Sual: Taşköprizade, Fatih Sultan Mehmed’in bir ara Hurufîliğe meylettiğini yazıyor. Bunu nasıl anlamalıyız?

Cevap: Bu yanlış anlaşılıyor. Son derece entelektüel ve samimi bir Müslüman olan Sultan Fatih, bunlarla meşgul olmuş fikirlerini öğrenmiştir. Bozuk olduklarını anlayınca da kendilerini âlimlerle münazaraya davet etmiş; mağlup olunca da cezalandırmıştır. Sultan Fatih gibi bir zatın Hurufiliğe meylettiğini söylemek veya düşünmek abestir; bu yüksek şahsiyeti tanımamaktır.

 

Sual: “Fatih Sultan Mehmet Han vefat ettiğinde taht kavgası vardı. Cenazesi odada unutuldu. 19 gün öyle kaldı. Cesed çürümüş ve kokmuştu. Yanına gitmeye kimse yanaşmadı” diyorlar. Doğru mudur?

Cevap: Cenaze unutulmadı. Padişah cenazesi unutulacak bir cenaze değildir. Ama sıradan biri gibi de defnedilemeyeceği âşikârdır. O zamanın seyahat şartlarında yeni padişahın payitahta gelmesi beklendi.

 

Sual: Sultan Fatih’in gemileri karadan yürüttüğü doğru mudur? Buna dair yabancı kaynaklarda ne yazıyor?

Cevap: Dukas, Babinger, Barbaro böyle söylüyor.

 

Sual: Fatih Sultan Mehmed sarayını resimler ve heykellerle süslemiş midir?

Cevap: Bir müslüman böyle yapar mı? Nereden görmüşler?

 

Sual: Fatih Sultan Mehmed’in şöyle bir beytini gördüm. “Cevr-i dilber ta’’n-ı düşman sûz-i fırkat za’f-ı dil/Türlü türlü derd için yaratmış Allahım beni.” Burada biraz kadere isyan gibi bir intiba uyandırıyor. İzahı nasıldır?

Cevap: Şiirlere bu gözle bakılmaz. Te’vil edilir. Edebiyatta sanatlar vardır. Mecaz ise en çok kullanılan sanattır.

 

Sual: İstanbul’un fethinden sonra, 3 gün yağmanın serbest bırakıldığı doğru mudur?

Cevap: Savaş ile fethedilen şehirlerdeki bütün mal ve esirler ganimettir. Yani beşte biri devlet hazinesine ayrıldıktan sonra, savaşa bilfiil katılanlara taksim edilir. Savaş kızıştığı zaman, kumandan, askere yağma va’dedebilir. Bu takdirde askerin yağma ettiği, ganimet sayılmaz, mülkü olur. İstanbul’un fethi sırasında muharebeler kızışınca, Sultan Fatih’in böyle bir tamimde bulunduğuna dair rivayet mevcuttur. Savaş hukukuna aykırı bir muamele değildir.

 

Sual: Bir tarihçi, Fatih devrinin hiç bir kaynağında Peygamber Efendimizin İstanbul’un fethiyle alâkalı meşhur hadîsinin geçmediğini; hatta yabancı memleketlere gönderilen fetihnâmelerde de bu hadîse atıf yapılmadığını; bu hadîsin Fâtih ile alâkalandırılmasının çok sonraları olduğunu söylüyor. Ne dersiniz?

Cevap: Müsnedü Ahmed bin Hanbel’de ve Hâkim’in Müstedrek’inde geçen bir hadîs-i şeriften haberdar olmamaları mümkün değildir. Tevâzuları sebebiyle anmamış olabilirler. Tarihçiler, beş asır öncesine ait bir meselede her vesikayı görmüş olamaz.

 

Sual: Çandarlı Halil Paşa İstanbul’un fethini önlemeğe çalışmış mıdır ve değilse neden idam edilmiştir?

Cevap: Çandarlı Halil Paşa muktedir, hırslı ve mağrur bir vezir idi. Sultan Fatih’i tecrübesiz buluyordu. Bizans ile mücadeleyi erken görüyor, Avrupalıları üzerimize salacağından korkuyordu. Bu sebeple muhasarayı engellemek için elinden geleni yaptı. Sultan buna itibar etmedi, ama zamanını bekledi. Feth müyesser olunca, kendisini itham etti. Bizanslılarla münasebeti ortaya çıktı ve idam edildi. Bu hâdiseden sonra padişah devşirme asıllı vezirlere temâyül ve teveccüh gösterdi.

 

Sual: “Hristiyan ol senle birlikte dünyayı idare edelim” diyen Papa’ya; Fatih Sultan Mehmed’in “Sünnet ol, seni şeyhülislam yapayım” dediği doğru mudur?

Cevap: Böyle aptalca bir sözü Fatih Sultan Mehmed gibi bir zât söyler mi? Sünnet olunca, şeyhülislam mı olunuyor?

 

Sual: İstanbul’un fethinde, Sultan Fatih’in gemileri karadan yürüttüğü iddiasının doğru olmadığını, bir gecede bunun mümkün olamayacağını söyleyen tarihçiler var. Ne dersiniz?

Cevap: Bunu söyleyenlerin Fatih Sultan Mehmed’i hiç tanımadığı anlaşılıyor. O devre ait bütün meşhur kaynaklarda yazan bu hadise, ilk çağda Siraküza Kralı tarafından ve Sultan Fatih’ten sonra da Turgut Reis tarafından Cerbe’de tatbik edilmiştir. Bahsettiğiniz şahıs, şöhret adına tarihî hadiseleri tahrif eden, hakikatleri inkâr ederek sansasyon meydana getirmek isteyen birisidir.

 

Sual: Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin sarayın bahçesinde oynayan Şehzade Mehmed’i işaret ederek İstanbul’un fethini şu çocukla bizim köse görür diyerek Akşemseddin hazretlerini gösterdiği doğru mudur?

Cevap: Meşhur ise de, tarihî kronoloji olarak mümkün değil. Zira Hacı Bayram Veli, Sultan Fatih doğmadan vefat etmiştir.

 

Sual: Sultan II. Murad’ın “Fatih Sultan Mehmed’e Nasihatleri” diye bilinen kitap kimin eseridir?

Cevap: Venedik balyozu Andrea Coscolo yazmış; torunu, Kanuni Sultan Süleyman devrinde Türkçeye tercüme etmiştir.

 

Sual: Fatih Sultan Mehmet Han hazretleri zamanında harplerden dolayı enflasyonun yükseldiği, halkın zorlandığı; Fatih Sultan Mehmed’in yerine geçen Sultan II.Bayezid “Bu kadar fetih yeter; aldığımız yerlerde kök salalım” dediği ve herkesin de bunu tasvip ettiği doğru mudur?

Cevap: Evet. Uzun harbler ve en iyi uzayan idareler bile halkta usanç meydana getirir. Bunlar belli periyodlardır. Harblerle geçen Fatih Sultan Mehmed’ten sonra Sultan II. Bayezid ve Kanuni Sultan Süleyman’dan sonra Sultan II. Selim devri nisbî bir sükûnet devri olmuştur. Bu da ihtiyaçtır.

 

Sual: Sultan Fatih ressama poz vermiş midir?

Cevap: İstanbul’un imarı için gelen Mimar Bellini görüp, padişahı zihninden çizmiştir.

 

Sual: Fatih’in Sadrazamı Mahmut Paşa şer’an hangi sebeble idam olunmuştur?

Cevap: Mahmud Paşa, Bosna Seferi ve Otlukbeli Savaşı’ndaki bazı hataları sebebiyle padişahın gözünden düşmüş; azledilip sürgün edilmişti. Bundan sonra Şehzade Mustafa’nın vefatında güya eğlence tertiplemesi bardağı taşıran son damla olmuş. Bunun üzerine Şehzade Mustafa’yı onun zehirlediği rivayeti çıkmıştır Buna da sebep olarak Şehzade Mustafa’nın Mahmut Paşa’nın karısını baştan çıkarmış olduğu şeklinde anlatılır. Hâdise tamamen dedikodudur. Mahmut Paşa’nın hanımı, Şehzade Mustafa’nın hareminden çıkma bir cariye idi. Mahmud Paşa seferde iken, ziyaret sebebiyle eski kapısına gitmiş; burada haremde misafir olarak kalmıştı. Mahmut Paşa taraftarları bu dedikoduyu tertipleyip ileri sürmüşlerdir.

 

Sual: Fatih Sultan Mehmed’in deniz mahsullerini yediği rivayeti doğru mudur?

Cevap: Kati bilinemez. Saraya alınan her mal, padişah için değildir. Öyle olsa bile, sıhhat gibi bir zarurete mebni olabilir. Zira deniz haşaratının yenilmesi, Hanefî mezhebine göre caiz değildir.

 

Sual: Fatih Sultan Mehmed Hanın düzenli olarak karides ve istiridye yediği doğru mu?

Cevap: Hanefî’de balıktan başka deniz mahsulleri yenmez. Sarayın mutfak listesinde varsa da, bu yendiği manasına gelmez. Yenildiyse de bir özre mebni yenmiştir.

 

Sual: Sultan Fatih’in Fahreddin-i Acemi’nin fetvasıyla Hurufîler’i yaktırdığı doğru mu?

Cevap: İslâmiyette yakarak idam caiz değildir. Buradaki ihrak-ı binnar (ateşle yakma) tabiri mecazdır. Mülhid olduğu için, ölünce, doğrudan cehenneme gideceği inancını ifade eder

 

Sual: Sultan Fatih’e bir darbe olsaydı, bebek yaştaki kardeşi Şehzade Ahmed  mi padişah olacaktı? O zaman devleti kim idare edecekti?

Cevap: Evet. Bütün monarşilerde çocuğun, hatta bebeğin hükümdarlığı mümkündür. Devleti vekili, yani vezir idare eder.

 

Sual: Fatih Sultan Mehmed’in gayrımüslim bir tabib tarafından zehirlenerek öldürüldüğü doğru mudur? Böyle ise padişah niçin Müslüman değil de, gayrımüslim bir tabib kullanmıştır?

Cevap: Franz Babinger Sultan Fatih’in Venedik tarafından zehirlendiğini söylüyor ve bunun o zamanki siyasî şartlar bakımından da makul olduğunu iddia ediyor. Bazı Osmanlı tarihçilerinin de bunu ima edecek tarzda ifadeleri vardır. Ancak kat’i değildir. Bugün de Sultan Fatih’in öldürülmüş olması, komploculuğa meyilli bazılarının hoşuna gidiyor ve eski düşmanlıkları körüklemeye yardımcı olarak kullanılıyor. Böyle bir kâtil doktorun saraya kadar girip yükselmesi pek makul gözükmüyor. Venedik vatandaşı olmak için padişahı öldürtmesi çok abestir. Zaten yüksek bir mevkiye gelmiştir, Venedik vatandaşı olup ne yapacaktır? Zaten padişahın vefatı üzerine askerler tarafından linç edildi. Hasta ölürse doktorları suçlamak âdettir. Padişahın böyle gizlice saraya sokulan bir doktor tarafından zehirlendiğini söylemek, aslında o zamanki padişah sarayının ve devletin emniyet zaafını iddia etmek demektir. Böyle bir hükümdarın öldürülmesi pek tabiî demektir. Sultan Fatih, eskiden beri mide rahatsızlığı çekiyordu. Muhtemelen mide kanseri idi. 50 yaş o zaman için genç sayılmaz.

Padişahın tabibi Lârizâde, Türk idi. Yahudi tabib onun yardımcısı idi. O zamanlarda tabiblik, diğer sanatlar gibi gayrımüslimlere mahsus bir meslek idi. Müslümanlar devlet idaresi ve ilim gibi daha yüksek işlerle meşgul olurdu. Gayrımüslim tabib kullanmanın mahzuru olduğu da söylenemez.

 

Sual: Sultan Fatih’in elini kestirttiği mimardan dolayı kadı tarafından elinin kestirilmesine hükmedilmesinde, adalet yerine eşitlik ağır basmıyor mu?

Cevap: Yalnızca Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde geçen ve Sultan Fatih’i bir psikopat olarak tasvir eden bu menkıbe uydurmadır. İran mitolojisinden alınmadır. Din büyükleri ve Osmanlı padişahları hakkında, gûyâ onları yüceltmek için böyle saçma sapan yüzlerce menkıbe anlatılmakta; ne yazık ki insanlar da bunları ciddiye almaktadır. Kadı, her meselede padişahı muhakeme edemez. Çünki kadı, padişahın vekilidir. Kadı ancak hususî hukuka dair davalarda hükümdarı muhakeme edebilir. Had suçlarında muhakeme edip, mahkûmiyet veremez. Bu gibi dâvâlara, Divan-ı Mezâlim’de, Osmanlılarda Divan-ı Hümâyun’da hususî usul kaidelerine göre bakılır. Kısas, kasden öldürme ve yaralamada verilen cezadır. Burada bir siyaset cezası mevzubahistir.

 

Sual: Fatih Sultan Mehmed’i büyüten annesi Mara Despina Hatun’un evliliği sırasında Hıristiyanlığı bırakmayıp, daha sonra da Sırbistan’a dönerek manastıra kapandığı doğru mudur? Benim bildiğim herkes saraya girmeden önce müslüman oluyordu…

Cevap: Sultan II. Murad ile Sırb kralının kızı Mara’nın evliliği, daha önceki Osmanlı padişahlarında olduğu gibi siyasî maksatlarla idi. Mara kendi dininde kalmıştır. Hiç Müslüman olmamış, kocası ölünce, kendi isteğiyle memleketine giderek manastıra kapanmıştır. Mara cariye değil, Sırp kralının kızı idi. Müslüman bir erkeğin ehl-i kitab bir kadın ile evlenmesi câizdir. Mara Despina Hatun, Fatih Sultan Mehmed’in annesi değil, üvey annesi idi. Sultan Fatih tahta çıkınca kendisine hürmet etmiş ve Edirne’de kalırsa hizmetinde bulunacağını va’detmişti. Zevcinin üzüntüsünü tutan Mara Despina ise memleketine dönüp dünyadan el etek çekmeyi tercih etti. Bunun üzerine Sultan Fatih kendisine vefatına kadar kullanmak üzere bir gelir tahsis etti ve vâlidem diye başlayan bir mektup yazdı. Bu sebeple bazı tarihçiler bu kadının Sultan Fatih’in annesi olduğu vehmine kapılmıştır. Türk-İslâm geleneğinde üvey anneye vâlide diye tazimkârâne hitab etmek vardır. Hatta bazı kısa görüşlüler Sultan Fatih gibi büyük bir hükümdarın Müslümanlar ve Türkler arasından çıkabileceğine ihtimal vermeyip, onu ancak Hıristiyan bir annenin yetiştirebileceğini söylemiştir. Sultan Fatih’in annesi Halime Hümâ Hatun, büyük ihtimalle İsfendiyar Beyinin kızı idi.

 

Sual: Fatih Sultan Mehmed’in Ayasofya vakfiyesinde câmiyi vakıf olmaktan çıkaran kimseye beddua ettiği doğru mudur?

Cevap: Evet. Bu ifade bütün vakfiyelerde klişe olarak geçer. Şart-ı vâkıf, nass-ı şâri gibidir. Yani vakfeden şartı, âyet ve hadîs hükmü gibidir. Kimse değiştiremez.

 

Sual: Sultan II. Mehmed’in, saraya freskler yaptırdığı ve II. Bayezid’in bunları dine aykırı bularak attırdığı doğru mudur?

Cevap: Canlı resmi yapmak ve yaptırmak dinen yasaklandığına göre, böyle birşey mümkün olmasa gerektir. Belki manzara resimleri yaptırılmış olabilir. Zamanımızda Sultan Fatih’i, hakikî hüviyetinden farklı bir şahsiyet olarak lanse etme gayreti vardır. Ayasofya’daki fresklerin bile kazındığını Osmanlı kronikleri bildiriyor. Sultan Bayezid’in kazıttığı, Bizans’tan kalma freskler olsa gerek.

 

Sual: Sultan Fatih’in İstanbul’un fethi üzerine Truva’nın intikamını aldık sözü doğru mudur?

Cevap: Fatih çok entelektüel bir hükümdardı. Truva’dan haberdar olması çok muhtemeldir. Bahsettiğiniz söz Montaigne’nin eserinde geçer. Güya Fatih Sultan Mehmet, Papa II. Pius’a mektup göndermiş. Türklerin, Troyalılar soyundan geldiklerini ve Hektor’un öcünü almanın Türklerin uhdesinde olduğunu yazmış. Bizans tarihçilerinden Kritovulus, Sultan’ın “Allah, Truvalıların intikamını alma imkânını bahşetti” dediğini yazar. Kritovulus, Sultan Fatih’in muasırıdır. Ayrıca Sultan Fatih’in, Yunan ve Roma tarihçilerinin eserlerini okuduğu bilinmektedir. Şu halde Truva’dan haberdardı. Ama Truvalıların, Türklerin atası olduğu sözü, yakıştırma olsa gerektir. Yakın zamanda bu sözü Dumlupınar Zaferi üzerine Mustafa Kemal Paşa’ya atfedenler de vardır.

 

Sual: Sultan Fatih, İstanbul’u aldığında Hector’un öcünü aldık diye bir söz kullanmış mıdır?

Cevap: Meşhurdur. Ama doğru mu değil mi bilmiyorum. Yunanlıların, Truva’ya saldırması kast ediliyor. Truva’dan kaçanlar, Roma’yı kurduğuna göre, Roma, Truva vârisi olduğuna göre, bu söz pek de manalı gelmiyor.

 

Benzer Suallerin Cevapları İçin Tıklayınız

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler