Bu mektûb cebr ve ihtiyâr meselesini bildirmektedir.

Kıymetli efendim! Cebr ve ihtiyâr meselesinde ulemâ çeşitli şeyler söylemişlerdir. Bu husûsda zihnin tatmînkârsızlığı hâlen devâm etmektedir. Çünki akıl, bazı temel dînî bilgileri anlamakta kâfi değildir. Eğer kâfi olsaydı, kulların işlerini ıslâh için vahyin gelmesine ihtiyâç kalmazdı. Bilinmelidir ki, kulun müstakil ihtiyâr sâhibi, işlerini tercîhte serbest olduğunu ve sırf cebrî işlerini yapmakta mecbûr olduğunu iddia etmek, Kitâp ve sünnette bildirileni inkâr etmek olur. Zîrâ kulların işleri, kendi bedenleri gibi Allahü teâlâ tarafından yaratıldığı, âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerde açıkca bildirilmiştir. O hâlde kulun işlerini yapmakta tamâmen serbest olduğu nasıl söylenebilir. Diğer taraftan, işlerinde tamâmen mecbûr olan kimsenin hesâba çekilmesi de zulüm olur. Zulüm ise, şer’an ve aklen, hâşâ Allahü teâlâ için söylenemez. O hâlde kul işlerinde niçin tamâmen mecbûr olsun.

İşlerimizin gayr-i ihtiyârî bir hareket olmadığı, bilâkis bilerek, isteyerek, güç kullanarak yapıldığı gâyet açıktır. İhtiyârın, tercîh etmenin işlerdeki payı ve ihtiyârî fiilin manâsı budur. Fakat bu üç kuvvetin yanî ilim, irâde ve kudretin ortaya çıkması bizim ihtiyârımızda değildir. Kul istediği zamân Allahü teâlâ dilerse yaratır. İşte kulların işlerindeki cebrin payı ve mecbûr olmanın manâsı budur. Tam ihtiyâr ve sırf cebir bulunmadığına göre, kulun işi bu ikisi arasındadır. [Mektûbat-ı Rabbani, 1. cild, 289. mektûba bakınız!] Nitekim imâm-ı Zeynel’âbidîn’in “radıyallahü anh” imâm-ı Hasen-i Basrî “radıyallahü anh” hazretlerinin suâline verdiği meşhûr cevâptan, kulun fiilinin cebir ve tam bir ihtiyâr ile olmadığı, bu ikisinin arasında kesb diye ifâde edilen emr-i mutavassıt işte budur. Bu kesb lafzı, kulların fiillerinden başka bir şey için söylenemez. O hâlde anlaşıldı ki, bizim işlerimiz ceb,r ve ihtiyâr ile karışıktır. Bu kadarcık za’îf bir tercîh edebilme, kulun mükellef olmasının sebebidir. Allahü teâlânın rahmetinin gadabını geçmesi, kulun ihtiyârının za’îfliği sebebiyle olduğu söylenmiştir. Hâlbuki bunun dışında Allahü teâlânın hiçbir sıfatı diğerini geçmemiştir.

Allahü teâlânın fiilleri ilim, irâde ve kudret ile olur. Bu itibârla kulların fiilleri bir cihetten Allahü teâlânın fiillerine benzemektedir. Kulun fiilleri, irâdesi dışında bir titreme değildir. Böyle olunca, kulun işlerinden dolayı hesâba çekilmesi adâlete aykırı değildir. Bu sebeble, sofiyyeye göre kulun işlerinde ihtiyârının payının var olduğunu söylemek mümkündür. Çünki onlara göre, Allahü teâlânın varlığı kâinâtın her zerresinde tam zuhûr etmiştir. Çünki Allahü teâlânın yüce varlığı basît-i hakîkîdir, parçaları yoktur. Bu sebeble herşeyde herşey vardır, buyuruldu.

İhtiyâr (irâde), Allahü teâlânın sıfatlarından bir sıfat olduğuna göre, bu sıfatın zuhûr ettiği her yerde, husûsen yeryüzünde, halîfe olarak yaratılma makâmıyla müşerref olan insanda, az da olsa ihtiyâr sıfatından bir pay bulunur. İşte emir ve nehiy ile kulun mükellef olması bu ihtiyârdan dolayıdır. Yaratılmışların en üstününe salât ve selâm olsun. Hidâyete tâbi olanlara selâm olsun!

Sonraki Mektup –> 14. Mektup

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler