Bu mektûb, hazret-i Âişe’nin, hazret-i Alî’den melâletinin, memnûniyetsizliğinin bulunmadığını beyân etmektedir.

Diğer memnûniyetsizlik sebeblerini de ihtivâ eden Cemel harbinden başka, sahîh hadîs-i şerîflerde hazret-i Sıddîka’nın “radıyallahü anhâ” Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” zamânında Cenâb-ı Murtezâ’dan memnûniyetsizliği bildirilmektedir diye yazmışsınız.

Böyle söylemek hazret-i Âişe’nin, hazret-i Murtezâ’dan ayrıldığı şeklinde, hazret-i Âişe ile hiç ilgisi olmayan bir suâli hâtıra getirir. Hâlbuki hazret-i Sıddîka, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” insanlar arasında ençok hazret-i Alî Murtezâ ile Fâtımatü’z-zehrâ’yı sevdiğini bizzat kendisi bildirmiştir.

Kıymetli kardeşim! İhtilâf ve nizada bazen iki taraf da mazûr oluyor. Her iki tarafın haklılığı oluyor. Nitekim ifk hâdisesinde hazret-i Murtezâ da Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” gibi râhatsızlığını hissettirdi. Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” muhabbetinin gereği ve durumun îcâb ettirdiği maslahat sebebiyle, Resûlullahı teskîn ve tesellî için hazret-i Âişe ile ilgili Resûlullahın gönlünü râhatlatacak bazı sözleri, Resûlullaha arz etti. Hazret-i Âişe bunları duyunca râhatsız oldu. Niçin râhatsız olmasın ki. Çünki hâne-i saâdete yakın olanlardan birinin böyle bir zamânda, böyle şeyler söylemesi, sevenin sevdiğinin gözünden düşmesine sebep olmaktaydı. Onun için kendisine bundan dahâ büyük bir eziyet olamayacağı açıktır. Bu yüzden hazret-i Sıddîka’nın, hazret-i Murtezâ’dan inhirâfı, râhatsızlığı, Resûlullaha olan muhabbetindeki gayreti ve beşer olmak itibâriyledir. Yoksa bundan başka bir şeyden dolayı değildir. Hazret-i Alî Murtezâ’nın bu sözleri söylemesi de, hazret-i Sıddîka’ya düşmanlıktan değildi. Çünki, sevilenin sevdiği de sevilir. Onun bu sözleri söylemesi, böyle sıkıntılı bir durumda sevdiğini bir an olsun râhatlatmak gayretinden hâsıl olmuştur. Böyle zamânlarda, böyle konuşmalardan sakınmak imkânsızdır. O hâlde böyle bir durumda iki taraf da haklıdır ve mazûrdurlar. Hattâ me’cûrdur, sevâp kazanmaktadırlar. Çünki, her iki tarafın tavrı da Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” olan sevgiden kaynaklanmaktadır. Nitekim hazret-i Hayrünnisâ aleyhittahiyye ves’senânın, Cenâb-ı hazret-i Sıddîk-ı ekberden memnûniyetsizliği sahîh haberlerle bildirilmiştir.

Burada iki şüphe vardır. Birincisi, hazret-i Betûl, az bir mala rızâ gösterip, dünyâdan kesilmiş olduğu hâlde ve hazret-i Sıddîk’tan ma’kûl bir cevâbı aldığı hâlde, ona niçin kırgın oldu? İkincisi: Hazret-i Sıddîk, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” evlâdını gözetme husûsunda halli kolay bir meselede niçin müsâmehâ göstermedi?

Birincisinin cevâbı: Dünyâda en helâl mal mîrâs malıdır. Böyle bir malı istemek, ne dünyâyı terk etmeye ma’nîdir ne de takvâdan uzakdır. Hattâ helâl malın kıymetini takvâ sâhibi olan kimse dahâ iyi bilir. İnsan hayâtı devâm ettiği müddetce ihtiyâçtan kurtuluş yoktur. Hazret-i Sıddîk (Biz peygamberler mîrâs bırakmayız) hadîs-i şerîfini delîl getirip, mîrâs vermedi. Hazret-i Sıddîk Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” bu hadîs-i şerîfini işitince, onun için katî bir delîl oldu. Böyle işlerde müsâmahâ câiz değildir. Hazret-i Hayrünnisâ’nın bu hadîs-i şerîf ile delîl getirilmesine râzı olmaması, mîrâs âyetinin mevcûd olması ve o hadîs-i şerîfin o zamâna kadar şöhret derecesine ulaşmamış olduğundan, bu hadîs-i şerîf onun yanında hüccet olamazdı. Veyâ o büyüklere (ehl-i beyte) mensûb olmanın îcâbı, ince mîzâclı olmasından dolayı da olabilir. Nitekim âyet-i kerîmede meâlen: (… Allahın yarattığı bu dîni değiştirmeye kimsenin gücü yetmez…) (Rûm sûresi: 30) buyuruldu. Bu âyet-i kerîme hükmünce hiçbir kemâl mîzâcdaki özellikleri değiştiremez. Nitekim hazret-i Mûsâ’nın son nefesine kadar gazâblılığı gitmedi. O Cenâbın melekül-mevtin “aleyhisselâm” yüzüne vurması meşhûrdur. O hâlde, bu durumda her ikisi de, hazret-i Sıddîk da, hazret-i Betül de “radıyallahü anhünne” ma’zûrdur. Her iki taraf da haklıdır. Ehl-i sünnetin her iki taraf hakkında hüsn-i zan etmesi ve güzel te’vîlde bulunması vâcibdir. Doğru yolda olanlara selâm olsun.

Sonraki Mektup –> 21. Mektup

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler