Sual: Dinde reformcu, “Üzerinde icma bulunmayan bir meselede, herkes kendisine kanaat veren delile uymalıdır. Zaten bir müctehide tabi olmak, onun deliline tabi olmak demektir” diyor.

Cevap: Evet, müctehidi taklit etmek, onun deliline tabi olmak, yani Kur’ân-ı Kerîme ve hadis-i şeriflere tabi olmak demektir. Fakat, meselenin delilini bulan odur. Zaten mezhepler, bu delili bulmakta ayrılmışlardır. Bir meselenin delilini bulmak için, ictihad derecesinde âlim olmak, müctehid olmak lazımdır. Böyle bir âlim, elbet başkasını taklit etmez. Kendi ictihadına göre amel eder.

Reşid Rıza, Vaiz efendinin, Kıyametin zamanı için, Evliyanın keşfine inandığını yazıyor. Bu sözü de kendi uydurmuştur. Mezhep imamları, (kıyametin ne zaman kopacağı bildirilmedi. Bunu Allahtan başka kimse bilmez. Evliyanın keşfleri, kimseye delil, senet olamaz) dediler. Bu âlimleri taklit edenler de, elbet böyle söyler. Başka türlü sözleri Vaiz efendiye yüklemek, yalancılık ve çirkin iftira olur.

— Reşid Rıza, kitabında, kıyamet hakkındaki hadis-i şerifleri yazıyor. Vaiz efendiye ise, hep zındıkların hadis diyerek uydurdukları sözleri söyletiyor. Dinde reformcuya da bu sözlerin hadis olmadığını ispat ettirerek, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarındaki hakikatleri ortaya koyduruyor. Yaptığı bu oyunda, vaizleri, dört mezhepten birinde olan hakiki müslümanları küçültmek, onları cahil göstermek, kendisi gibi dinde reformcuları akıllı, bilgili din adamı tanıtmak çabasındadır. İslam kitaplarını okumuş, iyi anlamış müslümanların bu iğrenç iftiralara aldanmayacakları şüphesizdir. Fakat, hakikati bilmeyenlerin dinde reformcunun bu yazılarını doğru sanarak, tuzağına düşmemeleri için bu satırları yazıyoruz. Genç kardeşlerimize, dinde reformcunun yalanlarına aldanmamaları için, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumalarını ehemmiyetle tavsiye ederiz.

— Reşid Rıza, İslamiyet ile ilgisi olmayan, hatta İslam düşmanı olan Hurufilerin ve Dürzilerin ve Batınilerin sözlerini vaiz efendiye söyletmekte, vaiz efendinin din bilgisinin bunlar olduğunu göstermektedir. Dinde reformcuya da, bunların dinde yeri olmadığını söyletmekte, vaiz efendiyi cahil olarak teşhir etmektedir. Okuyucular üzerinde dinde reformcuya karşı güven sağlamaya ve Ehl-i sünnet olan din adamlarını cahil olarak tanıtmaya çalışmaktadır.

 

 Sual: Dinde reformcu, (Son zamanlarda kendilerine Ehl-i sünnet vel-cemaat adını verenlerin çoğu, gerek Batınilerin ve gerekse diğerlerinin uydurduğu bidatlerden yakayı kurtaramamışlardır. Sadece isimleri değişiktir. Eğer Batınilerin sözleriyle 4. ve daha sonraki asır mutasavvıflarının sözlerini karşılaştırırsan, aralarında pek az fark bulursun) diyor.

Cevap: Dinde reformcu, burada da, din cahili olduğunu ortaya koymaktadır. Ehl-i sünnet vel-cemaat ismi, onun dediği gibi, sonradan uydurulmuş değildir. Bu ismi Resûlullah söylemiş, müslümanları, bu isim altında birleşmeye çağırmıştır. (Sünnetime sarılınız), (Cemaatten ayrılmayınız) hadis-i şerifleri bu çağrının vesikalarıdır. Dinde reformcu, bu küstahça yalanı ile Ehl-i sünnetin yüce âlimlerine ve Evliya-i kirama çatmakta, onları lekelemeye kalkışmaktadır. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitapları, bin sene evvel nasıl idi ise, bugün de öyledir. Her fende, her ilimde, her sınıf insanda cahil ve sapık bulunabilir. Böyle birkaç kişiyi ele alarak, Ehl-i sünnet kelimesine saldırmak, çok haksızlıktır. Tasavvuf büyüklerini Batınilere benzetmek ise, dinde reformcuların çok kullandıkları aldatıcı taktiklerinden biridir. Batın âlimlerini, Batıniye zındıkları ile karıştırmak, nuru zulmet olarak, hakkı batıl, doğruyu eğri olarak göstermek gibidir. Reşid Rızanın bu kitabı, ilmi bir eser olmaktan çok uzaktır. Okuyucuları aldatmak için hazırlanmış bir hokkabazın, bir göz boyayıcının yazıları gibidir.

 

 Sual: Reşid Rıza, vaiz efendi ağzından, (Hem sapık, hem de saptıran müfsit şiîlerin fesadlarına karşı, kelam ve fıkıh âlimlerinin susmalarına şaşıyor, bir mânâ veremiyorum. Kelamcılar daima mutezileye cebhe almış, onların itikadını reddetmiş ve şiddet ile mukavemet etmişlerdi. Bunun için, mutezile mezhebi ve salikleri, tarihten silinip gitmiştir. Fukahaya gelince, hepsi Ehl-i sünnet ve cemaat oldukları hâlde birbirleriyle uğraşıyor, yekdiğerini reddediyorlar) diyor.

Cevap: Reşid Rıza’nın, vaiz efendinin ağzından diyerek yazdığı, kelam ve fıkıh âlimlerine yaptığı iftiralara kimsenin inanmıyacağı meydandadır. Ehl-i sünnet âlimlerinin yazmış olduğu reddiyeler kütüphaneleri doldurmaktadır. Fârisî yazılmış olanlar, Arabî olanlardan az değildir. Reşid Rıza, fârisî bilseydi ve Abdülaziz-i Dehlevi hazretlerinin Tuhfe-i isna aşeriye kitabını okumuş olsaydı, bu büyük âlimin, mezhepsizleri nasıl rezil ve perişan ettiğini görüp parmaklarını ısırmaktan kendini men’ edemezdi. Özbek sultanı Abdullah hanın cihat ve onları kahr etmesinin sebebini bildiren İmam-ı Rabbânî’nin Redd-i Revafıd kitabını okuyan ve Süveydi’nin, Nadır Şah’ın adamları ile münazara ve galebesini bildiren Hucec-i Kat’ıye kitabını gören bir ilim adamı, Ehl-i sünnet âlimlerinin onları nasıl mağlub ettiklerini pek iyi anlar. Mektubat kitabında, 80. mektubun sonunda, mezhepsizlerin dalalette olduklarını yazan alimlerden 32’sinin ve kitaplarının isimleri bildirilmiştir. Fıkıh âlimlerinin birbirleri ile uğraşmaları sözü de, dinde reformcuların dillerine doladıkları iftiralardan biridir. Redd-i Revafıd kitabının Arabî ve farisisi, Hücec-i kat’ıye kitabının arabisi, her 2 kitabın türkçe tercümeleri ve fârisî Tuhfe-i isna aşeriye ile Arabî Muhtasar’ı, İstanbul’da bastırılmıştır.

 

Sual: Dinde reformcu, kendi kendini övmekte, (zındıkların kerameti kendinden menkuldur) sözüne uygun olarak, kendi yazdığı (el-Menar) mecmuasını, göklere çıkarmaktadır.

Cevap: Halbuki bu mecmuasında, masonları, dinde reformcuları, İslam alimi olarak göstermekte, bunlar dini yenileyecek diyerek, İslamiyeti ilk şerefli mevkiine çıkarma vazifesini onlara havale etmektedir. Sanki İslamiyet bozulmuş, İslam kitapları değiştirilmiş, doğru din kitabı kalmamış da, onlar düzeltecek. Onun sinsi yazıları altında yatan yılanın kustuğu zehir ise Ehl-i sünneti yıkmak, Ehl-i sünnet kitaplarını yok etmek, Ashâb-ı kiramın yolunu gösteren bu kitaplar yerine, masonların, İslamı içerden yıkmaya çalışan, kendisi gibi, dinde reformcuların kitaplarını koymak, kısaca, Resûlullahın ve Ashâb-ı kiramın yolunu, İslam dinini yok etmektir. Dinde reformcuların, İslamı ıslah edeceğiz diyenlerin maksatları, gayeleri, işte budur. Ashâb-ı kiramın yolunu gösteren, Ehl-i sünnet âlimlerine saldırmaları, onların bu alçak gayelerini apaçık göstermektedir. Kendilerini müslüman şekline sokarak, İslam dinini içerden yıkmaya uğraşan böyle sinsi kâfirlere Zındık da denir. Zındıklar cahilleri aldatabilir. Müslümanların çoğunu bozabilirler. Fakat, müslümanlığı bozamazlar. Allahü teâlâ, İslamiyeti koruyacağını söz vermiştir.

 

Sual: Muhaverat kitabı 8. konuşmada, dinde reformcu diyor ki “Taklitçiler, Allahın verdiği fıtratın icabı olan düşünme, araştırma ve delil arama nuruna karşı en büyük düşmandır”.

Cevap: Bu kadar açık yalan ve iftiraya doğrusu çok şaşılır. Hangi fıkıh alimi, düşünmeyi, araştırmayı ve delil aramayı yasak etmiş? Hangi müslüman, bunlara düşman imiş? Bir misal vermesini dilerdik. Kitabın başından beri hangi yalanına, hangi iftirasına delil gösterdi de, şimdi gösterecek. Delil aramanın düşmanı, dinde reformcunun ta kendisidir. Kısa görüşü ile bozuk mantığı ile tasarladıklarını din bilgisi olarak ortaya atan kimseden, düşünme, delil istemek de, mantıksız olur. Böyle kimseye karşı, (Ve ma cevap-ül ahmak-ı illes sükut) diyerek, susmak gerek ise de, gençleri bunun zararından korumak için, kısaca cevap vermek lazım olmaktadır. Bütün fıkıh âlimleri, mukallidin delil aramasına lüzum yoktur diyor. Çünkü, Tabiinden yeni iman edenler, her şeyi Ashâb-ı kiramdan sorup yaparlardı. Hiç delil istemediler. Delil aramayı yasak eden de hiç yoktur. Bunun için mezhep imamlarının hepsi, delillerini uzun yazmışlar. Arzu edenlerin arayıp bulmalarını kolaylaştırmışlardır.

 

Sual: Yine diyor ki “Cahiller, ilk asır müslümanları gibi bilmedikleri meseleleri, güvendikleri kimseye sorar, bununla ilgili ayeti veya hadisi öğrenir. Bunun mânâsı ile amel eder”.
Cevap: Hey Allahım! Bu ne ilim? Bu ne mantık? Evet, Ashâb-ı kirâm böyle yaparlardı. Çünkü hepsi Resûlullahın sohbetinde yetişip, mezhep imamlarından da üstün oldular. (Ashâbımın hepsi gökteki yıldızlar gibidir. Hangisini taklit ederseniz, hidayete kavuşursunuz!) hadis-i şerifi ile meth ve sena olundular. Hepsi murad-ı ilâhîyi anlardı. Kitapta ve Sünnette açık bildirilmemiş olan mesele için de, ayetten veya hadisten delil arayıp, bulup ictihad ederek, hükmünü çıkarırlardı. Birbirlerini taklit etmeleri lazım ve caiz değildi. Mezhep imamlarımız da, Ashâb-ı kiramın yaptıklarını yaptılar. Onlar gibi delil arayıp buldular. Bundan hüküm çıkardılar. Böylece, amelde mezheplere ayrıldılar. Bu suretle, Resûlullahın emrini yapmış oldular. Çünkü, Resûlullah, (Ashâbıma tabi olunuz) buyurmuştu. Tabiinden yeni imana gelenler, Ashâb-ı kiramdan delil istemedikleri için, bizim gibi cahillerin de, mezhep imamlarından delil istememiz lazım değildir. Biz, Allahü teâlânın emirlerini, mezhep imamlarının kitaplarından okuyup öğreniyoruz. Bu kitaplar, Kur’ân-ı Kerîmin açıklamalarıdır. Cahil bir köy çobanını, Ashâba benzeterek, her zaman şehre gelip, âyet ve hadis aramasını ve bunlara kendinin mânâ vererek ictihad yapmasını taleb eden bu şaşkın din adamına bakınız! Mezhep imamına ve mezhebin kitaplarını okuyup öğrenmiş olan köy hocasına uymak kolaylığı dururken, adamcağızın başına ne işler açmaktadır!

 

-Dinde reformcu, imam-ı Gazali hazretlerinin Batıniye mezhebinden bir sapıkla konuşmasını yazıyor. Bir yerinde, İmamın, (Nasihat vereceğim kimsenin hiçbir fırkaya bağlı bulunmaması, ihtilaflı konulara dalmaması lazımdır. İbadetlerde, ittifak olunan meseleler üzerinde dur! İhtilaflı meselelerle uğraşma! İhtilaflı meselelerde ihtiyatlı olanı yap! Farz olduğunu söylemeyenler, müstehab olduğunu söylemişlerdir. İhtiyatı yapmak güç olduğu zamanlarda kendin ictihad et! Yani, daha üstün gördüğün müctehidin sözünü yap! Hangi âlimin üstün ve görüşünde isabetli olduğuna kanaat getirirsen, onu taklit et! Eğer o Zât rey ve ictihadında, vardığı sonuç ve hükmde isabet etmiş ise, onun için iki karşılık, iki sevap vardır. Nitekim, Resûlullah şöyle buyurmuştur: Bir kimse ictihad edip de isabet ederse, iki ecîr, hata ederse bir ecîr kazanır. Cenab-ı Hak da, işi ictihada ehl olanlara havale edip, onlara bırakıyor. Nisa sûresi 83. âyetinde, (Onlardan netice çıkarmaya kadir olanlar onu bilirler) buyurdu. Hazret-i Peygamber ehl olanların ictihadlarından memnun ve razı olduğunu, Muaz hadisi ile açıklamıştır. Muaz bin Cebel’in, Kitapta ve Sünnette bulamazsam, reyimle düşünür, ictihad ederim demesi, hazret-i Peygamberin ictihadı emretmesi ve buna izin vermesinden önce olmuştur. Hem müctehidler, hem onları taklit edenler mazur sayılır. Bunların bir kısmı Allahın muradına isabet etmiş, bir kısmı da, iki ecrden birine isabet edenlere ortak olmuştur. Birbirine karşı inat ve taassup göstermezler. Çünkü, hangisinin isabet ettiği malum değildir. Sadece her biri kendisinin isabet ettiğini zannetmektedir. Herkesin rey ve kıyas ile ahkâm çıkarmasının batıl olduğunu kabul ediyorum. Eğer körü körüne taklit ettiğin batıniliği bırakırsan, sana Kur’ân-ı Kerîmdeki ilimleri öğretebilirim. Öğrenmek için, beni mi tercih edersin, yoksa, batıni olan yoldaşlarını mı?) dediğini bildiriyor. Bunları işiten vaiz efendinin (demek ki imam-ı Gazali, taklidi kabul hatta bütün avam üzerine gerekli kılıyor) dediğini ilave ediyor. İmam-ı Gazali’nin, dinde reformcunun kaleminden çıkan sözleri, kendisinin Ehl-i sünnet âlimlerinin ve dört mezhep imamlarımızın söz birliği ile bildirdiklerine katıldığını açıkça göstermektedir. Ehl-i sünnetin bu yüce imamının yukarıdaki yazısını açıklamaya lüzum yoktur. Bizim maksadımız da, İmam hazretlerinin bu bildirdiklerini din kardeşlerimize anlatmaktır. İmam-ı Gazalinin bu sözleri, dinde reformcunun iddialarını kökünden çürütüyor. Taklitin meşru olduğunu bildiriyor.

 

 

Sual: Dinde reformcu, 9. konuşmasında şöyle yazıyor: (Ben müslümanların tutuldukları hastalığın sebep ve mikrobu olan ihtilaf karanlıklarından nasıl sıyrılıp çıkacakları hakkındaki düşüncemi bundan önce bildirmiştim. Benim görüşüm, büyük İslam alimi olan İmam-ı Gazalinin görüşüne uygundur. İmam-ı Gazali, yalnız Kur’ân-ı Kerîmde bulunan şeylere iman etmeleri, bir de müslümanların öteden beri üzerinde birleştikleri şeyleri yapmaları kâfidir, diyor. İslamiyete zarar veren şey, müslümanların fırka fırka ayrılarak, her fırkanın yalnız kendi tercih ettiği imamı ve ona tabi olan âlimleri taklit etmesi ve başka müctehid imamları taklit edenlere karşı taassup göstermesidir. Bu fırkalaşma, Kitabı ve Sünneti terketmeye kadar varır. Ben, bu nev’ meselelerde, biraz daha kolaylık gösterdim. Mükellefi, nefsinin arzusuna uymamak ve elinden geldiği kadar ihtiyata riâyet etmek şartı ile istediği görüşü almakta serbest bıraktım. İmam-ı Gazali ise, bu meselelerin kökten terkini caiz görmekle beraber, amel etmek isteyenlerin hareket sahasını daraltıyor. Onları bir nev’ ictihade mecbur bırakıyor).

Cevap: Dinde reformcunun en büyük hatası, müslümanların itikatta fırkalara ayrılması ile Ehl-i sünnetin dört mezhebe ayrılmasını birbiri ile karıştırmasıdır. Dört mezhebi de bidat fırkaları gibi kötülemekte, müslümanları, Kitabın ve Sünnetin dışına çıkacak kadar lekelemektedir. İtikatta ayrılmış olan yetmişiki fırkanın hepsi, elbette mezhepsizdir, sapıktır. Hepsinin Cehenneme gidecekleri, hadis-i şerif ile bildirilmiştir. Fakat, hadis-i şerif ile övülen ve Resûlullaha itaat ettikleri için, Allahü teâlânın muhabbetine, rızasına kavuşmuş olan, Ehl-i sünnetin dört mezhebine saldırması, bölücülükten başka ne olabilir? Din adamı olarak ortaya çıkan böyle zındıkların, münafıkların, kitaplı ve kitapsız kâfirlerden daha zararlı ve daha kötü olduklarını dinimiz bildiriyor. Dinde reformcu, imam-ı Gazali hazretlerinin bir önceki maddede bildirilen sözlerini değiştirerek, kendi görüşüne çevirmekten sıkılmamıştır. Kendisini, imam-ı Gazali hazretleri gibi, âlim ve müctehid görerek, İslamiyete yön vermeye kalkışmaktadır. Bu şaşkın hareketinin, kötülediği 72 fırkadan da, daha kötü olduğunu anlayamamaktadır.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler