Sual: Dinde reformcu bir hoca (Göklerin üst üste tavanlardan yapıldığını işiten çocuk sonsuz bir boşluk olduğunu ve yer küresinin bir mandanın boynuzu üstünde durduğunu işiten talebe, bunun düz olmayıp, boşlukta döndüğünü ve yer küremizin meydana gelişini, jeolojik dersleri, hayatın nasıl başladığını, ışığı, elektriği öğrenince, kafası karışıyor. Liselerin ders programlarını yapanlar, tecrübi bilgilerle, yani fen dersleri ile din bilgilerini birleştirmeyi düşünmemişler. Astronomi bilgileri, Allah’ın büyüklüğünü din kitaplarının bildirdiğinden daha güzel anlatır. Fen ve biyolojinin din ile ayrılığı olabilir mi? Mekteplerde din hissi gevşedikçe, ahlak, adetler, milli bağlar yavaş yavaş çözülüyor. Bu hal, yeni bir ahlakın ve imanın yerleşmesi için kolaylık olduğu kadar, bunu yerleştirecek bir önder bulunmadığına göre, ahlaksız ve her tesire alet olması da kolaylaşıyor. Bir mekteplinin yarım yamalak bilgisi ile bir mektepsizin dini ve ahlaki bilgilerini ve inanışlarını karşılaştıralım. Mekteplide fikir ilerleyişi pek yavaştır ve kıymetli bağları çözülmüştür. Mektepsiz ise, cahil olmakla beraber, bu bağları oldukça sağlamdır. Bunlar için canını vermeye hazırdır.) diyor. Buna ne demek lazım?

Cevap: Dinde reformcu, burada hakikatleri sezmiş ve oldukça insaflı görülüyor. Fakat, dikkat edilirse, liselerde öğretilen ilimlerin, imanı ve ahlakı bozduğunu söylemektedir. Bu pek yanlıştır. İlim az da olsa, çok da olsa, zararlı değil, faydalıdır. Zararlı olan şey, cahillikleri, kötülükleri ilim zannederek kafaya yerleştirmektir ve cahilleri, ahlaksızları, ilim, fen öğretmek için, gençlerin başına geçirmektir. Gençlerin ana yuvasından aldıkları din bilgilerini, güzel huylarını bozan, ilim ve fen bilgileri değil, bu bilgileri sunmak için gençlerin karşısına çıkan dinsiz ve bilgisiz öğretmenidir. Böyle kifâyetsiz ve imansız bir öğretmen, gençlere fen bilgisini, deneyle anlaşılan hakikatleri anlatırken, kendi dinsizliğini, ahlaksızlığını, yalan ve iftirasını da araya sokuşturuyor. Körpe dimağlar, bu yalanları, ilimden ve fenden ayıramıyor. Bunları da, doğru sanarak aldanıyor. Bu, din, iman, namus hırsızlarının tuzağına düşen temiz çocuklara, İslam düşmanlarının gazeteleri, mecmuaları, romanları okutularak ahlakları bozuluyor ve imanları sarsılıyor. Bugün komünist memleketlerde, ve ingiliz programlarının tatbik edildiği İslam memleketlerinde gençler böyle aldatılmakta, dinleri, imanları çalınmaktadır.

Bu reformcunun da, baba ocağından temiz bir İslam terbiyesi aldığı, sonra mektepte İslam düşmanı, seciyesiz bir mason öğretmenin pençesine düşerek zehirlenmiş, aldatılmış olduğu, yazılarından anlaşılmaktadır. Göklerin üst üste tavanlardan yapıldığını işitince, bir apartman gibi, katkat olduklarını sanmış. Kendi bozuk anlayışını, İslamiyete yüklemekte, bu yoldan da saldırmaktadır. Halbuki İslamiyet onların sonsuz dedikleri ve her biri birer güneş olan milyonlarca yıldızla dolu bu boşluğun, henüz 1. sema olduğunu bildiriyor. Bu sonsuz zannettikleri birinci gök, 2. gök yanında okyanus yanındaki bir damla su gibi kalmaktadır. 7 gökten her biri de, bir öncekinden hep böyle büyüktürler. Fen adamları, İslamın bu bilgisine karşı gelmek şöyle dursun, hayran kalmaktadır. Zavallı reformcu, yer küresini ahırda gördüğü öküzlerden birinin boynuzu üstünde sanıyor. Kamusta, “Sevr” kelimesinde yazılı, öküz şeklinde dizilmiş yıldız kümelerinden haberi olsaydı, Allahın Resûlüne böyle dil uzatamazdı. Bu hadis-i şerif söylendiği senelerde, o burcun, güneşten, yer küremize uzatıldığı düşünülen bir doğrunun uzantısı üzerinde bulunduğu, bugün hesap edilmektedir. Peygamberimiz mübarek kılıcını uzatıp, “Rabbim, benim rızkımı, kılıncımın ucunda yarattı” buyurdu. Yani kâfirlerle cihat ederim. Alınan ganimet malından, payıma düşenle geçinirim buyurdu. Orada bulunanlardan bir köylü, benim dünyalığım nerededir? dedikte, “Dünyân, öküzün boynuzu üzerindedir” buyurdu. Yani öküzünle tarlanı sürer, rızkını kazanırsın, dedi. Dünya kelimesi isimdir. Bu kelimeden türeyen mastarlardan biri, İdna kelimesidir. Bu mastarın, geçinmek demek olduğu Kamusta yazılı. O zaman, sapanın ipini öküzün boynuzlarına bağlarlardı. Boynuzu işe yaradığı için, böyle buyurdu. Köylünün çalışıp, tarlasını sürmesini işaret etti. Bu hadis-i şerifin başka çeşitli manaları da olabilir! Kısa görüşümüze, sınırlı bilgimize göre tasarlıyarak, inanmamak, hatta şüphe etmek felaketine düşmemeliyiz!

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler