Sual: Baltacı Mehmed Paşa’nın Rusya’yı Prut Harbi’nde yıkabileceği; ama bunun yerine Çariçe Katerina ile anlaşma yoluna gittiği doğru mudur?

Cevap: Baltacı Mehmed Paşa ile Çariçe hakkında söylenenler tamamen uydurmadır. Anlaşma yapıldığı doğrudur. Askerlerin maneviyatı bozuktu. İsteksiz savaştılar. Bu haliyle Rusya Devleti’ni değil yıkabilecek, savaşabilecek gücü bile yoktu.

 

Sual: Bir kitapta saray bayramlaşmasını anlatırken, padişah bayramlaşma için Muayede Salonu’na girerken ‘Enderunlu maiyet-i şahane’nin iki sıra halinde “Mağrur olma Padişahım, senden büyük Allah vardır!” diye bağırdıklarını yazıyor. ‘Enderunlu maiyet-i şahane’ derken tam olarak kimler kastediliyor?

Cevap: Padişahlar Topkapı Sarayı’nı terk ettikten sonra, burada sarayın hizmetine bakan hademeler kaldı. Bunlara Enderun ağaları, Enderunlu maiyet-i şahane denirdi. Bunlar padişah Topkapı Sarayına geldiği zaman hizmetinde bulunur. Ayrıca merasimlerde, bilhassa ecnebi misafirler geldiğinde sofrada ve benzeri yerlerde hizmet ederlerdi. Zarif beyaz kıyafetleri ve ellerinde beyaz eldivenleri olurdu. Fiziği düzgün, kibar ve güvenilir kimselerdi. Bu şekilde bağırmaya alkış denir. Bunu eskiden saray ağalarından olan çavuşlar yapardı. Çavuşluk Sultan II. Mahmud tarafından kaldırılınca, alkış işi Enderun efendilerine verildi. Bunlar artık klasik devirdeki talebeler değildir. Enderun’da vazife yapan memurlardır. Hepsi Türk asıllıdır.

 

Sual: Hezarfen Çelebi’nin uçtuğu için padişahın onun kellesini vurdurduğu doğru mu?

Cevap: Hezarfen Çelebi’den sadece Evliya Çelebi bahsediyor. Başka hiçbir kaynakta nedense bu kadar ehemmiyetli bir husus geçmiyor. Dolayısıyla doğruluğu şüpheli bir hâdisedir. Evliya Çelebi, böyle güçlü bir adam tehlike hâsıl edebilir endişesiyle Cezayir’e tayin edilmiş, yani sürülmüştür diyor, kellesini vurdurmuştur demiyor.

 

Sual: Osmanlı’nın teknoloji yönünde gelişme göstermediği doğru mu?

Cevap: IRCICA, Osmanlılarda ilim tarihi ile alâkalı pek çok kitap neşretti. Ekmeleddin İhsanoğlu ve Fuad Sezgin’in çalışmaları tedkik edilirse, Osmanlılarda ilim ve fennin hiç de geri olmadığı anlaşılıyor. Ekmeleddin İhsanoğlu ve arkadaşlarının neşrettiği literatür tarihi eserlerinde binlerce bilimsel eser tanıtılmaktadır.

Osmanlı astronomi literatürü tarihi (2 Cild)

Osmanlı askerlik literatürü tarihi (2 Cild)

Osmanlı matematik literatürü tarihi (2 Cild)

Osmanlı tabii ve tatbiki bilimler literatürü tarihi (2 Cild)

 

Sual: Padişahların, nikâhlı hanımları, ikballeri, peykleri ile 4 kadın gözetmeksizin birlikte olmalarının hukuku nedir? Kur’an’dan âyet verebilir misiniz?

Cevap: Câriyelerle evlenmenin ruhsatı, Nisa suresi: 3, 25; Mü’minûn suresi: 5-6. ayeti kerimeler ve Hazreti Peygamberin sünnetidir.

 

Sual: Osmanlıların Türkleri aşağıladığı, Celalî isyanlarının bu aşağılamaya reaksiyon olarak çıktığı, Şiîlik ve Safevîliğin Türk kimliği ile daha yakın olduğu, Mısır’ın fethinden sonra Anadolu Türklerinin Arap asıllı ilim adamlarının hâkimiyetine girdiği söyleniyor. Doğru mudur?

Cevap: Hâdiseler çarpıtılmaktadır. Celâlî isyanları tamamen ekonomik gayelerle çıkmıştır. Tımarları elinden alınan Türkmen asıllı sipahiler, yanlarına memnuniyetsiz bir kitleyi de alıp ayaklanmıştır. Bunları Şiî Safevîler de desteklemiştir. Türk kimliği ile bir alâkası yoktur. Çünki Anadolu Türkmenlerinin azı Şiî’dir, hepsi değildir. Safevîler bunlara menfaatler va’dederek İran’a çağırmıştır. Göçebe kimliklerini muhafaza etmeleri sebebiyle İslâmiyet kalblerinde tam yerleşmediği için bu çağrıya uymuşlardır. Safevîlerin de bir Türk kimliği yoktur. Osmanlılar kadar bile yoktur. Safevî ailesi Kürt asıllıdır. Azerbaycan’da yaşadıkları için elbettte Türkçe bilirlerdi. Üstelik Şah İsmail seyyidlik (yani Araplık) iddiasındadır. Görülüyor ki Safevîler Türk kimliğini savunmuş değiller ki Türkmenler bunları kendilerine ırk ve kültür olarak yakın görsünler. Yakın görmeleri tamamen menfaat içindir.

 

Mısır’ın fethinden sonra Anadolu Türkmenleri yabancı ilim adamlarının hâkimiyetine girmemiştir. Osmanlı Devleti yıkılana kadar ulemâ, birkaç istisna hariç, hep Türk asıllıdır. Osmanlılar Türk asıllı olduğu gibi, Türk kültürünü, dilini, medeniyetini ve şuurunu da hep canlı tutmuştur. Türkçe bu sayede günümüze kadar temiz ve düzgün bir şekilde intikal etmiştir.

 

Sual: “Kızıl elmaya padişahım! Kızıl elmaya”… Bu sözü duyduğumda “Kızıl Elma”nın anlamının gerçekten ne olduğunu çok merak ettim. Çeşitli araştırmalar yaptım. Farklı söylemler var. Ama kesin bir bilgi yok. Belki de bulduğum cevaplar beni tatmin etmedi. “Kızıl Elma” dan kasıt nedir?

Cevap: Türkler, öteden beri muharip bir milletti. Uzun harplere, seferlere, tabiî şartlara mukâvemetleri güçlüydü. Müslümanlığa girdikten sonra, yeni dinlerini gönülden benimsediler. Eski âdetlerinden buna uymayan hususları tamamen terk ettiler. Eski günleri de özlemediler. Bu hasletleri, onları İslâmiyetin bayrakdarı yaptı. İslâmiyet, Türklerin elinde geniş topraklara yayıldı. Avrupa içlerine, Çin ve Sibirya’ya dayandı. Buna, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi deniyor.

Türkler, Hıristiyanlığın merkezi olan Roma’ya Kızıl Elma demişler ve fütuhatlarının nihaî hedefi olarak burasını tesbit etmişlerdi. Rivayete göre Roma’da Papalığın merkezi pozisyonundaki St. Petro kilisesinin mihrabında asılı kırmızı (altın) bir top, Kızıl Elma tabirinin doğmasına sebeptir. Viyana veya Budapeşte Sarayı’yla alâkalı da benzer bir menkibe anlatılırsa da, Hazret-i Peygamber’in müslümanlara İstanbul ve Roma’yı hedef gösteren hadis-i şerifleri nazara alınırsa Kızıl Elma’nın Roma olması daha makuldür. Şu kadar ki Kızıl Elma tamamen sembolik bir tabirdir. Türk fetihlerinin vizyonunu ifade eder. Türk fetihleri batıya doğrudur.

Bu mevzuda çoğu hamâsî ve hissî şeyler söylenmiştir. Nihal Atsız’ın  Kızıl Elma başlıklı bir yazısı vardır.

 

Sual: Oğuzların Kayı boyu “nuh, oğlu yafes, oğlu bulcas, oğlu zib-bakoy, oğlu kara han, oğlu oğuz, oğlu gök alp, oğlu tortumuş, oğlu bay temür, oğlu yasuv, oğlu kaz han, oğlu turak, oğlu ay-kutluğ, oğlu çemendur, oğlu yasak, oğlu tok temür, oğlu sunkur, oğlu bulgay, oğlu sakur, oğlu karaytu, oğlu tuğra, oğlu ay-kutluğ, oğlu bay temür, oğlu kızıl boğa, oğlu kaya-alp, oğlu süleyman şah, oğlu ertuğrul. ” Türk”ün diğer adı Bulcas mıdır? Bu şecere doğru mudur? Diğer Oğuz boylarının bilinenlerinin ve soylularının şecereleri nasıldır?

Cevap: Osman Gazi’nin Ertuğrul Gazi’nin oğlu olduğu katidir. Bunun haricindeki isimlerde şüphe vardır. Hele Nuh Aleyhisselama kadar olan isimler müretteptir, düzmecedir. Muhtelif kaynaklarda farklı isimler verilmektedir.  Bazısında Nuh Aleyhisselamın oğlu Yafes’in oğlu Bulcas’ın iki oğlundan birisi Türk idi diyor.

 

Sual: Birinci dünya savaşındaki İngiliz-Alman çekişmesinin altında yatan gerçek nedir? Bunun Osmanlı Devleti üzerindeki yansımaları nasıl olmuştur? Günümüzde de dünya siyasetinde, Almanya’nın sessiz sedasız yürüttüğü politikalar ( eğer varsa ) nelerdir?

Cevap: İngiltere dünya üzerinde büyük bir sömürge/ticaret imparatorluğu kurmuştu. Almanya birliğini geç temin ettiği için sonradan buna ortak çıkmak istedi. İngiltere kendi üstünlüğüne rakip tanımadığı için, daha evvel Napolyon’a yaptığı gibi Almanya’ya haddini bildirmek istedi. Hele Almanya’nın İngiltere’nin faaliyet sahası olan Osmanlı Devleti ile yakınlaşması endişe doğurdu. Doğu Avrupa Alman hinterlandı olduğu ve Alman nüfusu fazla olduğu ve Almanlar çalışkan bir millet olduğu için İngiltere daha da telaşlandı. Almanya da İngiltere’yi zayıflatmadan sömürge imparatorluğu kuramayacağını anladı. Esas sebep budur. Almanya sonra bir daha şansını denedi ki yine muvaffak olamadı. Bugün bile Alman-Anglosakson (Amerika-İngiltere) çatışması var gücüyle devam ediyor ki, Irak harbinin esas sebebi de budur. Almanya, Fransa ile ititfak yapıp Sovyetler’den boşalan dünya üzerinde siyasî ve iktisadî hâkimiyet kurmaya çalışıyor. Mesela Hırvatistan ve Slovenya’yı himaye ederek Yugoslavya’dan kopardı. Sırbistan’ı Rusya tuttu. Bosna arada ezildi. Kosova ve Karadağ’a Amerika sahip çıkarak Rusya ve Almanya’nın Akdeniz’e inmesine mâni oldu. İran, Irak, Suriye, Lübnan, Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, hatta Fas Almanya-Fransa kontrolüne geçmiş gibidir. Amerika bunu yavaş yavaş kırmaya çalışıyor. Türkiye’de de statükocuları Almanya-Fransa destekliyor.

 

Sual: Güney illerimizdeki Zenci köylüleri Mısır’dan Osmanlı paşası işçi olarak mı getirdi?

Cevap: Mısır hıdivi Abbas Paşanın Anadoluda köyleri vardı. Bu Zenci veya Sudanlıları buraya işçi olarak getirdi. Sonra buranın yerlisi oldular.

 

Sual: Dinimiz anne babaya hürmette kusur etmemeyi emrettiği halde, Yavuz Sultan Selim hangi sebeple babasına savaş açıp padişah olmak istemiştir?

Cevap: Dini korumak ana-baba hakkından önce gelir. Yavuz Sultan Selim, Şiî tehlikesinin Anadolu halkını tehdit ettiğini ve babasının yumuşak siyasetinin menfi neticeler doğurduğunu yakından gördü. Bu bakımdan İslâm tarihindeki hizmeti çok büyüktür.

 

Sual: Osmanlı 1492’de İspanya’daki Yahudilere kucak açtığı halde, neden Müslümanlara kucak açmadı ve İspanya’yı uyarıp savaş açmadı?

Cevap: Endülüs İspanyollar tarafından işgal edilince, Yahudileri vaftiz ve kılıç arasında muhayyer bıraktı. Müslümanlar ise ilk yıllarda böyle bir baskıya maruz kalmadı. Bunlardan İspanyolların hâkimiyetinde yaşamak istemeyenleri Osmanlı gemileri arzuları üzerine Kuzey Afrika’ya taşıdı. Yahudilerin ise gidecek yeri yoktu. Osmanlı Devleti, büyük bir ileri görüşlülük ile bu zamanın güçlü ticaret ve sermaye erbabını Osmanlı ülkesine getirdi. İstanbul, Selânik ve İzmir’e yerleştirdi. Bunların gelişi Osmanlı ticaret ve ekonomisine çok müsbet tesir etti. Osmanlıların bu vesileyle İspanya ile savaşması o zamanın şartlarında kolay değildi.

 

Sual: Turan ideali, milliyetçi cereyanlar neticesinde mi çıkmıştır; yoksa çok daha öncesinde var mıydı?

Cevap: Osmanlılar, her zaman Türkistan ve Türklük meseleleriyle gerçekçi bir şekilde alâkadar olmuşlardır. Sultan II. Selim ve Sokullu Mehmet Paşa zamanında Don-Volga kanalı açılmaya teşebbüs edildi. Açılsaydı, Kafkasya ve Türkistan’la bir temas kurulabilirdi. Bunun dışında bugünkü mânâda Turancılık ideali, 20. asrın başında ortaya çıkmıştır. Büyük ölçüde İttihat ve Terakki mensuplarının meydana getirdiği ütopik bir ideolojidir. Türk milliyetçiliği, daha ayağa yere basan, gerçekçi ve Müslüman Türk mirasını ön planda tutan bir idealdir.

 

Sual: Tarih ilminde hangi sahada çalışmak daha faidelidir?

Cevap: Tarihin her sahası buna müsaittir. Yakın tarih daha musaittir. Zira daha nâfizdir; ama sisli kısmı fazladır.

 

Sual: Kafes sistemi, son padişaha kadar devam etti mi?

Cevap: Veliahdın, sarayda yaşadığı ve bazılarının “kafes sistemi” dediği usul, devletin sonuna kadar devam etti. Ancak veliahdın halka karışması ve fazla ortada gözükmesi pek tasvip edilmezdi. Sultan Mecid ve Sultan Aziz zamanında, veliahd nisbî bir serbestlik içinde yaşadılar. Meşrutiyet’ten itibaren veliahd, halka karışabilmekle beraber, Dolmabahçe Sarayı’nın veliahd dairesinde ve kendi sayfiyesinde oturdu.

 

Sual: Sultan Abdülmecid müsrif bir padişah mıdır?

Cevap: Hayır; ancak cömert idi.

 

Sual: İstanbul’un fethi ile alâkalı bir hadis var mıdır?

Cevap: “Kostantiniyye elbette bir gün fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne iyi kumandan ve onun askeri de ne iyi askerdir” meâlindeki hadis-i şerif Ahmed bin Hanbel’in Müsned kitabında ve Hâkim’in Müstedrek’inde mevcuttur.

 

Sual: Geçen gün Topkapı Sarayı’nı gezerken, bir suale muhatap oldum. Altının günlük hayatta eşya olarak kullanılması dinen caiz olmamasına rağmen, Osmanlı saraylarında kap-kacak ve beşik gibi çeşitli eşyanın altından oluşunun hikmeti nedir?

Cevap: Altın ve gümüş eşyayı kullanmak caiz değildir. Süs olarak bulundurmak caizdir. Saraydaki altın ve gümüş eşya kullanmak için değildir. Sanat eseri olarak yapılmış, ganimet alınmış veya hediye gelmiştir. İhtiyaç oldukça eritilip para basılmak üzere darphaneye gönderilmiştir. Altın ve gümüş kaplama veya işlemeli eşya altın ve gümüş hükmünde değildir. Hanedanın günlük hayatta kullandığı eşya sade ve dine uygundur. Sultan Hamid’in hususi yemek takımlarını görme imkânım oldu. Sade beyaz porselen tabaklar idi.

 

Sual: Çandarlı Halil Paşa ve Sultan I. Murad’ın oğlu gibi bazı paşaların ve şehzadelerin idamlarında, idamdan önce suçlunun gözlerine mil çekildiği söyleniyor. Bu caiz midir?

Cevap: Bizans âdetidir. Kişinin siyasî geleceğini yok edip onu tehlikeli olmaktan çıkarıyor. Suçlulara, esirlere ve hayvanlara müsle yapmak, yani vücuduna yara açmak caiz değildir. Ben bu rivayetin doğru olduğu kanaatinde değilim. Zindana atarak gün ışığından mahrum kılmaktan mecaz olsa gerektir.

 

Sual: Kapıkulu’ndaki ”kul” kelimesi padişaha bağlılığın ifadesi midir? Yoksa mânâsı nedir?

Cevap: Kapıkulu askerleri umumiyetle köle (kul) menşelidir. Harb esirlerinden veya devşirmelerden elde edilir. Aynı zamanda hizmet ettiği yüksek makamın kulu olması da eskiye ait bir nezâket kaidesidir. Kapı, yüksek makamı ifade eder.

 

Sual: Yıldırım Bayezid’in Emir Timur ile yaptığı Ankara Harbi sonrasında esir düşüp, bu hâle dayanamayarak yüzüğündeki zehiri içmek suretiyle intihar ettiği doğru mudur?

Cevap: Yıldırım Sultan Bayezid, mağlubiyetin ızdırabına dayanamayarak kahrından vefat etmiştir. Bazı tarih kitaplarında geçen zehir içerek öldüğü iddiası bir yakıştırmadan ibarettir.

 

Sual: En uzun sadrazamlık yapan zât kimdir?

Cevap: En uzun sadrazamlık yapan zât, Çandarlı Halil Paşa’dır. 1364-1387 arası 22 senedir. Ali Paşa 1387-1406 arası 19 sene sadrazamlık yapmıştır.

 

Sual: Anadolu’daki Celâlî isyanlarının sebepleri arasında maddî sebepler var mıdır? Varsa aynı devirde Balkanlar ve Orta Avrupa’da Osmanlılara maddî sebeplerle isyan çıkmış mıdır?

Cevap: Anadolu fakir bir mıntıka idi. Arazi verimli değildi. Halkı doyurmaya yetmiyordu. Nüfus artıyor, tımarlar aynı kalıyordu. Bazıları tımar vecibelerini yerine getiremiyor, bu sebeple ellerinden alınıyordu. Bunun üzerine dağa çıkıyorlardı. Etraflarına da memnuniyetsiz bir kitle topluyorlardı. Bunlara ilk isyancı Bozoklu Celal’in adına izafeten Celâlî denir. Celâlî isyanları cemiyette asayişi bozdu. Halk köyleri bırakıp şehirlere göçtü. Arazi iyice verimsizleşti. Ordu zayıfladı. Maliye zayıfladı. Adalet mekanizması bozuldu. Hâsılı böyle bir fâsid daire teşekkül etti. Balkanlarda bu devirde böyle isyanlar yoktur. Son devirde memurların ve komşu köylerin zulmü sebebiyle, başta Rusya olmak üzere komşu devletlerin tahriki ve milliyetçilik cereyanının da tesiriyle isyanlar vardır. Balkanlar daha zengindi. Hükümet buraya mecburen daha çok ehemmiyet vermiştir. Gayrımüslim çok olduğu için daha bir kontrollü idare vardı. İşe yarar gençleri de zaten devşiriliyordu.

 

Sual: Osmanlı sınırları içindeki Avrupa’ya gelirinden fazla yatırım yapmış mıdır?

Cevap: Osmanlılar zamanında Rumeli (Balkanlar) daha zengindi. Anadolu ise fakirdi. Her eyaletin geliri önce kendisine harcanırdı. Artanı merkeze giderdi. Selânik, Bulgaristan, Manastır, Romanya, Dobruca çok zengindi. Mısır da zengindi. Hazineyi bunlar beslerdi. Diğer eyaletler ancak kendini idare edebilirdi. Tunus, Hicaz, Libya, Erzurum, Van vs fakir eyaletlerdi. Ama bir kısmı stratejik ehemmiyeti haizdi. Hicaz gibi bir kısmı da prestij için beslenirdi. Bu sebeple Osmanlılar zamanında Rumeli daha mamur idi.

 

Sual: Osmanlı’nın çöküş nedenlerinden birisinin matbaanın dini sebeplerden dolayı geç gelmesi ve milletin câhil kalması olduğu söyleniyor. Doğru mu?

Cevap: Matbaa geç gelmedi. Avrupadaki ile aynı zamanda hatta evvelden bile Osmanlı ülkesinde vardı. Bunları gayrımüslimler (daha ziyade Yahudi ve Ermeniler) işletirdi. Müslümanlar matbaaya kitap bastırmazdı. Buna gerek görmezdi. Müslümanlar ekonomik ve estetik sebeplerden dolayı buna itibar etmiyordu. Hattatlar kitapları elle istinsah ederdi (çoğaltırdı). Böylece geniş bir kitle bu işten ekmek yerdi. Hem de estetik eserler ortaya çıkardı. Eskiler kitapta zarafete ehemmiyet verirdi. Matbaa mahsulü kitapta böyle bir estetik bulunmadığı malumdur. XVIII. asır başında Lale Devri’nde ilk müslüman matbaası kurulunca, hattatlar buna karşı çıktılar. Hatta bir tabuta hokka-kalem koyarak Bâbıâli’ye yürümek suretiyle nümayiş yaptılar. Ama kulak asan olmadı. Matbaa geldikten sonra basılan kitap sayısı ve okuma nisbeti artmadı. Hâlâ da böyledir. Biz okumayı değil, konuşmayı seven bir milletiz. Şeyhülislâm Yenişehirli Abdullah Rûmî Efendi’nin matbaa hakkındaki müsbet fetvâsı Behcetü’l-Fetvâvâ’da mevcuttur. Demek ki meselenin dinle bir alâkası yoktur.

 

Sual: Osmanlı Devleti’nde Ermeniler askerlik yapıyor muydu?

Cevap: 1909’dan sonra evet. Daha evvel askerlik bedeli ödüyorlardı.

 

Sual: Osmanlı padişahlarından halifelik ne zaman başlamıştır?

Cevap: Halife devlet reisi demektir. Bu meyanda Osman Gazi de, Sultan Fatih de halifedir. Halifeliğin bir de bütün Müslümanların manevi birliğinin mümessili gibi bir mahiyeti vardır. Yavuz Sultan Selim’den itibaren Osmanlılar bu sıfatı da taşıdı. Bu sıfatı iddia edecek bir makam kalmadı. Kahire’deki Abbasî halifesi de meşru halife değildi. Çünki iktidar Memlûk sultanlarının elinde idi. Gerçek halîfe onlar idi. İslâmiyet’te ruhanî liderlik yoktur. Halifeliğin Sultan Selim’e merasimle devredildiği rivayeti de zayıftır. Hakikat şudur ki, Sultan Selim, kılıcının hakkıyla İslâm dünyasının en güçlü hükümdarı olmuştur. Bu bakımdan bütün dünya tarafından halife olarak görülmüştür.

 

Sual: Yavuz Sultan Selim Han’a atfedilen Sanma Şahım ile başlayan dörtlükte bunu bir satranç oyunundan sonra yazdığı bahsedilir. Ne derece doğrudur?

Cevap: Bu şiirin Sultan Selim’e ait olduğu belli değildir. Kaldı ki şiir tanzim bakımından zekice, ama edebî bakımdan düşük seviyededir. Sultan Selim’in Farsça divanı vardır. Türkçe şiir yazdığı bilinmiyor. Satranç hikâyesinin de aslı yoktur.

 

Sual: Şimdiki manavlar Malazgirt Meydan Zaferinden önce Bizans İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan Hıristiyan dininde olup çoğu Peçenek boyundan olan Oğuz Türklerinin torunları mıdır?

Cevap: Bir kısmı öyledir. Bir kısmı ise XIII ve XV. asırlar arasında Anadolu’ya gelip, yerleşik hayata geçen Oğuzlardır. Ekip biçtikleri için, göçebelere meyve ve sebze satar, bu sebeple manav diye adlandırılmıştır deniyor. Manav, İzmit ve Kastamonu arasından Antalya’ya kadar olan İçbatı Anadolu şeridinde yaşayan, medeni, sakin ve kendilerine mahsus şivenin sahibi Türkleri ifade eder. Yerli mânâsına kullanılıyor.

 

Sual: Piri Reis neden idam ettirilmiştir?

Cevap: Piri Reis, Hind seferinden dönüşte, güçlü olmasına rağmen Hürmüz adasının fethini gerçekleştirememiş; üstelik donanmayı Basra körfezinde bırakmıştı. İstanbul’a donanmayı rüşvet alarak Portekizlilere kaptırdığı haberi gelmiş; düşmanları bunu istismar ederek şâyiayı büyütmüşler; Piri Reis de idam edilmiştir. Portekizlilerden aldığı muhtemelen devlet nâmına haraç idi. Kaldı ki Piri Reis çok zengindi. Donanmayı bırakması da bizim bilmediğimiz bir sebepten ileri gelmiş olabilir. Bu bakımdan tarihçiler Piri Reis’in idamının haksız olduğunu söyler. Ancak asırlar sonrasından bakıp, geçmiş için ahkâm kesmek zordur.

 

Sual: Osmanlılar’da 8 rakamı hususunda bir hassasiyet olduğunu görüyoruz. Meselâ câmiler 8 şey üzerine oturtuluyor. Fâtih ya da Süleymaniye külliyesinde yine 8 rakamlarını görüyoruz. 8’in bir hususiyeti var mıdır?

Cevap: Osmanlılarda sekiz rakamı hususunda nasıl bir hassasiyet üzere olduğuna dair bir şey işitmedim. İslâm geleneğinde her rakamın bir hususiyeti bulunmaktadır. Meselâ sekiz cennet vardır.

 

Sual: Cem Sultan’ın torunlarının Hristiyan olarak hâlen Malta’da yaşadığı doğru mudur?

Cevap: Sultan Fatih’in oğlu Şehzade Cem, 1495’te Napoli’de vefat etti. İki oğlundan Şehzade Oğuzhan babası sürgünde iken 1483’te idam edilmişti. Diğer oğlu Şehzade Murad babası sürgünde iken Rodos şövalyelerine sığınmıştı. Kanuni Sultan Süleyman, 1522’de Rodos’u fethettiğinde burada vaftiz edildiği söylenen Murad ve oğlu Cem’i idam ettirdi. Yıllar sonra (bundan on sene kadar evvel) Maltalı bir arkeolog cem Sultan’ın torunu olduğunu iddia etti. Rivayete göre İkinci Cem ölmemiş, Malta’ya kaçırılmış. Burada Nikola adıyla 1536’ya kadar yaşamış. Maltalı arkeolog Georges Said Zammit, o zamanlar hanedan reisi olan Osman Ertuğrul Efendi’ye müracaat etti. Şehzâde, kendisini hanedandan kabul edemeyeceğini, olmadığını da söyleyemeyeceğini bildirdi. Dedelerinin Papalık tarafından verilen soyluluk ünvanını kabul ettiğine göre Osmanlı ailesinden sayılamayacağını söyledi. Adamcağız Malta arşivlerinden iddiasını ispatlamaya uğraşıp duruyordu. Sonra ne oldu bilemem. Hâdise bundan ibarettir. Fransa’da iken, soyadının Djem olduğunu, Cem Sultan’ın Fransa’da mahpus bulunduğu şatonun sahibi dükün kızı ile gizli evliliğinden olmuş çocukların soyundan geldiğini iddia eden birisiyle tanışmıştım.

 

Sual: İstanbul’daki Eshab-ı Kiram efendilerimizin kabirlerinin yerleri kat’î midir? Öyle ise hangilerinin kabirleri, hangilerinin makamları öğrenebilir miyiz?

Cevap: Hiç birininki kat’î değildir. Sahabilerin de bulunduğu kuşatmalarda İstanbul fethedilemedi. Rumların elinde kaldı. Kabirlerinin belli olması zaten olacak iş değildir. Hepsi sonradan ehlullahın keşfi yoluyla bulundu. Bunlar da ya makamdır, ya kabirdir. Bir tek Eyyüp Sultan hazretlerinin burada medfun bulunduğu biliniyordu ve keşf ile ortaya çıkarıldı. Bu hususta gazetede bir yazım neşredilmiştir.

 

Sual: el-Ehadisu’l-Arbain fi Vucubi Ta’ati Emiri’l-Mü’minin. (Beirut: 1312/1893) isimli eseri Sultan Hamid toplatmış mıdır?

Cevap: Sultan Hamid zamanında her türlü kitap Maarif Nezâreti’ndeki bir âlimler encümeninin tasdikinden geçmedikçe basılamazdı. Beyrut’taki Hıristiyan matbaalar veya İstanbul’daki Acem denilen İranlı matbaacıların ruhsatsız olarak bastığı dinî ve her çeşit kitap toplanır, hamam külhanında yakılırdı. Muhalifleri padişahın dinî eserleri yaktırdığını söyleyerek menfi propaganda yapmışlardır.

 

Sual: Evlenmelerine izin verilmeyen ve tahsil müddetlerinde kadınlarla münasebet kurmaları yasak olan yeniçerilere, her fetih sonrası (klasik olarak 3 gün boyunca) fethedilen yerlerde tecavüz ve yağmanın serbest bırakıldığına dair bir rivayetin aslı var mıdır?

Cevap: Yeniçeriler, otokontrole alıştırılan insanlardır. Aklı başında adamlar seksüel perhizden müteessir olmazlar. Seferde ganimet alınıp paylaşılan cariyelerle münasebet kurmaları caiz olduğu gibi, esir pazarlarından satın aldıkları cariyeler ile de kendilerini tatmin etmeleri mümkündür. Harbin kızıştığı zamanlarda, fethi kolaylaştırmak ve zaferi elde etmek için kumandan yağma va’d edebilir. Bunun dışında yağma yasaktır. Tecavüz ise mutlak yasaktır. Emsali de görülmemiştir.

 

Sual: Bir zât, televizyondaki sohbetinde, Sultan Abdülmecid’in içki içtiğine dair Cevdet Paşa’nın şahadeti olduğunu söyledi. Aslı var mıdır?

Cevap: Cevdet Paşa da bu hususta gördüğünü değil, işittiğini yazıyor. Hadis-i şerifte, “Bir kimseye yalan olarak her duyduğunu söylemek yetişir” buyuruluyor. Herkese hüsnü zan etmelidir. İyi bilinmeyen şeyin ardına düşmemelidir. Sultan Abdülmecid’in içki içtiğini gören bir kimsenin şahidliğine rastlamadık. Kendisi dindar ve yüksek meziyetlere sahip bir insandı. Böyle bir şahsiyet zaafı göstereceğine inanılamaz.

 

Sual: Şu andaki Osmanlı hanedanı mensuplarının görüntüleri tamamen yabancı memleket insanlarına benziyor. Siz çoğunu yakından tanıyorsunuz. Dinî inançları hassasiyetle devam ediyor mu? Ediyorsa bilhassa hanımlar neden böyle alafranga haldeler?

Cevap: Evinden, ailesinden, sevdiklerinden, malından, memleketinden atılmış, gurbet ellerde sefalet içinde yaşamaya mahkûm edilmiş olan insanlardan daha fazla ne beklenebilir? Türkiye’de daha iyi şartlarda yaşayan hoca, hacı, âlim, veli çocukları ne haldeler? Hanedan mensuplarının imanı bütündür. Dine hürmetkârdır. Müslüman memleketinde yaşayanların gördüklerini, işittiklerini görüp işitselerdi, onlardan çok ileri giderlerdi. Dedelerinin hürmetine kendilerine tazim edilir. Yanlış işleri için de Allah ıslah ve affetsin denir.

 

Sual: Anadilde eğitimin engellenmesinin insan haklarına aykırı olduğu söyleniyor. Bu hususta İslâmiyette, bilhassa tarihteki İslâm memleketlerinde ve çok milletli Osmanlı Devleti’nde vaziyet nedir?

Cevap: İlim ve tahsil hayatı hususî şahıslara bırakılmıştır. Devlet bununla alâkadar olmaz ve olamaz. Herkes, kendi dinine, kültürüne, âdetine göre ve kendi lisanıyla ilim öğrenir ve öğretir. Herkes hususî hayatında da, resmî işlerde de kendi lisanını kullanır. Resmî lisan olmadığı gibi, anadille eğitim gibi bir mesele de İslâm devletlerinde ve Osmanlılarda mevzubahis değildir.

 

Sual: Bir hocamız İslâmiyette saltanatın olmadığını, Osmanlıların, idareciliği babadan oğla devrederek yanlış yaptığını söylemişti. Ben O’na Hz. Ali’den sonra Hz. Hasan’ın halife olduğunu örnek vermiştim ama cevap verememişti. Acaba başka ne gibi örnekler verebilirim?

Cevap: Halîfelerin yerlerine yetiştirdikleri ve nasihat verdikleri oğullarını veya güvendikleri başkalarını halîfe yapmaları İslâm hukukuna aykırı değildir. Nitekim Kur’an-ı kerîmde, Hazret-i Dâvud’un yerine oğlu Hazret-i Süleyman’ın hükümdar olduğu anlatılmaktadır. Halifenin yerine halifelik şartlarını taşıyan herhangi birini geçirmesi caizdir. Hazret-i Ömer böyle halife olmuştur. Yabancı birini yerine halife bırakmak caiz ise, aynı vasıfları taşıyan oğlunun veya ailesinden bir başkasının halife bırakılması da sahih olmak gerekir. Üstelik tarih göstermiştir ki, hükümdarın belli bir aileden olması, siyasî ihtilafların önüne geçmektedir.

 

Sual: Bir hocamız Osmanlıların İslâmiyetteki şûrâ prensibini tatbik etmediğini iddia etti. Bu doğru mudur?

Cevap: Divan-ı Hümayun ve şeyhülislâmdan fetvâ almak şûrâ demektir. Bu sözleri, kendisinin İslâmiyetten de, tarihten de haberi olmadığını; son zamanlardaki reformist Arap yazarlarının tesiri altında kaldığını gösteriyor.

 

Sual: Mısır’a giren Osmanlı askeri, harp esnasında Müslüman Mısır halkından esir alıp köle edebilir mi?

Cevap: Kölelik, harbde esir alınan gayrımüslimler için bahis mevzuudur. Esir alınmadan evvel Müslüman olan, kölelikten, öldürülmekten ve fidye karşılığı iade edilmekten kurtulur. Esir alındıktan sonra Müslüman olan, öldürülmekten ve fidye karşılığı iade edilmekten kurtulur ise de, kölelikten kurtulamaz.

 

Sual: Talebelerime tarih şuurunu aşılamak ve tarihlerini doğru öğrenmelerine vesile olmak için hangi yazarları ve kitaplarını tavsiye etmeliyim?

Cevap: Talebenin yaş ve kültür seviyesine göre hareket edilir. İlk ve orta mektep talebelerine Yavuz Bahadıroğlu, Mustafa Necati Sepetçioğlu gibi romancıların romanları tavsiye edilir. Topkapı Sarayı, Sultanahmed Camii gibi yerlere götürülür. Lise ve daha yukarı seviyedekilere Yılmaz Öztuna, Ekrem Buğra Ekinci gibi yazarların kitapları uygundur.

 

Sual: Plevne Müdâfii Gazi Osman Paşa mason muydu?

Cevap: Bazı kitaplarda veya neşredilen listelerde böyle geçiyor ise de, kendisi yüz küsur sene evvel vefat ettiğinden sormak imkânı yoktur. Mason cemiyetinin hususî sicillerine ulaşma imkânı da bulunmadığından, bu suale cevab vermek mümkün gözükmemektedir. Masonların ve benzeri cemiyetlerin, popülaritelerini arttırmak için meşhur şahısların kendi mensuplarından olduğunu iddia etmeleri öteden beri âdettir. Plevne’yi müdafaa edip yenilerek kaybeden Osman Paşa’nın Mason olduğuna dair ciddi bir delil yoktur. Dinine bağlı bir insan olarak tasvir edilmektedir.

 

Sual: Osmanlı devletinin ilk devri olan kuruluş safhasıyla, yükselişten sonra safhaları arasında “gazilikten saltanata” doğru bir gidiş olduğu doğru mudur?

Cevap: Kuruluşta gazâ ruhu (ila-yı kelimetullah) esastır. Yıkılışına kadar da bur ruh az veya çok devam etmiştir. Ama dünya şartları değişmiştir. Yalnızca gazâ ruhuna dayalı beylik büyümüş; imparatorluk olmuştur. Halkının yarıdan fazlası gayrımüslimdir. Komşuları gayrımüslimdir. Elbette gazâ, hayatın tamamına hâkim olamaz. Gazânın sebebi de insanlarının saadetidir. Saltanat, bir sistemi, yeni nizamı ifade eder.

 

Sual: 1883 yılının Ocak ayında Selânik vilâyetindeki miras işlerine asliye mahkemesi mi bakıyordu?

Cevap: O tarihte ahvâl-i şahsiye denilen evlenme, boşanma, nesep, velâyet, ehliyet ve miras ile kısas ve diyet dâvâlarına tek hâkimli şer’iyye mahkemesi bakardı. Asliye mahkemeleri cumhuriyetten sonra kuruldu. Bahsettiğiniz mahkeme ilâmı sahtedir. Damga pulu bile sonraki tarihlidir. Metinde bir mahkeme kâtibinin asla yapamayacağı imlâ hataları vardır. Üstelik yazı, mahkeme ilâmlarında kullanılan yazı değildir. Mahkemenin, o zamanlar gayrı resmî olarak faaliyet gösteren umumhânelerden birisine resmî müzekkere yazıp cevab alması da çok gülünçtür.

 

Sual: Sizce Lozan bir zafer mi, hezimet mi?

Cevap: Şahsa ve bakış açısına göre değişir. Kemalistler için zafer, muhafazakârlar için hezimet sayılır.

 

Sual: Sultan IV. Murad’ın şair Nef’î’yi idam ettirmesi, şer’en câiz midir?

Cevap: Nef’i, herkesi hicveden şiirleriyle meşhurdur. Hicv, dinen men edilmiştir. Kendisi hicv yazmaması hususunda defalarca ikaz edildiği halde, dinlememiş; bu sebeple ta’ziren idam edilmiştir. Din, hükümdara cemiyet için zararlı ve ıslahı mümkün olmayan kimseleri idam etme salahiyetini vermiştir. Buna siyaseten katl denir.

 

Sual:Osmanlı sultanları etek öptürür müydü?

Cevap: Etek öpmek mecazdır. Buna eteklemek de denir. Hürmet ifadesi olarak birinin huzuruna girince, eli ile eteğini alıp göğsüne götürür gibi yapmak, sonra da öpüp başına koyar gibi hareket yapmaya etekleme veya temenna denir. Küçükler, rütbesine göre büyüklerin huzuruna girince etekler; o büyük de “estağfirullah, etme” diyerek razı olmadığını gösterirdi. Muayyen merasim günlerinde ricali devlet tahtına oturmuş padişahın önüne gelip, sadakat gösterisi olarak tahtın saçağını öpüp başına koyar gibi yapar. Bazen bizzat mabeyn müşiri tarafından yüksekte tutulan saçağı öper. Mesela Gazi Osman Paşa, Fuad Paşa, Sultan Hamid’in mabeyn müşiri idi ve saçak tutardı. II. Meşrutiyet devrinde İttihatçılardan âyân reisi Ahmed Rıza Bey, padişahın tahtının saçağını öpmekten kaçınmış, bu bir protokol skandalına yol açmış; fakat padişah üzerinde durmamıştı. Rıza Tevfik’in Sultan Hamid’e dair yazdığı mersiyevâri meşhur şiirde bu hâdiseye işaret vardır.

 

Sual: Şeyh Edebâli’nin vasiyeti sahih midir?

Cevap: Edebiyatımızda nasihat tarzı eserler Ey oğul diye başlar. Bu güzel nasihat, tarih cihetiyle doğru değildir. Tarık Buğra’nın Osmancık adlı romanında tertip edilmiştir. 16.asırdan sonra yazılan bazı tarihlerde Şeyh Edebali ve devletin bidayetindeki rolünden bahsedilir; ama bu haliyle nasihatten bahis yoktur.

 

Sual: Osmanlı Devleti’nin son asrındaki suç nisbeti ile alakalı istatistikler var mıdır?

Cevap: Bu ciddi bir ilmî tedkikat mevzuudur. Devlet İstatistik Enstitüsü neşriyatı arasında Osmanlı Devletinde son asırdaki ceza istatistikleri var. Ecnebi devletleri de kendi neşriyatından takip etmek gerekir.

 

Sual: Evliyalar hakkında tertiplenmiş bir ansiklopedide Malkara’da medfun Pir Ali Efendi’den bahsediliyor. Kaynak olarak Şakâyık-ı Nu’maniyye Zeyli ve Sicil-i Osmanî veriliyor. Çok aramamıza rağmen bu kabri bulamadık. Belediye ve vakıflara müracaat ettiğimizde, kayıtlarında böyle bir kabrin olmadığı cevabı verildi. Ne yapmak lâzım?

Cevap: Anadolu’nun çok yerinde, bu gibi zâtların kabrinin bulunduğu kaynaklarda geçer; ama yılların tahribatı sebebiyle haylisi yerinde bulunamamaktadır. Zelzeleler, yangınlar, hükümet tasarrufları sebebiyle kabirler, hatta mezarlıklar kaybolmuştur. Bu hususta maksada kavuşmak çok zordur.

 

Sual: Ruslar 1552’de Kazan’ı istila edip oradaki müslümanları katlettiği zaman, en güçlü çağını yaşayan Osmanlı Devleti niçin buna bir reaksiyon göstermemiştir?

Cevap: Osmanlı hükümeti, Don-Volga kanalını açarak bunu engellemeye çalıştılar. Ama mesafe uzaklığı, mevsimin müsaadesizliği, maddî imkânsızlıklar mâni oldu. Kanuni sultan Süleyman zamanı, hem devletin en güçlü çağıdır; hem de çözülmenin başladığı zamandır. Uzun seferler, geniş fetihler sebebiyle bütçe ilk o zaman açık vermiştir. Hükümetin daha ehemmiyetli meşguliyetleri vardı.

 

Sual: Yavuz Sultan Selim bir sefer sırasında bir papaza “Babamın devri mi daha iyiydi, yoksa benim devrim mi? diye soruyor. Papazın “Sizin devriniz daha iyidir” cevabına istinaden, “Sen bu cevabınla, her yıl bir öncekinden kötü gelir mealindeki hadis-i şerifi inkâr ettin” diyerek papazı idam ettirmesi hâdisesi doğru mudur?

Cevap: Menkıbenin aslı öyledir: Şark seferine giderken konuştuğu papaz, “Babanızın devri iyidir” diyor. Padişah da “Sizin devriniz iyidir, deseydin, kafanı keserdim” demiş. Yani, dalkavukluk ettiğini anlardım, halbuki yıl yıldan kötü gelir, demek istemiş. Menkıbedir, tarihî bir hâdise değildir.

 

Sual: Osmanlıca tıb kitaplarında ilaçların mikdarları bildirilirken kullanılan dirhemin, bugünkü karşılığı nedir?

Cevap: Dirhem-i şer’i 70 arpa ağırlığı, yani 3,36 gramdır. Necasette ise dirhem-i örfi olan 4,8 grama itibar edilir.

 

Sual: Osmanlılar umumiyetle Batıya sefer yapmıştır. Orta Asya’ya sefer yapıp, Türk boylarını bir araya toplayamaz mıydı?

Cevap: Osmanlı Devleti, İslâmiyeti yaymak ve korumak için mücadele etmiştir, Turancılık için değil. Kaldı ki o zaman için Orta Asya’daki Türkleri birleştirmesi kolay bir iş değildi. Osmanlı misyonu için bir faydası da yoktu. Ama Asya’daki Müslümanlara ve Türk boylarına icabında yardım etmiştir.

 

Sual: Sultan II. Mahmud”un yaptığı kıyafet inkılâbında, ulemâ fese karşı çıkmış mıydı?

Cevap: Ulema hep padişahın yanında olmuştur. Fes, İslâmiyete aykırı bir serpuş değildir.

 

Sual: Uydurukça kelimelerin Osmanlıca asıllarını öğrenebileceğimiz bir lügat veya bir site tavsiye edebilir misiniz?

Cevap: Kadir Mısıroğlu’nun Bin Uydurma Kelimeyi Boykot adında bir kitabı var. Bir de Osmanlıcadan-Türkçeye Kılavuz adında 1932 tarihli bir el kitabı var. Belki eski kitap satan yerlerde bulunabilir.

 

Sual: Şeyhülislâm Ebussuud Efendi fetvalarında, “Bir Müslüman, başka birine hâşâ cima’ lafzı ile dinine, imanına ve ağzına söğse, kâfirdir, katli helâldir” diyor. Günümüz âlimleri te’vil ediyor; ama bu büyük âlim neden te’vile gerek duymamıştır?

Cevap: Bu sözünde, kasıt varsa, söyleyen kişi imandan çıkar, tevbe etmezse, mürted olduğu için katli gerekir. Şeyhülislâm Ebussuud Efendi zamanında İslâm cemiyeti ve devleti vardı. Müslümanlar dinini biliyordu. Bu sebeple o zaman te’vile ihtiyaç yoktu. Şimdi te’vil edilir; kasdının dine, imana söğmek olmadığı, kişiye hakaret olduğuna yorulur. Ama söğen kişi, kasdın açıklarsa, o zaman başkadır.

 

Sual: Harem hakkında hangi eserleri tavsiye edersiniz?

Cevap: Harem hakkında çok kitap vardır. Bir kısmı ehil olmayan kimseler tarafından sansasyon maksadıyla yazılmış gayrı ciddi kitaplardır. İlmî olarak Leyla Saz’ın, Ayşe Osmanoğlu’nun, Safiye Ünüvar’ın, Ahmed Akgündüz’ün, Cengiz Göncü’nün kitapları ilk etapta aklıma gelen kıymetli eserlerdir.

 

Sual: Safiye Ünüvar Saray Hatıralarım kitabında Sultan Reşad ile alakalı şunu söylüyor: “Fukaraya dağıttığı paraları, kâğıt para olarak değil, gümüş para olarak verirdi.” Bunun dinî bir sebebi var mıdır?

Cevap: Din, para olarak, altın ve gümüşe itibar eder. Kâğıt ve metal para kullanmak, kolaylık için câizdir. ama ibadetler, altın ve gümüşe göre hesaplanır. Kâğıt paranın değeri muntazam değildir. Halk, kâğıt paraya itibar etmezdi. Bu sebeple bazı ulema, zekâtın kâğıt para olarak verilmesini câiz görmemiştir.

 

Sual: Nuri Demirağ hakkında malumat verir misiniz?

Cevap: Nuri Demirağ işadamı idi. 1945’te Milli Kalkınma Partisi’ni kurdu. Böylece Çok Partili Devre şeklen de olsa geçildi. İstihbarat ile alakası olduğu, bu partiyi de danışıklı dövüş olarak İnönünün arzusu üzerine kurduğu söylenir. Milletvekilidir. Hakkında çok malumat bulunabilir.

 

Sual: Sultan II. Mahmud ile Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın karşı karşıya gelme sebebini merak ediyorum?

Cevap: Kavalalı Mehmed Ali Paşa, liyakatli ve muhteris bir vâli idi. Sadrazam Hüsrev Paşa, kendisini aşağılayınca, Fransızların tahrikine kapılıp isyana kalkıştı.

 

Sual: Tarihte Köroğlu diye bir kahraman yaşamış mıdır?

Cevap: Muhtemelen yaşamıştır. Mahallî idareciler tarafından zulme uğradığı; bu zâlim idareciyi bertaraf etmek üzere hükümet ile işbirliği yaptığı söylenir.

 

Sual: Makbul İbrahim Paşa’nın bahçesine heykeller diktirdiği gerçek midir?

Cevap: O heykeller ganimet olarak geldi; bir müddet saray bahçesinde hürmet mevkiinde olmayarak durdu; sonra kaldırıldı.

 

Sual: Osmanlılarda gayrımüslimlerden alınan vergilerin nisbeti müslümanlardan fazla mıdır?

Cevap: Şer’en gayrımüslimden alınan vergi, aynı sahada müslümandan alınan vergiden daha az olamaz; fazla olabilir. Bu fazlalık; zimmet anlaşması ile tayin edilir. Osmanlılarda aynı nisbettedir.

 

Sual: Osmanlı şehzâdelerin sakal bırakmasının yasak olduğu doğru mudur?

Cevap: Böyle bir şeyin asıl yoktur; yakıştırmadır. Şehzâdeler kendi iradeleri ile sakal bırakmamış olabilir.

 

Sual: Barbaros gibi Müslüman korsanlar hakkında ne söylenebilir? ”Müslüman korsan” gibi bir ifade dine ne kadar uygundur?

Cevap: Onlar, halifenin emrinde hareket eder; muharib devlet gemilerine saldırırlar. Korsan, deniz piyadesi demektir ve akıncının bahriyedeki karşılığıdır. Haydut demek değildir.

 

Sual: Akıncılar, yaptıkları akınlarda düşman topraklarındaki köylere saldırıp oralardan ganimet alıyorlar mıydı ve bu faaliyet esnasında kendilerine karşı gelen köylüleri öldürebiliyorlar mıydı? Bunun izahı nasıldır?

Cevap: Osmanlı ordusundaki akıncı sınıfının vazifesi, düşman ve mıntıka hakkında istihbarat toplamak; ayrıca düşmanı zayıflatmak için –cephaneyi havaya uçurmak gibi- bazı faaliyetler yürütmektir. Harb başlamıştır; akıncılar da ordunun parçasıdır. Harb neyi icab ederse onu yapar. Hücum edebilir; ganimet ve esir alabilir. Teslim olanlar kurtulur. Akıncıların masum köylüleri öldürdüğü duyulmamıştır. Ancak karşı çıkan ve düşmanlık yapan kaybeder. Siviller savaşmaz; ya teslim olur veya önceden kaçar.

 

Sual: Son devir Osmanlı mimarisinin Batıya yönelmesi, taklitçilik olarak görülüyor. Bu yönelişin sebebi nedir?

Cevap: Moda icabıdır. Tarih boyu cemiyetler, birbirlerinden tesir görmüştür. Normaldir. Klasik Osmanlı mimarisi dediğiniz de, İran, Yunan ve Roma mimarisinin Arabesk hâlidir. Bundan kompeks duymamak lâzımdır.

 

Sual: Adına hutbe okutmak ne demektir?

Cevap: Hutbede, zamanın padişahının ismi zikredilir ve ona hayır dua edilir. Bu bir hâkimiyet alâmetidir.

 

Sual: Osmanlı’nın ilk devirlerinde mirasın yasak olduğu, devletin buna el koyduğu doğru mudur?

Cevap: Osmanlı Devleti, bir şer’î devlettir. İslâmiyette miras, kimsenin iptal edemeyeceği ve el koyamayacağı bir haktır. Bunu söyleyen, cezâlandırılan devlet adamlarının mallarının müsâdere edilmesini veya köle asıllı devlet adamlarının öldüğü zaman mirasının devlete kalışını böyle zannetmiş olsa gerek.

 

Sual: Modern câmiaya mensup kişilerin cenazeleri niçin Teşvikiye Câmii’nden kaldırılıyor? Câmide masonik işaretlerin olduğu doğru mudur?

Cevap: Bilemeyiz. Buraya yakın oturdukları için olsa gerek. Teşvikiye Câmii’ni Sultan Abdülmecid yaptırmıştır. Şehrin, buraya doğru genişlemesini teşvik maksadıyla yeni semtler kurmuş; bu ve başka câmileri yaptırmıştır. Böyle mübalağalı şeylere itibar etmemelidir.

 

Sual: Osmanlı Devleti’nin 18 ve 19 asırda Ruslara karşı mağlubiyetlerini sebepleri nelerdir?

Cevap: Malî ve askerî yetersizlik bir yana; Rusların mukavemet gücünün yüksekliği gibi sebepleri vardır.

 

Sual: Osmanlıca için Eski Türkçe derler. Fakat Osmanlıca Arapça ve Farsça tamlamalardan oluşan bir dildir. Sarayda geliştirilen 4-5 bin kişinin konuştuğu bir dildir. Sizce yanlış mı düşünüyorum?

Cevap: Avam ile entelektüeller, hiç bir cemiyette aynı dili konuşmaz. Halk dili ile edebiyat dili başkadır. Yüksek kültürlü cemiyetlerde, okumuşların diline itibar edilir. Osmanlıca öyledir. Bâki’nin kullandığı dil de Osmanlıcadır; Karacaoğlan’ın kullandığı da. Biri havas, diğeri avam dilidir. Ama ikisi de Osmanlıcadır, yani Eski Türkçedir.

 

Sual: Türklerin bazı milletlerin müslümanlığına vesile olduğunu söylüyorsunuz. Bunlar hangi halklardır?

Cevap: Hind Müslümanları, Afganlar, Çinli Düngenler, Arnavutlar, Boşnaklar, Pomaklar, Patriyot denilen Rum müslümanları, Torbeş denilen Makedon müslümanları, Çerkesler, Abazalar, Gürcüler, Lazlar, Hemşinli halkı ve (bazı) Kürtlerdir. Bunun dışındaki milletlerden müslüman olanlar, Türkler veya yakındaki müslüman topluluklar içinde erimiştir.

 

Sual: Ayasofya Câminin Atatürk tarafından müzeye çevrildiğini biliyoruz. Ama imam kadrosu duruyormuş. Eğer müzeye çevrildiyse imam kadrosu neden duruyor?

Cevap: Ayasofya’nın arkasındaki Hünkâr Mahfeli 1979’dan beri camidir. Beş vakit namaz kılınır. Buranın kadrolu imamı mevcuttur.

 

Sual: Mızraklı İlmihal’den başka hem ilmihal malumatı için, hem de Osmanlıcayı terakki için tavsiye edebileceğiniz kitaplar nelerdir?

Cevap: Dürr-i Yektâ.

 

Sual: Kritovoulos isimli bir tarihçi, İstanbul’un fethinden sonra şehrin yağmalandığını söylüyor. Doğru mudur?

Cevap: Savaşla fethedilen şehirler, önceden kumandan tarafından va’d edilmişse yağmalanabilir. Şer’î hukukta meşrudur. İstanbul’un da üç gün böyle yağmalandığına dair rivayet vardır. Şu halde gayrı meşru bir halden bahsedilemez.

 

Sual: Beypazarı Hırkatepe Köyünde bulunan türbenin, Ertuğrul Gazinin babası olan Süleyman Şah’a ait olduğu iddia ediliyor. Gerçek midir?

Cevap: Kronikler, Süleyman Şah’ın Fırat’ta boğulduğunu söylüyor. Beypazarı’ndaki türbede kimin yattığı hakkında malumatım yoktur. Belki hanedanda bir ferddir. Nitekim tarihçi Neşrî’den anladığımıza göre, Ertuğrul Gazi’nin Osman Bey’den başka Gündüz Alp (v.1306) ve Sarubatı (Savcı, v.1288) adında iki oğlu vardı. İkincisinin Beyhoca (v.1287) ve Süleyman adında iki oğlu vardır. Beyhoca, Mudurnu ve İnegöl arasındaki Ermenibeli’nde şehid düşmüştür. Kabir Hamzabey köyündedir. Bu mıntıkaya yakın olan Beypazarı’ndaki türbe belki bu Süleyman bey’e aittir.

 

Sual: “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” atasözünü, “Doğru söyleyeni domuzlu köyden kovarlar” şeklinde vermişsiniz. Latife yaptığınızı sandım. Bu hususta malumat verebilir misiniz?

Cevap: Doğrusu domuzludur. Hristiyan köyü kastedilir. Yani Hristiyanlar, İslâmiyete dair anlatılan bir şeyi elbette doğru kabul etmezler demek istiyor. Eski Türkçe’de domuz, sağır nun ile donguz şeklinde okunur. Denizli’nin de, domuzludan geldiği, Pendname’de yazar.

 

Sual: Matematik öğretmeniyim. 6. sınıf öğrencilerimle uzun zamandır üzerinde çalıştığımız bir matematik projesi var. Konumuz geçmişten günümüze ölçü aletleridir. Pera Müzesi Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Sergisi başta olmak üzere neredeyse tüm Türkiye’deki müzeleri gezdik ve son olarak Tübitak Metroloji Enstitüsü’nün laboratuvarlarında ölçüm yaptık. Pek çok eski ölçü aletini ve sistemini inceledik, kendimiz ölçü aletleri geliştirdik. Bir araştırmacıdan “İki Dirhem Bir Çekirdek” tabirinin altında yatan bilginin; Sultan Abdülmecid devrinde çıkarılan mecidiyelerin içindeki saf altın miktarının 2 dirhem ve 1 çekirdeğe -keçi boynuzu çekirdeği- eşit olduğu istikametindedir. 20 tane farklı çekirdeği tartarak aritmetik ortalama, mod ve medyanlarını hesapladık. Çekirdekler yaklaşık 0,2 gr geliyor. Acaba bu bilgi doğru mu?

Cevap: Dirhem, küçük ve hassas şeyleri ölçmekte kullanılır. Bir okkanın 400’de 1’idir. Tarih boyu farklı yerlerde farklı ölçülere gelmekte ise de, Osmanlılarda 3.148 grama tekabül eder. Çekirdek ise, 5 santigramlık bir kuyumcu ölçüsüdür. 7,2 gramlık bir Osmanlı altını iki dirhem bir çekirdek ölçüsündedir. Süsünde hiçbir şeyi ihmal etmeyenlere “İki dirhem bir çekirdek” denirdi. Burada mecazen “altın gibi” denmek isteniyor.

 

Sual: Dolmabahçe Sarayı’nın ismi nereden gelmektedir?

Cevap: Deniz doldurularak yapıldığı için bu ismi almıştır. Daha önce burada bir has bahçe var idi.

 

Sual: Selçuklu ve Osmanlılarda mumyalama iç organlar çıkarılıp ilaçlanıp tekrar koyulmak suretiyle mi yapılıyor? Bu, şer’an caiz midir?

Cevap: Eski Türk geleneği icabı, cesed çürümesin veya geç çürüsün diye hususi ot, ilaç ve tütsülerle tahnit edilir. Bu caiz ve ölünün geç çürümesi için tedbir almak dinen mustehabdır. İç uzuvların çıkarılıp bedenin saman ile doldurulduğu Mısır mumyalamasından farklıdır.

 

Sual: Avrupa’nın aydınlanma devrinde Osmanlı İmparatorluğu’nun yeri neydi? O devirlerde Avrupa’nın tavırları Osmanlı’ya nasıl tesir etti? Avrupa’nın Osmanlı merakı o devirlerde yerini aydınlanma düşüncesine mi bıraklıştı, yoksa halen benzemeye mi çalışıyorlardı? Doğu Avrupa (Rusya dahil) aydınlanmaya nasıl karşılık verdi?

Cevap: Eğer bu sualde kullanılan kelimeler bilerek kullanıldı ise, cümleler şu şekilde okunabilir: Avrupa’daki “Age of Enlightenment”da, yani 1650-1780 arasındaki zamanda Osmanlılar ne yapıyordu? Normal bir hayat sürüyordu. Bu devirde Avrupa’da vuku bulan değişikliklerin Osmanlı’ya tesiri oldu mu? Elbette. Bu devirde Avrupa, hala Osmanlı’ya benzemeye mi çalışıyordu? Hayır. Hiç bir zaman böyle bir şeyden söz edilemez. Osmanlıların klasik devirdeki bazı üstünlükleri, Avrupalılar için model teşkil etmiş ve kısmen adapte etmeye çalışmışlardır. Osmanlı elçilerinin gelişiyle, Avrupa’da bazı modaların çıkması (kahve, türban, çubuk vs) ,başka bir mevzudur. Şark, egzotikliği ile her zaman Garb’a tesir etmiştir. Yoksa Aydınlanma düşüncesinin tesiriyle kendine baska idoller mi bulmuştu? Apayrı bir kültür ve dünya görüşü olup, umumi bir model olarak aldığı söylenemez. Lokal hususlarda olabilir. Zira Orta ve Yeniçağ Devletleri birbirine benzer. Bunlar etraflı okumaları gerektiren meselelerdir.

 

Sual: Bazı modern yazarlar Kayı boyunun ve ilk Osmanlıların Şiî olduğunu söylüyor. Doğru mudur?

Cevap: Kayı boyu ve ezcümle Osmanlı hânedanı Sünnî-Hanefî’dir. Mensupları arasında üç tane Osman ve iki tane Bayezid bulunan bir aile Şiî olur mu?

 

 

Sual: Bir gazete yazarı “Para Vakıfları” ile alakalı yazısında Ebussuud Efendi’nin fâize cevaz verdiğini söyledi. Aslı var mıdır?

Cevap: Bunun Kur’an-ı kerimde men edilen ribâ olmadığını, muamele satışı semeni olduğunu beyan etmiştik. Fâiz, Osmanlılar zamanında hem şirket kâr payı, hem muamele satışı semeni, hem de haram olan ribâ için kullanılmaktadır. Fıkıh malumatı bilmeden Osmanlı tarihini anlamak mümkün olmuyor.

 

Sual: Enver Paşa İslâmcı mıydı?

Cevap: Samimi inancı bakımından diğer İttihatçıların çoğundan ayrılsa bile hayır. İttihatçılar, politika icabı bütün ideolojileri kullanmışlardır.

 

Sual: Osmanlı Devleti’nde, bilhassa 16. asır ve sonrasında müderris alımlarında adam kayırmacılık yaşanmış mıdır?

Cevap: Her zaman her yerde bu mümkündür. Ama müderrislik için belli vasıflar aranır. Bu vasıflara sahip bulunmayan kimsenin fiilen müderrisliğe tayini ve bu vazifeyi yapması padişahın oğlu bile olsa mümkün değildir. Beşik ulemalığı adıyla, talebeye burs ve pâyesiz tayin adıyla fahri profesörlük gibi vasıflandırılabilecek tatbikat vardır. Ama bunlar kaideyi bozmaz. İlmiye sınıfı Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar meslek haysiyetini ve kalitesini iyi-kötü muhafaza etmeye çalışmıştır. Bu bahis fıkıh kitaplarında da ele alınmıştır. Meselâ İbn Abidin’de müderrisliğe dair şunlar yazılmaktadır: “Devlet reisinin nâehil birini müderris tayin etmesi sahih değildir. Çünki devlet reisinin işleri amme menfaati ile kayıtlıdır.” ve “Müderris olan kişi, tedrise ehil değilse, müderrisler için tahsis edilen maaştan birşey alması ve yemesi caiz olmaz.”

 

Sual: Osmanlı ordusundaki dinî tatbikat ile alâkalı kaynak sıkıntısı çekiyorum. Yardımcı olabilir misiniz?

Cevap: Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin alay müftüleri ve tabur imamları ile alâkalı yazısına bakabilirsiniz. Ayrıca zamanımızda sayıları gittikçe artan matbu asker günlükleri ve hatıratlara bakabilirsiniz.

 

Sual: Şerif Hüseyin’in Osmanlı’ya değil, o zamanki İttihatçılara karşı ayaklandığını söylemiştiniz. Buna rağmen Şerif, niye İngilizlerle birlik olup Fahreddin Paşa’ya saldırdı?

Cevap: Savaş böyle bir şeydir. Şerif Hüseyn Paşa, emellerine kavuşmak için İngiltere ile müttefik idi. Ancak neticede İngiltere kendisine oyun oynadı. Fahri Paşa, İttihatçılardan aldığı emirleri sürdürmekte inad edip, hükümetin teslim ol emrini dinlemeyerek Medine’yi Şerif’e teslim etmedi. Bu sebeple İbnüssuud’un ve İngilizlerin elini güçlendirmiş oldu.

 

Sual: Eminönü’ndeki Yeni Câmi’yi Mahpeyker Kösem Valide Sultan mı, Safiye Valide Sultan mı başlattı?

Cevap: Eminönü’ndeki Yeni Vâlide Câmii’ni Hadikatü’l-Cevâmi Mahpeyker Kösem sultan başlattı diyorsa da yanlıştır. Doğrusu Safiye Vâlide Sultan başlattı. Vefatıyla inşaat yarım kaldı. Yıllar sonra Hadice Terhan Vâlide Sultan tamamladı. Mahpeyker Sultan, Üsküdar’daki Çinili Câmii yaptırdı.

 

Sual: Sultan I. Abdülhamid Hân türbesindeki kadem-i şerifin tarihi belli midir?

Cevap: Sadrazam Halil Hamid Paşa’nın getirttiği, evvela Samatya’da Sa’diyye tekkesine konduğu sonra padişah vefat edince onun kabrine konduğu biliniyor. Sultan Abdülhamid bu tarikattendi.

 

Sual: İmparatorluk ricâlinin çoğunun birkaç lisan bildiği malumdur. Bunu nasıl öğrenmişlerdir?

Cevap: Osmanlı mekteplerinde Fransızca, Arapça ve Farsça okutulurdu. Harice Nezareti’nin tercüme odası, Fransızca’nın mükemmel öğretildiği bir mektep hüviyetinde idi. hususi hocalardan da ders alan çoktur. Osmanlı Devleti pek çok milletin yaşadığı bir imparatorluktur. Her millet mensubunun liyakati ve talihi varsa, yüksek makamlara gelme ihtimali vardır. Bunlar, mahallî lisanlarını da muhafaza ederler. Ayrıca bulundukları memuriyet mahallinin de lisanını öğrenecek derecede zeki ve mahirdirler. Mesela Budin valileri Macarca bilirdi.

 

Sual: Adnan Menderes’in Paris’te Ayşe Sultan’ı ve annesini bulaşık yıkarken gördüğü ve “Anne affet bizi, geç geldik” dediği doğru mudur?

Cevap: Uydurmadır. Ayşe Sultan’ın annesi sürgüne çıkmadı.

 

Sual: Sultan III. Murad devrinde Molla Abdülkerim adında birinin, gayrı Müslimleri incittiği; Yahudi mezarlığına bir gecede cami inşa ettirdiği; fuhuşa vasıta olarak kullanıldığı için maymunların asılmasını istediği doğru mudur?

Cevap: Reşat Ekrem Koçu adındaki popüler tarihçinin anlattığı bu hadiseyi sahih kaynaklarda bulmak mümkün değildir. İhtiyatla karşılamalıdır. Bir İslam âliminin böyle hareket etmesi bir yana, Osmanlı Devleti’nde cari hukuk kaideleri ve geleneklerle uyuşması muhaldir.

 

Sual: Yıldız Sarayı’nı yağmalayanların listesi hakkında malumat almak istiyorum?

Cevap: Bu listeyi 1919 tarihli bir İkdam gazetesi neşretti. Kadir Mısıroğlu’nun Sultan Hamid kitabında da olması lâzımdır.

 

Sual: Osmanlılar zamanında İslâmiyeti seçenlerin az olmasının sebebi nedir?

Cevap: Osmanlılar zamanında çok sayıda topluluk müslüman oldu. Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Patriyotlar, Torbeşler, Hemşinliler, Çerkesler, Abazalar, Gürcüler ve Lazlar ile Kürtlerin büyük bir kısmı bu devirde müslüman olmuştur.

 

Sual: Sultan Hamid devrinde niçin Mızraklı İlmihal, Kısas-ı Enbiya, Mukaddime, Evliya Çelebinin meşhur Seyahatnâmesi gibi dinî hüviyetli ve muteber kitaplar, sansüre uğramış veya yasak edilmiştir?

Cevap: Acem matbaalarının ruhsatsız olarak bastığı kaçak kitaplar, içlerinde fahiş baskı hataları olduğu için yasaklanmış ve yakılmıştır.

 

Sual: Kavalalı Mehmed Ali Paşa isyanının İslâmî perspektiften vaziyeti nedir?

Cevap: Kendisi Mısır’da Osmanlı hâkimiyetinin tesisi için çalıştı. Fakat sonra kendi nüfuzu ile otonom hâle geldi. Mısır’ın hassasiyeti sebebiyle Bâbıâli bu emrivâkiyi kabul etti. Yunan isyanında çok hizmeti geçti. Maksadının sadrazamlık olduğu söylenir. Kendisini çekemeyen bazı devlet ricâlinin istiskali sebebiyle gücendi. Fransızlar kendisini kışkırttı. Kütahya’ya kadar geldi. Kendisine Suriye vâliliği de verildi. İslâm hukuku zaviyesinden bâgî (isyancı) hükmündedir. Fakat Mısır ve İslâmiyete hizmeti pek çoktur. Sonra yerine geçenlerde, bunun meziyetlerine pek rastlanmamaktadır.

 

Sual: Osmanlı şeyhülislâmlarının, ezcümle Ebussuud Efendi’nin Şia’yı tekfir eden fetvâsı var mıdır?

Cevap: Şia mezhebi fırka fırkadır. İçlerinde müslümanlık dairesinde kalanlar da vardır. Hazret-i Ebu Bekr’in sahabiliğini veya Hazret-i Âişe’nin ismetini inkâr ederek dinden çıkanı da vardır. Allahü teâlânın Hazret-i Ali’ye hulul ederek Ali diye göründüğüne veya Cebrail aleyhissselamın peygamberliği yanlışlıkla Hazret-i Ali yerine ona çok benzediği için Hazret-i Muhammed’e getirdiğine inanarak zındıkaya düşenleri de vardır. Binaenaleyh Şia’nın bazı fırkaları ehl-i bid’at, bazıları mürted ve bazıları mülhiddir. Bazı Şia fırkaları da tarih içinde ortadan kalkmış ve bugüne intikal etmemiştir.

 

Sual: Osmanlı Devleti, nüfusunun azlığı sebebiyle tedbir almamış mıdır?

Cevap: Savaşlar, isyanlar, sâri hastalıklar ve göçler, nüfusun artmasına imkân vermemiştir. O zaman için devletin alabileceği ne gibi bir tedbir olabilir ki? İskân siyaseti ile nüfusun dengeli dağılmasını temine çalışmıştır.

 

Sual: Osmanlı Devleti’nin ilk devirlerine ait daha detaylı bilgilere ulaşamamamızın sebebi nedir?

Cevap: Emir Timur’un işgali sırasında, Bursa’nın ateşe verilmesi, devlet arşivinin de yanmasına sebep olmuştur. Bu, en mühim âmillerden birisidir.

 

Sual: Hürrem Sultan’ın resimleri gerçek midir? Eğer gerçekse niye başı açıktır?

Cevap: Gerçek olup olmadığını bilemeyiz. Hayal mahsulü olmak ihtimali fazladır. Müslüman kadınlar evlerinde başı açık oturabilirler.

 

Sual: Son halife Abdülmecid Efendi’nin padişahların içki ve esrar içtiğine dair bir mektup yazdığı, televizyonda söylendi. Bunu nasıl tefsir etmelidir?

Cevap: Vesika doğru bile olsa, Abdülmecid Efendi bunları bilemez. Bununla asırlar önce yaşamış muhterem zatlara sui zan edilemez.

 

Sual: Osmanlıca rik’a metin okumalarımızı ve diğer hatlarda okumamızı kuvvetlendirmek için tavsiyeniz var mıdır?

Cevap: Bir şeyi iyi yapmak, çok yapmakla olur.

 

Sual: İpek, erkek için haram iken, Osmanlı padişahlarının savaşlarda giydiği doğru mudur?

Cevap: Harbde düşmana heybetli görünmek için ipekli giyinmek, bıyıklarını ve tırnaklarını haddinden fazla uzatmak caizdir.

 

Sual: Yeniçerilerin evlenememesi, yanlış bir hüküm değil midir?

Cevap: Askerlik disiplin gerektirir. Ailesi ve çocuğu olan bunu tam manasıyla yapamaz. Üstelik yeniçeriler kışlada yatıp kalkan profesyonel askerlerdir. Subay olana kadar evlenemezler. 25 yaşından sonra evlenebilirler. Yeniçeriler çok sıkı bir terbiye ile yetiştirilir. Seksüel arzulara kapılmak bir zaaftır. Bu gibi zaafları kontrol altında tutmak üzere yetiştirilirler.

 

Sual: Osmanlı Devleti’nin Sultan Mecid ve Sultan Aziz zamanında dışardan borç aldığı, bununla saray yaptırdığı ve bu sebeple ekonominin bozulduğu iddiası doğru mudur?

Cevap: Borç, Kırım Harbi’nin masraflarını karşılamak için alınmıştır. Dolmabahçe Sarayı ihtiyaç için yapılmıştır. Saray, devletin idare edildiği yerdir. Buna harcanan para ise memleket ekonomisi içinde kalmıştır. Ama bu dış borcun memlekete zarar verdiği ve yıkılmasında rol oynayan âmillerden olduğu doğrudur.

 

Sual: Hilâfetin kaldırılmasının ardında İngilizlerin olduğunun delili nedir?

Cevap: Bu sualin şak diye bir cevabı yoktur. İngilizlerin rolünün işte bu vesika diye bir delili yoktur ve olması da beklenemez. İşin arka planını anlamak icap eder. Ağa Han’ın kim olduğu, İngilizlerin Wilfrid Blunt gibi casuslarla ve Efganî gibi ajanlarla halifeliği Türklerden almak istemelerini bilmek lâzımdır. İngilizlerin XIX.asırdaki Ortadoğu politikasının esasını bunun teşkil ettiğini görmek gerekir. İngiliz Derviş kitabını tavsiye edebilirim.

 

Sual: Girit’e giden Türkler hangi boydandır?

Cevap: En son fethedilen Osmanlı toprağı olan Girit’e çok az Türk yerleşmiştir. Onlar da memurdur. Gerisi yerli Rumlar ile bunlar arasında Müslümanlığı kabul edenlerdir.

 

Sual: Padişahların kendilerini “Allahın yeryüzündeki gölgesi” olarak görmeleri mahzurlu mudur?

Cevap: “Sultan, yeryüzünde Allah’ın gölgesidir; mazlumlar ona sığınır” hadis-i şeriftir. Osmanlı padişahlarının, şimdiki basit Müslümanlar kadar bile dinden haberi yok muydu?

 

Sual: 1830’larda Türkiye’de vazife yapmış, ileride Prusya genelkurmay başkanı olacak olan Helmuth von Moltke”nin Türkiye Mektupları’nda, 1836 senesinde Sultanın saltanat kayığıyla kıyıya yanaştığında herkesin bir tarafa kaçıp saklandığını ve bunun Osmanlılarda bir saygı gösterme usûlü olduğunu, fakat Sultan Mahmud”un bunu yasak ettiğini yazıyor. Bu doğru mudur?

Cevap: Büyükleri taciz etmemek maksadıyla ortadan çekilmek, eski Türk terbiyesinin icabıdır.

 

Sual: Osmanlı padişahlarının genç yaşta tahta geçmesi, devletin çöküşüne sebep olan âmillerden sayılabilir mi?

Cevap: Monarşilerde, devletin dirliği ve milletin birliği adına, küçük çocuğun tahta geçmesi mümkündür. Bunun çok misalleri vardır. İslâm hukukunda da böyledir. Velîsi veya vekili devleti idare eder. Sistem oturduktan sonra tahtta kimin oturduğu mühim değildir. Padişah, saltanat sürer; ama hükümet etmez. Devleti, devlet adamları, vezirler idare eder. Mamafih Osmanlı tarihinde genç yaşta tahta geçen padişah sayısı azdır.

 

Sual: Sultan 1. Mustafa Han için aklî dengesi yerinde değil idi diyorlar. Aslı var mıdır?

Cevap: Hayır. O zamanki tarihlerde, dervişmeşrep ve cezbe hâli galipti diyor. Tasavvufla meşguliyet bazen başkalarında dengesiz gibi idrake dilen hareketlere sebep olabiliyor. Belki de beyninde ur vardı; mental bir rahatsızlığı olması da mümkündür. Ama böyle olsaydı, ulema onu padişah yapmazdı.

 

Sual: Üveys Paşa’nın Yavuz Sultan Selim’in oğlu olduğu iddiasına ne dersiniz?

Cevap: Saraydan çırak edilerek evlendirilen bir cariyenin çocuğunun Yavuz Sultan Selim’e benzemesi sebebiyle çıkarılmış bir dedikodudur.

 

Sual: Osmanlıların cizye vergisi için gayrimüslimlerin Müslüman olmasına engel olduğu ifadesi doğru mudur?

Cevap: Gayrı Müslimlerden cizye almak ve onları Müslüman olmaya zorlamamak, Kur’an-ı kerimin emridir. Buna rağmen Osmanlılar vesilesiyle çok sayıda insan kitle hâlinde Müslüman olmuştur.

 

Sual: Orhan Gazi’nin annesi Şeyh Edebali’nin kızı mıdır?

Cevap: Rivayetler muhteliftir. Şeyh Edebali’nin kızı olması meşhurdur.

 

Sual: Şevket Süreyya Aydemir, Suyu Arayan Adam kitabında, bölükteki Osmanlı askerlerine ‘Dinin nedir?’, ‘Peygamberin kimdir?’ gibi suallere farklı farklı cevaplar verdiğini söylüyor. Halbuki bugün bu sualleri dinle hiç alakası olmayanlar bile rahatlıkla cevaplayabiliyor. Bunu nasıl değerlendirmeliyiz?

Cevap: Şevket Süreyya, sosyalisttir. Osmanlı devrine sıcak bakmadığı için, mübalağa ediyor olabilir. Ancak halk arasında her zaman çok cahiller bulunabilir. Bugün bile böyledir. Veya askerler basit bir meselede böyle sual sorulunca, bunun nasıl bir üslupla cevaplandırılacağını bilememiş olabilir. İttihatcılar devrinde, ordudaki dindar subaylar, eski devre mensup diye tasfiye edildi. Yerlerine, dinle alakası olmayan mübâlatsız İttihatçı subaylar getirildi. Bu subaylar, dinî emirleri yerine getirmek şöyle dursun; çoğu içki içer, fuhuş ve oğlancılık yaparlardı. İçlerinde dinsiz, hatta din düşmanı olanlar da az değildi. 31 Mart Vakası, bu subayların, askerin namaz kılmasına mani olması üzerine çıkmıştır. Bazı Türk subaylarının Cihan Harbi’ne dair esaret hatıralarında, bunu görmek mümkündür.

 

Sual: Sultan III. Murad devri vaizlerinden Abdülkerim Efendi’nin ‘kadınlar maymunları fuhuş âleti yaparlar’ dediği için maymunların öldürüldüğü doğru mudur?

Cevap: Ham sofu kaba yobaz tarzı insanlar her zaman, her yerde, hatta din adamları arasında da çıkabilir. Ancak bunu söyleyen Reşat Ekrem Koçu, popüler tarih yazan bir gazetecidir. Her söylediği itimada şayan değildir. Hayvanlardan zarar verenlerin, acı çektirmeden öldürülmesi, dinen caizdir.

 

Sual: Sultan II. Bayezid’in, oğlu Yavuz Sultan Selim’e beddua ettiği ve bundan dolayı şirpençeden öldüğü doğru mudur?

Cevap: Bazı tarih kaynaklarında yazıyor ise de, itibar edilecek bir şey değildir. Bu ve oğlunun babasını zehirlettiği rivayeti yakıştırma olsa gerektir. Beddua edecek bir şey yoktur. Sultan Bayezid yaşlı ve hasta idi. Tahtı oğluna verdi. Sonra da vefat etti.

 

Sual: Osmanlıcamı ilerletmek, bunu yaparken birşeyler öğrenmek istiyorum. Ne tavsiye edersiniz?

Cevap: Heves ve istidadınıza göre küçük risaleler okuyabilirsiniz. Bunları latinize edebilirsiniz. archive.org sitesi üzerinde çok sayıda Osmanlıca kitap mevcuttur. Ayrica https://dijitaltarih.wordpress.com/ sitesinde de Osmanlıca kitaplar bulunan kütüphanelerin linkleri verilmiştir.

 

Sual: Osmanlı padişahlarının ve bilhassa Yavuz Sultan Selim’in satranç oynadığı doğru mudur?

Cevap: Bilmiyoruz. Hikâyedir.

 

Sual: Şeyhülislam Ahizade Hüseyin Efendi’nin idam ettirildiği doğru mudur? Doğru ise neden?

Cevap: Çok karışık bir devirde, hükümet ve padişah aleyhinde gizlice faaliyete giriştiği için Sultan IV. Murad tarafından siyaseten idam ettirilmiştir. Osmanlı tarihinde idam ettirilen üç şeyhülislâmdan biridir.

 

Sual: Bir yerde okuduğuma göre, “Sultan Hamid, Jön Türklerin siyasî taleplerini zamanında dikkate alsaydı; 1908 ihtilaline gerek kalmazdı ve tahtını da kaybetmezdi. Ne dersiniz?

Cevap: Hâdise bu kadar basit midir? Sultan Hamid bu talepleri kabul etseydi, çözülme daha evvel olurdu kanaatindeyim. Çünki maksad sadece parlamento değil; başka bir zümrenin hâkimiyetini kurmak ve emellerini gerçekleştirmekti.

 

Sual: Bazı tarihçiler sefere çıkmadığı için Sultan II. Bayezid’i tenkid etmektedir. Ne dersiniz?

Cevap: Sefere ihtiyaç olunca ve imkân varsa çıkılır. Sultan Fatih devri hep seferlerle geçmişti. Bunun getirdiği malî ihtiyaçları karşılamak için yerine geçen Sultan II. Bayezid sulh devresi tesis etti. Bu devirde memleketi imar etti. Bu devirde birkaç ehemmiyetsiz sefer olmuştur. Şahkulu isyanının üzerine gitmemesinin sebepleri çoktur. Hâdisenin bu kadar büyüyeceğini tahmin etmemiştir.

 

Sual: Osman Gazi’nin asıl adının Ataman olduğunu söylüyor. Buna delil olarak da baba, amca ve kardeşlerinin ismi Türkçe iken, kendisinin isminin Arapça olma ihtimalinin düşük olmasını delil gösteriyorlar. Ne dersiniz?

Cevap: Osmanlı tarihleri öyle yazmıyor. Osman Gazi’nin parası bulundu. Üzerinde Osman bin Ertuğrul yazıyor. Arab alfabesindeki peltek se’nin Avrupa lisanlarında t harfi ile yazılmasından kaynaklanan bir yanlış anlaşılmadan ibarettir.

 

Sual: Osmanlılarda şehzâdelerin sakal uzatması yasak mıydı?

Cevap: Böyle bir yasak yoktur. Ancak bir an’aneden bahsedilmektedir. Usul değildir. Nitekim Şehzâde Mustafa’nın sakallı minyatürü vardır. Osmanlı tarihinde böyle yakıştırmalar çoktur. Biri de şehzâdelerin çocuk yapma yasağıdır ki, aslı yoktur. Osmanlı cemiyetinde hemen herkes sakallıdır. Sakal bırakmadıkları doğru ise, siyaseten veya edebendir.

 

Sual: Osmanlı Devleti hangi devirde 1. sıradaydı?

Cevap: 1453’ten itibaren büyük devletlerdendir. 1526’daki Macaristan’ın fethinden, 1683’teki Viyana Bozgunu’na kadar 1.sırada kabul edilir. 1914’e kadar yine büyük devletler (düvel-i muazzama) arasındadır. Düvel-i muazzama, İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya-Macaristan ve Almanya idi.

 

Sual: Fas, Osmanlı hilâfetini kabul etmiş midir?

Cevap: XVI.asırda bir ara evet.

 

Sual: Yeniçeri ocağı kaldırıldıktan sonra, yeniçerilere ait mezarlıkların yıktırıldığı doğru mudur?

Cevap: Yeniçeri Ocağı mensuplarından bazısının halka yaptığı zulümler sebebiyle, insanlar hıncını nasıl alacağını bilememiştir. O zamanki reaksiyonla tabii görülebilir.

 

Sual: Osmanlı’da ilm-i sima diye bir ilim var mıdır? Bu ilim sayesinde mesela birinin yalan söylediği anlaşılabilir mi?

Cevap: İlm-i sima, insanın fizikî görünüşünden, karakterinin anlaşıldığı bir ilimdir. Ehli tarafından bakıldığı zaman, o kişinin hangi karaktere sahip olduğu anlaşılır. Müslüman memleketlerinde mahkemelerin davaları çözerken ve devlet ofislerinin memur alırken itibar ettiği bir ilimdir. Manifetname’deki meşhur şiir, ilm-i sima literatürünün şaheserlerindendir. Bunun yalan veya doğru söylemekle bir alakası yoktur.

 

Sual: Kardeş katli meselesinde zamanın âlimlerinin padişahdan çekinerek tesir altında fetvâ vermiş olması beklenmez mi?

Cevap: Teorik olarak mümkündür. Ancak bu fetvanın dayandığı esasları biliyoruz. Bu sebeple tesir altında kalarak verilmiş bir hüküm olduğunu söyleyemeyiz. Kaldı ki Osmanlı uleması, muayyen bir sınıf dayanışması içindedir. Bürokratlara benzemezler. Umumiyetle hep adaleti ve ilmin haysiyetini gözetmiş; hükümdarlara bile doğruyu söylemekten çekinmemiştir.

 

Sual: İslamiyet canlı resmini yasakladığı halde, bilhassa Osmanlılarda minyatür sanatı üzerine çok eser görüyoruz. Bu da bir çeşit resim değil midir?

Cevap: Gölgesi olmadığı için minyatüre cevaz verilmiştir. Zaten tazim veya eğlence için değil; vesika için yapılmıştır. Bu sayede pek çok tarihî hâdiseye ışık tutulmuştur.

 

Sual: Yavuz Sultan Selim’in ülkesindeki bütün insanları müslümanlığa zorlayacakken, Zenbilli Ali Efendi’nin buna fetva vermediği doğru mudur?

Cevap: Dinde zorlama yoktur. Bu meşhur âyet-i kerimeyi Sultan Selim’in bilmemesi düşünülebilir mi?

 

Sual: Çelebi Sultan Mehmed’in, hayatta kalmaları için, iki küçük oğlunun Bizans’a teslim edilmesini vasiyet ettiği doğru mudur?

Cevap: Çelebi Sultan Mehmed’in böyle oğulları yoktur. İstanbul’un fethinde İstanbul’da Şehzade Orhan diye biri vardı. Bizans, bunu Osmanlılara karşı koz olarak ileri sürüyordu. Fakat Fatih Sultan Mehmet bunu ciddiye almadı. Zaten harb esnasında veya sonra öldürüldü. Güya bu çocuk, Yıldırım Sultan Bayezid’in küçük oğlu Şehzade Kâsım’ın oğluymuş. Emir Süleyman tahta çıktığı zaman Bizans’ın desteğini almak üzere Şehzade Kâsım’ı Bizans’a rehine bırakmış. Bu Orhan’ın, Emir Süleyman’ın oğlu veya Düzmece Mustafa’nın oğlu olduğunu söyleyenler de vardır. Hiç birisi mevsuk rivayet değildir.

 

 

Sual: Balkanlar Türklerin elinde kalsaydı, Türk nüfusu Anadolu’nun yarısı kadar olabilir miydi?

Cevap: Rumeli’den göç edenler şu andaki nüfusun takriben yüzde 20’sini teşkil eder. Çoğu da yollarda ve katliamlarda vefat etmiştir.

 

Sual: Osmanlıların son devirde saraylar yaptırması ve lüks içinde yaşaması, mütteki olduğuna hüsnü zan ettiğimiz bu aileyle nasıl bağdaşır?

Cevap: Servetini meşru yollardan temin edip zekâtını verdikten sonra, lüks içinde yaşamanın hiç mahzuru yoktur. Padişah, padişah gibi yaşamalıdır. Kaldı ki, padişahlar hep mütevazı hayatı tercih etmiştir. Saray yaptırmak ihtiyaçtır; lüks değildir. Saray, devlet dairesidir. Dolmabahçe Sarayı’nda devlet işlerinin yürütüldüğü, merasimlerin icra edildiği bir ihtişamlı kısım vardır; bir de hanedanın yaşadığı basit apartman-vari binalar.

 

Sual: Düştü vaktâki diye başlayan mehter marşı, İttihad ve Terakki devrinde mi yazılmıştır?

Cevap: Bugün mehter repertuarında yer alan marşların hemen hepsi, mehterin tekrar kurulduğu II. Meşrutiyet devrine aittir. Birkaç tane eskiden kalma veya cumhuriyetten sonra bestelenen marşlar vardır.

 

Sual: Osmanlılar, Avrupalı devletlerin okyanusları aşıp yeni dünya ülkelerine gidişinden haberdar mıdır? Öyleyse engellemek veya kendileri de gitmek istememişler midir?

Cevap: Elbette haberdardır. Piri Reis haritasına bakmak kâfidir. Engellemeyi düşündüklerini söyleyemeyiz. Ama kendileri de imkân dâhilinde okyanus aşırı gitmişler; İzlanda’ya kadar uzanmışlardır. Ancak şartlar, bu yeni keşif hareketlerine iştirake müsaade etmemiştir.

 

Sual: İnegöl’de Turgut Alp’in mezarı var. Ertuğrul Gazi türbesinde de Turgut Alp diye bir mezar var. Bunlar farklı kişiler mi?

Cevap: Söğüt’tekilerin çoğu makamdır, yani temsilî mezardır.

 

Sual: 1871’de vefat eden Sadrazam Âli Paşa, Sultan Abdülaziz’e hitaben yazdığı vasiyetnamede, öteden beri gayrimüslimlerin askerlikten muaf olması sayesinde Hristiyanların nüfusları artıp ticaretle uğraşarak zengin olduğunu, Müslümanların ise uzun yıllar asker olarak evlerinden, tarlalarından, uzak kaldıklarını, yoksul ve sağlıksız nesiller oluştuğunu anlatmış. İslam ordusunda Hristiyan’ın yeri olmaz gibi duygusal kışkırtmalara itibar etmemesini istemişti.  Bu tespit doğru mu?

Cevap: Gayrimüslimlerin askerlikten muaf olması, dinî bir hükümdür. Çünkü vatan müdafaası (cihad) bir ibadettir ve ibadetlerle müslümanlar muhatabdır. Harb neticesinde müslümanlar da ganimet alarak zenginleşir. Gayrimüslimlerin ganimet alma imkânı yoktur. Harb, istisnaidir; sulh kaidedir. Devamlı harb mevzubahis değildir. Gayrimüslimlerin hepsi de ticaret yapıyor diye bir kaide yoktur; büyük ekseriyeti köylü veya çiftçidir. Gayrımüslimlerin çocukları, devşirme yoluyla istihdam edilmektedir. Gayrımüslimlerin orduda veya devlet hizmetinde istihdamı, dinen mahzurlu değildir.

 

Sual: Osmanlı Devleti’nin son yıllarını gösteren haritalarda bugünkü Arap yarımadası dediğimiz yerin tamamını Osmanlı toprağı olarak görmüyoruz. Bunun sebebi nedir?

Cevap: Arabistan’ın ortası, bedevilerin yaşadığı çöl mıntıkalarıdır. Buralarda Osmanlı hâkimiyeti fiilen kurulmamıştır. Umman ise umumiyetle himaye altında müstakil bir devlet olarak yaşamıştır. Bunun dışında kalan yerlerde Osmanlı hâkimiyeti XIX.asrın sonlarından itibaren kalkmıştır.

 

Sual: Osmanlı padişahları tahta geçerken hangi adı kullanacaklarını kendileri mi seçiyordu? Mesela niye I.Vahidüddin değil de VI.Mehmed?

Cevap: Kendi tercihleridir. Sultan Reşad ve Vahidüddin, tahta çıktıklarında, an’aneye uysun diye Mehmed ismini tercih etmişlerdir.

 

Sual: Mehmed isminin Muhammed ismi ile alakası var mıdır?

Cevap: Halk arasında Muhammed ismi için hürmeten ve ses uyumu sebebiyle Mehemmed denir. Bu şekilde eski metinlerde harekelenmiş ibareler de vardır. Zamanla kolaylık itibarıyla Mehmed’e dönüşmüştür. Sultan Fatih için, Mehemmed ismi kullanıldığını biliyoruz.

 

Sual: Bu gün dinlediğimiz mehter marşlarının çoğu ittihatçılar tarafından ortaya çıkarılmıştır deniyor bu doğrumu? Orjinal kalan mehter marşı var mıdır?

Cevap: Mehter, Yeniçeri ocağı ile kaldırıldı. Cihan harbi evvelinde tekrar kuruldu ise de cumhuriyet ile tekrar kaldırıldı. 1952’de tekrar kuruldu. Mehter repertuarının çoğu unutuldu. Bunlar zaten marş eğildi. Marş, Avrupa formundadır. Mehter, saz eserleri, semailer, şarkılar, türküler çalardı. Amed nesimi… gibi eskiden kalma mehter parçaları da vardır.

 

Sual: Sultan II. Murad, tahtı oğluna bıraktıktan sonra, tekrar ordunun başına kumandan mı sultan olarak mı geçti?

Cevap: Bazı tarihçiler tekrar tahta çıktı diyorlar. Bazıları da kumandan olarak vazife yaptı diyorlar.

 

Sual: Birinci Viyana Kuşatması niçin muvaffak olamadı?

Cevap: Uzun seferler sebebiyle askerin isteksizliği, içerdekilerin güçlü mukavemeti, birden bastıran soğuklar ve kar, iaşe müşkilatı, erzak sıkıntısı, Dük Friedrich kumandasındaki imparatorluk ordusunun yola çıkması, V.Karl’ın komşu ülkelerden asker toplamaya başlaması gibi sebeplerle kuşatma kaldırıldı. Bundan sonra Viyana’nın kuşatılmasına tekrar teşebbüs edilmemesi de bu muhasaranin zorlukları ile izah edilir. Tekrar böyle bir maceraya atılmak istememişlerdir. Avrupa, Slav memleketlerinin çiğnenmesine ses çıkarmamaktadır. Ancak Katolik dünyasının kalbine müdahale aynı şey değildir. Artık tabii sınırlara ulaşılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman bunu anlamış ve bu işten geri durmuştur.

 

Sual: Osmanlı Devleti’ni duraklama, gerileme, çöküş gibi devirlere ayırmak doğru mudur?

Cevap: Askerî ilerleme ve fetihler için belki mümkündür.

 

Sual: Yavuz Sultan Selim’in Trabzon’da şehzadeliği devrinde tebdili kıyafet ile İran’a gidip Şah ile satranç oynadığı doğru mudur?

Cevap: Efsanedir.

 

Sual: Osmanlı tokadının bir hikâyesi var mıdır?

Cevap: Osmanlı gücünü anlatmak için kullanılan mecaz bir tabirdir; hiçbir canlının yüzüne vurmak caiz değildir.

 

Sual: İstanbul’un fethi esnasındaki Şehzade Orhan adlı şahsiyet, Osmanlı hanedanından mıdır?

Cevap: Süleyman Çelebi’nin oğlu olduğu, fetret devrinde Bizans’a sığındığı veya rehine olarak verildiği rivayet edilir. Osmanlı kronikleri bu kişiyi hakiki bir şehzade saymaz.

 

Sual: Osmanlı Devleti’nin en geniş hudutlara ulaştığı devir, Sultan 3. Murad mı yoksa 4. Mehmed devri midir?

Cevap: Sultan IV. Mehmed zamanında Girit Fethi tamamlanınca, Osmanlı Devleti en geniş  sınırlarına erişmiştir. Bir taraftan da Lehistan’da fetihler yapılmıştı.

 

Sual: Padişahlar sefere giderken yanlarına eşlerini, cariyelerini alır mı?

Cevap: Hayır, tehlikelidir.

 

Sual: Leonardo Da Vinci’nin Sultan II. Bayezid’e Haliç’e köprü yapılması teklifinde bulunduğu doğru mudur? Doğruysa padişahın buna cevabı ne olmuştur?

Cevap: Böyle bir mektup yazdığına dair rivayetler vardır. Hatta mektubun metni veya kopyası bile bugün eldedir. Fakat Sultan Bayezid’in cevap verip vermediğine dair bir malumatımız yoktur.

 

Sual: Sultan IV. Mustafa’nın kendisine şehzâdeliği boyunca evlad muamelesi yapan Sultan III. Selim’in öldürülmesinde rol oynaması nasıl izah edilebilir?

Cevap: Sultan IV. Mustafa, Sultan III. Selim’i öldürmedi. Padişahın bu işte hiçbir nüfuzu yoktu. İpler tamamen isyancıların elindeydi. Padişah, Sultan III. Selim’in öldürülmemesi için elinden geleni yaptı; fakat muvaffak olamadı. Sultan II. Mahmud’un onu öldürtmesi bundan dolayı değil siyaseten öyle icab ettiği içindir.

 

Sual: Osmanlıların, her defasında verdiği sözde durmayan Karamanoğlu Beyliği’ne gösterdiği müsamahanın sebebi nedir?

Cevap: Karamanoğlu Beyliği, Anadolu beylikleri arasında hem güçlü, hem de nüfusu en fazla olanlarından birisiydi. Üstelik Osmanlı hanedanı ile evlenme sebebiyle yakın akrabalıklar kurmuştu. Bunun hatırına hep tolerans görmüştür. Bir de mertlikleriyle tanınan Osmanlılar, bazen herkesi kendileri gibi zannedecek kadar saflık göstermişlerdir. Bu toleransın, bizce malum olmayan siyasî sebepleri de olabilir.

 

Sual: Osmanlıların, Yörüklere zulmettiği iddiası doğru mudur?

Cevap: Bir kere Osmanlı Devleti’nin kurucusu olan Kayılar, bidayette bir yörük aşiretidir. Sultan Abdülhamid, Karakeçili yörüklerinden bir muhafız alayı kurmuş; bu alayı ecnebi hükümdarlara öz hemşerilerim diye tanıtmıştır. XVI. asırdan itibaren göçebe aşiretlerin yerleşik hayata geçirilmesi istikametinde bir resmî politika vardır. Bu da, yerleşik hayata geçmeyi kabul etmeyen bazı aşiretlerin reaksiyonuna ve mukavemetine yol açmış; hükümet, bunu kırmak için icabında şiddet kullanmıştır. Bunun dışında, bir memlekette, memurlar arasında halka haksızlık yapanlar olabilir. Hatta zaman zaman hükümetler haksız kararlar alabilir. Bunlar muayyen bir zaman ve mekâna ait lokal hadiselerdir; umuma teşmil edilemez. Osmanlılar, Anadolu Türk Birliği’ni temin için hayatını ortaya koymuş; buna mukavemet edenlere de sert davranmıştır. Türk varlığı ve kültürünün bugüne kadar varlığını devam ettirmesi, Osmanlılar sayesinde olmuştur. Son zamanlarda, Osmanlıların Türklük politikası başlığı altında, ideolojik dezenformasyon yapılmaktadır.

 

Sual: Osmanlılardaki Nevruz merasimini nasıl izah edebiliriz?

Cevap: Nevruz kutlamak veya merasim yapmak diye bir şey yok. Nevruziye adıyla şiirler yazılmıştır. Kasıt, ilkbaharın gelişidir; Zerdüşt bayramının kutlanması değildir.

 

Sual: Hâdimü’l-Haremeyn unvanını ilk Yavuz Sultan Selim kullandı deniyor; fakat bir yerde Memlûk Sultanı Kayıtbay’ın da isminin önünde bu unvanı gördüm. Bunu nasıl anlamalıdır?

Cevap: İlk defa Yavuz Sultan Selim’in kullanıldığına dair bir kayıt yok. Sadece hatibin Hâkimü’l-Haremeyn diye anmasını, Hâdimü’l-Haremeyn diye mütevâzıyane tashih etmiştir. Daha önce kullanılıyor olmasına da bir mâni yoktur.

 

Sual: Naima’nın naklettiği bir rivayette, Sultan IV. Murad’ın Nef’î’nin Sihâm-ı Kaza adlı eserini okurken taht yakınına yıldırım düştüğü ve bunu uğursuzluk olarak telakki edip Nef’î’ye hicvi yasakladığı yazıyor. İslâmiyette uğursuzluk olmadığını bilmemesi imkânsız değil mi?

Cevap: Her uğursuzluk tabiri, aynı manaya gelmiyor. Eşyada uğursuzluk olduğuna inanmak İslâmiyet’e aykırıdır. Yoksa yapılan bir günahın belaya sebep olacağına veya olduğuna inanmaya da uğursuzluk denir. Malda, eşyada bir şekilde bereket olmamasına da uğursuzluk denir. Bu itikat, dine aykırı değildir.

 

Sual: Osmanlılarda baş eğerek selam vermek var mıdır?

Cevap: Osmanlılarda temenna, etekleme adı verilen ve karşıdakinin elini eteğine götürüp öper gibi yapılan ve bu esnada hafifçe başın eğildiği hareket, bir selam değil, hürmet ifadesi, tazim nişanesidir.

 

Sual: 1565 Malta Muhâsarası’nın muvaffakiyetsizlikle neticelenmesinin sebepleri nelerdir?

Cevap: Turgut Reis’in şehit düşmesi maneviyatı bozmuştu. Düşmanın yardım aldığı ve alacağına dair yayılan haberler de askeri ye’se düşürdü. Erzak, 3 aylık muhasaraya göre hesap edilmişti. Bunlar tükenmek üzere idi. Sonbahar geliyordu. Sonbaharda muhasaraya ve deniz harekâtına devam etmek neredeyse imkânsızdı. Şövalyeler ise çok güçlü askerlerdi. Ada fethi zaten çok zordur. Bu sebeple muhasara kaldırıldı.

 

Sual: Sultan IV. Murad’ın, Yıldırım Sultan Bayezid’in kabrine gittiğinde sandukasını tekmelediği ve “bir tatara yenildin, sen burada yatamazsın” dediği doğru mudur?

Cevap: Sultan IV. Murad gibi münevver, Makyavelli okumuş bir padişahın, böyle saçma sapan bir iş yapabileceğine ihtimal verebiliyor musunuz?

 

Sual: İmparatorluk devrinde içkiden vergi alınmış mıdır? Alındıysa bu dine uygun mudur?

Cevap: Sadece alkollü içkiden değil, hınzırdan da vergi alınmıştır. Osmanlı tebaasının yarısı gayrimüslimdir. Gayrimüslimlerin içki içmesi, satması, imal etmesi caizdir; devlet de bunlardan vergi alır.

 

Sual: Maraş’ta Alaüddevle Bozkurt Bey’in kabri var. İnsanlar bu kişiyi bir evliya olarak görüyor, kabrini ziyaret ediyor ve onu vesile ederek dua ediyorlar. Alaüddevle Bey, Yavuz Sultan Selim’in dedesi olmasına rağmen, kendisine Çaldıran seferine katılmasını emrettiği halde emre uymuyor ve Osmanlı ordusunu arkadan vuruyor. Sonrasında ise kellesi gidiyor. Bu halifeye isyan değil midir? Kendisi böyleyken evliya olabilir mi? Kabrine gidilerek kendisi vesile edilip dua edilebilir mi?

Cevap: Böyle tarihî şahsiyetleri insanların evliya yerine koyduğu, kabirlerini ziyaretgâh yaptığı doğrudur. Alaüddevle Bey, Müslüman bir hükümdardır; memleketine hizmet etmiştir. Yaptığı kanunları, sonradan Osmanlılar bile tatbik etmiştir. Kaldı ki o zaman Osmanlı’ya bağlı değildi; müstakil bir hükümdardı. Siyasî hatalar, insanın dinine tesir etmez. Hüsnü zann edip ziyaret edilir. Ama olduğu makamda yukarıda bilmek doğru değildir. Enzilu’n-nase menâzilehüm, insanları hak ettiği yerde tutunuz, hadis-i şeriftir.

 

Sual: Anadolu Türk siyasi birliğini temin eden en mühim Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid midir?

Cevap: Hepsi bu ideal için çalışmış; en çok da onun himmeti geçmiştir.

 

Sual: Ehl-i Sünnet bir İslâm Devletinde bir Şiî’nin müt’a nikâhı yapmasına izin verilir mi?

Cevap: Müt’a nikâhı sahih değildir. Şiîler müslüman sayıldığı için, şer’î mahkemelerin adlî salahiyet sahası içine girerler.  Nitekim Osmanlı Devleti zamanında Şiî ve Hâricîler, böyle muamele görmüştür. Ancak hususi hayatında ne yaptığına kimse karışmaz. Müt’a nikâhı yapmışsa, resmen evli kabul edilmez.

 

Sual: Gördüğüm bir haritada Osmanlının hududları kuzeyde Baltık denizine kadar, Afrika’nın doğu kıyılarında ise neredeyse Madagaskar adasına kadar inmiş. Bu doğru mudur?

Cevap: Kısa bir zaman için XVII. asırda Lehistan hâkimiyeti vesilesiyle Osmanlı hududları Baltık kıyılarına sembolik bir şekilde uzanmış olabilir. Afrika’daki resmî ve fiilî hâkimiyet Kuzey Sudan’dan ileri geçmiyordu. Ancak muayyen zamanlarda, Orta Afrika’da, oradaki mahallî hükümetleri destek mahiyetinde bir hâkimiyetten bahsedilebilir.

 

Sual: Osmanlı Devleti 3. Roma imparatorluğu mu?

Cevap: Böyle diyenler varsa da doğru değildir. İki devletin esaslarını ve misyonunu nazara almak gerekirse, bir fantaziden ibarettir

 

Sual: Sultan III. Mehmed, oğlu Şehzade Mahmud’u idam ettirdiğinde, şehzâdenin annesinin ve 30 hizmetçisinin de denize atıldığı doğru mudur?

Cevap: Hayır. Olur mu öyle şey? Şehzâde, babasına karşı bir darbe komplosuna giriştiği için idam edildi. Annesi Halime Haseki, Sultan I. Mustafa’nın da annesidir. 1620’lerde sağdır. Osmanlı tarihinde bazılarının ayağına taş bağlayıp denize atma hikâyeleri tamamen uydurmadır.

 

Sual: Osmanlılar bugünki İran’dan hangi toprakları fethetmişti?

Cevap: Tebriz ve kısa bir müddet Irak-ı Acem’den Hemedan’ı elde tuttular.

 

Sual: Kardeş katli için her padişah ayrı ayrı fetva almış mıdır?

Cevap: Ulemanın velev ki bazısının caiz dediği bir şey için her defasında fetva almaya lüzum yoktur. Her beş vakit namaz kılarken, nasıl namaz kılınacağı hakkında fetva sorulmadığı gibi.

 

Sual: Cerbe Harbi’nde Osmanlıların öldürdükleri İspanyol askerlerinin kafataslarından kule yaptığı doğru mudur?

Cevap: İhtimal verilmez. Osmanlılar centilmen muhariblerdi.

 

Sual: Yeniçeri Ocağı kaldırılırken yeniçerilerin mezar taşlarının dahi kırılarak kaldırıldığı doğru mudur?

Cevap: Öyle söyleniyor Günümüze çok az sayıda Yeniçeri mezarının intikal etmesi bu iddiayı teyid eder vasıftadır. O zaman yeniçerilere olan nefret, büyük bir reaksiyon doğurmuştur. Bunun neticelerinden birisidir.

 

Sual: Osmanlı Devleti’nin hududunu gösteren haritalar zaman zaman farklı olabiliyor. Mesela Arabistan yarımadasının iç kısmı veya Afrika’da bazı yerler bu haritalara dâhil edilmemiştir. Bunu nasıl anlamalıdır?

Cevap: Bunun sebebi iç kısımlarda iskânın seyrek olması ve burada hâkimiyet kurmak ihtiyacı duyulmamış olmasıdır. Devletin sınırları zaman zaman değişmiştir. Haritaların da farklı olması tabiidir. Bazı memleketler eyalet değil, tâbi devlet statüsündedir.

 

Sual: Salomon Schweigger Sultan III. Murad’ın 1579’da Hristiyan bir cariyeden çocuğu olduğunu yazıyor. Padişahların cariyeleri arasında gayri müslim oluyor muydu?

Cevap: Bu doğru değildir. Doğrusunu bilmesi mümkün değildir. Cariyeler hep müslümandır. Saraya giren bütün cariyeler müslümandır. Gayrı müslim olsa da zararı yoktur. Zira Müslüman bir erkeğin, gayrı müslim kadından çocuğu olabilir. İlk devir padişahlarından Hristiyan komşu devlet hanedanların zevcesi olup, bunlardan çocuğu dünyaya gelen padişahlar vardır. Orhan Gazi gibi.

 

Sual: Osman Gazi’nin soyundan gelen padişahlar dışındaki şehzâdelerin soyu devam etmemiş midir?

Cevap: Hayır. Şehzâdelerin nesli devam etmemiştir.

 

Sual: Sultan II.Mahmud âyânları kaldırdığı halde, Kanun-ı Esasî ile âyânlar meclisi nasıl teşkil edildi?

Cevap: İkisi aynı değildir. Birincisi taşrada güçlenip fiilen hüküm sürmeye başlayan mütegallibe derebeyleridir. İkincisi parlamentonun senatoya benzeyen ikinci kanadına padişahın  seçtiği hizmet ve meziyetiyle temayüz etmiş parlamenterlerdir.

 

Sual: İbn-i Arabi’nin, Osmanlı padişahlarının isimlerini bilip kitabına yazdığı doğru mudur?

Cevap: Şeceretü’n-Nu’maniyye kitabındaki bazı işaretlerden ve rumuzlardan bu şekilde tefsir ediliyor.

 

Sual: Osmanlı padişahlarının gömleklerinde tılsımlar var, bunlar hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap: Tılsımlı gömlek üzerinde bazı dualar yazılıdır. Harpte zırhın altına giyilir ve inşallah silah işlemez. Muska gibidir.

 

Sual: Halil İnalcık’ın Şair ve Patron kitabında sarayda mahbub tabiri geçiyor. Bunlar kimlerdir?

Cevap: Osmanlı sarayında bu isimli bir vazifeli veya şahıs yoktur. Bu bir homoseksüel tabiridir. Mef’ul için kullanılır. Bu iddialar muteber değildir. Benim Osmanlılarda Gayrı Tabii Aşklar ve Homoseksüellik adında bir yazım vardır.

 

Sual: Yavuz Sultan Selim’den evvel de padişahların halife unvanını kullandığı doğru mudur?

Cevap: Emirülmü’minîn unvanı kullanılmış ise de, halife unvanı kullanılmış değildir.

 

Sual: Osmanlılarda vergi vermemenin, kaçırmanın cezası nedir?

Cevap: Bugünkü gibi vergi yoktur. Vergiyi devlet toplar. Kaçırmış ise tazir cezası verebilir.

 

Sual: Osmanlı Devleti’nde alkol, sigara gibi kalemlerden vergi alınıyor muydu?

Cevap: Evet.

 

Sual: Yavuz Sultan Selim ile bir gayrımüslim hizmetçi hakkında bir anlatılan hadise sahih midir?

Cevap: Son zamanlarda Osmanlı padişahları hakkında bilhassa İslamcı ve Türkçü çevrelerde anlatılan ve yayılan bu ve bunun gibi menkıbelerin hemen hepsi uydurma ve saçmadır.

 

Sual: Bir savaş esiri cariye olarak saraya alınacağı zaman nasıl müslüman yapılıyor? Müslüman olmak istemezse ne yapılıyor?

Cevap: Müslümanlık telkin ediliyor. Kabul ederse saraya alınıyor; kabul etmezse alınmıyor. Dinde zorlama yoktur.

 

Sual: Hadım Sinan, Hadım Atik Ali Paşa gibi akağalar, Enderun erkânından mıdır? Esir edilince mi hadım ediliyordu?

Cevap: Akağalar, yani kapı ağaları, Enderun memurlarındandır. Enderun-i Hümayun’un disiplin amirleridir. Padişahın arz ağalarındandır Has odada padişahın yanına her zaman girip çıkabilirler. Hammer, akağaların hadım edildiğini yazıyor ise de, Pakalın bunların doğuştan böyle olduğunu yazıyor. Zaten zenci hadım ağalarından farkı budur. Onların çoğu sonradan Afrika’da ihsâ edilmiştir. Akağaların ekserisi Boşnak, bir kısmı Anadolulu Türklerdendir. Bunlar Enderun erkânındandır. Fakat Enderun-ı Hümayun talebesi değildir. Tıpkı cüceler veya dilsizler gibidir. Ama içlerinden Enderun subaylığına yükselenler; hasodabaşı, hazinedar olanlar var. Her zaman hasoda subayları ile ihtilaf halinde oldukları anlatılır. Çorlulu Ali Paşa zamanında silahtar, akağanın önüne geçmiş ve akağaların mevkii giderek zayıflamıştır. Eskiden haremin inzibatı da bunlara ait iken, siyahî ağalara geçmiştir.

 

Sual: Hammer’in Osmanlı Tarihi okunabilir mi?

Cevap: Hammer’in Osmanlı Tarihi kıymetli bir eserdir. Ancak Hammer, eksik bildiği hususlarda yanlış malumat verir veya hâdiselere taraflı yaklaşır. Bu sebeple avam için faydalı değildir.

 

Sual: Enderun’daki Doğancılar Odası’nı, yani Hâne-i Bazbân’ı Sultan IV. Mehmed’in kaldırma sebebi nedir?

Cevap: Uzunçarşılı, Sultan IV. Mehmet’in kaldırdığını söylüyor ise de doğru değildir. Çünki XVII-XVIII. asırlarda hala doğancılar var. Üstelik Sultan IV. Mehmet avcılığı ile meşhur bir padişahtır. Neden kaldırsın? Kaldırılmış olsa bile, sebebini bilmek kolay değildir. Padişahlar zaman zaman teşkilatta böyle maslahata göre değişiklikler yaparlar.

 

Sual: Süleyman, İsa ve Musa Çelebilerin padişah sayılmaması nedendir?

Cevap: Sadece muayyen yerlerde hüküm sürdükleri için, Osmanlı resmî tarih yazıcılığında ve modern tarihçilerin çoğu tarafından padişahlar listesinde sayılmazlar. Yılmaz Öztuna gibi bazı tarihçiler bunları da padişah sayar.

 

Sual: Sultan I. Mustafa ve Sultan İbrahim’in mezarları neden Ayasofya’nın bir kısmındadır?

Cevap: Bu talihsiz padişahlar, hercümerç zamanlarında vefat ettikleri için, Ayasofya’nın eski vaftizhane denilen kubbeli binasının altına defnedilmiştir.

 

Sual: Osmanlılar İmam Şamil’e neden yardım etmedi?

Cevap: Osmanlı hükümeti, Şeyh Şamil’e edebileceği kadar yardım etti. Para, mühimmat ve zâbit gönderdi. Ama karşısında Rusya vardı. Başka ne yapabilirdi? Bir Kafkasya macerası için, bütün Rusya’yı hasım almak, Osmalı Devleti’nin tamamiyetine dokunurdu. Nihayet Şeyh Şamil’i misafir etti, hüsnü kabul gösterdi. Anlattığınız hikâye uydurmadır. Üslubundan da bunu anlamak mümkündür. Bir kere padişah hiç kimsenin eline sıkmaz. İkincisi Şeyh Şamil, kime nasıl davranacağını bilecek edeb sahibi bir zat-ı kerimdir.

 

Sual: Osmanlılarda kazığa oturtma, hile yapan esnafın kulağından çivilenmesi gibi cezalar verilmiş midir?

Cevap: Hayır. Bunlar Osmanlı ülkesinde hiç gelmemiş yabancı seyyahların hayallerinden uydurdukları şeylerdir.

 

Sual: Sultan III. Mustafa’nın ilm-i nücuma aşırı derecede düşkün olduğu, hatta Prusya Kralı Friedrich’e gönderdiği mektupta muvaffakiyetlerinin sebebi olarak gördüğü müneccimleri göndermesini istediği doğru mudur?

Cevap: Böyle bir rivayet var. Buradaki ilm-i nücumu astroloji olarak tercüme etmek hatalı olur. Sultan III. Mustafa müsbet ilimlere meraklı bir padişahtı. Bilhassa tıb üzerine tedkikleri vardır. Buradaki ilm-i nücumu astronomi olarak anlamalıdır. Eşref saat, yani bir işe eşref saat olarak bilinen muayyen bir zamanda başlamak, eskiden beri âdet olmuştur. Mesela “Çarşanba günü başlanan iş tamamlanır” mealinde bir hadis-i şerif vardır. İslâmiyette uğursuz değil, ama uğurlu günler vardır.

 

Sual: Karaman valisi Hemdem Paşa niçin idam edilmiştir?

Cevap: Hemdem Paşa, Sultan Selim ile beraber büyümüş olup, onun en yakınlarındandı. İran seferinde, bomboş bir memlekette iaşe sıkıntılarıyla ilerlemekten sızlanan yeniçerilerle bazı kumandanlar, ordu içindeki gizli Şiî ajanlarının da tahrikiyle, Hemdem Paşa’yı kandırıp padişaha sevkettiler. Padişah, bu çocukluk arkadaşını fesada vasıta olduğu için derhal idam ettirerek bu tehlikeli muhalefetin önünü almak mecburiyeti hissetmiştir. Kur’an-ı Kerim’de mealen ‘işlerinde etrafındakilere danış; sonra bir karar ver ve bundan dönme’ buyuruluyor.

 

Sual: Sultan II.Bayezid, oğlunun cülûs merasimine katıldı mı?

Cevap: Tahttan feragat etti. Cülûs merasiminde bizzat bulunmadı. Eski Saray’a geçti. Oradan Dimetoka’ya gitti. Yolda vefat etti.

 

Sual: Kenya ve Mombasa hiç Osmanlı Devletine bağlandı mı?

Cevap: XVI. yüzyılın sonlarında Doğu Afrika müslümanları bölgede Portekiz varlığına nihayet vermek için yeniden direnişe geçtiklerinde Yemen Beylerbeyi Hasan Paşa’dan yardım istediler. Bunun üzerine Kızıldeniz’deki Osmanlı donanması kereste getirdi. 1585’te Osmanlılar’ın müttefiki Doğu Afrika sahillerindeki sultanlar, çok sayıda küçük tekneyle tek kadırgalı birliği destekleyip yola devam etmesine yardımcı oldular. Makdişu (Mogadişu), Berâve, Lamu, Pemba ve Mombasa Osmanlı Devleti’ne bu sırada bağlandı. Hindistan’dan gelen Portekiz donanması 5 Mart 1589’da Mombasa girişini kapattı ve şehri bombalayıp limandaki Türk donanmasını yaktı. Esir alınan Osmanlılar katledildi; reisleri Lizbon’a götürüldü. Mombasa ve diğer şehirlerdeki müslümanlar uzun yıllar Portekiz sömürge idaresi altında yaşamak mecburiyetinde kaldılar.

 

Sual: Orhan Bey, babasının mezarını Bursa’ya nakletmiş. Sebebi nedir?

Cevap: Kuşatma sırasında vefat etti. Fethi çabuklaştırmak adına vasiyette bulundu. Fetih müyesser olunca getirip buradaki işaret ettiği yere defnettiler.

 

Sual: Hilmi Ziya Ülken, 1922 senesinde neşrettiği Anadolu’da dini ruhiyat müşahedeleri ismindeki makalesinde, Orhan Gazi’nin Geyikli Baba’ya iki yük araki ve iki yük şarap gönderdiğini XV. asırda düzenlenmiş bir belgeye istinaden anlatır. Bu araştırma hakkında ne buyurursunuz?

Cevap: Uydurmadır. Mir’at-ı Kâinat’ta dôlu diye geçer. Dôlu, şarap değil, ayrandır. Su katılmış şaraba da derler.

 

Sual: 1700 sonlarından itibaren padişah eşleri Kafkasya’dan müslüman olarak mı geliyorlar, yoksa saraya alındıktan sonra mı müslüman oluyorlar?

Cevap: Kafkasya’da kölelik cari idi. Bazısı müslüman köle olarak geliyor; çoğu ise gayrimüslim köledir. Saraya alınmadan Müslümanlığa girmiştir. Saraya Müslüman olmayan köle alınmazdı.

 

Sual: Bazı tarihlerde Sultan II. Osman’ın dine lakayt olduğu, ulemaya sert davrandığı, hatta fetvayı yırttığı; sonra Resulullah’ı rüyasında görüp yüzüne tokat attığı anlatılıyor. Bunlar ne derece doğrudur?

Cevap: Bütün Osmanlı padişahları gibi Sultan II. Osman da dinine bağlı, aynı zamanda deha sahibi bir padişahtı. Ancak genç ve tecrübesizdi. Yaşadığı devirde fevkalade buhranlı bir devirdi. Memleketin iyiliği için giriştiği bazı teşebbüsler, içlerinde ulemanın da olduğu bazı kesimleri rahatsız etti ve hakkında böyle mübalağalı, hatta iftiraya varan dedikodular imal ettiler. Her duyduğunuza ve okuduğuna inanmayınız.

 

Sual: II. Meşrutiyet, Sultan’ın salahiyetlerini değiştirdi mi?

Cevap: Parlamenter rejimlerdeki cumhurbaşkanının seviyesine indirilmiş; klasik İslâm-Türk hukukundaki hükümdar tipinden çok uzakta bir pozisyona getirmiştir.

 

Sual: Osmanlı devlet adamları kilise veya havra temeli atar mıydı?

Cevap: Osmanlı hükümeti, gayrımüslim vatandaşlarının mabed inşa ve tamirine izin verir; fakir cemaatlere de para yardımı yapardı.

 

Sual: Sultan IV. Murad 8 Ağustos 1635’de Revan’ı feth etti; İran’ın barış istemesi üzerine Kasr-ı Şirin Antlaşması imzalandı. Kılıç ile fethedilen Revan’ın, bu antlaşmayla İran’a bırakılması nedendir?

Cevap: Revan, evvelce İran toprağı idi. padişah döndükten sonra tekrar Safevilerin eline geçti. Harb uzun sürdü. Osmanlıların başka gaileleri de vardı. Sulh, karşılıklı tavizlerle olur. Fethedilen yerleri her zaman elde tutmak kolay değildir. Kasr-ı Şirin, statükoyu esas aldı.

 

Sual: Matem tutmak dinimizde caiz değilken, Osmanlılarda vefat eden padişah ve şehzadeler için yas tutulduğu, siyahlar giyinildiği, hatta Şehzade Mehmed’in vefatında matemin 40 gün sürdükten sonra hilatler dağıtılarak matemden çıkıldığı söyleniyor? Bunu nasıl değerlendirmeliyiz?

Cevap: Dinin men ettiği matem, ağlamak, feryad etmek, yırtınmak, ölünün ardından ağıtlar yakmak, kadere isyan gibi dine aykırı işler yapmak şeklinde tezahür eden matemdir. Yoksa ölüye üzülmek tabii olduğu gibi, eğlenceyi terketmek şeklinde örfte var olan matem men edilmemiştir.

 

Sual: Haremdeki cariyeler ve enderundaki devşirme içoğlanları ailelerini aramışlar mıdır?

Cevap: Sokullu Mehmed Paşa gibi belli bir makama gelince ailesini arayan ve bulanları varsa da, nadirdir. Cariyeler için böyle bir şey çok uzak bir ihtimaldir. Terhan Valide Sultan’ın erkek kardeşini tesadüfen bulduğu meşhurdur.

 

Sual: Mimar Sinan’a dair bir kitapta Âli’den alarak İstanbul’a yapılan bütün hayır eserlerinin tamamen bir gösteriş olduğunu, herkesin bu hususta yarıştığını, ama sevap kazanmak niyetiyle yapılmadığını yazdığını, o sıralarda Anadolu’da hizmete muhtaç câmisiz bakımsız yerlerle dolu olduğunu, insanların ihtiyaçları olduğunu, ama kimsenin alâkalanmadığı yazıyor. Bu mevzuda ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Kimse kimsenin niyetini bilemez. Böyle söyleyen birisi, fâsıktır; fâsığın sözüne inanılmaz. Anadolu’nun her yerini, nüfus ve imkânlara göre Selçuklular ve Osmanlılar câmi ve hayır eserleri ile donatmışlardır. Zelzeleler ve sair sebeplerle çoğu bugüne intikal etmemiştir. Sultan II. Abdülhamid, dağ köylerine bile Ermeni ustalar vasıtasıyla câmi yaptırmıştır. Bunlar, Osmanlı kültür ve medeniyetinden habersizce ideolojik propaganda sözleridir.

 

Sual: Osmanlı ve Selçuklu devrinde Ehl-i sünnet dışındaki inançlara bakış açısı nasıldı?

Cevap: Hükümet ve halkın ekseriyeti Ehl-i sünnet olmakla beraber, gerek bu inancın dışında kimselere, gerekse gayrımüslimlere dinin gerektirdiği müsamaha gösterilmiştir. Osmanlılar, Şiî, Kızılbaş, Nusayrî, Dürzî, Hâricî gibi mezheplere karışmamış; mahkeme gibi yerlerde bunlara Hanefî muamelesi yapmıştır. Siyasî harekete dönüşmedikçe ve Ehl-i sünnete ilişmedikçe dinlerini yaşamalarına, ibaretlerini yapmalarına, çocuklarına öğretmelerine göz yummuştur.

 

Sual: Niçin Edirne’de hiç padişah kabri yoktur?

Cevap: İlk hükümdarlar Bursa’da gömüldüğü için, aile an’anesi olarak burada defnedilmişlerdir. Bazıları Edirne Rumeli’de olduğu ve burayı da her zaman terk etmek riski bulunduğundan Bursa’ya gömüldüklerini söylüyorlarsa da aslı yoktur.

 

Sual: Padişahların yemek yerken yanında kimse olmadığını söylemişsiniz. Ancak bir kitapta, hekimbaşıların yemek yerken dahi padişahların yanından ayrılmadığı yazıyor?

Cevap: Devamlı değildir. Olanlar da beraber yemek yemez, yemeğin zehirli olma tehlikesine binaen maiyetinde ve yakınında bulunur.

 

Sual: Padişah türbelerine girerken nasıl selam verilir?

Cevap: Esselâmü aleyke yâ emîrel mü’minîn.

 

Sual: Osmanlılarda, Takvim-i Vekâyi’den evvel halkın cereyan eden hadiselerden habersiz olduğu ve cahil kaldığı doğru mudur?

Cevap: Cereyan eden hadiselerden habersiz olunca insan cahil mi oluyor? Takvim-i Vekâyi resmî gazetedir. Bugün bile Resmî Gazete’yi okuyan çok az insan vardır.

 

Sual: Sarayda müneccimbaşı vazifesinde bir kişinin olduğu ve bir iş yapılacağı zaman müneccimbaşından hayırlı saatin tespiti sorulduğu doğru mudur?

Cevap: Müneccim falcı değil,  astronomdur. Eşref saat, eski hâdiselerin bir nevi istatistiklerine göre tayin edilir. Dine aykırı değildir. Zira gaybdan haber vermek değildir. İslamiyette uğur ve eşref-i saat vardır; uğursuzluk ve uğursuz saat yoktur. Mesela “Çarşamba günü başlanan iş tamamlanır” mealindeki hadis-i şerifte böyledir.

 

Sual: Sarayda hekimbaşı tarafından hazırlanan ve nevruziyye denilen macunun hediye edilmesi; nevruziyye adıyla şiirler yazılmasını nasıl tefsir etmelidir?

Cevap: Macun bir tatlıdır. O zaman kıymetli bir hediyedir. İçinde bahsettiğiniz gibi afyon da yoktur. Bir bayram olarak veya bu güne kıymet vererek değil, âdet olarak yapılıyor. Eski zamanın yeknesak hayatında bu vesileler fazlaca rağbet görürdü.

 

Sual: Eli başa götürerek yapılan asker selâmı Osmanlılar zamanında var mıydı?

Cevap: Son zamanlarda âdet oldu. Temenna adındaki selâm vardı ki, hafifçe eğilip eli yerden ağzına ve başa götürerek yapılır.

 

Sual: Yıldırım Sultan Bayezid’in oğlu Şehzade Kâsım Bizans’a rehin olarak gönderilirken, kız kardeşi Fatma Sultan’ın da rehin olarak gönderildiği doğru mudur?

Cevap: Fetret Devri esnasında, kendisini Edirne’de hükümdar ilan eden Süleyman Çelebi, iki kardeşini Bizans’ın desteğini alabilmek uğruna İstanbul’a rehine gönderdi. Fatma Sultan da kardeşleri Kasım ve Yusuf’la beraber İstanbul’da oturdu. İki şehzâde vebadan ölünce, Fatma Sultan Bursa’ya geldi ve bir sancakbeyi ile evlendirilerek burada vefat etti. Şehzâdelerden birinin Hristiyan olarak öldüğü uydurmadır; vefatında bir manastır bahçesine gömülmesinden kaynaklanmış olmalıdır.

 

Sual: İstanbul’un fethinde burada bulunan Orhan adındaki bir şehzâdenin Bizans tarafında savaştığı doğru mudur?

Cevap: Bunun Yıldırım sultan Bayezid’in oğlu olup fetret devrinde İstanbul’a rehine gönderilen Şehzade Kasım’ın veya bir başka şehzâdenin oğlu olduğu söylenir. Düzmece biri olması da kuvvetle muhtemeldir.

 

Sual: Sultan III. Mehmed tahta çıkınca babasının haremindeki kadınlarını evlendirdi mi?

Cevap: Bu sarayda her zaman olan birşeydir.

 

Sual: Osman Gazi’nin meşhur vasiyeti nerede geçiyor?

Cevap: Mir’at-ı Kâinat, Kısas-ı Enbiya gibi kitaplarda Osman Gazi’nin Orhan Gazi’ye vasiyeti adında bazı şiirler vardır. Bunlar birbirinden farklıdır. Sıhhati ise şüphelidir.

 

Sual: Osmanlı Devleti’nin son asrında çok sık sadrazam değişmesinin sebebi nedir?

Cevap: Hem hükümeti tazyik eden siyasi, ekonomik ve sosyal şartlar; hem de kaht-ı rical; yani ehil insanın az yetişmesi.

 

Sual: Avrupa nüfusu 14. asırda %40 azalmasına rağmen 16. asırda eski halini geçiyor. Osmanlı’da nüfus problemi yaşanmasının temel sebebi nedir?

Cevap: Sınırlar çok geniştir. Harbler, isyanlar, istilalar fazladır. Bu topraklarda nüfus yoğunluğu her zaman azdı; çünkü fazla nüfusu geçindirebilecek kadar zengin değildi.

 

Sual: Osmanlılarda sanat ve ticaretin ekseriya gayrimüslimlerin elinde olmasının sebebi olarak, onların devlette görev almalarının zorluğu gösteriliyor ama Müslüman teb’anın da çok küçük bir kısmı devlet görevlisi. Bunu nasıl anlamalıdır?

Cevap: Müslümanlar bu topraklara yerleştiklerinde sosyolojik olarak zaten hayvancı idiler. Ermenilerden ziraat öğrendiler. Rumlardan ticaret öğrendiler. Fakat her zaman idareci sınıf ve ilmiye sınıfı onlardan oldu; geri kalanı da ticareti beğenmeyip küçük gördükleri için uzak kaldılar. Yine de böyle bir umumileştirme doğru değildir. Ticaretin gayrı müslimlerin elinde olması son asırların ve sosyal şartların eseridir.

 

Sual: Sultan III. Mehmed’in idam edilen oğlu Şehzade Mahmud ve diğer şehzadeleri I. Ahmed ile I. Mustafa aynı anneden midir?

Cevap: Şehzâde Mahmud ve Mustafa, Halime; Ahmed, Handan Haseki’den doğmuştur.

 

Sual: Bir padişah vefat ettiği zaman kapıkullarının ayaklanması, şehri ya da hazineyi yağmalamalarından endişe edilmesini nasıl anlamalıdır?

Cevap: Her zaman böyle bir şey yoktur. Mübalağa edilmektedir. Hatta bazıları padişah ölünce yeni padişah tahta çıkana kadar otorite boşluğu olduğunu, bu sebeple askerlerin huzursuzlaştığını söylüyor. Askerler –o devir için- düzgün yetiştirilmiş, devlete, padişaha sadık, mert insanlardır. Aslına bakarsanız, asker, elinde silah bulunduran kişidir. Taht değişikliği onu ve karşısındakileri endişeye sevk ediyor olabilir.

 

Sual: Sultan IV. Mehmed’in av müptelası sebebiyle devlet işleriyle alakadar olmadığı doğru mudur?

Cevap: Müfrid değildir. Av, bir spordur. Padişahlara çok lazımdır. Devlet işleri ile padişahlar alakadar olmaz; hükümet alakadar olur. Padişah saltanat sürer, hükümet etmez. Sultan IV. Mehmed, bugün Avrupa monarşilerinde rastlanacak derecede modern bir hükümdardı. Hiç suçu olmayan Viyana Bozgunu sebebiyle bürokratlar kendisini haksız yere tahttan indirdiler.

 

Sual: Pargalı İbrahim Paşa’nın cenaze namazı neden kılınmamıştır?

Cevap: Bir Müslümanın, hem de Osmanlı Devleti zamanında, cenaze namazının kılınmaması mümkün müdür?

 

Sual: Osmanlı saraylarındaki heykeller ve canlı resimlerini nasıl anlamalıdır?

Cevap: Osmanlı saraylarında heykel ve canlı resmi yoktur. Osmanlı hanedanı 1924’ten beri saraylarda yaşamamaktadır. Saraylar, artık Cumhuriyet’in idaresindedir.

 

Sual: Papalardan birinin Osmanlı casusu olduğu doğru mudur?

Cevap: Uydurmadır

 

Sual: Osman Gazi’nin kaç tane evladı vardır?

Cevap: Orhan Gazi, Alaaddin Paşa, Fatma Hatun, Savcı Bey Melik Bey, Çoban bey, Hamit Bey, Pazarlı Bey. Savcı Bey’in oğlu Süleyman Bey var. Melik Bey’in Kızı Melek Hatun var. Fatma Hatun evlendi ve bir kızı oldu. Pazarlı Bey’in kızı ve oğlu var. Oğlunun adı İlyas Bey. Bursa’dadır. Pazarlı Bey’in bir oğlu Murad Bey. Onun oğlu Hamza Bey ve Bali Bey. Hamza Bey, Bursa Kirmasti’de gömülüdür. Osman Gazi’nin bir oğlu vardı ki ismini bilmiyoruz. Selçuklu Sultanının sarayında yetişti. Sonra Adıyaman Kahta yakınlarında Pagnik’e yerleşti. Onun soyundan Halil Bey, Bayat Bey ve Ahmet Bey adında zatlar yetişti. Yıldırım Sultan Bayezid Malatya’yı fethettiği zaman huzuruna çıktılar ve ihsana kavuştular.

 

Sual: 1400 yıllık İslam tarihinde sahabeler dışındaki diğer bütün hükümdarlara baktığımız zaman sizce dine en fazla hizmet eden hangisidir?

Cevap: Osmanlılar elbette.

 

Sual: İsmail Hami Danişmend’in İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi kitabında, Martin Luther’in Osmanlı casusu olduğu gibi hususlar yazıyor. Aslı var mıdır?

Cevap: Osmanlı hükümeti, Avrupalıların arasına nifak düşürmek için mezhep ayrılığını körüklemeyi ve Luther’i desteklemeyi tercih etmiş ise de, bunun haricinde söylenenler mübalağalıdır.

 

Sual: Nakşidil Valide Sultan müslüman olmuş muydu?

Cevap: Müslüman bir erkeğin ehli kitap bir kadınla evlenmesi caiz olmakla beraber, Osmanlı sarayında müslüman olmayan kimse yoktur. Naksidil Valide Sultan hep müslüman idi. Sultan I. Abdülhamid’in Fransız asıllı olan zevcesi Nakşidil Valide Sultan değildir. Bu da müslüman olmuştur. Son nefesinde oğulluğu Sultan II.Mahmud’un papaz getirttiği efsanedir.

 

Sual: İstanbul’daki zelzelede Fatih Câmi yıkıldığında türbesi de yıkıldı mı?

Cevap: Hayır, ama harap oldu.

 

Sual: Osmanlılarda şamar oğlan var mıydı?

Cevap: Hayır. Masallarda prenslerin yaramazlık yaptığı zaman, onun yerine bu isimle anılan bir çocuğun cezalandırıldığı, bu psikolojik baskı sebebiyle prensin merhamete gelip bir daha o işi yapmadığı anlatılır.

 

Sual: Sultan IV. Mehmed için Avcı Mehmed tabirini kullanmak mahzurlu mudur?

Cevap: Kötü maksadı olmadan söylemek mahzurlu değil ise de, müslümanların halifesini ve Osmanlı padişahını Avcı Mehmed diye anmak nihayet edebe aykırıdır. Hükümdarların avlanması gayet tabii ve lüzumludur.

 

Sual: Sultan II. Mahmud’un içkiyi bırakması için birkaç gün süt içirildiğine dair Hekimbaşı Abdülhak Molla’nın raporu hakkında ne dersiniz?

Cevap: 1-Fasıkın sözüyle Müslümana suizan edilmez.
2-Mide hastasıydı; su katarak ilaç olarak verdiler. O zaman başka ilaç da yoktu. Alkol, haricen ve dahilen, tedavide yaygın kullanılırdı.

 

Sual: Leslie Pierce kitabında İstanbul’da hayrat yaptıran ilk padişah cariyesinin Hürrem Sultan olduğunu, bunu yapabilmek için azat olunup nikâhlandığını yazıyor. Çünkü kölelerin bunu yapmaya daha önce izinleri yokmuş. Bunun aslı var mıdır?

Cevap: Azatlandığı kati değildir. Kölenin mal varlığı olamaz. Ancak efendi izin verirse, hususi mal varlığı üzerinde kendisinin de tasarruf hakkı olabilir ve bununla hayrat yapabilir. Bunun çok misali vardır. Devlet adamlarının da çoğu böyledir.

 

Sual: Kadının devlet reisliği caiz değilse bülûğdan evvel tahta geçen şehzadeye annesinin naiblik yapması caiz midir?

Cevap: Caizdir. Bu reislik değildir, vekâlettir. Naiblik yapmadı zaten, sadrazam idare etti. İslâm âlimleri maslahat icabı çocuğun hilâfetini sahih görmüştür. Bu halde halîfe makamındaki çocuk birisini nâib (vekil) seçer. Bülûğuna kadar halîfenin işini bu nâib yerine getirir. Osmanlılarda Sultan IV. Murad ve IV. Mehmed henüz bülûğa ermeden padişah olmuşlar; icrâ kudretini vekilleri mesâbesindeki veziriâzâmlar yürütmüştür. Çocuğun vekil tayini sahihtir. Nitekim Sultan IV. Mehmed tahta çıkarıldığında vâlide sultan bunun câiz olup olmadığını Anadolu kazaskeri Hanefî Efendi’ye sormuş, o da böyle cevap vermişti.

 

Sual: Yıldırım Bayezid’in “Bizi kızdırmasınlar, Roma’ya kadar gidip Saint-Pierre Kilisesi’nin mihrabında atımıza yem yediririz!” dediği doğru mudur?

Cevap: Niğbolu Muharebesi’nden sonra, “Atımın yemini Roma’da vereceğim” dediği meşhurdur. Bu, Osmanlıların Kızılelma idealini aksettirir.

 

Sual: Şehzade Mustafa, Düzmece Mustafa’dan bir buçuk asır evvel değil mi?

Cevap: Osmanlı tarihinde üç Düzmece Mustafa vardır. Biri Yıldırım Sultan Bayezid’in, Timur tarafından rehin götürülen oğlu Mustafa olduğu iddiasıyla 1420’de ayaklanan biri ile Çelebi Sultan Mehmed mücadele etmiş; uzunca zaman devleti uğraştıran bu adam sultan II. Murad zamanında mağlup olmuş; 1422’de Edirne’de asılarak idam edilmiştir. Osmanlı tarihleri bunu hakiki Şehzade Mustafa kabul etmez. Modern tarihçilerden edenler vardır. Tarihçi Yorga’ya göre, Sultan II. Murad zamanında 1429’da ayaklanan bir Düzmece Mustafa daha vardır. Nihayet Kanuni Sultan Süleyman zamanında Şehzade Mustafa olduğunu iddia eden bir adam Rumeli’de zuhur etmiş; Niğbolu beylerbeyisi Dulkadiroğlu Mehmed Paşa, bunun isyanını 1555’te bastırmıştır.

 

Sual: Osmanlılar zamanında ateistler hangi mahkemeye gidiyordu?

Cevap: Osmanlı mahkemesine. Hıristiyan ve Yahudiler, belli davalarda kendi ruhanilerine gidebilir.

 

Sual: Osmanlı İmparatorluğu haram aylarda savaş yapmış mıdır?

Cevap: Haram aylarda harb etmenin yasak olduğu hükmü, neshedilmiştir.

 

Sual: Osmanlılar neden okyanuslara açılıp koloni yapmamıştır?

Cevap: Nasıl ve niye yapacaktır? Bunun için ne gemileri müsaittir; ne de lojistik limanları vardır. üstelik sömürgecilik, Osmanlı ruhuna aykırıdır. Anadolu, Rumeli, Ortadoğu ve Afrika’da yurt tutup vatan edinmeleri yetmez mi?

 

Sual: Sultan Yıldırım Bayezid’in İstanbul’u 2. muhasarası neticesinde vardığı anlaşma ile Sirkeci taraflarına bir camii ve bir mahkeme yaptırdığı kroniklerde yazılıdır. Bunlar ne oldu?

Cevap: Buraya Tarakçı Yenicesi ve Göynük’ten halk getirip iskân etmişti. Büyük bir mahalle kurulup; câmi yapılmış; hatib ve kadı tayin edilmişti. Bir müddet sonra Timur fitnesi zuhur edince, Bizans hükümeti tarafından mahalle kaldırıldı; câmi yıkıldı; haraç kesildi; halkı da Osmanlı ülkesine sürüldü. (Mir’at-i Kâinât)

 

Sual: Eğer 2. Viyana Kuşatması’nda muvaffak olsaydı, Osmanlılar Avrupa içlerine kadar girebilir miydi?

Cevap: Viyana’yı fethetse bile, tabii sınırlarına ulaştığı için bu neredeyse imkânsızdı. Üstelik Avrupa devletleri, artık mezhep ihtilaflarını bitirmişti. Birlik olmaları çok kolaydı. Üstelik geniş toprakları elde tutmak, büyük bir maliyet demektir. Bu ise, o zamanki Osmanlı maliyesi için çok fazlaydı.

 

Sual: Padişahın hususi serveti ölünce kime geçer?

Cevap: Padişahın hususi serveti ölünce şer’î vârislerine intikal eder.

 

Sual: Bir tarihçi kitabında Sultan İbrahim bahsinde, III. Murad gibi fazla kadına düşkün değildir diyor. Bunu nasıl anlamalıyız?

Cevap: Helalinden olduğu müddetçe kadın düşkünü olmak suç değildir ki…

 

Sual: Osmanlılar Avusturya içlerine kadar sokulurken, kendisi için bir tehdit olmaya başlayan Rusya üzerine neden ciddi bir sefer yapmamıştır?

Cevap: Osmanlıların misyonu her zaman Avrupa üzerinden Roma’ya inmek olmuştur. Rusya hiçbir zaman gerek maddi gerek manevi olarak bir ideal olarak görülmemiştir. Rusya güçlendiği zaman ise, iş işten geçmiştir.

 

Sual: Sultan I. Mustafa deli miydi?

Cevap: Deli miydi değil miydi bilinmez. Ama padişah olamayacak kadar rahatsız veya -o zamanki tarihçilerin tabiriyle- derviş meşrep idi

 

Sual: Osmanlı 622 yıl boyunca neden, kim için ve ne için savaştı? 1. Cihad için mi? 2. Halkın refahı ve huzuru için mi? 3. Ganimet için mi? Böyle ise muvaffak olamamıştır. 6 asır himayesinde kalan milletlere İslâmiyeti sevdirememiş ve yayamamış; bilakis düşman yetiştirmiştir. Müslüman Türkler devamlı harb hâlinde oldukları için hep acı ve keder hâkimdi; maddi olarak da ilerleyemediler. Buna mukabil gayrı müslimler huzur ve refah içinde idi. Bu sebeple isyan ettiler. Osmanlı yıkıldı ve geride fakir bir ülke, parçalanmış bir İslâm medeniyeti bıraktı. Ne dersiniz?

Cevap: İslâmiyette cihad, yani meşru savaş, Allah’ın ismini herkese duyurmak demektir ve Kur’an-ı kerimin emridir. Müslümanlara saldıranlara karşı durmak; dini yaymak, İslâmiyet’in işitilmesine, işitenin kabulüne, kabul edenlerin dinin icaplarını yerine getirmesine mani olan diktatörlerle mücadele etmek için yapılır. Ganimet, şan ve şöhret, toprak için cihad yapılmaz. Buna ila-yı kelimetullah veya gaza ruhu denir. Osmanlılar umumiyetle hep bu maksat için çalışmış ve muvaffak olmuşlardır. İslâmiyeti dünyanın dört bir yanına doğru olarak yaymışlardır. Müslümanları ve Müslümanlığı korumuşlardır. Gerek Anadolu’da, gerek Rumeli’de, gerekse Kafkasya’da yüzbinlerce kişi Müslüman olmuştur. Bizim gibi öteden beri Müslüman olanların ise Müslümanlıkta kalmasını temin etmişlerdir Neticede dinde zorlama yoktur, kimseyi zorla Müslüman yapamazsınız. İslâmiyeti anlatırsınız, dileyen kabul eder, dileyen kabul etmeden İslam devletinde emniyet içinde yaşar. Zaman içinde devrin değişmesi ile ekonomik, buna bağlı olarak sosyal, buna bağlı olarak da politik çözülme başlamış; Müslümanlar kadar gayrı müslimler de sıkıntı çekmiş; eski huzurlu günler yavaş yavaş kaybolmuştur. Bunu düzeltmeye Osmanlıların güçleri yetmemiş; kader hükmünü icra etmiştir. Osmanlı Devleti’ni yıkanlar gayrimüslimler değil, Türkler olmuştur. Şu anda İslâm medeniyeti namına güzel ne varsa, Osmanlılardan kalmadır.

 

Sual: Osmanlıya ait bir bacak zırhında Arabi harfler gürdüm. Belden aşağı kalacağı için hürmetsizlik olmuyor mu?

Cevap: Hürmetin bununla alakası yoktur. Oraya dua yazılması, bilakis hürmeti ifade eder. Hürmet örfe ve vicdana göre tayin edilir; zamana ve zemine göre değişir.

 

Sual: Celali isyanlarının ismi Ağrı’daki Celali aşiretinden mi geliyor?

Cevap: Alakası yoktur. Yavuz Sultan Selim zamanında Bozoklu Celal diye bir Kızılbaş bir ihtilafından dolayı ayaklandığı için sonradan bütün bu tip isyanlara Celali isyanı denmiştir. Ağrı’daki Celalan aşireti başkadır.

 

Sual: Kavalalı Mehmed Ali Paşa meşhur isyanda muvaffak olup sultan II. Mahmud’u devirseydi ne olurdu?

Cevap: Deviremezdi. Devirseydi padişah olurdu. Ama İngiltere buna müsaade etmezdi. Zira isyanın arkasında Fransa vardı. Fransa, o zaman İngiltere’nin rakibi idi. Kaldı ki bu, Mısır’da güçlü bir hükümet demektir ki İngiltere menfaatleri ile imtizaç etmez.

 

Sual: Osmanlılar devrinde Kudüs’te Salahattin Câmii’nin kilise yapılmak üzere Fransızlara verildiği doğru mudur?

Cevap: Hristiyanlara ait St.Anne kilisesini, Salahaddin Eyyübi Kudüs’ü fethedince medreseye çevirmişti. Sultan Abdülmecid, Kırım Harbi’ndeki yardımları sebebiyle burasını Fransızlara verdi. Yakınlarda Fransa Cumhurreisi Macron’un önünde İsraillilerle münakaşa ettiği kilise budur.

 

Sual: Yavuz Sultan Selim’in, babasını zehirlettiği doğru mudur?

Cevap: Bazı tarihlerde böyle yazar hatta oğluna ömrün uzun olmasın diye beddua ettiği söylenir. Fakat pek inanılır bir rivayet değildir. Zira Sultan Bayezid zaten yaşlı ve hasta idi. Üstelik tahtını da bırakmıştı. Yavuz Sultan Selim onu neden öldürtsün? Bunu muhtemelen Sultan Selim’in muhalifleri uydurmuş olsa gerektir.

 

Sual: Selçuklu sultanları, memleketi oğulları arasında paylaştırmış. Osmanlılar neden böyle yapmak yerine kardeş katlini tatbik ettiler?

Cevap: Selçukluların bulduğu hal tarzı buydu. Bu, aynı zamanda eski Türk devletlerindeki usuldü. Ama memleketin parçalanmasına ve yıkılmasına yol açıyordu. Osmanlılar bundan ders aldılar.

 

Sual: Yavuz Sultan Selim’in ömrü vefa etseydi Avrupa’ya sefer yapar mıydı?

Cevap: Öyle bir rivayet vardır. Zaten Çorlu’da vefat etti.

 

Sual: Kingdoms of Fire filmi Memlüklerle Osmanlıların harbini anlatıyor. Yavuz Sultan Selim zalim olarak gösteriliyor. Ne dersiniz?
Cevap: Film ve romanlar mübalağalı olabilir. Her millet, tarihe kendi cihetinden bakar. Bazı Mısırlılar için Osmanlılar işgalcidir. Bazıları için değildir. Yavuz Sultan Selim, kararlı bir padişahtı. Kimsenin gözünün yaşına bakmazdı. Âdildi, haksızlığa tahammülü yoktu. Bunun için seveni kadar sevmeyeni de vardır.

 

Sual: Şah İsmail’in karısını savaş meydanında bırakıp Sultan Selim’e esir olduğunun aslı var mıdır?
Cevap: Taçlı Hanım esir düştü. Tacizade’ye nikâhlandı.

 

Sual: Osmanlı padişahlarının soyunu Oğuz Han’a dayandırdığı; ama bunun doğru olmadığını söyleyenler var. Ne dersiniz?
Cevap: Bütün Osmanlı tarihçileri böyle söylüyor. Oğuzlar, hep Oğuz Han’a dayanır. Biz de Oğuzuz, bizim de atamız Oğuz Han’dır. Bazı Avrupalı tarihçiler, Osmanlıları Moğol olarak tavsif eder ki, bu, Türkleri öteden beri Moğollarla karıştırma alışkanlığının neticesidir.

 

Sual: Osmanlı Devleti’nde medreselerde pozitif ilimlerin okutulmaktan çıkarılması, devleti çöküşe götüren en mühim âmil olarak anlatılıyor. Osmanlılar gibi ilme ehemmiyet veren bir devlet, neden böyle hareket etmiştir?
Cevap: Osmanlı medreselerinde pozitif ilimlerin okutulmaktan çıkarıldığı diye bir şey yoktur. Bu, geçen asırda oryantalistlerin ortaya attığı ve bizdeki onların takipçisi tarihçilerin de tereddütsüz kabul ettiği bir husustur. Böylece çöküşü kolay izah edeceklerini zannetmiş; yeni düzenin haklılığını müdafaa edebileceklerini düşünmüşlerdir. Halbuki medreselerde okutulan pozitif ilimlere ve bunların literatürüne dair IRCICA ciltlerle eser neşretti. Tanzimat’tan sonra, devletin teknik eleman ihtiyacını karşılamak üzere yeni kurulan ihtisas mektepleri sebebiyle, medreselerdeki pozitif ilimlerin zayıflaması veya bunların da dini/hukuki ihtisaslaşmaya gitmesi tabiidir.

 

Sual: Sultan II.Bayezid Hân, vakfiyesinde, Eyüp’te sade ve üstü açık bir türbeye gömülmeyi vasiyet etmesine rağmen neden II.Bayezid Külliyesi haziresine gömüldü?
Cevap: Böyle şeyler vakfiyede yazmaz; vasiyet etmiş olabilir. Etse de böyle vasiyete uymak dinen lazım değildir.

 

Sual: Osmanlılarda gayrımüslimler devletin en fazla hangi kademesinde vazife yapabilirlerdi?
Cevap: Sadrazam olamaz. İlmiye ve askeriye sınıfına da giremez.

 

Sual: Osmanlı tarihinde vazifeden azledilen devlet adamlarından tekrar iade edildiği olmuş mudur?
Cevap: Bir devlet adamı herhangi bir sebeple azledilirse, aşağı veya yukarı rütbede başka vazifeye verilebilir; bir müddet bekledikten sonra aynı veya başka vazifeye de getirilebilir. Suç işlemişse, müstesnadır. Affedilmedikçe, tekrar vazifeye iade edilmez.

 

Sual: Fas, Osmanlı idaresinde ne kadar kaldı?
Cevap: XVI. asırda kısa bir zaman Osmanlı himayesinde kaldı. Hiçbir zaman bir Osmanlı eyaleti olmadı.

 

Sual: Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’un fethi sonrası, şehri himmetle değil, kılıcım hakkıyla aldım dediği doğru mudur?
Cevap: İstanbul himmet ve dua ile alındı diyen bir dervişe, kılıcın hakkını da unutmamalı, dediği rivayet olunur.

 

Sual: Bir amme gelirinin ihale ile toplama usulü olan iltizam usulüne İngilizce, farm (revenue leasing) veya tax-farming denilebilir mi?
Cevap: Birkaç kitapta tax-farming denilmiş. Şevket Pamuk da öyle demiş.

 

Sual: Sultan Mecid devrinde kölelik yasaklandıysa, Sultan Hamid devrinde nasıl köle ve cariye olabiliyor?
Cevap: Köle ticareti yasaklandı, kölelik değil. Mevcut kölelerin ve çocuklarının statüsü devam etti. Devlet, mülkiyeti kaldıramaz.

 

Sual: Sultan II.Bayezid şehzadeliğinde babası tarafından afyon kullandığı için tekdir ediliyor. Bu hususta ne dersiniz?
Cevap: Olabilir mi böyle şey? Sevmeyenlerin iftirasıdır.

 

Sual: Fatih Sultan Mehmed’in bir kâhine fal baktırdığı ve kâhinin ilerde İstanbul’u harpsiz kaybedileceğini söylediği doğru mudur?
Cevap: Sultan Fatih gibi birinin falcıyla ne işi olur?

 

Sual: Amin Maalouf’un Doğunun Limanları kitabında Sultan Aziz’in kızı İffet’in delirdiğinden ve sarayın hekimi rikabdar ile Adana’da evlendiğinden bahsediliyor. Doğru mudur?
Cevap: Bahsettiğiniz romandır; tarihi hakikatlerle hiç alakası yoktur. Sultan Aziz’in ne İffet diye bir kızı vardır, ne de böyle bir gizli hikâye yaşanmıştır.

 

Sual: Geçenlerde bir tarihçi 18.asırda Osmanlı’da basılan kitap sayısı 50 bin iken; aynı devirde Avrupa’da 1 milyar kitap basıldığını, Osmanlının bilimsel ve ekonomik bir altın çağı olmadığını söyledi. Ne dersiniz?
Cevap: İlim an’anesi ve usulleri bambaşka olan bir Osmanlı Devleti’ne mukabil, nüfusu Osmanlı nüfusunun kat be kat fazlası olan yüzlerce devleti mukayese etmesi, ne kadar objektif ve mantıklı olduğunu göstermeye kâfidir.

 

Sual: İnternette bir belge dolaşıyor, belgede ise şu ifadeler geçiyormuş ; “Valide Sultanın alışveriş listesi: 24 şişe kına kına şarabı, 300 şişe Bordo şarabı, 2 anbar Viyana birası, 24 şişe Porto şarabı, ufak fıçı derununda sardalya, Lakârta [Lakerda] balığı, havyar…”. Belgenin üstünde arşiv numarası da yok. Fakat atan kişi Osmanlı arşivinde mevcuttur, kontrol edilmiştir diyor. Ne dersiniz?
Cevap: Mühürsüz, imzasız, antetsiz ve kimin yazdığı belli olmayan bir meyhanenin mubayaa listesine benzeyen bu vesika Osmanlı Sarayı’na ait değildir. Her arşivdeki vesikayı hakikat zannetmemelidir. Sahte değilse, tahttan indirilip Çırağan Sarayı’nda ikamete tâbi tutulan Sultan V. Murad’ın cinnet getirmiş annesinin bir şakası olsa gerektir. Çırağan Sarayı halkı, sarayda yumurta bulamadıklarından yakınmışlardır. Nasıl olur da böyle bir liste tanzim ederler. Diplomatlara protokol yemeği mi veriyorlar? Hem mahlu padişahın, hem de annesinin satın alma işine bakan ağaları vardır. Buraya girip çıkan Yıldız’ın sıkı kontrolü altındadır. Valide Sultan’ın böyle bir liste yollaması kadar saçma bir şey olamaz. Milleti bilgilendirmek istiyorlarsa, mesela, Sultan V. Murad’ın sürgün edilip, Fransa’da sefalet içinde veremden ölen kızı Fehime Sultan’ın hâlini anlatsınlar. Cariyesi sokaklarda dilenerek hanımına bir çorba pişirirdi. Böyle vesikalar bir şey ifade etmez.

 

Sual: Osmanlı vesikalarında geçen reaya tabiri ne manaya geliyor?
Cevap: Osmanlı tebası ya askerîdir, ya da reayadır. Askerî beratla tayin edilen ve beytülmalden hakkı olan ordu, mülkiye ve adliye vazifelileridir. Bunun dışında vergi ile mükellef olan Müslüman ve gayrı Müslim halka reaya denir. Sonraları gayrı Müslim vatandaşlar için kullanılmıştır.

 

Sual: Gazi Hüsrev Bey Bosna’da yaptırdığı çok sayıda medrese, camii, hamam, türbeyi kendi malından mı vakfetmiştir?
Cevap: Vakfiyeye bakmalıdır. Müessesat (cami, medrese vs.) kendi malındandır. Müstegallatın (gelir getiren mülklerin) bazısı miri tahsis olabilir, yani devlet arazisi olabilir.

 

Sual: Yıldırım Sultan Bayezid, Timur’u Rumeli’de muharebeye zorlasa daha akıllıca olmaz mıydı?
Cevap: Ne yani, bütün Osmanlı ülkesini çiğnese miydi? Koskoca orduyu Rumeli’ye çekmek kolay değildir. Memleketin o zaman şark sınırına yakın olan Ankara’da muharebe edilmesi, hiç değilse, felaketin önünün alınmasını kolaylaştırmıştır.

Sual: Sosyal medyada imparatorluk devrinde 30.839 kitap basıldığı; cumhuriyet devrinin ilk 10 yılında bunun kadar basıldı şeklinde paylaşımlar vardır. Ne dersiniz?
Cevap: İmparatorluk devrinde ne kadar kitap basıldığına dair sahih bir istatistik yoktur. Bu bilgiyi, bu sahada yazılmış tek bir kaynaktaki mehazsız bilgiden alıyorlar. Doğru bile olsa, nüfus artışı ve teknik inkişafları nazara almak icap eder. Kitabın matbu olup olmaması değil, okunup okunmaması mühimdir. Osmanlı cemiyetinde gayrı matbu kitap her zaman makbuldür. Mesela 1950 senesinde İstanbul nüfusu 1 milyon iken, kütüphanelerdeki kitap sayısı da 1 milyondur. Çok kitap basılmış olsa neye yarar? Az, ama iyi kitap mühimdir. Şimdi matbu milyonlarca kitabın ne kadarı insanlara faydalıdır? Aynı iddia Osmanlı Devleti ile Avrupa arasındaki mukayesede de caridir. 15. asırda Avrupa’da 20 milyon kitap basıldığını iddia ediliyor ki, Gutenberg’den itibaren olsa bile, 50 senede bu miktarın 20’de birinin dahi basılmasına teknik olarak imkân yoktu. 18. asırda Avrupa’da 1 milyar; Osmanlı’da ise 30 bin kitap basıldı iddiası da problemlidir. Osmanlı Devleti’ne mukabil onlarca devlet arasında; üstelik aradaki muazzam nüfus farkını; yaşanan siyasi, ictimai ve iktisadi problemleri nazara almadan yapılan sübjektif ve usule aykırı bir mukayeseden ibarettir. IRCICA’nın eski direktörü Ekmeleddin Bey’in neşrettiği Osmanlılarda ilim ve fenne dair onlarca cilt bibliyografya kitabı, bu iddiaya güzel cevap vermektedir.

 

Sual: Osmanlılarda kölelik kaldırılınca, Hicaz’da isyan çıktığı doğru mudur?
Cevap: Kölelik değil, köle ticareti yasaklandı. Bu ticaret, mıntıkanın birinci maişet kaynağı idi. Halk memnuniyetsizlik gösterdi. İsyan bundan ibarettir.

Sual: Bahçe-i âmire ne demektir?
Cevap: Beylik bahçe, yani devlete ait bahçe demektir.

 

Sual: Osmanlı haritalarının neredeyse hepsinde Necd gösterilmemektedir. Burada Osmanlı hâkimiyeti kurulmamış mıydı?
Cevap: Haritalar yanlıştır. Arabistan’ın kuzeydoğusundaki Necd, 1918’e kadar Osmanlı toprağıdır. Kendine mahsus bir otonomi ile idare olunurdu.

 

Sual: Yavuz Sultan Selim neden İran’ı işgal edip Safevileri ortadan kaldırmadı?
Cevap: İran’ı fethetmek kolay değildir. Osmanlıların hedefi batıya doğru i’la-yı kelimetullahtır. Toprak almak değildir. Kaldı ki Çaldıran Harbi sayesinde, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Kuzey Irak, Tebriz ve Batı Azerbaycan fethedildi. Mesele fetih değil, emniyet idi. Çaldıran zaferi olmasaydı, Anadolu, bir Şiî memleketi ve buradaki Türklerin hepsi Şiî idi.

 

Sual: Yavuz Sultan Selim Mısır’a neden sahilden gemilerle gitmedi de, Sina çölünü geçmek gibi zor bir işe girişti
Cevap: Sahil, düşman elinde idi. Gemi ile orduyu sevketmek kolay mı?

 

Sual: Osmanlılar, Kırım gibi, Endülüs’ü de kendisine bağlasaydı olmaz mıydı?
Cevap: Arada hiç benzerlik yoktur. Kırım hanlığı, kendi arzusuyla yanı başındaki Osmanlı Devleti’ne bağlandı. Endülüs ise kilometrelerce uzakta idi. Arada deniz vardı, düşman toprakları vardı. Üstelik Endülüs’te küçücük bir beylik kalmıştı. Bunun için harbi göze almak, felaket olurdu. Osmanlılar, Endülüs Müslümanlarına yolcu gemileri gönderip, Kuzey Afrika’ya tahliyesini, Endülüs istilasının Müslümanlar için mümkün mertebe kansız geçmesini temin etmiştir.

 

Sual: Süleymaniye Câmii girişindeki kırmızı taşın, Roma imparatoru tarafından mihraba konulmak üzere hediye olarak gönderildiği; Mimar Sinan’ın şüphelenerek taşı böldüğü ve içinden haç figürleri olduğunu gördüğü; bunun üzerine herkesin ayağını basması için avluya yerleştirdiği doğru mudur?
Cevap: Son zamanlarda çok işitilen hamasi şehir efsanelerinden birisidir. Bu da Süleymaniye’deki bir dilencinin herkese anlattığı ve inandırdığı bir masaldır. Bir kere o tarihte Roma İmparatorluğu yoktur. Roma imparatorluğu IV. asırda, yani Süleymaniye Câmii’nin inşaından 1100 sene evvel tarihe karışmıştı. Buna ayaktaşı derler. Bütün camilerde bulunur. Ayakla basılır. Bu sebeple kolayca aşınmaması ve belli olması için umumiyetle kırmızı granitten olur. Bu taş, bir Bizans harabesinde bulunup getirilmiş ve cami girişine konulmuştur. Haçı biraz kazınmış ise de, tamamen kaybolmamıştır.

 

Sual: Son selatin cami hangisidir?
Cevap: Padişah ve hanedan âzâlarının yaptırdığı umumiyetle çift minareli camilere selâtin câmi denir. Yıldız Hamidiye Câmii son selâtin câmiidir.

 

Sual: Okuduğum bazı tarih kitaplarında Osmanlıların bazı suçlulara, çengel, çarmıh ve kazık cezası tatbik edildiğini yazıyor. Bu tür cezalar tatbik edilmiş midir?
Cevap: Bunların hepsi, Avrupa amme efkârını Türklerle savaşa ikna etmek için Osmanlı ülkesine bile gelmeden propaganda maksadıyla seyahatname yazan seyyah, diplomat ve yazarların hayallerinin mahsulüdür. Osmanlı ceza hukuku; şer’î hükümlere ve kanunnamelere istinad eder. Bunların hiç birinde böyle cezalar yoktur. Böyle cezaların tatbik edildiğine dair en ufak bir vesika mevcut değildir. Bazıları, tabirlerin yanlış anlaşılmasının da rolü vardır. Kazığa oturtmak, kazık saplamak değil, teşhir için kazığa bağlamak demektir. Suçlu burada oturtulup bir müddet kazığa bağlanır.

 

Sual: Osmanlıca kelimesi Osmanlı Devleti zamanında kullanılıyor muydu?
Cevap: Son zamanlarda lisan-ı osmanî kullanılmıştır.

 

Sual: 1908’den sonra Osmanlı Devleti’nde şer’î hukuk devam etti diyorsunuz. Fakat padişah sembolik bir makam haline geldi. İslam Devletinde bütün salahiyetler halifedeyse bu bakımdan şeriatla tezat arzetmez mi?
Cevap: 1908’den sonrası şer’î hukuktaki ehl-i bagy iktidarına misaldir. Kanunlar şer’îdir. Halifeyi inkâr yoktur. Ama tatbikatta şeriata muhalif tatbikat vardır.

 

Sual: Emir Sultan’ın Yıldırım Sultan Bayezid’e Ulu Câmi’nin 4 kapısına 4 meyhane aç demesi ve bunun üzerine padişahın içkiyi bıraktığı doğru mudur?
Cevap: Emir Sultan, padişahın damadıdır. Damadın, kayınpederine, hem de padişaha, hem de böyle edebe uymayan bir şey söylemesi, olacak iş değildir. İçki içen bir adamın cami yaptırdığı görülmüş müdür? Sultan Bayezid, Timur’a yenildiği için, Osmanlı tarihçileri hep bir günah keçisi aramış, bunu padişahın içki içmesine ve Sırp kızıyla evlenmesine bağlamıştır. Bunlar uydurmadır.

 

Sual: Devlet-i ebed müddet tabirinden murad nedir?
Cevap: Osmanlı İslam devletinin ebediyyen devam etmesi temennisinin ifade edildiği bir sözdür. Bu tabir klasik Osmanlı metinlerinde geçmez. Nitekim sosyolojik bir vakıadır ki, hiçbir devlet ebedi olamaz. Sonradan tarih boyu birbirini takip ederek kurulan ve ebediyete kadar devam edeceğine inanılan, aynı kadronun yürüttüğü tek bir Türk devleti manası yüklenmiştir. Nitekim Nihal Atsız gibi milliyetçi tarihçiler; Türkiye Cumhuriyeti’ni gökten zembille inmeyip, Osmanlı İmparatorluğu’nun; onun da İlhanlı Devleti’nin, onun da Anadolu Selçuklu Devleti’nin, onun da Büyük Selçuklu Devleti’nin; onun da Karahanlıların, onların da Uygurların, onların da Gök Türklerin, onların da Avarların, onların da Hunların devamı olduğunu söyler.

 

Sual: Osmanlılarda gayrimüslimler son zamanlara kadar askere alınmıyordu. Bunun sebebi nedir?
Cevap: Cihad bir ibadettir. Gayrı müslimler ise ibadetle mükellef değildir. Ama gayrı müslimlerin ücretle orduda istihdamı ve gayrı müslim devletlerle icabında askeri ittifaklar caizdir.

 

Sual: Yeniçerilerin sakalsız oluşunun sebebi nedir?
Cevap: Yeniçerilerin ve şehzadelerin sakalsız ve bıyıksız olduğu kati değildir. Öyle bile olsa, sakal bir özür ile kesilebilir. Muharebede tehlike ve dezavantaj hâsıl ettiği için kesilmiş olabilir.

 

Sual: Saray mutfaklarını anlatan bir şef, Sultan Fatih devrinde en sevilen yemeklerden birinin istiridye külbastı olduğunu söyledi. İstiridye yemek caiz olmadığına göre bu sözü nasıl anlamalıdır?
Cevap: Bunların hepsi mübalağadır. Hanefi mezhebinde deniz mahsulleri yenmez. Saraya giren malzeme listesinde karides geçiyor. Fakat bunun tedavi maksatlı kullanıldığı ve Şafii mezhebinin taklit edildiği düşünülebilir.

 

Tavsiye Yazı –> Yakın Tarihe Dair Sualler

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler