz.

Şiir:

Allahü teâlâ, sizinle başbaşa olduğumuz zamânı,

Ve aşk ağzının üns bağçesinde güldüğü vakti tâzelesin.

Gözler sevinçli hâlde bir müddet durduk,

Fakat gözlerden yaş akarak sabâhladım.

En başta gelen hizmetcilerinden Şeyh Ahmed işinde dikkatlidir. Onun kalb latîfesi beden kaydından çıkmış, lâkin bu şahsın istîdâdı za’îfdir. Düşe kalka maksûda erişir. Allahü teâlâ menzîl-i maksûda ulaştırsın. Hak teâlâ o hazrete bizim büyüklerimizin “radıyallahü teâlâ anhüm” usûlü olan kalb ve beden hastalıklarını giderme gücünü vermişdir. İnkisâr yoluyla kendinizi bu iş husûsunda ma’zûr tutunuz. Feyzullah Hân hergün huzûrunda oturup, 500 nefes mikdârınca onun hastalığını gideriniz. Hicâza gitme maksadınız mubârekdir. Lâkin bu güzel işi biraz düşündükden sonra yapmalı ki, kimsenin dînen hakkı zâyi’ olmasın.

Mîr Müslimân vefât edince, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri çok üzüldü. Nitekim Mîr Mübîn Hâna şöyle yazmışlardır: Mîr Müslimânın vefât haberi ile alâkalı olarak bende meydâna gelen şeyleri nasıl yazayım.

Beyt:

Yâr gitdi, biz ayak izi gibi yere düşmüşüz,

Gölge olaydı keşke bu duyulmayan düşüş.

2– Hazret-i Mevlevî Muhammed Senâullah Pânipûtî:

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin en önde gelen halîfelerindendir. Nesebi oniki vâsıta ile hazret-i Şeyh Celâl Kebîr Evliyâ-yı Çeştîye “rahmetullahi aleyh” ulaşır. Onun nesebi de Emîrü’l-mü’minîn hazret-i Osmân’a “radıyallahü teâlâ anh” ulaşır.

Senâullah Pânipûtî hazretleri, Rabbânî âlimlerin özü ve bargâh-ı ilâhiyyeye yakın olanlardandır. Aklî ve naklî ilmlerde son derece derin âlimdir. Fıkh ve usûl-i fıkıh ilmlerinde ictihâd derecesine ulaşmışdır. Fıkh ilminde geniş bir kitâb yazmışdır. O kitâbda her mes’elenin kaynağını, delillerini ve dört mezheb müctehidlerinin tercîhi olan kavli bildirmişdir. Kendi nezdinde dahâ kuvvetli olduğu sâbit olan kavlleri (Me’hazü’l-akvâ) adıyla müstakil bir kitâb hâlinde yazmışdır. Usûl-i fıkh ilminde de kendi nezdinde seçilmiş kavlleri yazmışdır. Önceki müfessîrlerin kavllerini ve kendi rûhânî latîfesine Allahü teâlânın ihsân etdiği te’vîlleri ihtivâ eden geniş bir tefsîr yazmışdır. Tesavvufa dâir ve hazret-i Müceddidin “radıyallahü teâlâ anh” ma’rifetlerini delîlleriyle beyân eden risâleler yazdı.

Senâullah Pânipûtî hazretlerinin zihninin açıklığı, tabi’atının güzelliği, düşüncesinin kuvveti, aklının selâmeti vasf edilemeyecek kadar yüksekdir.

Tarîkatı hazret-i Şeyhuşşuyûh Muhammed Âbid’den “kuddise sirruh” alarak, o zâtın teveccühleriyle fenâ-i kalb mertebesine ulaşdı. Yine o zâtın emriyle, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin huzûruna geldi. Onun yüksek terbiyesi ile makâmât-ı Ahmediyyenin hepsine kavuşdu. Seyrinin çok sür’atli olması sebebiyle ve kendi aslına kavuşma şevkinin çokluğundan, bu tarîkatın sülûkunun hepsini elli teveccühle tamâmladı.

8 yaşında zâhirî ilmleri öğrendi ve tarîkat hilâfeti alıp, ilm ve bâtın feyzi ile meşgûl oldu. Herkes onun irşâdına rağbet etdi. Hazret-i Îşân tarafından Alemü’l-hedy (hidâyet nişânı) diye anıldı. Çocukluğunda ceddi hazret-i Şeyh Celâl Pânipûtîyi gördü “rahmetullahi aleyh”. Hazret-i Şeyh Celâl Pânipûtî ona çok iltifâtda bulunup, mubârek alnını onun alnına sürdü. O günlerde hazret-i Gavs-üs-sakaleyni rü’yâda görmekle şereflendi. O hazret ona tâze hurma verdi.

Bir keresinde Emîr-ül-mü’minîn Alî Mürtezâyı “kerremallahü vecheh” rü’yâda gördü. Ona gülerek, sen benim nezdimde Hârûn aleyhisselâmın Mûsâ aleyhisselâma olan durumu gibisin buyurdu. Hazret-i Îşân bu rü’yâyı şöyle ta’bîr etdi. Fakîrin sûreti büyük ceddim Alî Mürtezânın “radıyallahü anh” sûretinde görünüp, sizi bu sözlerle müjdelemiş. Fakîrden sonra tarîkat hilâfeti size geçebilir.

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin vefâtından sonra, hazret-i Gavs-üs-sakaleyni görmüş. Teşrîf edip, hazret-i Îşân için tâziyede bulunmuşlar.

Senâullah Pânipûtî hazretleri, hazret-i Îşânın vefâtına çok üzüldü. Hazret-i Îşân onu çok medh ederdi. Onun nisbeti ile fakîrin nisbeti müsâvîdir. Onun arz ve kuvvetdeki farklılığı fakîrin zımnindedir. Fakîr de hazret-i şeyhin “kuddise sirruh” zımnindedir. Fakîre gelen her feyze o da ortakdır. Onun iyisi ve kötüsü fakîrin iyisi ve kötüsüdür. Zâhirî ve bâtınî kemâlât onda toplandığından, insanların en azîzidir, kıymetlisidir. Fakîrin gönlüne onun heybeti geliyor. Salâh, takvâ ve dindârlığının çokluğundan rûh-ı mücessemdir. İslâmiyyetin yayıcısı, tarîkatın nûrlandırıcısı ve melek sıfatlıdır. Melekler ona ta’zîm ederler.

Fakîr (Abdüllah-i Dehlevî hazretleri) hazret-i Îşândan işitdim. Buyurdu ki: Eğer Allahü teâlâ kıyâmet günü benim dergâhıma ne hediyye getirdin diye sorarsa, Senâullah Pânipûtîyi getirdim diye arz ederim.

Bir gün huzûrlarında bulunuyordum. Zikr ve murâkabe halkası kurulmuşdu. Hazret-i Îşân gelip, siz ne amel yapıyorsunuz ki, melekler size hürmetden dolayı yer açıyorlar, buyurdu. Gerçek şu ki, bu fakîr hazret-i Îşânın talebelerinin büyüklerini gördüm. Onların hâllerini idrâkden âcizim. Fakat onun zâtında toplanan tarîkat-ı Ahmediyye bereketlerini ve feyzlerini hiçbirinde görmedim. Bu sebeble derim ki, fakîrin i’tikâdına göre, bu zamânda, bu kemâlâtda Müceddidiyye yoluna mahsûs nisbetin yüksekliğine erişmekde onun gibisi yokdur.

Hazret-i Îşânın halîfeleri arasında o pek çok fazîletlerle mümtazdır. Fakat hazret-i Îşânın vekîlliği açıkca kimseye geçmedi. Hâlbuki Senâullah Pânipûtî hazretlerinin makâmları, keşfi ve kurb-ı ilâhî derecelerinin keyfiyetlerini tatması sahîh idi. Nâiblik, vekîllik, tâlibleri tarîka-i Ahmediyyenin gâyelerine kavuşdurmakdır. Hazret-i Îşân def’alarca, fakîrin talebeleri arasında bizim makâmımıza oturacak bir kişi yok diye hayflanıp, üzüntülerini bildirdiler.

Bu satırları yazan fakîr (Abdüllah-i Dehlevî “kuddise sirruh”) derim ki: Tarîkata girmekden maksad, kalbi mâsivâya tutulmakdan tasfiye etmek, Allahü teâlâyı tanıma hâlinin devâmlı olması, nefsi kötülüklerden tezkiye ve ahlâkı güzelleşdirmekdir. Zikrin, keyfiyyetler ve hâllerle meşgûliyetin bereketiyle, istiğrâk ve sekr sebebiyle muhâbbet artar. Elhamdülillah, bu ma’nâyı tâlibler uygun bir şeklde hazret-i Îşânın halîfelerinin sohbetinde elde ediyorlar. Bu fakîr böyle istifâde edenleri gördüm. Huzûr ve cem’iyyet (kalbin dünyâ meşgalelerinden kurtulması) hattâ envâr-ı fevka (yukarıdan gelen nûrlara) sâhibdirler. Hulâsâ, Senâullah Pânipûtî hazretleri, zâhirî ve bâtınî kemâlât ile mevsûfdur. Vakitlerini ibâdet ve ta’âtla ma’mûr ederdi. Yüz rek’at namâz kılmayı vazîfe edinmişdi. Teheccüd namâzında Kur’ân-ı kerîmi tamâmen okurdu. Zamânında mütedeyyin âlimler azaldığı için, kâdîlik vazîfesini kabûl etdi ve bu vazîfeyi gereği gibi yürütdü. Sonu düşünmeyen kâdîlerin ma’lûm âdetleri onda aslâ görülmezdi.

Bir kerresinde onun mührünü taşıyan bir şahs, birisinden bir şey almışdı. Bunu öğrenince onu ta’zîr etdi, cezâlandırdı. Aldığı şeyi de sâhibine geri verdi. Kâdîlik vazîfesini bu şeklde yerine getirmek onun özelliği olduğu meşhûrdur.

Mektûbları çokdur, bunlardan birkaç satır şöyledir:

(Abdüllah-i Dehlevî hazretlerine): “Azîmâbâd sâkinlerinden Civânî diye tanınan Şeyh Aynüddîn, mevcûd hâlini terk edip, birkaç günden beri tarîkata girdi. Bir mektûb vesîlesiyle zât-ı âlinizin huzûruna çıkacak. Kalbinde bir aydınlık hâsıl olmuş. Henüz dahâ yola çıkmamış. Gönlü kırık ve merhamet olunacak, acınacak bir kimsedir. Ona teveccüh buyurunuz. Alî Rızâ Hân tarîkatı fakîrden almışdır. Beş latîfesi zikr etmekdedir. Nefy ve isbâta da başlamışdır. Sizin kalkanınıza girecek. Onun kalb latîfesine teveccüh zarûrîdir. Çünki önce bu latîfenin işine bakılır.”

Senâullah Pânipûtî hazretlerinin talebelerinden Pîr Muhammed, Seyyid Muhammed ve Kehyâ, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin sohbetine gelip, tarîkat nisbetlerine kavuşdular.

3– Mevlevî Fadlullah “rahmetullahi aleyh”:

Mevlevî Senâullahın büyük birâderidir. Zâhirî ilimleri tam öğrenmişdi. Tarîkatı, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinden aldı. Sohbetlerinden çok istifâde etdi. Hazret-i Şeyhin mubârek teveccühleriyle tarîkat makâmlarına ulaşdı. Çok zikr ederdi ve dâimâ Allahü teâlâya yönelmiş hâldeydi. Onun vefâtı sebebiyle Mevlevî Senâullah çok üzüldüler. Bir gece Mevlevî Senâullah rü’yâda: “Ey birâder! Niçin bu kadar üzülüyorsun.” Âyet-i kerîmede meâlen: (Dikkat ediniz, Allahü teâlânın evliyâsına korku yoktur. Onlar mahzûn da olmazlar) (Yûnüs sûresi: 62) buyuruldu. Bu âlem- de bize öyle râhatlıklar ve ni’metler ihsân edildi ki ne anlatılabilir, ne de hesâb edilebilir.

4– Mevlevî Ahmed “rahmetullahi aleyh”:

Mevlevî Senâullahın büyük oğludur. Hazret-i Îşânın seçkin talebelerindendir. Zâhirî ilmleri muhterem babasından ve zamânın diğer âlimlerinden okudu. İlm tahsîl ederken, geceleri kitâb okuyarak geçirirdi. Yemeye içmeye meyli azdı. Kur’ân-ı kerîmi ezberledi. Kırâ’et ve tecvîd ilminde çok mâhirdi. Her gün yirmibir cüz’ okurdu. Tarîkatı hazret-i Îşândan alıp, murâkabe ve zikre çok önem verirdi. Hergün 35.000 def’a zikr-i tehlîl yapardı. Sabâhdan dahve-i kübrâya kadar murâkabede otururdu. Hazret-i Îşânın yüksek teveccühleriyle çok zikr ve murâkabe ile yüksek makâmlara ve yüksek vâridâtlara erişip, tarîkat icâzeti aldı. İnsanlara zikr ve murâkabeyi telkîn edip, onları Mevlânın yoluna girmekle meşgûl etdi. Hazret-i Îşânın ona inâyeti çokdu. Onun terakkîsi için gıyâben teveccüh buyururdu. Bir mektûbunda şöyle buyurmakdadır: “Bu güne kadar size teveccühümüz kesintisiz oldu ve devâm edecekdir. Sizin terakkîniz uzun sürecekdir. Risâlet kemâlâtının tecellîleri zamân zamân zuhûr ediyor. Sabâh-akşam erkeklere ve kadınlara irşâd halkası kurmanızdan dolayı çok sevindik. Kuvvetli ümmîd peydâ oldu. Allahü teâlâ iki cihân fütûhatı nasîb eylesin.”

Başka bir yerde de şöyle buyurmakdadır: “Allahü teâlâya hamd olsun. Kâ’benin hakîkatine teveccüh oluyor. İki üç günde Kur’ânın hakîkatine dâhil oluyor.”

Mevlevî Ahmed zikr ve ibâdetlerde son derece gayretliydi. Tarîkatın bütün yüksek makâmlarına ulaşıp, yüksek bir şâna ulaşdı. Bütün bunlarla berâber zâhir ve bâtın kemâlâtında “evlâd babanın sırrıdır” sözü onun hakkında tam uygundur. 30 yaşında iken, gençliğinde vefât etdi. Babası onun vefâtının sebebini şöyle açıklamışdır. Ben onu aşırı bir muhabbetle seviyordum. Allahü teâlâ gayret-i ilâhiyyesinin çokluğundan, dostlarının kalbinde kendinden başkasının muhabbetini bırakmıyor. Bu sebeble onu bu dünyâdan aldı. Benim kalbimde de, kendi muhabbetinden başka muhabbet bırakmadı.

O insanların en cesûru idi. Kâfirlerle def’alarca cihâd edip, Allah yolunda gazâ yapanlar mertebesine ulaşdı. Bir def’asında kazaklardan bir gurub hücûm edip, hizmetcisinde bulunan eşyâlarını alıp gitdiler. Tek başına yaya olarak onları ta’kîb edip, kılınçlı kalkanlı yirmi süvâriden eşyâlarını geri aldı. “Allahü teâlâ cesûr kimseyi sever” sözü onun vasfı idi.

5– Şeyh Sıbgatullah “rahmetullahi aleyh”:

Mevlevî Senâullah hazretlerinin ikinci oğludur. İlm tahsîl edip, din kitâblarını müte’âlâ etmişdi. Tarîkatı babasından aldı. Genç yaşda vefât etdi.

6– Mevlevî Delîlullah:

Senâullah hazretlerinin üçüncü oğludur. Fıkh ilmini tahsîl etdi. Üsûl ve ma’kûl ilimlerini de okudu. Tarîkatı babasından aldı. Allahü teâlâ ona selâmet versin.

Senâullah hazretlerinin zevcesi kendisinden feyz aldı. Bu yolun büyüklerinin nisbeti olan fenâ ve bekâ derecelerine ulaşdı. Tarîkatı ta’lîm için icâzet aldı. Vaktlerini kıymetlendirmesi, ta’ât, zikr ve murâkabe vazîfelerini yapması sebebiyle Allahü teâlâ indinde makbûllerdendir. Senâullah hazretleri bu afîfe zevcesine bir mektûbunda şöyle buyurdu: Eğer hanımlara nasîb olur da sizden teveccüh isterlerse, bu husûsda icâzetlisiniz. Fâideli olacak. Bu yolun büyüklerinden ümmîdimiz kuvvetlidir. Size zamân zamân teveccüh ediyorum. Terakkîniz ma’lûm oluyor. Allahü teâlâyı zikre, Resûlullaha tâbi’ olmaya sıkı sarılınız. Hak sâhiblerinin haklarına ri’âyet ediniz ve güzel ahlâkdan ayrılmayınız. Çünki bunlar dünyâ ve âhıretde hayırla yâd edilmeye ve iki cihânda murâda kavuşmaya vesîledir.

7– Şeyh Muhammed Murâd:

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin ilk talebelerindendir. Tarîkatı ondan aldı. 35 sene hergün bir defa zikir halkasında bulundu. Sohbetin bereketiyle tarîkatda bildirilen makâmlara ulaşarak, yüksek bir nis- bete kavuşdu. Feyz menbâı hocasına öyle husûsî bir yakınlığa kavuşdu ki, hocasının talebeleri arasında onun gibisi yokdu. Hocası evinin hizmetlerini görmekle onu vazîfelendirdi. Talebeler arasında nisbet yüksekliğinde hiçbir kimse ona denk değildir. Talebelik san’atı ticâreti ondan başkasına elvermedi. Bu sebeble kemâlât onun zâtında toplandı. Çünki Şeyh için, ilm, akl-ı selîm, keşf-i sarîh, sahîh vicdân, nisbet şerefi, tecemmül-i zâhirî, fakr ni’meti ve kanâ’at lâzımdır.

Mevlevî Naîmullah şöyle yazmışdır: Şeyh Muhammed Murâdın dü- âsı müstecâb idi. Bu husûs def’alarca tecrübe ile sâbitdir. Herşeyi Allahü teâlâ bilir. Bu satırları yazan fakîr (Abdüllah-i Dehlevî hazretleri) derim ki: Düânın müstecâb olması için, bâtınî kemâlât gerekmez. Allahü teâlânın azâmeti karşısında tam teslîmiyyet îcâb eder. Düânın kabûl olmasının şartı; halâl yemek, doğru sözlü olmak ve ihlâsdır. Düânın kabûl olunmasında bu üç şartın tam te’sîri vardır. Bu fakîre göre Şeyh Muhammed Murâdın öyle bir nisbeti vardı ki, herkes anlayamaz. Allahü teâlâ ona selâmet versin.

8– Şeyh Abdürrahmân:

Şeyh Muhammed Murâdın birâderlerindendir. Hazret-i Îşânın teveccühleriyle yüksek hâllere kavuşdu. Nisbet-i mâallah hâllerine dalmışdı. Kâdî Senâullah hazretleri buyurdu ki: O nisbetin keyfiyyetlerine kavuşduktan sonra, onu gören kimse gayr-i ihtiyârî ta’zîm ve hurmet ederdi. “Onlar görüldükleri zamân Allahü teâlâ hâtırlanır” sözü onun hâli idi. “Rahmetullahi aleyh.”

9– Mîr Alîmullah Kenkûî “rahmetullahi aleyh”:

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin ilk talebelerinden ve halîfelerinin büyüklerinden olup, hazret-i Îşânın ma’rifet yayan cemâline âşık olanlardan idi. Hazret-i Îşânın sohbetini idrâk eden bir zât idi. Onun emri üzerine, devâmlı huzûrlarında bulunarak, tarîka-i Ahmediyyenin sülûkunu tamâmlayıp, yüksek hâllere ve varîdâta kavuşdu. Devâmlı sekr hâlinde idi. Müceddidiyye yolunda sahv, uyanıklık hâli nisbetleri bile onda- ki bu hâli örtemiyordu. Muhabbet-i ilâhiyyenin zuhûru ile dolu ve kendinden geçmiş bir hâlde idi. Huzûr ve âgâhîlik bâdesinin zevkine dalmışdı. Hep ehl-i muhabbetden bahs ederdi. Âşikâne hâdiseler sebebiyle ağlayıp, gözyaşı dökerdi. Bu onun kıymetini dahâ da artdırırdı. Gönlünün yanıklığından inlemeleri, insanları şaşırtıp, telâşa düşürürdü. Onun sohbeti, Allahü teâlâya muhabbet şevki verirdi. Yüzünde nisbet-i mâallah nûrları parlardı. Kuvvetli bir istiğrâka ve sürekli bîhodîliğe sâhib idi. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerine muhabbeti son derecede idi. Muhabbetinin çokluğundan hocasına “Kurbanın olayım” sözünü selâm yerine gönderirdi.

Memleketinden, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerini ziyârete gelirken yolda çok sıkıntılarla ve zorluklarla karşılaşınca, hazret-i Îşânın menkîbelerini anlatırdı. Böylece kendisini bir canlılık ve coşma hâli kaplar, çöllerde korkusuzca yol alırdı.

Bir def’asında rü’yâsında hazret-i Gavs-üs-sakaleyni “radıyallahü anh” gördü. Kalkıp ayaklarını öpdü. Allah için bu ne hâldir buyurdu. Bunun üzerine, ey Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem torunu! Bu, biz fakîrler için bir se’âdetdir diye arz etdi. Bu söz üzerine, hazret-i Gavsü’s- sakaleyn memnûn olup, ona çok iltifâtda bulundu.

Bir gece rü’yâsında Çeştîyye yolunun büyüklerinden Genc-i Şeker hazretleri, Şeyh Ferîd ve Şeyh Abdülkuddüs “rahmetullahi aleyhim” gibi büyükler teşrîf etdiler. Onun bâtınından, Nakşibendiyye nisbetini alıp, kendi yollarının nisbetini verip, gitdiler. Bundan sonra Nakşibendiyye yolunun büyüklerinden hazret-i Müceddidi elf-i sânî, Mazher-i Cân-ı Cânân “kaddesallahü esrârehümâ” gibi zâtlar teşrîf etdiler. Onun kalbinden Çeştîyye nisbetini çekip, aldılar. Yine Nakşibendiyye nisbeti ile kalbini ma’mûr etdiler. Bu şeklde nisbet alıp, vermeleriyle büyükleri görmekden dolayı kendisini öyle bir hâl kapladı ki, kendinden geçip, hiç gücü ve tâkâtı kalmadı. Sabâhleyin Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin huzûruna gelip, bu hâdiseyi arz etdi. Hazret-i Îşân onu, hocası hazret-i Şeyh Kuddüs’ün “kaddesallahü sirrahu” huzûruna götürdü. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri buyurdu ki, vallâhi biz onun hâlini Şeyh Kuddüs hazretlerine hiç arz etmeden, firâset nûru ile anlayıp, şöyle buyurdu. Büyükler bunun hâline tasarruf edip, kendi nisbetlerinin keyfiyyetini vermişler. Fakat Nakşibendiyye büyükleri gelip, kendi hânedânlarının nisbetini tekrâr ihsân etmişler. Bu yolun makâmlarına kavuşdurmuşlar. Bu hâl doğru ve yerindedir. Hülâsâ, o isti’dâdının ve tînetinin coşmasının sıcaklığı sebebi ile Çeştîyye nisbetinin harâretinin te’sîrleri zevkine vardı. O hâller Mevlânın yolunun tâliblerinin gıbda etdiği hâllerdir.

Mîr Alîmullah Kenkûînin ömrü, muhabbet coşkunluğu ile geçdi. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri hayâtda iken vefât etdi. Zevcesi de hazret-i Îşândan tarîkat alıp, Allahü teâlânın muhabbetinin bâdesiyle doldu.

Vefâtından sonra, hocasına rü’yâda görünüp, şöyle dedi: Melekler beni ayakda karşılayarak, Allahü teâlâya kavuşdurdular. Şimdi nihâyetsiz nûrlar içinde ve kendimden geçmiş bir hâlde, maksûd güzeline kavuşdum. Bana rahmet ve ma’firet kapıları açıldı. Elhamdülillah sümme elhamdülillah.

10– Şeyh Murâdullah Ârif Gulâm Kâkî “rahmetullahi aleyh”:

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin halîfelerinin büyüklerindendir. İlim ve amelde yüksek bir dereceye sâhibdi. O, hazret-i Şeyhin yetişdirilmek üzere Mazher-i Cân-ı Cânâna havâle etdiği kimselerden idi. Hazret-i Îşânın yetişdirmesinin bereketiyle, tarîkat makâmlarının nihâyetine ulaşdı ve hilâfete kavuşdu. Bengalde tâliblerin mürâce’at etdiği zât oldu. O memleketde şöhreti gönülleri çekdi. Onun üstün ahlâkının esintileri ve kemâl sıfatlarının güzel kokuları, cihâna yayıldı. Pek çok kimse sermâye-i cemiyete ve âgâhlığa onun vâsıtasıyla kavuşdu. Bârgâh-ı ilâhîde makbûllerden olup, Allahü teâlâyı yâd [zikr] ile meşgûl oldular. Bunlardan güzel hâller sâhibi Muhammed Gavs, Muhammed Dânîş, Muhammed Dervîş onun talebelerinden olup, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinden feyz aldılar.

Muhammed Dânîş, o hazretin inâyeti ile, bâtın nisbetini fenâ-i kalb ve fenâ-i nefs derecelerinden dahâ yukarı ulaşdırarak, fenâ-i nefsin özelliği olan huzûr, âgâhlık, istihlâk ve izmihlâl hâllerine kavuşdu. Hoş hâller sâhibi idi.

Muhammed Dervîş, bâtında çok terakkîlere ulaşarak, nisbet kemâlâtıyla şereflendi. Bu zât talebelere fâideli olması için hindce bir tefsîr yazmayı arzû etdi. Hazret-i Îşân bundan men’ edip, tarîkatın nûrlarını yaymak vesîlesiyle ihlâs ve ihsân mertebesi hâsıl olur. Vaktleri bunun için harcamalıdır. Zikr ve murâkabeden başka bir iş ile, meşgûl olmamalıdır, buyurdu. Bu zât, hazret-i Îşândan önce vefât etdi.

11– Hazret-i Şeyh Muhammed İhsân “rahmetullahi aleyh”:

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin meşhûr talebelerinden ve kâmil halîfelerindendir. Hâfız Muhammed Muhsînin oğludur. Nesebi Şeyh Abdülhak hazretlerine “rahmetullahi aleyhim” ulaşır. İlk gençlik yıllarında, akîdesinde bir inhirâf ve zâhirde doğru yoldan ayrılma hâli görüldü. Rü’yâsında Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerini gördü. Sütlaç yiyordu. Kalanını ona verdi. Bundan sonra onun mubârek elinde tevbe etmekle ve talebe olmakla şereflendi. Bu yolda istikâmet ve sebâtla şereflendi. Pek çok ilerlemelere kavuşdu. Tarîka-i Ahmediyyenin makâmlarının sonuna ulaşıp, bâtının, âgâhlılık nûrlarıyla nûrlandırdı. Onun nisbetinde cezbe (aşk ve muhabbet) kuvvetli idi. Vilâyet-i kalb seyrinde bîtablık ve bîhodluk (kendinden geçme hâli) sayhâları çokdu. Şevkin harâretinden, bâtınının çarpıntısının sıcaklığından kış mevsiminde pamuklu elbiseye ihtiyâc duymazdı. Muhabbet cezbelerinin çokluğundan, Allahü teâlânın mubârek ismini ve simâ’ sesini duymaya tâkat getiremezdi.

Bir gün Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin bereketli huzûrunda feryâd edip, kendinden geçdi. O hazret buyurdu ki: “Sizin nisbetinizde zevk ve şevk iyice peydâ olmuş. Eğer böyle cezbe sıcaklığı, aşk ve muhabbet hâlleri size yetiyorsa, bizim sohbetimizi terk edin. Yoksa bu şeklde feryâd ve nâra sizin zararınıza sebeb olmasın. Şu ânda zikr ve murâkabe sebebiyle melâike-i kirâm toplanmışdı. Sizin feryâdınızdan dolayı dağıldılar. Onlardan biri sizin tarafınıza sert sert bakıyor. Eğer bâtınını bize havâle edersen, bu çalkantılı, ızdırâblı makâmdan, tumânînet makâmına kavuşursun. İtmi’nân nisbeti birinci asra benzemekdedir. Riyâ şâibesinden uzakdır.” Bunun üzerine o, kölenizin sükûnetsizlik ve tumânînetle işim yok. Maksûdum, Allahü teâlânın rızâsını kazanmakdır, diye arz etdi. Sonra hazret-i Îşân, onu üst makâma atlatdı. O makâmın hâlleri akdı. Bîtâblıklar gidip itmi’nân hâsıl oldu. Fakat istî’dâdı îcâbı onun ateşi yine kaldı. Zamân zamân gayr-ı ihtiyârî feryâd edip, kendinden geçerdi.

Bir gün birisi onun yanında Mevlevî Senâullah Senbehlînin mâaşı şüpheli yoldan gelmekdedir, dedi. Bunun üzerine buyurdular ki: Hazret-i Müceddidin sînesinden, nisbet nûrları seli gelmekdedir. Bunlar bulanıklıkları giderir. Bu sözü duyar duymaz, pekçok feyz geldi. O bir âh çekip, kendinden geçerek düştü.

Bir keresinde şu şiiri işitince kendinden geçdi.

Meyhâneden gittim, fakat duâ ediyordum,

Bu kapıda kalayım, mest olanların bilmecesi mededdir.

Böyle muhabbet hâlleri onu muzdarîb yapıyordu. Çoğu zamân âşıklara âit nameler onu kendinden geçirirdi. Tâliblerin gönüllerindeki diriliği artdıran ve sâliklerin canlarına bekâ bahş eden aşkdır, aşk.

Beyt:

Gönlü aşkla diri olan aslâ ölmez,

Âlem defterinde, devâm edeceğimiz yazılıdır.

Şi’r:

Taklîdden tahkîke varmış bir aşkın yoksa,

Yakalarını yırt, başına toprak saç.

Beyt:

Bizim işimiz aşk, yükümüz aşk,

Hayâtımızın hülâsâsı aşkdır.

Şeyh Muhammed İhsân “rahmetullahi aleyh” buyurdu ki: Şâh Dîranî yağması sırasında, yağmacılardan biri, bizim sokağa girmesin diye, sokak kapımın üzerinde dikkatlice bekliyordum. Allahü teâlânın lütuf ve ihsânıyla gece vaktine kadar oraya kimse gelmedi.

Birgün karnı ağrıyan birisi, hiç iyileşmeyen bu hastalığından kurtulması için, himmet buyurmasını arz etdi. Allahü teâlânın ism-i şerîfi onun dilinden kulağına ulaşır ulaşmaz, feryâd edip hastalığı o ânda gitdi.

Buyurdu ki: Kâfirlerin gâlibiyyeti sebebiyle Molla Rahîmdârın askerinin kırıldığı vakt, fakîr de o ordunun içinde bulunuyordum. O dehşetli zamânda, fakîrin kalbine kâfirlerin gâlib gelecekleri doğdu. Ancak o sırada soğukdan, baskından ve kâfirlerin katllerinden hiç haberim olmadı. Azîzânın teveccühüyle korundum.

Buyurdu ki: Tarîkata girdiğim günlerde çok fakîr düşdüm. Peşipeşine gelen üç fakîrlikden birini biliyorum. Birgün Mazher-i Cân-ı Cânân haz- retleri hâlimi sordu. Sıkıntımı arz etdim. Bu duruma üzüldüler. Biraz un ve kürte-i hâs verdi. Teberrüken verdiklerinin bereketiyle fakîrlikden kurtuldum. Altı ay boyunca huzûrumda bulunacaksın, buyurdu. Hazret-i Îşân’dan saâdeti elde etdim. Bu sebeble çok feyzler hâsıl oldu. Öyle ki, hiçbir riyâzet ve mücâhededen böyle terakkîler nasîb olmaz.

12– Şeyh Gulâm Hasen “rahmetullahi aleyh”:

Şeyh Muhammed İhsânın birâderlerindendir. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin yakın talebelerinden ve sevdiklerindendir. Hazret-i Îşânın çok inâyetlerine ve yardımlarına kavuşmakla mümtaz idi. Tarîkatı o hazretden alıp, bu yolda yüksek makâmlara ulaşdı. Vaktlerini Allahü teâlâyı zikr etmekle ma’mûr ederdi.

13– Şeyh Muhammed Münîr “rahmetullahi aleyh”:

Şeyh Ferîd Genc-i Şeker hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” torunlarındandır. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin önde gelen halîfelerindendir. Tarîka-i aliyye-i Çeştîyye ile meşgûl olup, bu yolun zevklerine ve şevklerine kavuşdu. Tarîka-i Nakşibendiyyeye hazret-i Îşânın vâsıtasıyla girdi. Onun kıymetli ve mubârek sohbetlerine sarıldı. Tarîkatın yüksek makâmlarına ulaşdı ve icâzet aldı. Kuvvetli nisbet ve yüksek hâller sâhibiydiler. Kanâ’at ve tevekkül ile dâimâ Allahü teâlâyı zikr ederdi. Hazret-i Îşân buyurdular ki: Onun nisbeti çok kuvvetlidir. Eğer zamânın kutbu olsa, ondan istifâde eder. Sülûku sırasında bütün gece murâkabe yapardı. Murâkabesinin çokluğundan sahîh keşf ve vicdân sâhibi idi. Talebeler hep ona gelirlerdi. Zikr halkalarında tam bir cem’iyyet hâsıl olurdu. Ancak ömrü vefâ etmedi. Hazret-i Îşân hayâtda iken, iç hastalığından vefât etdi. Hazret-i Îşân onun vefâtına çok üzüldü. Nitekim Mevlevî Senâullah Senbehlîye şöyle yazdılar. Şeyh Muhammed Münîr, tarîkat yârânımızın çoğundan mümtaz idi. Zilhicce ayının ondokuzunda vefât etdi. Çok üzüldüm. Fakat yaşımız i’tibâriyle, bizim de vefâtımız yakın olduğu için tesellî buldum.

14– Hâce İbâdullah “rahmetullahi aleyh”:

Hazret-i Hâce Nakşibendin “radıyallahü teâlâ anh” torunlarındandır. Tarîkatı Şeyh Muhammed Münîrden aldı. Onun vefâtından sonra, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin sohbetine kavuşdu. Onun yüksek teveccühleriyle, yüksek makâmlara erişdi. Tarîkatı ta’lîm için icâzet aldı. Hazret-i Îşân şöyle buyurdu: Vefâtından seneler geçmesine rağmen, onun nisbeti çok kuvvetlidir.

15– Hâcı Cemâleddîn “rahmetullahi aleyh”:

Şeyh Muhammed Münîrin talebelerindendir. Hazret-i Îşânın mubâ- rek sohbeti bereketiyle, yüksek bir nisbete kavuşdu. Haremeyn-i şerîfey- ni ziyâret edip, kanâ’at köşesinde yâd-ı Mevlâ ile vaktlerini ma’mûr ey- ledi.

16– Mevlevî Kalenderbahş “rahmetullahi aleyh”:

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin en hâlis ve önde gelen talebelerindendir. Dînî ilimlerde âlim idi. Aklî ilimleri de tahsîl etdi. Kur’ân-ı kerîmi ezberledi. Tarîkatı hazret-i Îşândan aldı. Onun yüksek teveccühleriyle tarîkat makâmlarının nihâyetine ulaşdı. Tarîkat ta’lîmi için kendisine icâzet verildi. İlm öğretmekle ve irşâdla meşgûl oldu. Tıb ilminde de mahâret sâhibi idi. Beden ve kalb hastalıklarının ilâcını söylerdi. Hazret-i Îşâna tam bir ihlâsı ve bağlılığı vardı. Onun has musâhibi (yakını) idi. Mubârek Ramezân ayında, terâvîhde Kur’ân-ı kerîm okurdu. Tertil ve güzel sesle Kur’ân-ı kerîm okurdu. Hazret-i Îşân onun kırâ’etinden çok hoşlanırdı. Her sene memleketinden hazret-î Îşânı ziyârete gelir, huzûr hâlinin nûrlarını elde ederdi. Bu ziyâretleri hazret-i Îşânın vefâtına kadar devâm etti.

17– Mîr Naîmullah “rahmetullahi aleyh”:

Hazret-i Îşânın halîfelerinin büyüklerindendir. Hazret-i Hâcı Muhammed Efdâlin sohbetine kavuşdu. Onun halîfesi Şeyh Muhammed A’zamın huzûrunda bulundu. Hazret-i Îşânın sohbetine devâm ederek, tarîka-i Ahmediyyenin sülûk makâmlarını tamâmlayıp, tarîkat ta’lîmi için icâzet aldı. İlm, edeb ve güzel ahlâk sâhibi idi. Hazret-i Îşâna tam bir sevgi ve muhabbeti vardı. Tarîkat ta’lîmi ile ve dînî ilmleri öğretmekle meşgûl oldu. Kur’ân-ı kerîmi ezberledi. Kırâat ve tecvîd ilmini Kârî Abdülgafûr’dan öğrendi. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri terâvîhde onun okuduğu Kur’ân-ı kerîmi dinlemekden çok hoşlanırdı.

Bir gün şöyle buyurdular: Mevlevî Kalenderbahş ve Seyyid Naîmullah, güzel ahlâk sâhibi oldukları için, fakîrin kendilerinden hiçbir vakt hoşnûdsuz olduğu vâki’ değildir.

Bir gün hazret-i Seyyid Naîmullaha hitâb edip, sizler Allah yolunda bize gelmek için atdığınız her adımı bizim gözümüz üzerine (başımız, gözümüz üstüne) koyuyorsunuz. Sizler memleketlerinizden gelmeseydiniz, murâkabe halkası cemiyetsiz ve bereketsiz olurdu. Mîr Naîmullah, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri hayâtda iken vefât etdi.

18– Mevlevî Senâullah Sebnehlî “rahmetullahi aleyh”:

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin önde gelen talebelerindendir. Zâhirî ilmleri tahsîl edip, hadîs-i şerîf ve Kur’ân-ı kerîm ilmlerini, büyük hadîs âlimlerinden olan Şâh Veliyyullahdan “rahmetullahi aleyh” okudu. Tarîkatı hazret-i Şeyhin (Seyyid Nûr hazretleri) halîfesi Hâce Mûsâ Hân hazretlerinden “rahmetullahi aleyhimâ” alıp, zikr ve murâkabeye devâm etdi. Hâce Mûsâ Hânın emriyle bâtınî kemâlâtı, Mazher-i Cân-ı Cânân haz- retlerinden elde edip, sülûk makâmlarının nihâyetine kavuşdu ve tarîkatı ta’lîm için icâzet aldı. Senbehl şehrinde ilm öğretmek ve tesavvufda rehberlik yapmakla meşgûl oldu. İlm, amel, sabr ve istikâmetle mevsûf, güzel ahlâk ve üstün vasflarıyla tanınmışdır.

Buyurdu ki: Hadîs-i şerîf ve tefsîr dersleriyle meşgûl olmakdan, çok nûr ve safâ hâsıl oluyor. Bu yola bağlılık nisbeti kuvvetleniyor ve terakkî hâsıl oluyor.

Buyurdu ki: Bir def’asında ümerâdan birinin yemeğinden birazcık yimişdim. Bâtın hâllerim kayboldu. Ne kadar tevbe edip, yalvardıysam da o hâller aslâ tekrâr hâsıl olmadı. Gerçi, devâmlı olan nisbet keyfiyetleri yine vardır, devâm etmekdedir. Ancak, eski hâlleri ve zevkleri hiç bulamıyorum.

(Nefehat) kitâbının sâhibi şöyle demiş: Bu tâifeden biri buyurdu ki: Susuzlukdan bir askerin suyunu içmişdim. Bu yüzden bütün bâtın hâllerim zâyi’ oldu. Otuz senedir o bulanıklığın eseri devâm etmekdedir.

Mevlevî Senâullah Sebnehlî, bir gece Resûlullahı “sallallahü aleyhi ve sellem” rü’yâda gördü. Hâline inâyet buyurup, yevmiyesini bir rubye olarak ta’yîn etdi. Aynısı vâki’ oldu. Bu rü’yâyı gördükden sonra, zenginlerden birisi zarûrî ihtiyâclarına sarf etmesi için, kendisine bir rubye yevmiye mâaş bağladı.

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri ona bir mektûbunda şöyle yazdı: “Nerede olursanız olun, Allahü teâlâ sizinle berâberdir. Siz oraya gidib bu fakîrin vazîfesini yapınız. Çünki orada anlayış sâhibi bir âlim ve nisbet sâhibi bir dervîş yokdur. Gönlü toparlayıp, kendi işinizle meşgûl olmalıdır. Gönülde dağınıklığa yer vermemelidir. Vaktleri zâhiren ve bâtınen dînî fâideler vermeye sarf etmelidir. Allahü teâlâ size bir ni’met vermişdir. Onun şükrü işte budur.

Cüneyd-i Bağdâdî “kuddise sirruh” buyurdu ki: Şükr, ni’meti verenin beğendiği yere sarf etmekdir. İnşâallahü teâlâ darlık çok çabuk genişliğe döner.

Şiir:

Hiç bir zorluk yokdur ki kolay olmasın,

Yiğit olanda, korku olmasın.

Eğer gaybdan bir şey ta’yîn edilirse, onu sıkılmadan, çekinmeden kabûl etmelidir. Zîrâ istemeden verileni almak tevekküle mâni’ değildir. Bilhâssa bu zamânda böyle bir şeye i’timâd etmemek (böyle bir imkânın bulunmaması) gönül dağınıklığına sebeb olur. Yalnızca tevekkül, cemiyetsizliğe sebeb olur. Hâlbuki sôfiyyenin sermâyesi cem’iyyetdir.

Allahü teâlâ, sünnet-i nebeviyyeye “aleyhissalâtü vettehıyye” uyanları ve Müceddidiyyenin yüksek dergâhının dervîşlerini zâyi’ etmeyecekdir. Tarîkatı öğretmeye ve din kitâblarını okumaya önem veriniz. Vaktleri bu işe sarf etmenin iki cihânda fethlere sebeb olacağını biliniz. Hatm-i Hâcegânı ve hatm-i hazret-i Müceddidiyi “radıyallahü anhüm” her gün sabâh halkasından sonra mutlakâ yapınız. Allahü teâlâdan ümidvâr olunuz. Ondan gayrısından birşey beklemeyiniz. Murehta kâfirlerinin fitnesinden endîşe etmeyin. İnşâallahü teâlâ sevdiklerimize bir zarar gelmeyecekdir. Fakîri hâzır biliniz.”

Hâcı Muhammed Yâr, tarîkatı ondan alıp, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin teveccühleriyle huzûr ve âgâhlık nisbetine kavuşdu. Tekrâr Mevlevî Naîmullahın huzûrunda sohbetlere katıldı.

19– Seyyid Ahmed Alî “rahmetullahi aleyh”:

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin talebelerindendir. Onun hu- zûrunda istifâde edip, nisbet-i kalbî cezbelerine tutuldu. Cezbelerin çokluğundan bîtâb düşüp, uykuyu ve yimeyi terk etdi. Vaktlerinin çoğu sekr hâlleri ile dolu idi. Mazher-i Cân-ı Cânânın güzel terbiyesi ile, kendine geldi ve fenâ-i nefs mertebesine kavuşdu. Tarîkat ta’lîmi icâzetine sâhibdir. Nisbet-i mâallah keyfiyyetleriyle kendinden geçmişdi.

20– Mîr Abdülbâkî “rahmetullahi aleyh”:

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin halîfelerinin büyüklerindendir. Senelerce sohbetinde bulunup, feyz aldı. Tarîkat makâmlarının nihâyetine ulaşdı. Güzel ahlâk sâhibi idi. Âlem-i misâl ile tam bir irtibâtı vardı. Hazret-i Îşân, sevenleri bir iş için mürâce’at edince, ona istihâre yapmasını emr ederdi. Bilgileri gerçeğe uygun idi. Beş def’a Resûlullahı “sallallahü aleyhi ve sellem” ziyâretle (görmekle) şereflendi. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” inâyetlerine kavuşmakla mümtaz oldu.

21– Halîfe Muhammed Cemîl “rahmetullahi aleyh”:

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin yüksek halîfelerindendir. Çocukluğunda, babasıyla hazret-i Îşânın teveccühüne kavuşdu. İlm tahsîli ve tıb kitâblarıyla meşgûl oldu. Buyurdu ki, Allahü teâlâ, ilmden çok şeyler el- de etdikden sonra, hazret-i Îşânın teveccühü bereketiyle bu fakîre kendi yolunu taleb arzûsunu ihsân etdi. Maksûda kavuşmak için pekçok dervîşin huzûruna gitdim. Hiçbirinde gönlüm huzûr bulmadı. Nihâyet Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin huzûruna vardım. Uğruna meşakkatler çektiğim murâdıma, ancak orada kavuşdum. Yüksek teveccühleriyle tarîkat makâmlarına ulaşıp, icâzet ve hilâfetle şereflendim.

Halîfe Muhammed Cemîl “rahmetullahi aleyh” tehammül, temkin ve ahkâm-ı islâmiyyeye uymakda ve tarîkatda istikâmet üzere bulunmakda çok metîn idi. Tarîkat-ı Ahmediyyenin sülûk makâmlarının sonuna kadar kuvvetli nisbet sâhibi idi. Zâhir ve bâtın hastalıklarının ilâclarını bilmek- de mümtaz idi. Hocası hayâtda iken vefât etdi.

22– Hazret-i Şâh Behîk “rahmetullahi aleyh”:

Hazret-i Müceddidin “radıyallahü teâlâ anh” torunlarındandır. Maz- her-i Cân-ı Cânân hazretlerinin teveccühleriyle yüksek ecdâdına mahsûs olan nisbetden çok pay alıp, bâtın işinde kemâle erdi. Hazret-i Îşândan icâzet alıp, insanları Allah yoluna irşâd etdi. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” sünnetine ve tarîka-i Ahmediyyeye ittibâda istikâmet sâhibi idi. Vefâtından sonra, Serhenddeki mubârek zâtların kabrlerini tahrîb eden sekhân kâfirleri, onun na’şını kabrden çıkarmak istediklerinde, eliyle kâfirlerden birinin başına vurdu. O kâfir hemen öldü. Bunu gören arkadaşları korkup, kaçdılar. Bu ve benzeri hâdiselerden sonra, kâfirler Ser- henddeki mezârlara zarar vermekden vazgeçdiler.

23– Mevlevî Abdülhak “rahmetullahi aleyh”:

Şâh Behîkin birâderlerindendir. Tarîkatı Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinden alıp, bâtın nisbetinde fenâ-i kalb mertebesine kavuşdu. İyi hâller sâhibi idi. Zâhirî ilmleri okuturdu. Genç yaşda vefât etdi.

24– Şâh Muhammed Sâlim “rahmetullahi aleyh”:

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin önde gelen talebelerindendir. On yıl hazret-i Îşânın sohbetinde feyz alıp, tarîkatda sülûk makâmlarını tamâmladı. Tarîkat ta’lîmi icâzetine kavuşup, Hak âşıklarını irşâd ile meşgûl oldu. Çok kimse onun teveccühleriyle huzûr ve âgâhlık mertebesine ulaşdı. Hazret-i Îşânın âdâb ve üsûlü üzerine istikâmet edindi.

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri ona yazdığı bir mektûbda şöyle buyurdu: “Biz âfiyetdeyiz. Siz ahkâm-ı islâmiyyeye yapışmaya ve tarîkatla meşgûl olmaya dikkat ediniz. Çünki, nefsin kemâli kendini yok görmekdedir. Varlık ise, Allahü teâlâya mahsûsdur. Tesavvuf ehlinin ve âlimlerin sohbetine sarılınız. Zamânın sıkıntılarına sabr ediniz. Çünki dünyâ mü’minin zindânıdır. Râhatlık va’di âhıretdedir. Allahü teâlânın ni’metlerine şükrü vâcib biliniz. Bir kimse tarîkat için size mürâce’at ederse, ona hizmet etmeli, ondan herhangi bir hizmet istememelidir. Kendi sevgi ve muhabbetinden dolayı yaparsa bu müstesnâdır. O hâlde, daralmaya lüzûm yokdur. Nerede olursanız olun, dâimâ Allahü teâlâ ile olunuz.

İstikâmet üzere olunuz. Bu yolun büyüklerini seviniz. Vesselâm.”

25– Şâh Rahmetullah “rahmetullahi aleyh”:

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin önde gelen halîfelerindendir. Muhabbetinin ve ihlâsının kemâli ile mümtaz idi. Sinhidden bu yola girmek için çıkıp, nerede bir tasavvuf ehli gördüyse huzûruna gitdi. Hadîs âlimlerinin büyüklerinden, Şâh Veliyyullah hazretlerinin sohbetine kavuştu.

Nihâyet, hazret-i Îşânın yüksek dergâhına ulaşıp, dört sene mübârek sohbetinden feyz aldı. Sülûk işini, tarîkat makâmlarının sonuna yaklaşdırdığı sırada, icâzet aldı. Zâhirde eziyyet, hakîkatde rûhun râhatlığı olan nefse karşı, sert mu’âmelelerden hoşlanırdı. Sabr ve kadere rızâ onun âdeti idi. Allahü teâlâyı zikr, mâsivâyı terk etme hâli üzere olup, fakr ve kanâ’atde istikâmet üzere idi. Zamânın kumandânları ona mâaş vermek istiyorlardı. Fakat o kabûl etmiyordu. Onun evini, geceleri Allahü teâlâyı zikr aydınlatır. Gündüzleri de Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” tâbi’ olmak kuvvet kaynağı olurdu. Senelerce mütevâzi’ ve sâde bir şeklde yaşadı. Sohbetinde pekçok Hak âşığı toplanmışdı. Murâkabe halkalarında tam bir cem’iyyet ve âgahlık hâsıl olurdu. İki kişiye tarîkat icâzeti verdi. Şâh Hüday-ı Bahş onun talebelerinden olup, iyi hâlli bir zâtdır. Mirzâ Muzafferin “rahmetullahi aleyh” huzûrunda da bulunmuşdur. Sonra, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin huzûruna kavuşdu. Bundan sonra kurduğu zikr ve murâkabe halkalarında cem’iyyet hâsıl oldu. Bir müddet sonra vefât etdi. Muhammed Ekber tarîkatı ondan aldı. Sonra Mirzâ Muzaffer hazretlerinin sohbetinden feyz alıp, tarîkatda ilerledi. Mütâkiben Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin de teveccühlerine kavuşdu. Bu fakîr (Abdüllah-i Dehlevî hazretleri) ile çok berâberliği oldu. Kendini kaybetdiren hâllere kavuşup, bâtın nisbeti meşgûliyyeti azaldı. Allahü teâlâ onu ve beni râzı olduğu işlerde muvâffak eylesin.

26– Muhammed Şâh “rahmetullahi aleyh”:

Tarîkatı hazret-i Şeyh Seyyid Nûrun halîfesi Sôfî Abdürrahmân’dan alıp, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin huzûruna geldi. Onun terbiyesi bereketiyle, tarîkat makâmlarının sonuna kadar yaklaşıp, Hak âşıklarını irşâd için icâzete kavuşdu. Kendi evinde, cemiyet hâliyle zikr ve murâkabe halkası yapardı.

27– Mîr Mubîn Hân “rahmetullahi aleyh”:

Seyyidlerin büyüklerinden ve Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin önde gelen talebelerinden ve en çok sevdiklerindendir. Zâhir ve bâtın kemâlatıyla süslenmişdi. Tarîkatı hazret-i Îşândan alıp, tarîkat makâmlarının sonuna kadar ulaşdı. Tarîkat ta’lîmi icâzeti alarak, Hak âşıklarını irşâd ile meşgûl oldu. Pekçok kimse onun sohbeti bereketiyle huzûr ve cem’iyyete kavuşdu. Hazret-i Îşânın huzûrunda, derin bir muhabbet ve ona tâbi’ olmakda yüksek bir gayret ve azîm elde etdi. Bu sebeble Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri onun hakkında şöyle buyurdu: “Mîr Mubîn, Allahü teâlânın evliyâsındandır. Cân-ı Cânân-ı sagîrdir.” Onun güzel hâline dâir bundan dahâ güzel bir ifâde bulunamaz.

Pîr Muhammed, Mîr Mubîn Hânın talebelerindendir. Hazret-i Îşânın inâyetleriyle, bâtın nisbeti fenâ-i latîfe-i nefse kadar ulaşdı. Hâdiseler ile alâkalı sahîh keşf sâhibi oldu. Geleceğe âid haberleri iddiâ ve cesâretle söylerdi. Söylediği gibi çıkardı. Melekleri ve rûhları açıkca görürdü ve gördüğünü de söylerdi. Şöyle anlatmışdır: Bir gün kış mevsiminde, sabâh vakti, denizde gusl ediyordum. Kurtlar gelip, denizin kenârında durdular. Yüzme bilmiyordum ki, onlardan denize doğru kaçayım. Hocam Mîr Mubîn Hâna teveccüh etdim. O esnâda elinde sopa ile geldiğini ve kurtları kovaladığını gördüm.

28– Mîr Muhammed Mu’în Hân “rahmetullahi aleyh”:

Mîr Mubîn Hânın birâderidir. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerine muhabbet ve bağlılıkda diğerlerin çoğundan önde idi. Tarîkatı hazret-i Îşândan alıp, icâzete kavuşdu. Edebli ve güzel ahlâk sâhibi idi. Nitekim, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri kendisine yazdığı bir mektûbda şöyle buyurmakdadır: “Sizden zuhûr eden insanlık edeblerinin başkalarında da olduğunu söylemek haksızlık olur. Apaçık ortadadır ki, Allahü teâlâ sizi bundan dahâ üstün kılmışdır. Bugün şevvâl ayının onuncu günüdür. Binlerce menâkıb sâhibi ve bu dünyâdan intikâl ederken bir düâcı yâdigâr bırakıp giden, yüksek babanızın tâziyesi için geliyorum. Tâziye yazmamı istiyorsun, bunda tekellüf vardır. Çünki, o ve biz aynı yaşda olduğumuzdan, yolculuğumuz, birkaç adım önce ve sonra olsa da berâberdir. O şimdi vefât etmiş olsa da, birkaç nefes farkla biz de aynı kâfilede berâberiz.

Beyt:

Bugün akrânların gitmesinden haber olmasa da,

Yârın meclisimizde bizden hiçbir eser kalmayacak.

Za’fiyetimiz o dereceye vardı ki, hayâtdan bir nasîbimiz kalmasa da, zikr halkasına ancak yatarak katılabiliyoruz. Bununla berâber, sôfînin yaşaması, hem kendisi için, hem de başkaları için ganîmetdir. Allahü teâlâ sizin makâmınızı sıçrama yoluyla vilâyet-i kübrâya ulaşdırdı. O tâze afîfe hoş istî’dâtlıdır. Bağlılık ve ihlâs husûsunda insanlara rehberdir. Mîr Mekhû nübüvvet kemâlâtı seviyesine ulaşmışdır. Mîr Mubîn Hân gerçekten şeyhdir. Bu günlerde sabâh ve akşam zikr halkası güzel oluyor. Hoş istî’dâtlı kimseler bir araya geliyor. Allahü teâlâ izn verir de, ıstılâhî seyr ve sülûka tamâmen ulaşırsınız. Sizin yeriniz boşdur. Bu âhır ömrde feyzler ve bereketler o kadar geliyor ki, yazmak mümkin değildir. İhsânlarından dolayı Allahü teâlâya hamd olsun. Vessalâtü vesselâmü alâ Resûlihî ve âlihî.

29– Mir Alî Asgâr Örf Mîr Mekhû “rahmetullahi aleyh”:

Mîr Muhammed Mubîn Hânın akrabâsındandır. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin talebelerinin en önde gelenlerindendir. Zâhir güzelliği, bâtın tadlılığı ve yüksek edebler sâhibi idi. Tarîkatı hazret-i Îşân’dan alıp, bâtın sülûkunda nihâyete yaklaşdı. Tarîkat makâmlarındaki hâllere erişdi. Hocasına o kadar bağlı idi ki, devâmlı râbıta hâlinde idi. Bu sebeble hocasına gelen yüksek vâridâtın kendisine de aksetmesiyle hoş vaktler geçirirdi. Nitekim büyükler şöyle buyurdu: “Ma’nevî hâllere kavuşmakda hocaya muhabbet ve râbıta asıldır.” Bu, zikr ve murâkabeden dahâ çabuk kavuşdurucudur.

Mîr Alî Asgâr ilâhî feyzlere kavuşmuş ve âgâhlık nûrlarına mazhar olmuşdu. İnsanları irşâd için icâzetli olup, onlara zikr ve murâkabe telkîn ederdi. Mürşidâbâd şehrinde etrâfına pekçok talebe toplanıp, ehl-i kalb olan bir cemâ’at meydâna gelmişdi. Halâl kazanç sağlamak için ticâret yapardı. Bu işlerle meşgûliyyet, onu vaktlerini ibâdetle ma’mûr etmekden alıkoymuyordu. Nûr sûresi 37. âyetinde meâlen, (Öyle kimseler vardır ki, ne bir ticâret, ne de bir alış-veriş onları Allahı anmakdan alıkoymaz) buyuruldu. Bu âyet-i kerîme onun vasfı idi. Bir müddet sonra vefât etdi.

30– Muhammed Hasen Arab “rahmetullahi aleyh”:

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin önde gelen talebelerindendir. Kuvvetli mücâhede sâhibi idi. Devâmlı oruc tutardı. Hergün kırk bin def’a dil ile kelime-i tevhîd söylemeyi, onbin def’a kalben nefesini tutarak nefy ve isbât zikri yapmayı, bin kerre de İhlâs sûresini, salevât-ı şerîfe ve istigfâr okumayı vazîfe edinmişdi. Cum’a sûresi 10. âyetinde meâlen, (Allahı (her hâlinizde) çok zikredin ki, (dünyâ ve âhıret saâdetine kavuşup, azâbdan) kurtulabilesiniz) buyuruldu. Bu âyet-i kerîme onun vasfı idi. Geceleri ibâdetle, gündüzleri Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin huzûrunda hizmetle geçirirdi. Tutduğu orucların, gece ibâdet- lerinin ve çok zikr etmesinin bereketi ile sahîh keşf ve selîm bir vicdân sâhibi olmuşdu. Tarîka-i Ahmediyyenin sülûkunu üç senede tamâmlayıp, hilâfete kavuşdu. Memleketine dönüp, Hak âşıklarının etrâfında toplandığı kimse oldu. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri onun hakkında şöyle buyurmakdadır: “Bütün ömrümde fakîrin yanına, Allahü teâlânın rızâsını taleb eden ve bu yolda gerçekden gayret gösteren bir kişi gelmişdir. O da Muhammed Hasen Arabdır.” Bu söz onu anlamaya yeter.

31– Muhammed Kâim Keşmîrî “rahmetullahi aleyh”:

Hâce Mûsâ Hânın talebelerindendir. Maksada kavuşmak için çok yolculuk sıkıntıları çekmiş, pek çok tesavvuf erbâbının sohbetinde bulunmuştur. Devâmlı oruc ve gece ibâdetiyle meşgûl oldu. Allah yolunda nefsiyle çok mücâdele etdi. Hâce Mûsâ Hânın emriyle Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin huzûruna geldi. Hazret-i Îşânın güzel terbiye etmesiyle üç senede tarîkat makâmlarını geçdi. Tarîkat ta’lîmi icâzeti aldı. İlk hocası Hâce Mûsâ hazretlerini görmek için Buhârâya gitdi. Onu ölüm döşeğinde buldu. Onun vefâtından sonra, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin teveccühüne kavuşdu. Bu teveccüh bereketiyle, o beldede kabûl gördü. Pekçok kimse tarîkata girmek için kendisine mürâce’at etdi. Fakat, orada gönlü râhat etmedi. Bir kerresinde şöyle bir rüyâ gördü. Medîne-i münevverede bir bağçede idi. O bağçeye Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinden gelen bir nehr vardı. O nehrin suyu ağaçlara ve güllere tâzelik veriyordu. Bu sebeble ona Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” ravda-i mutahharasını ziyâret arzûsu gâlib geldi ve hacca gitdi.

Şöyle derdi, iki oğlum var, birinin Kâ’beye mücâvir olmasını, birinin de Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” mescidine mücâvir olmasını adadım.

32– Hâfız Muhammed “rahmetullahi aleyh”:

Hâce Mûsâ Hânın dostlarındandır. Onun emriyle Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinden istifâde etdi. Bir def’asında, kendisinde kurtulması çok zor bir kabz hâli meydâna geldi. O hâlden bir türlü kurtulamıyordu. Fenây-ı nefs latîfesi yakınına kadar yükselmişdi. Hâce Nakşibendi “radıyallahü anh” gördü. Kendisine: Evlâdım! Neyin eksik ki, o kadar daralıyorsun. İşin aslı, kalbi düşüncelerden tasfiye ve nefsi kötü şeylerden tezkiyedir. Bu ni’met ise sana nasîb olmuşdur.

Hâfız Muhammed, uzun bir müddet sonra, bir hizmetde bulundu. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri onun hâline bakıp, merhamet etti ve bugün sizin kabzınızın kalkma zamânıdır, buyurdu. Onun bâtınına teveccüh etdi. Senelerce çözülmeyen düğüm, hazret-i Îşânın gönüllerdeki ma’rifeti artdıran teveccühleriyle çözüldü. Onun gönlündeki önceki daralmaları gidermek için feyz geldi.

Şiir:

Hizmet seni, yüksekliğin en üst tabakasına çeker.

Hazret-i Hâce Ubeydullah-i Ahrâr “kuddise sirrehul’azîz” şöyle anlatmışdır. “Biz neye kavuşduysak, hizmet ile kavuşduk. Vakf hamâmlarında, yirmiden fazla dervîşe hizmet edip, keseledik. Dervîşlerin memnû- niyyeti sebebiyle bizim gönlümüz de ma’rifet suyu ile yıkandı. Mâsivâ kirlerinden temizlendi.”

Hâfız Muhammed, hazret-i Müceddidi inkâr eden o zamânın âlimlerinden olan bir kimseden hadîs-i şerîf öğreniyordu. Hazret-i Müceddidin mubârek rûhu “radıyallahü anh”, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerini, ona teveccüh etmekden men’ buyurdu. O teveccüh halkasına geliyordu. Fakat, hazret-i Îşân ona teveccüh etmiyordu. Ona şöyle buyurdu: Sohbet hakkı ve sizin eski hizmetleriniz bizce ma’lûm. Ancak pîrân-ı kibârın rızâsı olmadığı için, size teveccüh etmiyorum. O günlerde aklını kaybetdi. Zincire vurdular. Deliliği sebebiyle coşkulu şeyler söylüyordu.

Şiir:

Nakşibendiyye şaşılacak kâfile reîsleridirler,

Kâfileyi gizlice hareme götürürler.

Hâfız Muhammed, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin bir teveccühüyle delilikden kurtuldu. Allahü teâlâ onu afv etsin.

33– Mevlevî Kutbüddîn “rahmetullahi aleyh”:

Zâhirî ilmleri tahsîl etdi. Bu yolun büyüklerinin sohbetine kavuşdu. Bu yolun büyüklerinden bir zâtın huzûrunda, zikr dersi aldı. Hazret-i Hâce Mûsâ Hânın sohbetine kavuşdu. Yedi sene Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin sohbetlerine devâm etdi. Bâtınî sülûkda fenây-ı kalb, fenây-ı nefs ve bu iki makâmın hâllerine ve vâridâtına kavuşdu. Muhammed Zübeyr hazretlerinin halîfeleri, Hâce Ziyâullah, Şâh Abdül’adl, hazret-i Şeyh Muhammed Âbid “rahmetullahi aleyh” ve Şâh Abdül’hâfızın sohbetlerinde bulunup, nisbetini kuvvetlendirdi. Hazret-i Îşânın sohbetlerine de devâm edip, yıllarca feyz aldı. Yüksek makâmlara kavuşdu. Müceddidiyye yolu sülûkunun sonuna yaklaşdı. Kendini yok bilme hâli ona galebe çaldı. Güzel ahlâk sâhibi ve yumuşak huylu bir kimse idi. Ömrünün sonunda bâtın nisbeti yokluğu gâlib geldi ve kendini kaybedip, vefât etdi.

34– Mevlevî Gulâm Yahyâ “rahmetullahi aleyh”:

Zamânının derin âlimlerinden, hoş sohbetli ve fazîlet ehlinin önde gelenlerindendir. Yüksek ahlâk sâhibi idi. Kur’ân-ı kerîmi ezberleyip, zâhirî ilmlerle meşgûl oldu. Aklî ilmlerle alâkalı kitâblara fâideli hâşiyeler yazdı. Olgun tabi’atlı ve gâyet zekî idi. Kâdirîyye tarîkatını o yolun büyüklerinden bir zâtdan aldı. Yıllarca zikr ve bâtınî vazîfelere devâm etdi. Sabr ve kanâ’at hâli üzere idi. Zenginlerden uzak dururdu. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin kemâlâtının şöhreti onun gönlünü cezb etdi. Bu sebeble memleketi Purpdan gelip, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerini ziyâretle şereflendi. Ondan Nakşibendiyye tarîkatını alıp, bu yolun sülûk makâmlarını elde etmek için gayret etdi. Altı ay boyunca hiçbir keyfiyyet ona ulaşmadı. Fakat bâtınî vazîfeleri yapmakda herkesden önde oldu. Çünki, Allahü teâlânın ni’metlerinin ilki Onu zikr etmekdir. Hâller ve keyfiyyetler, Allahü teâlâyı zikr ile meşgûliyyete devâm etmenin meyvelerindendir. Eğer dünyâda Sofiyyenin ahvâlinden bir şey ele geçse, amellerin karşılığının yeri olan âhıretde, amel ve ihlâsın keyfiyyetleri zuhûr eder.

Şiir:

Sen dilenciler gibi ücret için kulluk yapma,

Ki, hâce kendini köle terbiyecisi bilir.

Birisi şöyle demişdir: “Ağlamakdan lezzet almak, ağlamanın bedeli, karşılığıdır.”

Başka biri de: “Namâzda lezzet şirkdir” buyurmuşdur. Hikmet-i ilâhî, birini zikrlerin keyfiyyetleriyle lezzetlendiriyor. Diğerini esrâr ilmiyle şereflendiriyor. Birini de zikr ve tâ’atla mümtaz kılıyor. Her üçü de dergâh-ı ilâhînin makbûllerindendir. Bu sebeble şöyle buyurulmuşdur: “Bizden ba’zısı âlim, ba’zımız câhil.” Nitekim esrâr ilmi, hakâik ilmi ve tecelliyât-ı ilâhiyyenin tafsîlâtını müşâhede etmek nâdirâtdandır. Bâtınî hâlleri bilmemek de son derece azdır. İşin aslı, muhabbet ve Allahü teâlânın râzı olduğu şeyleri yapmaya muvaffak olmakdır. Allahım! Bizi sevdiğin ve râzı olduğun şeylerde muvaffak eyle.

Mevlevî Gulâm Yahyâya, inâyet-i ilâhî ile tarîkat hâlleri ve keyfiyyetler gelmeye başladı. Nakşibendiyye nisbeti cezbelerine kavuşdu. Beş sene Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin sohbet-i şerîfinin feyzlerinden istifâde edip, seyr-i sülûkda tecelliy-i zâtîyi dâimîye ulaşdı. Tarîkat ta’lîmi için icâzet alıp, sâlimen ve çok şeyleri elde etmiş olarak memleketine döndü. Orada büyük bir kabûl ve hurmet gördü. Talebeler istifâde için huzûruna geldiler. Zâhirî ilimlerin dersini vermeyi bırakıp, bâtın hâlleriyle meşgûl oldu. Bir köşede Allahü teâlâya teveccüh ederek, günlerini geçirdi. Hâllerin gelmesinden ve bâtınî nisbet galebesinden dolayı başka şeylerle meşgûl olmaya fırsat bulamadı. Fakat ömrü vefâ etmedi. Kâdirî yolundan şeyhi olan zât hasta olmuşdu. Onun hastalığının geçmesi için teveccüh etdi. Hastalık kendisine geçdi ve o hastalıkdan vefât etdi. Bu sebeble Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri üzüldü. Nitekim bir azîze şunları yazdı. “Mevlevî Gulâm Yahyânın vefât yarasının merhemi yok. Bu hâdise gönlümüzü dağladı. Ancak “İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn” gönlümüzü râhatlatdı. Sabrdan başka çâre yok. Çünki yârın biz de gideceğiz.

Mevlevî Gulâm Yahyâ, vahdet-i vücûd ve vahdet-i şühûd mes’elesine dâir bir risâle yazıp, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin nazârına sundu. Hazret-i Îşân beğenip, o kitâbın yaprağına şunları yazdı: “Allahü teâlâya hamd, Resûlüne salât ederiz. Aklî ve naklî ilmlerin mütehassısı olan ülemânın reîsi Seyyid Gulâm Yahyâyı Allahü teâlâ istediği yüksekliklere ulaşdırdı. Çünki bu fakîre tarîkat kardeşi olduğu için, fakîrin işâretiyle vahdet-i vücûd ve vahdet-i şühûd mes’elesinin tasvîrine dâir muhtasar bir kitâb yazıp, gözden geçirtdi. Gerçekden son derece icâzlı olmasına rağmen kâfî ve maksadı ifâde etmekdedir. Allahü teâlâ onu en hayırlı karşılıkla mükâfâtlandırsın. Mutâbakât sağlama mes’elesine gelince, bu zarûrî değildi. Çünki, iki keşf arasında mutâbakât sağlamak tekellüfden hâli değilse de onda maslahat, fâide vardır. Bu fâide, iki büyük cemâ’atın ya’nî vahdet-i vücûd ehli ve vahdet-i şühûd ehli arasını bulmakdır. Allahü teâlâ insâflı olan ve haddi aşmayan kula rahmet eylesin. Hidâyete tâbi’ olanlara selâm olsun!”

Bu satırların müellîfi (Abdüllah-i Dehlevî hazretleri) derim ki: Bu iki mes’elenin arasında mutâbakâtı sağlamak hâl erbâbına göre muhâldir. Bu iki mes’eleden biri, bir makâmın tabi’atından hâsıl olmakda, diğeri ise, başka bir makâmdan meydâna gelmekdedir. Her iki meşrebin hakîkat olduğu âşikârdır. Müceddidiyye yolunda ilim ve vicdanla seyreden kimseye bu ma’nâ açıkdır.

35– Mevlevî Gulâm Muhyiddîn “rahmetullahi aleyh”:

Seyyidlerdendir. Nesebi sahîh olup, hazret-i Gavs-üs-sakaleyne “radıyallahü teâlâ anh” ulaşır. Aklî ve naklî ilmlerde âlim idi. Kur’ân-ı kerîmi ezberlemişdi. Hadîs ilminde mâhir idi. Zâhid, âbid, mâsivâdan alâkasını kesmiş, tevekkül makâmına ulaşmışdı. Allahü teâlânın rızâsını kazanmak arzûsunun çokluğu sebebiyle, tanıdıkdan ve yabancıdan alâkasını kesip, zamânın meşâyıhı ile birlikde oldu. Büyüklerin inâyet nazarlarından nasîbini alıp, zikirle ve ehlullahın yollarıyla meşgûl oldu. Kalbî zevklere kavuşdu. Fakat, bu yola olan susuzluğunun çokluğundan tesellî bulmadı. (Elde etdikleriyle râhatlamadı.) O, Mevlevî Gulâm Yahyâ ve Mevlevî Abdülhak, bir gün Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin huzûruna varıp, tarîkata girmek istediklerini arz etdiler. Hazret-i Îşân onlardan iki büyüğü kabûl edip, Mevlevî Gulâm Yahyâya, sizde yalnız kalma hâli görülüyor. Siz biraz dahâ tesavvuf ehli arayın buyurdu. İki sene Dehlîde ve nerede bir tasavvuf ehli zât duyduysa huzûruna gitdi. Hiçbirinde gönlü tesellî bulmadı. Nihâyet Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin huzûruna geldi. 6 sene sohbet-i şerîflerine devâm edip, tecelliyât-ı sıfat ve şu’ûnâtı geçdi. Tecelliyât-ı zâtiyye-i dâimîye kadar ulaşdı. Tarîkat ta’lîmi için icâzet aldı. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri ona icâzet hırkasını verirken, size rüyâda gaybdan müjde gelecek buyurdu.

Mevlevî Gulâm Muhyiddîn fakîre (Abdüllah-i Dehlevî hazretleri) dahâ sonra şöyle anlatdı. Büyüklerden birini rü’yâda gördüm. Vedduhâ sûresini sonuna kadar, benim üzerime okudu. Bu hâl hidâyet, terakkîler ve rızâ makâmının hâsıl olduğuna müjdedir.

Mevlevî Gulâm Yahyâ şöyle anlatmışdır: Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin huzûruna geldiğim günlerde, Gavs-ul A’zamın onun yerinde oturduğunu gördüm. Yine bir def’asında, hazret-i Gavsü’s-sakaleynin teşrîf etdiğini gördüm. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri odadan niyâz hediyyesini götürüp, huzûra sundu. Bu hâdiseyi görünce, bende Kâdirî feyzinin de, bu yolda mevcûd olduğu kanâ’ati hâsıl oldu. Çünki, Gavsü’l A’zamın “radıyallahü anh” teveccühünün feyzi, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin sûretine girip, bana iki def’a göründü.

Güvenilir kimselerden şöyle işitdim. Mevlevî Gulâm Muhyiddînin hocası Mevlevî Bâbullah, hazret-i Gavsu’s-sakaleynin nûrlu mezârını ziyâret etmek istemişdi. Hazret-i Gavs-üs-sakaleyn ona rü’yâsında şöyle buyurdu: Torunlarımdan Gulâm Muhyiddîn sizin yanınızda talebedir. Onu görmek beni görmekdir. Kabrimi ziyâret için yolculuk sıkıntısına lüzûm yokdur.

Mevlevî Naîmullah şöyle yazmışdır: Bir def’asında, teberrüken Mevlevî Gulâm Muhyiddînin gömleğini giymişdim. Öyle feyzlere ve bereketlere kavuşdum ki, dahâ önce böyle hâllere hiç kavuşmamışdım.

Mevlevî Gulâm Muhyiddînin huzûruna Evrenkâbâdda feyz isteyen çok talebe toplanmışdı. Sohbetlerinden herkes istifâde etdi. Bir müddet orada kalıp, hacca gitdi. Harameyn-i Şerîfeyni ziyâret etdi. Ba’zan Kâ’be-i muazzamada, ba’zan Medînede mescîd-i Nebîde hoş vaktler geçirdi.

36– Mevlevî Naîmullah Behrâiçî “rahmetullahi aleyh”:

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin halîfelerinin önde gelenlerindendir. Aklî ve naklî ilmlerde mütehassıs idi. İlim tahsîli sırasında tesavvufla meşgûl olmak istedi. Rü’yâsında bu ni’metin ele geçmesinin kâmil ve mükemmil, yetişmiş ve yetişdirebilen bir şeyhin sohbetine bağlı olduğu, fakat henüz vaktin gelmediği müjdelendi. İlim tahsîlinden sonra, bahsi dahâ önce geçen Muhammed Cemîlin halîfesinden Nakşibendiyye yolunu aldı. Sonra Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin huzûruna geldi. Onun sohbetine devâm edip, dört senede bu yolun yüksek makâmlarına kavuşdu. Tecelliyât-ı dâimîye erişdi. İcâzet ve hilâfet alarak, memleketine döndü. Talebelerin mürâce’at etdiği kimse oldu. Sohbetinde gönül dağınıklarından kurtulma ve huzûr hâli hâsıl olurdu. Nakşibendiyye âdâbına ve sünnet-i seniyyeye uymakda kemâl mertebesinde idi. Yüksek ahlâk sâhibi idi. Sabr ve kanâ’at hâli üzere, vaktlerini Allahü teâlâyı zikr ile ma’mûr ederdi. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri ona inâyet ve teveccühde bulundu. Nitekim kendisi şöyle yazmışdır: Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri fakîr hakkında buyurdular ki: Sizin dört yıl sohbetiniz, başkalarının 12 yıl sohbetine eşitdir. Sizin nisbetinizin nûrundan, sohbetinizin feyzinden âlem aydınlanacakdır. Size Allahü sübhânehü ve teâlâ iki cihân fetihlerini kolayca ihsân edecekdir. Allahü teâlâ ona bu yükseklikleri sebebiyle selâmet versin. Kerâmetullahın ve Esedullahın onun talebelerinden olduğunu işitdim. Bu zâtlar iyi hâller sâhibi seçkin kimselerdi.

37– Mevlevî Kelîmullah Bengâlî “rahmetullahi aleyh”:

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin önde gelen halîfelerindendir. Tarîkatı ondan alıp, senelerce bâtınî feyzler elde etdi. Kemâlât nisbetine kavuşdu. İcâzet alıp, memleketine döndü. Şöyle anlatırdı: Hazret-i Müceddidin “radıyallahü teâlâ anh” Mektûbât-ı şerîfesini okumam sebebiyle bende, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerine karşı muhabbet ve kuvvetli bir bağlılık hâsıl oldu. Kıymetli sözlerinin nûrlarıyla, hocamın derin mevzû’lara âid îzâhlarından dolayı gönlümde devâmlı bir huzûr ve âgâhlık hâli meydâna geldi. Bir def’asında, Mürşidâbâdın kâdîsının evine ziyâfete gitmişdim. Onun yemeğini yir yimez, kalbimden huzûr ve safâ hâli kayboldu. Gönlümde bulanıklıklar meydâna geldi. Öyle ki, hiçbir amelimle bundan kurtulamıyordum. Belki bir büyüğün teveccühü bereketiyle, önceki huzûr ve safâ hâli tekrâr geri döner diye, içimde Allah adamlarının sohbetine gitmek için, şiddetli bir arzû hâsıl oldu. Büyük zâtların huzûruna gitdim. Hiç birinin huzûrunda gönlümde cemiyet ve âgâhlık hâsıl olmadı. Nihâyet Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin huzûruna gitdim. Nûr saçan yüzünü dahâ görür görmez, gönlümde bir itmi’nân, huzûr ve râhatlık hâsıl oldu. Kendisinden Nakşibendiyye tarîkatını aldım. Fakîrin hâline teveccüh buyurdu. Onbeş gün boyunca bâtınımda, o teveccühün te’sîrini buldum. Bana buyurdular ki, sizin latîfeleriniz güzel ilerlemekdedir. Susdum, bir şey söylemedim. Bir gün yolda gidiyordum. Gönlümde ansızın hareketlenme meydâna geldi. Allah ism-i şerîfinin zikrini duyup, kendimden geçdim.

Bu satırları yazan fakîr Abdüllah-i Dehlevî derim ki: Mevlevî Kelîmullahın zikr sebebiyle kendinden geçmiş hâlini bizzat gördüm. Zikrden dolayı olan hareket yolun başında bulunana hoş geliyor. Fakat işin aslı, Allahü teâlâya devâmlı teveccüh ve zihnin mâsivâdan uzak olmasıdır.

Mevlevî Kelîmullah buyurdu ki: Zor bir işden dolayı âciz kalmışdım. Bunu hâlledecek hiçbir çâre bulamıyordum. Bu hâcetimin hâsıl olması için, hazret-i Müceddidin “radıyallahü anh” hatmini okumaya başladım. Bunun üzerine şöyle bir rü’yâ gördüm. Şiddetli fırtına ile coşup taşan bir denizde kâğıddan bir gemi ile dalgalara karşı yol almak istiyordum. Son derece ızdırâblı bir hâlde idim. Böyle bir durumda sâhile ulaşmak mümkün değildi. Gaybdan bir şahs bana, korkma, senin gemin hazret-i Müceddidin yardımıyla varacağın yere ulaşır dedi. Bir de bakdım ki, fırtına sâkinleşmiş, gemi tam bir korunma ile gideceği yere ulaşmışdı. Bu rü’yâdan iki üç gün sonra müşkilim hâlloldu. Fakîr, bir hâcetim olduğu zamân, imâm-ı Rabbânî hazretlerini vesîle ediyorum. İşlerim gaybdan kolaylıkla hâlloluyor. “Rahmetullahi aleyh.”

38– Mîr Rûhul-emîn “rahmetullahi aleyh”:

Sûnîpat kasabası seyyidlerinin büyüklerindendir. Bir büyük zâtdan Kâdirî tarîkatını alıp, bâtınî vazîfelerle meşgûl olmaya devâm etdi. Şettâriyye yolu zikrlerinden ba’zısını, bu yolun büyüklerinden bir zâtdan alarak, şaşılacak vâridâta kavuşdu.

Buyururdu ki, ism-i zâtın, (Allah ism-i şerîfinin) zikri, beni o kadar kapladı ki, her yerde Allah mubârek ismini görüyordum. Bir def’asında şöyle gördüm: Kıble tarafındaki duvar yarıldı. Kâ’be-i şerîf açıkca göründü. Evliyânın rûhlarını baş gözüm ile görüyordum. Kalb harâreti ve şevkine kavuşdum. Fakat, gönlümde bir türlü itminân (huzûr ve sükûnet) hâsıl olmuyordu. Nihâyet, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin huzûruna gitdim. Ondan sonra cem’ıyyet, kalbimde toparlanma, tumânînet, huzûr, sükûn hâli hâsıl oldu. Arzûladığım şey elime geçdi.

Mîr Rûhul-emîn, senelerce Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinden istifâde etdi. Tarîkat icâzeti makâmına kavuşup, bu yolda ilerledi. Nisbeti kemâl mertebesine kadar ulaşdı. Kuvvetli istikâmet sâhibi idi.

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri buyurdu ki: Mîr Rûhul-emîn, “Muhammedî meşrebdir.” Kuvvetli nisbet sâhibi idi. Ömrünün sonlarına doğru Kur’ân-ı kerîmi ezberlemeye başladı. Hıfzını tamâmlamadan vefât etti. Süyûtînin “rahmetullahi aleyh” (Şerhussudûr) kitâbında bildirdiği bir hadîs-i şerîfde: (Hıfzını tamâmlamadan vefât eden kimseye melekler bir elma verir. Onun kokusunu duyar duymaz Kur’ân-ı kerîm tamâmen ezberine girer) buyuruldu.

Mîr Rûhul-emînin oğlu Mîr Gulâm Hüseyn, tarîkatı Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinden aldı. Rü’yâsında büyüklerden birini görüp, babam Mîr Rûhul-emînin hâli nasıldır diye sordu. O da bizim civârımızda Kur’ân-ı kerîm okuyor diye cevâb verdi. Süyûtî ‘rahmetullahi aleyh” (Şerhussudûr) kitâbında, kabirdeki ölülerin Kur’ân-ı kerîm okuduğuna dâir çok haberler nakl etmişdir. Hadîs-i şerîfde: (Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz) buyuruldu. Mîr Rûhul-emînin de kabrinde Kur’ân-ı kerîm okuduğu muhtemeldir. Ölülerin kabirlerinde Kur’ân-ı kerîm okuması, bu tilâvetden haz almaları sebebiyledir. Onların böyle okuması, mükellef olmalarından dolayı değildir. Çünki mükellefiyet yeri dünyâdır.

Büyüklerden bir zât Cennette namâz yoksa ben orayı istemem demişdir. Böyle söylemekle namâz ve münâcâtın lezzetinin, âhıret lezzetinden dahâ fazla olduğunu bilip, ibâdeti arzû etmişdir. Cennetde arzû edilen herşey olur. Fakat, Allahü teâlânın rızâsının ele geçmesi herşeyden kıymetlidir.

39– Şâh Muhammed Şefi’ “rahmetullahi aleyh”:

Tarîkatı büyüklerden birinden aldı. Dahâ sonra hazret-i Îşânın sohbetine devâm edip, tesavvufda yüksek makâmlara kavuşdu. Tecelliyât-ı zâtiyyeye kavuşup, Allahü teâlâyı zikr ile vaktlerini ma’mûr eyledi.

40–41– Muhammed Vâsıl ve Muhammed Hüseyn:

Bu yolun büyüklerinden bir zâtdan zikr ve murâkabe alıp, sekiz yıl onun sohbetinde cem’iyyet nûrları elde etdiler. Sekr hâlleri meydâna geldi. Bütün geceyi kendinden geçmiş olarak murâkabe ile geçirirlerdi. Hocalarının vefâtından sonra, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin huzûruna gidip, tarîkat feyzlerini almakla meşgûl oldular. Bundan kısa bir müddet sonra Muhammed Vâsıl vefât etti. Hazret-i Bâkîbillahın “kuddise sirruh” yakınına defn edildi.

Muhammed Hüseyn ise, senelerce Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin sohbetine devâm edip, güzel terakkîler ve keyfiyyetler elde etdi. Vilâyet-i kalbî seyrinde âşıkâne şi’rler okurdu.

Beyt:

Senin naz hançerin sâdece beni öldürmedi,

Allah bilir ki, o bütün cihânı öldürdü.

Okuduğu şiirlerle gönülleri coşdurur ve zevk hâsıl ederdi. Sülûk seyrini, kemâlât nisbetine kadar ulaşdırdı. Kalbî nisbete âit istiğrak ateşi bulununca, Müceddidi nisbetinden o kadar pay alamazdı. Bir gün fakîr Abdullah-ı Dehlevî onun hâline teveccüh edip, her makâmın keyfiyetlerinden onu haberdâr etdim. Bana dedi ki, her makâmın keyfiyyetlerinin hâllerine ayrı ayrı kavuşdum. Ancak kemâlât nisbetini anlayamıyorum. Ona dedim ki, tarîkatın imâmı hazret-i Müceddid, bu yüksek nisbetin netîcesinin cehâlet ve belirsizlikden başka bir şey olmadığını söylemişdir. Çünki, tecelliyât-ı zâtî anlaşılamaz. Bundan sonra, bir müddet dahâ sabır ve tahammülle hazret-i Îşânın sohbetine devâm etdi. Gün geçdikce o letâfet ve bîrenlik hâli kuvvet kazandı. Bu makâmda iyice yerleşdi. Şikâyetleri şükr hâline döndü. Tarîkat icâzeti alarak memleketine gitdi.

42– Şeyh Gulâm Hüseyn Tehânîserî:

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin tecrübeli ve seçkin talebelerinden idi. Bütyâle beldesindeki Pencâb denilen yerde fıkh ilmi tahsîl etdi. Şeyh Gulâm Kâdir Şâh Kâdirîden Kâdirîyye yolunu aldı. Yedi sene Muhammed Mîr hazretlerinin sohbetinde bulundu. Şeyhuşşüyûh Muhammed Âbid hazretlerinin halîfesi Sûfî Abdürrahmânı gördü. Onun teveccühlerine kavuşdu. Çok zikr yapardı. Her gün haps-i nefs ile beş bin nefy ve isbât zikri yapardı. [Ya’nî, Lâ ilâhe illallah söylerdi.] Buna yedi sene devâm etdi. Sonunda cemiyet hâline kavuşup, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin huzûruna geldi. Senelerce sohbetine devâm etdi. Yüksek teveccühleriyle tarîkatın sülûk mertebelerinde ilerledi. Bâtınî seyr ve sülûk işini, ism-i zâhir tecellîlerinden geçirip, bâtın mu’âmelesini ism-i bâtın tecellîlerine ulaşdırdı. Bu sebeble habs-i nefes harâretlerinin ve vilâyet keyfiyyetlerinin onun nefsinde izleri vardı. Kendisinde şevk artdıran harâret, azâdlık ve tekellüfsüzlük hâli çokdu. Bâtın hâllerini anlamakda onun keşfleri sahîh idi. Rampûr şehrinde afganlılar ondan tarîkat aldılar ve onun teveccühleriyle kalb yanmalarına kavuşdular.

Fakîr Abdüllah-i Dehlevî, onun talebelerinin, sohbetinin keyfiyyetlerinden ve bereketlerinden istifâde etdiklerini gördüm. Talebelerinden iki seçkin kimseyle görüşdüm. Dervîşlik, Allahü teâlâ ile olmakdır. İnsanın se’âdeti, ömrünü Allahü teâlâyı anmakla ve sünnet-i seniyyeye uymakla geçirmesinde ve bunu hayâtının sermâyesi yapmasındadır.

Şeyh Gulâm Hüseyn Tehâniserî, hacca gitdi. Elhamdülillah Harameyn-i şerîfeynin ziyâreti şerefine kavuşup, selâmetle döndü.

43–44– Mevlevî Abdülkerîm ve Mevlevî Abdülhakîm:

İlm tahsîlini tamâmladıkdan sonra, Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin şöhretini işitip, Purebden nûrlu huzûruna geldiler. Ondan tarîkat-ı Nakşibendiyyeyi aldılar. Birkaç yıl feyz alarak, huzûr ve agâhîlik nûrlarına kavuşdular. İcâzet makâmına ulaşdılar. Talebeleri irşâd için izn alarak, memleketlerine döndüler.

Mevlevî Abdülkerîm, o sıralarda gazâ ile meşgûl oldu. Mevlevî Abdülhakîm ise, inzivâya çekilerek, mâsivâyı terk edip, kanâ’at köşesinde Allahü teâlâyı zikrle meşgûl oldu. Günün yarısında birazcık katıksız ekmek yir, tenhâda zikrle meşgûl olurdu. Bu sebeble onun nisbeti çok kuvvetli hâle geldi. Çok kerâmetleri zuhûr etdi. Zenginlerden biri onbeş bin rubye hediyye getirdi. Sizin elinizle bî’at etmek istiyorum, dedi. Zühdünün son derece olmasından, bunu kabûl etmedi. Bir def’asında cüzzâm hastalığına yakalanan bir kimse, onun abdest suyundan ıslanan toprağı teberrüken bedenine sürdü ve abdest suyundan içdi. Birkaç gün içinde iyileşdi. Buna benzer kerâmetleriyle çok sevildi. Mürâcaat edilen kimse oldu. Onun hâllerine ve amellerine, biz geride kalan ve bir işe yaramaz kimseler, gıbda ederiz. Gönlün mâsivâya bağlanmakdan kurtulması ve hâlden yüz çevirip, Hakkın yâdıyla meşgûl olması ne büyük se’âdetdir. Allahü teâlânın dostlarının maksûdu budur.

45– Nevvâb İrşâd Hân “rahmetullahi aleyh”:

Mazher-i Cân-ı Cânânın “rahmetullahi aleyh” husûsî talebelerindendir. Mekârîm-i ahlâk ile mevsûf idi. Hazret-i Îşâna muhabbet ve i’tikâdda yüksek bir şân sâhibi idi ki, herkes o dereceye ulaşamaz. Çok meşgûliyyeti olmasına rağmen, hazret-i Îşânın muhabbeti ve sohbeti sebebi ile, bu hânedânın nisbetini elde etdi. Tarîkatda irşâd icâzeti aldı. O hazrete lâyık hizmetleri yerine getirerek, husûsî bir yakınlığa ve berâberliğe kavuşdu. Zafer Alî Hân, onun oğludur. Hazret-i Îşândan tarîkat aldı. Yakın bir zamân önce, ebedî âleme göçdüler.

46– Gulâm Mustafâ Hân “rahmetullahi aleyh”:

Hazret-i Şâh Veliyyullah-i Muhaddisin “rahmetullahi aleyh” talebelerindendir. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin güzel terbiye etmesiyle büyük pay alıp, hânedân-ı Ahmedî nisbetine kavuşdu. Bâtın nisbetinin sülûkundan tâ tecelliyât-ı zâtiyye-i dâimîye ulaşarak, tarîkat ta’lîmi için icâzet aldı. Bir kaç kimse ile meşgûl olup, Hak teâlânın zikrine kavuşdurdu. Yumuşak huylu idi. Mazher-i kemâlât-ı ilâhî olan, ta’zîm-i halk-ı Hüdâ onu tamâmen istilâ etmişdi. En aşağıda bulunan bir hizmetcisine bile ömrü boyunca sen diye hitâb etmemişdir. Herkese saygı ifâdesi ile hitâb ederdi. Hizmetcilerinin ücretlerini verirken, hak ettiklerinden fazlasıyla verirdi. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin huzûrunda tam bir ihlâs ile bulunurdu. Râzı olunan hizmetleri yerine getirerek, Allah indinde kabûliyete kavuşdu. Çünki, dervîşlere hizmet eden feyz ve bereketlere onlarla ortakdır. (Malın iyisi müslimânın iyisine ne güzel yakışır) sözü onun vasfı idi. Vefâtından sonra Mazher-i Cân-ı Cânân hazretleri onun mezârını ziyârete gitdi. Uzun müddet murâkabede kaldıkdan sonra başını kaldırıp, Sübhânallah! Eğer bu fakîrin mezârının bu mezâr gibi envâr-ı ilâhî ile mahfûz olacağı yakînen ma’lûm olsa, dergâhın üzerine çıkar, yüksek sesle vefâtımı isterdim, buyurdu. Bu derece ma’rifet ve rahmetin zuhûru onun ihlâsının güzelliğindendir.

47– Âhûn Nûr Muhammed Kandehârî “rahmetullahi aleyh”:

Din ilmlerinde yetişmişdi. Tarîkatı Âhûn fakîrden alarak, o yoldan tarîkat ta’lîmi için icâzete kavuşdu. Sînesinde bir yanma ve kalbinde bir erime vardı. Gönül derdinden bir dürlü sükûnet bulamıyordu. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin huzûruna kavuşarak, ondan nakşibendiyye tarîkatını aldı. Senelerce sohbetin feyzlerini elde etdi. Tarîka-i Ahmediyyenin sülûkunda nihâyete yaklaşıp, nisbet-i nûrâniye ulaşdı. Halvet ve inzivâyı tercîh etdi. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin vefâtından sonra şöyle buyurdu: O hazretin (Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin) vefâtından sonra, nâiblik makâmı, tarîkatı yayma vazîfesi bana ulaşdı. Hazret-i Muhammed Ma’sûmdan ve Hâce Nakşibendden “kaddesallahü esrârehümâ” üveysîlikle, yeni bir nisbete kavuşdum. Bâtınî feyz verme ni’meti, hâne-i magldan hâne-i efgana intikâl edip, tâliblerin hâllerinin parlaklığını artdırdı. Hazret-i Muhammed Zübeyr ve bu hânedânın meşâyıhının huzûrunda sohbete katılan bir şahs şöyle derdi: Îşânın bâtınının bereketleri ve nûrları çok fazlaydı. Sanki içerisinde su bulunmayan berrâk bir nûr akan nehr gibiydi. Tarîkat almak için huzûrlarına gelen birçok kişi de şöyle derdi: Îşânın huzûrunda çok feyzler hâsıl oluyordu. Bu sebeble hakkında: Hazret-i Îşân’ın huzûrunda uzun zamânda hâsıl olan feyz ve makâmları geçmek, onun yanında tâliblere az bir teveccühle hâsıl oluyordu. Hülâsâ tarîka-i Ahmediyye üzere ilm, amel ve vaktlerini muhâfaza etmekle süslenmişdi. Fakat ömrü vefâ etmedi. Kısa bir müddet içinde vefât etdi. Allahü teâlâ onu magfiret eylesin.

48– Molla Nesîm:

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin seçkin halîfelerindendir. Tarîka-i Ahmediyyede bâtınî sülûku, hazret-i Îşânın teveccühleriyle nihâyete yaklaşdırdı. Kemâlât mertebesine kadar bütün makâmları geçdi. Tasavvufda, makâmları kısa zamânda geçme yoluyla, Allahü teâlânın dilediği makâmlara kadar ilerledi. Güzel hâller sâhibi idi. Her sene memleketinden Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin bereketli huzûruna gelerek tarîkat nûrlarına kavuşurdu. Hazret-i Îşâna muhabbeti ve ihlâsı en ileri derecede idi. Onun müsâdesi olmadan hiçbir iş yapmazdı. Bir def’asında kusmak üzere iken, boğazını tutarak, hazret-i Îşân’ın huzûruna geldi. Eğer izn olursa kusacağım dedi. O hazrete kemâl derecesinde tâbi olması sebebiyle Allahü teâlânın makbûl kullarından oldu.

Huzûruna gelen talebeler, teveccühünün bereketiyle, cem’iyyet ve huzûra kavuşurlardı. Güvenilir bir kimseden şöyle işitdim: Bir defasında, bir şahsa, tam bir cezbe ile teveccüh buyurmuşdu. O kimse, bu teveccühe tâkat getiremedi. Uzun müddet ızdırâblı ve kendinden geçmiş bir hâlde kaldı. Sonunda o hâl üzere vefât edip, rahmet-i Hakka kavuştu. Çok bereketler sâhibi ve varlığı büyük bir ganîmet idi. İlim öğretmekle ve tarîkat ta’lîmi ile hoş bir ömür geçirdi.

49– Molla Abdürrezzâk “rahmetullahi aleyh”:

Fıkh ve üsûl ilminde tam bir mahâret sâhibi idi. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin mubârek sohbetlerine devâm ederek, iyi hâllere kavuştu. Allahü teâlâya yaklaşdıran derecelerde ilerleyip, kemâl derecelerine ulaşdı. Tarîkat ta’lîmi için icâzet alıp, zâhir ve bâtın ilmlerinin feyzlerini saçarak, güzel bir hayât sürdü.

50– Molla Celîl “rahmetullahi aleyh”:

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin sohbetlerine senelerce devâm ederek, bâtın nûrlarına kavuşdu. Bâtın nisbetinde kemâlâta ulaşarak, tarîkat ta’lîmi için icâzet aldı. Allahü teâlâyı zikr ile hoş vakt geçirdi. Allahü teâlânın nasîblendirdiği kimselerin gönüllerine zikr-i ilâhîyi yerleşdirdi.

51- Molla Abdüllah “rahmetullahi aleyh”:

İlm ve edebde seçkin ve sâlih bir zât idi. Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin sohbetinin bereketiyle huzûr ve agâhî erbâbından oldu. Birkaç gün Molla Nûr Muhammed ile sohbet etdi. Sonra memleketine dönüp, çok zikr ve mücâhede ile kalb hâllerinde derinleşdi. Etrâfında çok talebe toplanıp, onun teveccühleriyle huzûr ve cem’iyyete kavuşdular. Onun vefâtından sonra, kendisinden tarîkat ta’lîmi için icâzet almış olan birâderi yerine geçdi. Sohbet ve zikr halkasını eski sıcaklığında devâm etdirdi. O da vefât edince, bir büyük zât yerine geçdi. İnsanlar onun huzûrunda toplandı.

52– Molla Teymûr “rahmetullahi aleyh”:

Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinden tarîkat aldı. Fenâ-i kalbî makâmına ulaşarak, huzûr ve agâhîlik hâllerini ömrünün sermâyesi yapdı. Molla Nûr Muhammed ile sohbet etdi. Memleketinde meşakkatli riyâzât yaparak, bâtın nisbetini muhâfaza için üstün bir gayret gösterdi. Nisbet-i zevk, şevk ve istigrâk peydâ oldu. Talebelerin mürâcaat ettiği bir zât oldu. Pekçok kimse onun elinde inâbet yapdı. Onun mübârek bâtınının sıcak te’sîrleri sebebiyle, nice çılgın kâfirler müslimân oldu. Onun iltifât-ı şerîfi ile tarîkat revâç buldu. Onun sohbetinin çekiciliği ile, râfizîler, ehl-i sünnet ve cemâ’at i’tikâdına geçerek, Allahü teâlâyı zikr ile meşgûl oldular.

Şevk sâhibi talebeler, Molla Nesîmin sohbetinde cem’iyyet ve tumânînetden bir şey elde edemeyip, onun sohbetine gelirler ve maksatlarına kavuşurlardı.

Elhamdülillah! Elhamdülillah! Mazher-i Cân-ı Cânân hazretlerinin talebelerinden, Molla Evliyâ, Molla İbrâhîm, Şâh Lütfullah, Molla Seyfeddîn, Muhammed Hân, Hâce Muhammed Ömer, Hâce Yûnüs, Şeyh Kutbüddîn, Şeyh Muhammed Emîn, Şeyh Gulâm Hüseyn ve diğer azîzler, Allahü teâlâya yaklaşdıran makâmlarda seçilmiş kimselerden olup, mâsivâdan yüz çevirdiler. Rahmetullahi aleyhim ecma’în.

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler