Sevgili Peygamberimiz Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem, müşriklerin, Eshâbına yaptıkları zulüm ve işkencelere çok üzülüyorlardı. İslâmiyet’in yayılması ve öğrenilmesi için emniyetli bir yer lâzımdı. Efendimiz, bu mukaddes vazife için Hazreti Erkâm’ın evini seçti. Bu ev, Safâ tepesinin doğusunda, dar bir sokak içinde ve yüksekçe bir yerde idi. Buradan Kâbe-i muazzama rahatça görülürdü. Evin giriş ve çıkışı, gelip geçenleri kontrol etmek bakımından çok elverişli idi. Ayrıca Hazreti Erkâm, Mekke’nin ileri gelenlerinden, îtibârı yüksek bir zât idi. Habîb-i ekrem efendimiz, bu evde Eshâbına İslamiyet’i anlatıyordu. Yeni müslüman olacaklar buraya gelip İslâmiyet’le şereflenirler, Resûlullah efendimizin gönüllere deva olan Mübârek sözlerini dinlemekle bereketlenirlerdi. Peygamber efendimizi, sanki başlarına kuş konmuş da konuşunca uçacakmış gibi nefes almaz bir şekilde dinlerlerdi. Mübârek sözlerini, adetâ yutarcasına, hiç bir kelimesini kaçırmadan, ezberlerlerdi. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, gündüzlerini Erkâm’ın evine ayırıyor ve sabahtan akşama kadar Eshâbını yetiştirmekle meşgûl oluyorlardı. Burası müslümanların ilk karargâhı, “Dârül İslâm” idi. İlk müslümanlar burada toplanırlar, böylece müşriklerin her türlü kötülüklerinden korunmuş olurlardı.

Ammâr bin Yâser anlatıyor: “Dârül-Erkâm’a” gidip Resûlullah’ı görerek müslüman olmak istiyordum. Kapıda Hazreti Süheyb’e rastladım. “Burada ne yapıyorsun!” diye sorduğumda, aynı suâli bana sordu. Ben de; “Hazreti Muhammed’in huzûruna gidip, sözlerini dinleyip müslüman olmak istiyorum” dedim. O da; “Ben de bunun için gelmiştim” dedi. Beraberce yüksek ve şerefli huzûrlarına girdik. Bize İslâm’ı arz etti. Severek müslüman olduk.”

Ammâr müslümanlığını açıklamaktan çekinmeyen mücâhidlerden biri idi. Dininden dönmemek için en ağır işkencelere katlanırdı. Müşrikler onu yalnız buldukları zaman, Ramda mevkiine, Mekke kayalıklarına götürürler, elbiselerini çıkarıp, demir gömlek giydirirlerdi. Bu şekilde yakıcı güneşin altında bekletilir ve işkence edilirdi. Bâzan da sırtı ateşle dağlanır, bitmez tükenmez işkencelere uğrardı. Her defasında; “İnkâr et!… İnkâr et!… Lât ve Uzzâ’ya tap da kurtul!..” derlerdi. Hazreti Ammâr, bu dayanılmaz işkencelere büyük bir sabırla; “Rabbim Allah, peygamberim Muhammed aleyhisselâmdır” diyerek karşılık verirdi. Müşrikler buna daha çok sinirlenirler, göğsü üzerine, sıcaktan yanmış kayaları koyarlar, bâzan da kuyu içine atarak suda boğmaya çalışırlardı. Ammâr bin Yâser bir gün sevgili Peygamberimizin huzûrlarıyla şereflendiğinde; “Yâ Resûlallah! Müşriklerin bize yaptığı işkenceler son haddine vardı” deyince, Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Hazreti Ammâr’ın hâline acıdılar ve; “Sabr ediniz ey Yahzân’ın babası!” buyurduktan sonra; “Yâ Rabbî! Ammâr ailesinden hiç kimseye Cehennem azabını tattırma” diye duâ ettiler.

 

İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 227; Hâkim, el-Müstedrek, III, 449; İbn Asâkir, Tarihu Dımaşk, XXIV, 219.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler