Sual: Asırlar boyunca dünyaya hükmetmiş olan Osmanlı Devleti’nden biraz bahsedebilir misiz? Osmanlı Sultanları nasıl insanlardı? Bu devlet niçin yıkıldı? Osmanlıların ilimde, fende geri kaldıkları doğru mu?

Cevap: Osmanlı devleti, Osman gâzî tarafından 1299’da Söğüd kasabasında kuruldu. Yeni şehri payitaht yaptı. Oğlu Sultan Orhan tarafından Bursa şehri  rumlardan alınarak payitaht yapıldı. I. Murad Han tarafından 1364’de Edirne ve Fatih Sultan Muhammed tarafından 1453’de İstanbul payitaht yapıldı. Devletin dini, İslamiyet idi. Kanunlar ve bütün sosyal işler ve fertlerin güzel ahlakları, hep İslam dininden hâsıl oluyordu. Hafta tatili perşembe günü zeval vaktinde başlıyor, Cuma günü gurub vaktinde tamam oluyordu. Müslümanlar ile beraber başka dinden olanlar da, ibâdetlerini, ticaretlerini serbest yapıyorlar, rahat yaşıyorlardı. İnsan haklarına, adalete tam kavuştukları için, çoğu müslüman oluyordu. Osmanlı sultanları 1517’den itibaren bütün müslümanların halifeleri oldular. Her işlerinde İslamiyete uydular. 623 sene İslamiyete hizmet ettiler. Alusi, Galiye kitabının 95. sayfasında diyor ki “Yeryüzünü sâlih kullarıma miras bırakırım” âyet-i kerimesinin Osmanlı sultanlarını övdüğünü, Abdülgani Nablüsi bildirmektedir. Burhan kitabı da bunu yazmaktadır.

1908’de halifelerin salahiyetleri sınırlandı. 1922 Devletin ve 3 Mart 1924 de hilafetin sonu oldu. Osmanlı toprakları üzerinde kurulan küçük Arap devletleri, Avrupalıların kontrolü altında kaldı. II. Cihan Harbinden sonra da, başlarına geçen din cahili, sosyalist siyaset adamları, İslamiyeti içerden yıktılar.

 

Mülkiye-i şahane, yani siyasal bilgiler mektebinin müdüri Abdurrahmân Şerefüddin beğ 1309 [m. 1891] da İstanbul’da basılmış olan (Tarih-i devlet-i Osmaniye) kitabında diyor ki (Osmanlı devletinin müessisi olan sultan Osman, Yeni şehirde son günlerini yaşarken, oğlu sultan Orhan gelip, Bursa şehrinin feth edildiğini müjdeledi ve babasının hayır duâsına ve aşağıdaki nasihatlarına kavuştu.

Akıbet-i kar budur herkese, Bad-i fenâ pir ve civana ese,
Azm-i bekâ eylersem ben bu dem, İkbal ile ol muhterem!
Çünkü, senin gibi halef koymuşam, Rıhlet edersem bu cihandan ne gam.
Lik vasiyet ederim guş kıl! Gayrı gam-ı deni feramuş kıl!
Ey sâhip-i ikbâl-ü cah! İtmeyesin canib-i zulme nigah!
Adl ile bu âlemi abad kıl! Resm-i cihat ile beni şad kıl!
Rah-ı cihat içre edip ictihad, Memlekette kıl adl-ü dad!
Eyle riâyet ulemaya tamam. Ta-ki bula, Şeriat nizam!
Her nerede işidesin ehl-i ilim. Göster ona rağbet-ü hilm!
Asker ve mal ile gurur eyleme! İlm ehlini dur eyleme!
Şer’dir maye-i şahi ve bes! Şer’a muhalif işe etme heves!
Matlabımız din-i Hudadır! Mesleğimiz rah-i Hudadır!
Yoksa, kuru mihnet ve gavga değil, Şâh-ı cihan olmayı dava değil!
Nusrat-i din maksat bana. Bu maksadıma kasıt yaraşır sana!
Âleme in’âminı am et! Memleket emrini tamam idegör!
Şâh ki ihsan ile bi-ganedir, Saltanat ismi ona efsanedir!
Hıfz-ı riayaya çalış ruz-ü şeb! Karin ola sana lütf-i Rab!
(Tac-üt-tevarih)

Osman gazinin bu nasihati, Osmanlı devletinin Anayasasının çekirdeği oldu. Osmanlı sultanları, tervic-i ulumu, teshir-i memalikten aşağı tutmadılar. Erbâb-ı ilim-ü kemâli dâima takdir ve tergib ettiler. Hatta, bunları sair devlet erkanına takdim ettiler. Devletin hâl ve mesleği icâbı olarak, en evvel ve en ziyâde mazhar-i rağbet ve teşvik olan ulum-i arabîye ve şer’iyye idi. Padişahlar, gerek umur-i harbiyede ve gerek masâlih-i kanuniyede ahkâm-ı şer’ı şerife tevessül ile yükseldiler ve kuvvetlendiler. Bütün işlerinde ulema ile istişare ettiler. Nizamat-i devletin vad’ ve tanzimini onlara havale ettiler. İdari mesuliyetlere onları da teşrik ettiler. Bunun için, Osmanlı devletinde ulema sınıfı bir mevkii muhterem ihraz etti. Böylece, korkutmaya dayanmaktan ziyâde, adaleti yerleştiren kanunlar yapıldı. İlk olarak Orhan gazinin büyük kardeşi Alaüddin paşa Bursa kadısı ve büyük âlim Çendereli kara Halîl efendi (Osmanlı devleti Kanun-i esasisi) ni hazırladılar. 729 [m. 1329] senesinde, sultan Orhan ismi ile para basıldı. Askerlik kanunları yapıldı. Devletin binası kuvvetli temeller üzerine kuruldu. Fatih sultan Muhammed Han altı dil biliyordu. Mollâ Gürani hazretleri, Bursa kadısı iken Evkafa dair bir fermana (İslamiyete mugayırtir) diyerek istifa ettiğinde, Fatih sultan Muhammed Han, özür dilemiştir. Fatih âlimlerle istişare ederek, ahkâm-ı şeri şerife uygun kanunlar hazırladı. Bu kanunlar, Kanuni sultan Süleyman tarafından ikmal olunarak, devletin anayasası son şeklini aldı.) Abdurrahmân Şerefüddin beğin yazısı tamam oldu.

1253 [m. 1837] de hariciye nazırı olan Mustafa Reşid paşa, Londra’da elçi iken mason olmuştu. Mason arkadaşı olan İstanbul’daki ingiliz sefiri Lord Rading ile yeni kanunlar hazırladı. Bir kahraman ve başarılı diplomat tanınarak nüfuz sağlamak için, batılı devletlerle sulh ve sükun havası kurdular. Rus harblerinden ve vehhâbî eşkiyasının işkencelerinden usanmış olan millet, batıdan esen bu sulh dalgalarına aldandı. Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nun yaldızlı kelimelerine inandılar. 26 Şaban 1255 [m. 1839] de Gülhane meydanında Reşid paşanın ilan ettiği bu yeni Anayasa, din kardeşliği yerine başka kardeşliklerin teşekkülüne yol açtı. İslamın güzel ahlakı yerine, batının kötü adetlerini getirdi. İstanbul’da ve sonra Selanik’te ingiliz, fransız mason locaları açıldı. Buralarda aldatılanların tatlı, yaldızlı sözleri ve bol vaatleri ile milletin aklı, idraki uyuşturuldu. Böylece, Osmanlılara batının ilk zehirli hançeri saplandı. Koca Osmanlı İmperatorluğunun içerden yıkılması, parçalanması planlarının birinci ve en tesirli adımı atılmış oldu. Yeni cülus etmiş olan, 18 yaşındaki sultan Abdülmecid Han da, bu mason oyununun içyüzünü anlayamadı.

1967 senesinde basılmış olan Yeni Türkiye Tarihi’nin 12. cildinde, özet olarak diyor ki (Tanzimat Hattı Hümayunu) Reşid paşanın eseri olduğu gibi, 1272 [m. 1856] de yayınlanan (İslahat Hattı Hümayunu) da Ali paşanın eseridir. Bu yeni fermanı için, çok kimse tarafından tenkid edildi. Bu tarihe kadar asla askere alınmayan hıristiyan tebea da asker olmak hakkını aldı. Zimmilerden alınmakta olan (Cizye) ismindeki İslami vergi kaldırıldı. Müslüman millet, bunları fikren kabul etmemişti. Ali, Füad, Cevdet, Safvet ve Vefik paşaları, Mustafa Reşid paşa yetiştirdi. Ali ve Füad paşalar da, kıskançlık veya uzağı görememezlik yüzünden [millet hayrına] bir şey yapmadılar. İmperatorluğu yıkıma götürdüler. 1284 [m. 1868] Mayıs ayında (Şurayı Devlet) yani Danıştay açılırken sultan Abdülaziz hanın okuduğu nutku Ali paşa hazırlamıştı. Sadr-ı Âzam Ali paşanın 1287 [m. 1871] de Bebekteki yalısında veremden ölmesine, Namık Kemâl, Ziya paşa ve Ali Suavi gibi fikir adamları sevindiler. Ziya paşa, onu hayatta iken de çok hicv ederdi. Çünkü, Ziya paşa sadr-ı Âzam olmak, Namık Kemâl de, hariciye nazırı olmak, Ali ve Füad paşalar ekibi yerine imparatorluğu idare etmek istiyorlardı. (Türkiye tarihi) nden yapılan özetleme tamam oldu.

Ali paşanın (İslahat kanunu) ve (Şurayı devlet) in başına Mithat paşayı getirmesi, Osmanlı devletinin İslamiyetten bir miktar daha uzaklaşmasına sebep olarak, fikirlerin ve nihâyet imparatorluğun bölünmesine yol açtı. 1288 [m. 1872] de Sadr-ı Âzam olan Mithat paşa, devlet idaresini, hele dış siyaseti hiç bilmiyordu. Üstelik yabancı dile de vakıf değildi. İngilterede mason yapıldı. Mısır hidivi İsmail paşadan 150 altın rüşvet alarak, ona Avrupa’dan borç alabilme hakkını veren bir ferman çıkarması ve açığı olan bütçeyi varidatı fazla göstererek padişahı aldatmak istemesi sebebi ile 2,5 ay sonra azl olundu. 1293 [m. 1876] son ayında tekrar Sadarete getirildi. Şurayı devlet reisi iken Abdülhamid Han ile anlaşarak hazırlamış olduğu (I. Meşrutiyet Kanun-i esasisi) ni, sadaretinin dördüncü günü ilan etti. Mithat paşanın başkanlığında, Ziya paşanın ve şair Namık Kemâlin de katıldığı bir heyetin hazırladığı bu anayasanın bazı maddelerini, insan haklarına, Türkiyenin hakimiyetine uymadığını söyleyerek Abdülhamid Han haklı olarak, değiştirmiştir.

Hicretin 1293 senesi Zilhicce ayında ve miladın 1876 senesinin son ayında, sultan Abdülhamid hanın tadil ve tasdik ettiği (Devlet-i Osmaniye Kanun-i esasisi) , yani anayasası, 1334 [m. 1916] senesi (İlmiye salnamesi) yani diyanet takvimi başında yazılıdır. Bu Osmanlı anayasası 121 madde olup bunlardan bazısı şöyledir:

Madde: 1 — Devlet-i Osmaniye, Memalik ve Kıtaat-i hadırayı ve Eyalat-i mümtazeyi muhtevi ve yek-vücut olmakla, hiçbir zamanda, hiçbir sebeple tefrik kabul etmez.

Madde: 3 — Saltanat-i seniyye-i Osmaniye, hilafet-i Kübrâyı İslamiyeyi haiz olarak, sülale-i Âl-i Osmandan usûl-i kadîmesi vech ile ekber-i evlada aittir. Zât-i hazret-i padişahi hin-i cüluslarında meclis-i umumîde ve meclis müctemi değilse, ilk ictimaında şer’ı şerif ve kanun-i esasi ahkâmina riâyet ve vatan ve millete sadakat edeceğine yemin eder.

Madde: 4 — Zât-ı hazret-i padişahi haseb-ül-hilafe, din-i İslamın hamisi ve bil-cümle tebea-yı Osmaniyenin hükümdar ve padişahitır.

Madde: 5 — Zât-i hazret-i padişahinin nefs-i humayunu mukaddes ve gayri mesuldür.

Madde: 8 — Devlet-i Osmaniye tabiıyetinde bulunan efradın cümlesine, herhangi din ve mezhepten olursa olsun, bilaistisna (Osmanlı) tabir olunur. Osmanlı sıfatı, kanunen muayen olan ahvale göre istihsal ve idaa edilir.

Madde 10 — Hürriyet-i şahsiye her türlü tearruzdan, masundur. Hiç kimse, şer’ ve kanunun tayin ettiği sebep ve sûretten maada bir bahane ile tevkif ve mücazat olunamaz.

Madde: 11 — Devlet-i Osmaniyenin dini, Din-i İslamdır. Bu esâsı vikâye ile beraber, asayiş-i halkı ve adab-i umumîyeyi ihlal etmemek şartı ile memalik-i Osmaniyede mâ’rûf olan bil-cümle edyanın serbestiyi icrası ve cemaat-i muhtelifeye verilmiş olan imtiyaZât-i mezhebiyenin kema-kan ceryanı devletin taht-ı himayetindedir.

Madde: 21 — Herkes üsulen mütesarrıf olduğu mal ve mülkten emindir. Menafii umumîye için lüzumu Sâbit olmadıkça ve kanunu mucibince değer-i behası peşin verilmedikçe, kimsenin tasarrufunda olan mülk alınamaz.

Madde: 118 — Kavanin ve nizamatın tanziminde, muamelat-i nasa evfak ve ihtiyacat-i zamana evfak ahkâm-i fıkıhiye ve hukukıye ile adab ve muamelat esas ittihaz kılınmalıdır.

Madde: 120 — Devlet-i Osmaniyenin tamamiyet-i mülkiyesini ihlal ve şekil-i meşrutiyet ve hükümeti tagyir ve kanun-i esasi ahkamı hilafatında hareket ve anasır-i Osmaniyeyi siyaseten tefrik etmek maksatlarından birine hadim veya ahlak ve adab-i umumîyeye mugayır cemiyetler teşkili memnûdur.

Mithat paşa şımarık sözlerle sultana ve devlet adamlarına hakaret ettiği için ve içki meclislerinde devlet esrarını faş ettiği için ve şahsına bağlı (Millet askeri) namı ile hususi asker toplaması gibi kanun dışı hareketlerinden dolayı, 1294 [m. 1877] Şubat ayında sadaretten azl ve İtalyaya nefy olundu. 1295 [m. 1878] Şubat ayında da (Meclis-i Meb’usan) kapatılarak I. meşrutiyete son verildi. Hakikatta, Abdülhamid Han, irâde-i seniyye ve Meclis-i vükela (Bakanlar kurulu) kararı ile meclisi tatile sevk etti. Meşrutiyeti ve Anayasayı ilga etmedi. Meclisi ve bu Anayasayı ilga etmiş olsaydı belki de haklı ve isabetli iş yapmış olurdu. Çünkü, bu Anayasa, rum, ermeni ve yahudileri meclise sokmuş, türk meb’usların sayısı yarıyı bulmamıştı. Bazı meb’uslar, kendi dillerinin de resmi dil olmasını istemiş, muhtariyet, bağımsızlık isteyenleri de olmuştu. Alman büyük devlet adamı Bismark, müşir (Mareşal) Ali Nizami paşaya: (Bir devlet, millet-i vahideden mürekkeb olmadıkça, parlamentosunun faydasından ziyâde mazarratı olur) demiş, millet meclisinin dağıtılmasını yerinde bulmuştur.

Rus orduları, Yeşilköyde iken, 1295 [m. 1878] Mayıs ayında, şuuru avdet etmiş olan V. Muradı tekrar tahta çıkararak kendi de Sadr-ı Âzam olmak sevdası ile gazeteci Ali Suavi, Çırağan sarayını bastı. Beşiktaş muhafızı Hasan paşa, asasını Ali Suavinin kafasına vurarak, onu ve sonra ihtilalci Balkan göçmenlerinden 23’ünü öldürdü. Darbe hareketi 2 saatte bastırıldı.

Osmanlı sultanları 36 aded olup 13.sünde tavakkuf [duraklama], 20.sinde inhitat [gerileme] devirleri başlamıştır. 36 sultanın isimleri aşağıdadır:

1 Sultan Osman bin Ertuğrul gâzî
2 ” Orhan bin Osman Han
3 ” Murad bin Orhan Han
4 ” Beyazıt bin Murad Han
Saltanatta on bir sene fasıla olmuştur.
5 ” Muhammed bin Beyazıt Han
6 ” Murad bin Muhammed Han
7 ” Fatih Muhammed bin Murad Han
8 ” Beyazıt bin Muhammed Han
9 ” Selim bin Beyazıt Han
10 ” Süleyman bin Selim Han
11 ” Selim bin Süleyman Han
12 ” Murad bin Selim Han
13 ” Muhammed bin Murad Han
14 ” Ahmed bin Muhammed Han
15 ” Mustafa bin Muhammed Han
16 ” Osman bin Ahmed Han
— ” Mustafa bin Muhammed Han
17 ” Murad bin Ahmed Han
18 ” İbrahim bin Ahmed Han
19 ” Muhammed bin İbrahim Han
20 ” Süleyman bin İbrahim Han
21 ” Ahmed bin İbrahim Han
22 ” Mustafa bin Muhammed Han
23 ” Ahmed bin Muhammed Han
24 ” Mahmud bin Mustafa Han
25 ” Osman bin Mustafa Han
26 ” Mustafa bin Ahmed Han
27 ” Abdülhamid bin Ahmed Han
28 ” Selim bin Mustafa Han
29 ” Mustafa bin Abdülhamid Han
30 ” Mahmud bin Abdülhamid Han
31 ” Abdülmecid bin Mahmud Han

32 ” Abdülaziz bin Mahmud Han
33 ” Murad bin Abdülmecid Han
34 ” Abdülhamid bin Abdülmecid Han
35 ” Reşad bin Abdülmecid Han
36 ” Vahideddin bin Abdülmecid Han

Osmanlı devleti Avrupa’da Viyana ve Karpat dağlarına kadar yayıldı. Macaristan, Romanya, Basarabya, Kırım ve Asya’da Hemedân ve Tebriz ve Basra Körfezi, Umman denizi sahilleri ve Afrika’da Sudan, Büyük sahra, Libya, Tunus, Cezayir ele geçti.

Devletin kurulması ve genişlemesi harp ile olduğu için, harp sanayiinde çok ileri gidildi. Avrupa’da ateşli silahları ilk olarak Osmanlılar kullandı. Hicretin 9 ve 10. asırlarında Osmanlı fen adamlarının yaptıkları toplar ve koruganlar, Avrupa’da harp tekniğinin başlamasında numune oldu. Şimdi, Midilli, İstanbul boğazı ve Van istihkamlarında (Mustafa ustanın yapısıdır) ve (Ali ustanın yadigarıdır) damgaları bulunan büyük toplar turistleri hayrete düşürüyorlar. Bu topların İstanbul’dan Bağdat, Van gibi uzak yerlere nasıl götürüldüklerine akıl erdirilememektedir. Fatih sultan Muhammedin İstanbul’u almak için döktürdüğü büyük topları (Sarıca) isminde bir türk mühendisi ile (Urban) isminde bir macar döküm ustası yapmıştır. Dinamit de ilk olarak Fatih tarafından kullanılmıştır. Gedik Ahmed paşa, İtalyada Otrantoyu alınca güzel kale yaptırdı. İtalyanlar bu kaleyı gördükleri zaman hayran oldular. Harblerde böyle istihkamlar yapmaya başladılar. İran seferlerinde 150.000 kişilik orduların sevk ve idaresinin büyük bilgi ve maharete muhtaç olduğu şüphesizdir. Böylece Osmanlı imparatorluğu, o zaman, Avrupa’da en ileri devlet olmuştu. Mimarlıktaki üstünlüğün şahitleri, büyük camiler ve medreselerdir. Fatih camiini yapan Mimar İlyas’ın, Beyazıt camiini yapan Mimar Kemâleddin’in ve Süleymaniye ve Şehzade camilerini yapan Mimar Sinan’ın ve daha nice mimarların büyük üstad olduklarını eserleri göstermektedir. Bursada Çelebi Sultan Muhammed camiinde ve türbesinde olan çok kıymetli çinileri (Deli Mehmed usta) yapmıştır. Bunların bazılarında (Ameli Muhammed Mecnun) imzası hala görülmektedir. Hindistan padişahı Hümayun Şâh, sultan Süleyman’dan inşaat ustaları istemiş, Mimar Sinan’ın şakirdlerinden Mûsâ usta gönderilerek Hindistan’da Osmanlı inşaatı üzere büyük ve mükemmel binalar yapılmıştır. Osmanlı medreselerinde okutulmuş olan fizik, matematik ve astronomi derslerinin kitapları ve harp sanayiine ait yazılar Süleymaniye kitaplığında hala mevcuttur.

Osmanlılarda ziraat ve ticaret de çok ilerlemişti. Her konuda iş bölümü yapılmış, bütün millet kendi işinde arı gibi çalışıyordu. Millet, servet ve refah içinde yaşıyor, din kardeşi olarak sevişiliyor, devlet reisi yani padişahlar, Peygamber vekili olarak biliniyor, Ona itaat etmek büyük ibâdet sayılıyordu.

Osmanlılarda isyan, ihtilal, devrim gibi şeyler kimsenin aklına gelmiyordu. Din düşmanlarının, haçlıların, yahudilerin, masonların, şiî ve vehhâbî gibi Ehl-i sünnet düşmanlarının, yurt dışından yaptıkları kışkırtmalarla çıkardıkları Samavneli oğlu Bedreddin, Celâli, Hurufi ayaklanmaları, milletin güç birliği ile az zamanda bastırılmıştır. Fatih sultan Muhammed, Uzun Hasan isyanını bastırmaya giden askere yüz yük akça hediye etmişti ki altı milyon altın lira demektir. Sultan Süleyman zamanında bir dirhem, yani yaklaşık üçbuçuk gram gümüşten üç akça basılırdı. Bir akçada yaklaşık bir gram gümüş vardı. Sonraları gümüş miktarı azaltıldı. Sultan Süleyman zamanında Mekke kadılığı ihtas edildi. Sinan paşanın Yemen seferinden sonra, Cidde gümrüğü gelirlerinin yarısı Mekke şeriflerine bağışlandı. Daha sonra, (Hicaz beğler beği) isminde valilik yapıldı. Her sene hac zamanında, halifeler tarafından Mekke şeriflerine ve oradaki ilim adamlarına (Surre-i Hümayun) denilen hediyeler gönderilirdi. Kırım hanları kendileri para bastırır ve Cuma hutbelerinde Osmanlı halifelerine duâ ederdi. 40.000 askerleri olup Moskovaya kadar ilerlemişler, Ruslardan vergi almışlardı. 728 senesinde Bursa’da altun para basıldı. Hicretin 797 senesinde Anadolu hisarı kalesi yapıldı.

922 [m. 1516] senesinde İstanbul’da tersane kuruldu. O zamanın en büyük gemileri yapıldı. 932 de sultan Süleyman, Fransa’yı, himayesi altına aldı. Haliçte yapılan Osmanlı donanması 945 de Avrupa devletleri birleşik donanmasına gâlip geldi. 967 de Malta açıklarında haçlı donanması yok edildi. 987 de Takıyüddin efendinin başkanlığındaki heyet, yıldızları tetkik ve Logaritma cedvelleri ile hesap yaptı. 1067 de Osmanlı donanması Venedik donanmasını mağlub etti. 1135 de Üsküdar’da Osmanlı matbaası kuruldu. 1205 de Deniz harp okulu kuruldu. 1242 de Osmanlı tıp fakültesi kuruldu. 1253 de Unkapanı’nda Mahmudiye köprüsü, 1254 de karantina yapıldı. 1260 da Karaköy ile Eminönü arasında Mecidiye köprüsü yapıldı. 1268 de, (Şirket-i Hayriye) isminde boğaziçi vapurları işletmesi kuruldu. 1272 de İstanbul ile Varna arasında deniz altı telgraf hattı yapıldı. 1279 da Basra ile Karaşi arasında telgraf hattı yapıldı. 1284 de Sultani liseleri, 1285 de sanat okulları, 1287 de orman ve madenler mektebi, 1288 de İstanbul tramvay ve itfaiye alayı, 1290 da İzmid demiryolu ve Galata tüneli yapıldı. II. Abdülhamid hanın yaptığı sayısız hizmetlerinden bir kısmı 9. cu maddedeki isminde yazılıdır. Bu arada Osmanlı donanmasını en modern vasıtalarla yeniledi. İngiltereden sonra Avrupada ikinci derecede oldu.

1310 [m. 1892] senesi salname-i Bahri, yani takvimi, Osmanlı donanmasını uzun anlatmaktadır. 175. sayfasında, 18 aded zırhlı harp gemisinden her birinin ismi, tonilatosu, tulü, arzı, zırh kalınlığı, çektiği su miktarı, pervane adedi, makinanın beygir kuvveti, ateşli silahları, torpido kovanı, vazifeye başladığı tarih, sürati ve aldığı kömür miktarları yazılıdır. Mesela, Hamidiye fırkateyn harp gemisi için bunların: 6700,292 kadem, 9 fus ve 55 kadem, 7 fus, 10 fus ve 24 kadem, 1 pervane, 6800 beygir kuvveti, 10 ve 15 cm.lik 4 Krup ve bir 300 librelik ağızdan dolma ve 6 Armstrong ve 7 küçük top ve 1 Nordenfeld ve 1 Roket, 2 torpido kovanı bulunduğu, 1301 [m. 1883] de vazifeye başladığı, süratinin 13 mil olduğu, 600 ton kömür aldığı bildirilmektedir. Zırhsız harp gemisi 40 adet, torpido stimbotu, birinci sınıf 13, ikinci sınıf 7, üçüncü sınıf 1, tahtelbahr [deniz altı] 2 dir. Bunlarda çalışan yüzlerce deniz subayının rütbeleri ve isimleri de yazılıdır.

Haydar Paşa tıb fakültesi, Viyana tıb fakültesinden sonra Avrupada en ileri idi. Her bölümün laboratuvarları en yeni alet ve makinalarla techiz edilmişti. 1931 senesinde, bu fakültede okuyanlar, Histoloji laboratuvarında her talebe için birer mikroskop bulunduğunu, her mikroskop üzerinde sultan Abdülhamid hanın tuğrası, yani ismi oyma olarak yazılı olduğunu söylemişlerdir. Avrupa’dan getirilen seçme profesörlerin yetiştirdikleri asistan ve doçentler ve hocalar, gençlere en modern tıb bilgilerini veriyorlar. Değerli mütehassıslar yetişiyordu.

Kolağası kimyâger Cevad Tahsin beğin 1321 de (Mekteb-i tıbbiyeyi şahane matbaası)nda bastırdığı kimyâ kitabı, bugünkü yeni bilgileri ve analiz usullerini bütün incelikleriyle yazmaktadır. Miralay Mehmed Şakir beğin 1319 da basılan (Dürus-i Hayat-i Beşeriye) kitabındaki modern tıb bilgilerini görenler ve tıb fakültesinde hijyen profesörü Muhammed Fahri beğin 1324 de basılan (İt’am ve Tağdiye) kitabındaki tıb bilgilerini okuyanlar ve tıb fakültesinde kimyâ muallimi olan tabib kolağası Vasil Neun beğin 1312 de basılan (İlm-i Kimyayı Tıbbi) kitabını ve yine o sene Mısırda basılan (Hülâsatül Kavl fi tahlilil-bevl) kitabını okuyanlar ve mektep-i tıbbiyeyi şahane botanik muallimi tabib Şerefeddin beğin 1305 senesinden beri talebenin ellerinden düşmeyen (İlm-i nebatat) kitabını okuyanlar ve mektep-i mülkiyeyi şahane ve hendese-hane fizik muallimi Sâlih Zeki beğin (Hikmet-i tabiîye) kitabını ve bunlar gibi nice kıymetli kitapları görenler, Sultan II. Abdülhamid Han zamanında çok değerli mütehassıs doktorların ve fen adamlarının yetiştirildiğini tasdika mecbur kalmaktadır.

Osmanlı sultanları, ilme, fenne bu kadar ehemmiyet vererek, kıymetli mütehassıslar yetiştirdikleri ve eserler meydana gelmesine vesile oldukları gibi, İslamiyete hizmette de, Abbasi ve Emevi ve diğer İslam devletlerini geçmiş, bu çalışmaları ile de tarihte şân ve şöhret bırakmışlardır. Yavuz Sultan Selim Han, Kabe’nin içini süpürmeye mahsus olan süpürgelerden birisi getirildiğinde, süpürgeyi bir taç gibi kaldırarak başına koymuştur. Kendinden sonra gelen sultanların taçlarına koydukları süpürge işareti buradan gelmektedir. Kanuni Sultan Süleyman, Arafat meydanındaki tıkanmış olan su yollarını açarak Arafat’ı ve Mekke’yi suya kavuşturdu. II. Abdülhamid Han, bu su yollarını yeniden temizleyerek ve genişleterek hacıları suya doyurdu. Medine’deki Ayn-ı zerkayı Abdülmecid Han tâmir ve tevsi etti. Vehhâbîler, Mekke’de, Medine’de, hiçbir kâfirin ve zalimin yapamayacağı vahşet ile Ehl-i sünnet müslümanları kılıçtan geçirip, Seleften yadigar kalmış olan bütün türbeleri, camileri, ziyaret mahallerini yıktılar. Mukaddes makâmları ve kabristanları çöle çevirdiler. II. Sultan Mahmud Han, vehhâbî eşkiyasını def’ ve tard ettikten sonra, bütün bu eserleri yeniden inşa ve ihya etti. 1235 [m. 1819] senesinde Hücre-i Saadete hediye ettiği şamdanla birlikte gönderdiği aşağıdaki yazı, Osmanlı sultanlarının Resûlullaha olan hürmet ve muhabbetlerinin bir vesikasıdır:

Şamdan ihtaya ettim cüret ya Resûlallah!
Muradımdır Ulyaya hizmet, ya Resûlallah!
Değildir ravdaya şayeste, destaviz-i naçizim,
Kabul eyle, kıl ihsan ve inayet, ya Resûlallah!
Kimim var hazret-inden gayrı, halim eyleyem ilam,
Cenabındandır ihsan ve mürüvvet, ya Resûlallah!
Dahilek, el-eman, sad el-eman, dergahına düştüm,
Terahhüm kıl, bana eyle şefaat ya Resûlallah!
Dü-âlemde kıl istishab Han-ı Mahmud-i adliyi,
Senindir evvel ve ahırda devlet ya Resûlallah!

Mısır ve Yanya ve Mora gibi velâyetlerin isyanı ve yeniçerilerin kazan kaldırmaları ve yok edilmeleri ve Rus ordularının saldırmaları sırasında Sultan Mahmud Han, Mekke ve Medineyi ancak tâmir edebilmiş, kendisinden sonra oğlu Abdülmecid Han, bunları tezyin için şaşılacak bir himmet ve gayret göstermiştir. Hucre-i nebeviyeye döşenmek üzere gönderdiği Kaşi tuğlalar altına kendi el yazısı ile kendi ismini zelilane ve hakirane yazmıştır. Hele Babüsselam kemerine yazılmak üzere hazırlanan yazıdaki şahane kelimeleri kabul etmeyerek, iki cihanın saltanatı Resûlullaha mahsustur, demiştir.

Sultan II. Abdülhamid hanın bu mübarek beldelere ve bunların şefaat sâhibi efendisine yaptığı hürmet ve hizmetler, öncekilerin hizmetlerini kat-kat aşmıştır. İhsanları ve hizmetleri yalnız Ümeraya ve Ülemaya ve makâmlara mahsus kalmamış, ahalinin ve fakirlerin hepsine ulaşmıştır. Mescid-i haramı gözleri kamaştıracak derecede tâmir ve tezyin etmiş, Hadice-tül Kübrâ’nın türbesini ve Mevlütün-Nebî ile Mevlüt-i Fâtıma olan binaları, benzeri olmayacak şekilde ihya etmiş, Mina şehrini su şebekeleri ile doldurmuştur. Seyyid Ahmed Rıfai’nin ve diğer Velilerin türbelerini fevkalede bir himmet ile tâmir etmiştir. Mekkede Gayretiye ve Hamidiye piyade kışlalarıyla, topçu kışlası ve hükümet konağı yaptırmıştır. Osmanlı halifelerinin her birinin (Hadimülharemeyn) olduklarını, eserleri bütün dünyaya ilan etmektedir. Vehhâbî eşkiyaları, Haremeyn-i şerifeyni tekrar ele geçirdikten sonra, bu beha biçilemeyen tarihi eserleri, güzel sanatları, sinsice yok etmekte, böylece bozuk inançları ile ve barbarca saldırıları ile İslamiyeti içerden yıkmaktadırlar.
Sultan II. Abdülhamid Han memleketin her köşesinde aynı şekil ve değerde liseler yaptırdı. 1950 senesinde Bursa askeri lisesinin kumandanı, Bursa erkek lisesini ziyarete gitmişti. Lise müdüri kimyâger Rıfat beğe, (okulun en iyi odasını kendinize ayırmışsınız. Böyle haksızlık olur mu?) dedi. Rıfat beğ, (Bu mektebin her odası böyle güzel, havadar ve hoştur. Ben Manastır’da bu binada okudum. Sultan Abdülhamid Han, büyük şehirlerde hep aynı binaları, aynı güzellikle ve aynı metanet ile yaptırmıştır. Bu binanın tâmire ihtiyacı hiç olmadı. Halbuki karşımızda geçen sene yapılan ticaret lisesinin bu sene duvarları çatladı. Şimdi tâmir ediliyor) dedi, tarihi birçok bilgiler verdi. Ankara’da, Yenişehr istasyonundaki kayaların üstünde (Ankara lisesi) de Bursa’daki lisenin aynı idi.

Ankara valilerinden Âbidin paşa, Elmadağı’ndan Ankara’ya tatlı su getirmek için halktan para toplamıştı. İşe başlamak için halifeden izin istedi. II. Abdülhamid Han, vâliye gönderdiği cevapta, (Susuzlara su vermek çok sevaptır. Dinimizin emirlerinden biridir. Bu vazife ve şeref bana aittir. Topladığın paraların hepsini sahiplerine geri ver. Bütün masrafı hazine-i şahanemden olmak üzere hemen işe başla. Milletimi iyi suya kavuştur!) dedi. Az zaman içinde Ankaralılar tatlı suya kavuşturuldu.

Sultan II. Abdülhamid hanın Osmanlı devletini her bakımdan ilerletmesi, güçlendirmesi, İslam düşmanlarının ve en başta İngilizlerin harekete geçmesine sebep oldu. 1308 [m. 1890] senesinde politik ve masonik faaliyete geçtiler. Birkaç harbiye ve tıbbiye talebesi tarafından (İttihat ve terakkî cemiyeti) kuruldu. Yedi sene sonra, haber alınarak dağıtıldı. Birkaç üyesi Paris’te çalışmalarına devam etti. Halife, mit başkanı Orgeneral Ahmed Celâleddîn paşayı Paris’e gönderdi. Nasihatleri tesir ederek üyelerden çoğu tövbe ettiler. Ancak Ahmed Rıza beğ ve birkaç arkadaşı nasihat dinlemediler. Haçlı kuvvetler tarafından yağdırılan paralarla daldıkları lüks hayattan, kadınlı, içkili sefahet aleminden ayrılmak istemediler. Hele Ahmed Rıza beğ, parlamento başkanlığına getirileceği vaadinin sevinci ve sarhoşluğu içinde, türk düşmanlarının kuklası haline gelmişti. Halifeye karşı basın propagandasına başladılar. 1326 [m. 1908] senesinde II. meşrutiyetin ilanına ve bir sene sonra da, Halifenin tahttan indirilmesine sebep oldular. Sonradan arkadaşları, bunu kıskanarak kendisini Millet meclisi başkanlığından attılar. Onların düşmanı haline geldi. Cumhuriyet gazetesinde, yayınlanan hatıratında, vaktiyle küfürler ettiği II. Abdülhamid hanı, överek ve pişman olduğunu bildirerek öldü.

Aynı hâl, sultan II. Abdülhamid hanı, tahttan indiren Talat, Enver ve Cemâl paşalarda da tecellî etti. Onun büyüklüğünü anlayamadıklarını itiraf edip, hayatlarını hüsranla bitirdiler. 1326 [m. 1908] senesinde devlet idaresini ellerine geçiren gençler, câhil, tecrübesiz, dünya ve memleket şartlarından gâfil, gözü kapalı adamlardı. Kimi, telgraf memuru iken başbakan oldu. Kimi yarbay iken 33 yaşında harbiye nazırı ve başkumandan vekili, kimi jandarma teğmeni iken dahiliye nazırı oldu. İttihat ve terakkîcilerin zulüm ve işkencelerinin ve bunun kanlı olmasının, sultan Abdülhamid devrini aratmış olduğunda bütün tarihçiler birleşmektedirler. İttihat ve terakkî cemiyeti, Türkiyede kötü bir particilik hayatının başlamasına, bölücülüğe yol açtı. Particiler, birbirlerine düşman gibi oldular. Bu yüzden balkan harbi ve I. cihan harbi gayb edildi. Nihâyet imparatorluk parçalandı.

Sultan II.Abdülhamid hanın tahttan indirilmesi ile din işlerine de fesad karıştı. İttihat ve terakkî fırkasına kayıtlı olan câhiller, hatta masonlar, din işlerinde yüksek mevkilere getirildi. İlk iş olarak, sultan Abdülhamid hanın son şeyhülİslamı Muhammed Ziyaüddin efendi, vazifesinden alındı. Bu yüksek makâma 1328 [m. 1910] da Mûsâ Kazım efendi getirildi. Bu Zât, koyu ittihatçı ve mason idi. Bunun gibi, İslamiyete uymayan hareketlerinden ve sapık yazılarından dolayı II. Abdülhamid Han tarafından nefy edilmiş, Irak’a ve Fizan’a sürülmüş olan bölücü kimseler, İstanbul’a getirilip, kendilerine din işlerinde vazifeler verildi. Bu câhil ve partizan kimseler, bozuk, sapık din kitaplarının yazılmasına, yayılmasına, önayak oldular. Abdülhamid Han zamanında yazılan din kitapları, bir ilim heyeti tarafından tetkik edilirdi. Tasdik edilip, izin verilenler bastırıldı. Böylece, o tarihlerde basılan din kitaplarına güvenilir. 1327 [m. 1909] den sonra din kitapları salahiyetli âlimler tarafından kontrol edilmez oldu. Bu kitaplardan, ancak vesikalar vererek, yazılanlara güvenilir. Ne oldukları belirsiz kimselerin ve şiîlere, vehhâbîlere satılmış olan mezhepsiz din adamlarının yazdıkları bozuk kitapları okuyan müslüman yavruları, temiz gençler, dini yanlış öğrendiler. Böyle câhil yetiştirilen müslümanlardan bâzıları, siyaset canbazlarının tuzaklarına düştüler. Kendi partilerinden olmayanlara kâfir diyecek kadar taşkınlık yapanları oldu. Müslümanlar arasındaki bu fitne, İslam düşmanlarının işlerine yaradı. İngilizlerin (İslamiyeti yok etmek) planlarının gerçekleşmesini kolaylaştırdı. İşte bunun için, Allahü teâlâ, müslümanların bölünmelerini yasak etmiş, kardeş olduklarını bildirmiş, sevişmelerini, vatan düşmanlarına karşı birleşerek kuvvetli olmalarını emretmiştir. (Birleşmemiz kâfirleri korkutur ve Allah’ın yardım etmesine sebep olur. Tefrikaya düşmemiz kâfirleri sevindirir ve Allah’ın gazapına uğramamıza sebep olur) nasihati, her müslümanın kalbine işlenmiş olmalıdır.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler