• Muhammed aleyhisselâmın fazîletlerini bildiren yüzlerce kitap vardır. Fazîlet, üstünlük demektir.
  • Üstünlüklerinden bâzıları aşağıda bildirilmiştir:
  • Mahlûklar içinde, ilk olarak Muhammed aleyhisselâmın nûru ve rûhu yaratılmıştır.
  • Allahü teâlâ, O’nun ismini Arş’a, Cennetlere ve yedi kat göklere yazmıştır.
  • Hindistan’da yetişen bir gülün yapraklarında, “Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah” yazılıdır.
  • Basra şehrine yakın bir nehirde tutulan balığın sağ tarafında “Allah”, sol tarafında “Muhammed” yazılı olduğu görülmüştür.
  • Muhammed aleyhisselâmın ismini söylemekten başka vazifesi olmayan melekler vardır.
  • Meleklerin Hazreti Âdem’e karşı secde etmeleri için emir olunması, alnında Muhammed aleyhisselâmın nûru bulunduğu için idi.
  • Allahü teâlâ, bütün peygamberlere, Muhammed aleyhisselâmın geleceğini; ayrıca, ümmetlerine, zamânına yetişdikleri takdirde, O’na inanmalarını emretmeyi bildirdi.
  • Dünyâya geleceği zaman, çok büyük alâmetler görülmüştür. Târih ve mevlîd kitaplarında yazılıdır.
  • Dünyâya geldiği zamân, göbeği kesilmiş ve sünnet olmuş görüldü.
  • Dünyâya gelince, şeytanlar göğe çıkamaz, meleklerden haber çalamaz oldular.
  • Dünyâya geldiği zamân, yeryüzündeki bütün putlar, tapınılan heykel ler yüzüstü devrildiler.
  • Beşiğini melekler sallardı.
  • Beşikte iken gökdeki Ay ile konuşurdu. Mübârek parmağı ile işâret ettiği tarafa meyl ederdi.
  • Beşikte iken konuşmaya başladı.
  • Çocuk iken, açıklarda gezerken, başı hizâsında bir bulut da birlikde hareket ederek gölge yapardı. Bu hâl, peygamberliği başlayıncaya kadar devam etti.
  • Her peygamberin sağ eli üstünde nübüvvet mührü vardı. Muhammed aleyhisselâmın ise, mübârek sırtı ortasında sol küreğe yakın, kalbi üzerinde idi.
  • Önünden gördüğü gibi, arkasından da görürdü.
  • Aydınlıkta gördüğü gibi, karanlıkta da görürdü.
  • Tükürüğü, acı suları tatlı yaptı. Hastalara şifâ verdi. Bebeklere süt gibi gıdâ oldu.
  • Gözleri uyurken, kalbi uyanık olurdu. Bütün peygamberler de böyle idi.
  • Ömründe hiç esnemedi. (Bütün peygamberler de böyle idi.)
  • Mübârek teri, gül gibi güzel kokardı. Bir fakir kimse, kızını evlendirirken, kendisinden yardım istemişti. O ânda verecek şeyi yoktu. Küçük bir şişeye terinden koyup verdi. O kız, yüzüne, başına sürünce, evi misk gibi kokardı. Evi, (güzel kokulu ev) adı ile meşhûr oldu.
  • Orta boylu olduğu hâlde, uzun kimselerin yanında iken, onlardan yüksek görünürdü.
  • Güneş ve ay ışığında yürüyünce, gölgesi yere düşmezdi.
  • Bedenine ve elbisesine sinek, sivri sinek ve başka böcekler konmazdı.
  • Çamaşırları, ne kadar giyerse giysin, hiç kirlenmezdi.
  • Her yürüdüğü zaman, arkasından melekler gelirdi. Bunun için, Eshâbını önden yürütür; “Arkamı meleklere bırakın” buyururlardı.
  • Taş üstüne basınca, taşta ayağının izi kalırdı. Kum üstünde giderken hiç iz bırakmazdı. Abdest bozduğu zamân, yer yarılıp bevl ve benzerleri toprak içinde kalırdı. (Bütün peygamberler de böyle idi.) 29- İnsanlar ve melekler içinde en çok ilim O’na verildi. Ümmî olduğu hâlde, yâni kimseden bir şey öğrenmemiş iken, Allahü teâlâ O’na her şeyi bildirmiştir. Âdem aleyhisselâma her şeyin ismi
  • bildirildiği gibi, O’na, her şeyin ismi ve ilmi bildirilmiştir.
  • Ümmetinin isimleri, cisimleri ve aralarında olacak şeylerin hepsi kendisine bildirildi.
  • Aklı, bütün insanların aklından daha çoktur.
  • İnsanlarda bulunabilecek bütün iyi huyların hepsi O’na ihsân olundu.
  • Büyük şâir Ömer İbn-il-Fârıd’a; “Resûlullah’ı niçin medhetmedin?” dediklerinde; “O”nu medhetmeye gücüm yetmeyeceğini anladım. O’nu medhedecek kelime bulamadım” demiştir.
  • Kelime-i şehâdette, ezânda, ikâmetde, namazdaki teşehhüdde, bir çok duâlarda, bâzı ibâdetlerde ve hutbelerde, nasîhat yapmakta, sıkıntılı zamânlarda, kabirde, mahşerde, Cennet’te ve her mahlûkun lisânında Allahü teâlâ O’nun ismini kendi isminin yanına koymuştur.
  • Üstünlüklerinin en üstünü, Habîbullah olmasıdır. Allahü teâlâ O’nu kendisine sevgili, dost yapmıştır. O’nu herkesden, her melekten daha çok sevmiştir, “İbrahim’i Halil yaptım ise, seni kendime Habîb yaptım” buyurmuştur.
  • “Sana râzı oluncaya kadar, (yeter deyinceye kadar) her dilediğini vereceğim” (ed-Duha 93/5) meâlindeki âyet-i kerîme, Allahü teâlânın Peygamberine bütün ilimleri, bütün üstünlükleri, ahkâm-ı İslâmiyyeyi, düşmanlarına karşı yardım ve galebe ve ümmetine fetihler, zaferler ve kıyâmette her türlü şefâat ve tecellîler ihsân edeceğini vaad etmektedir. Bu âyet-i kerîme geldiği zamân, Cebrâil aleyhisselâma bakarak; “Ümmetimden birinin Cehennem’de kalmasına râzı olmam” buyurdu.
  • Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde, her peygambere kendi ismi ile; Muhammed aleyhisselâma ise; “Ey Resulüm! Ey Peygamberim!” diye hitâb etmiştir.
  • Gâyet açık, kolay anlaşılır bir şekilde Arabî lisânının her lehçesi ile konuşurdu. Çeşitli yerlerden gelip soranlara onların lügati ile cevap verirdi. İşitenler hayran olurlardı; “Allahü teâlâ beni çok güzel yetiştirdi” buyururdu.
  • Az kelimelerle çok şey anlatırdı. Yüz binden ziyâde hadîs-i şerîfi, O’nun “Cevâmi-ül kelîm” olduğunu göstermektedir. Bâzı âlimler dediler ki: “Muhammed aleyhisselâm, İslâm dîninin dört temelini, dört hadîsle bildirmiştir. “Ameller niyyete göre değerlendirilir” ve “Helâl meydandadır, haram meydandadır” ve “Davacının şâhid göstermesi ve dâvâlının yemîn etmesi lâzımdır” ve “Bir kimse, kendine istediğini, din kardeşi için de istemedikçe, îmânı kâmil olmaz.” Bu dört hadîsten birincisi, ibâdet; ikincisi, muâmelât; üçüncüsü, husûmât, yâni adâlet işleri ve siyâset; dördüncüsü de, âdâb ve ahlâk bilgilerinin temelidir.”
  • Muhammed aleyhisselâm, masûn ve mâsûm idi. Bilerek ve bilmeyerek, büyük ve küçük, kırk yaşından evvel ve sonra hiç bir günah işlememiştir. Çirkin hiç bir hareketi görülmemiştir.
  • Müslümanların namazda otururken “Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullâhi” okuyarak, Muhammed aleyhisselâma selâm vermeleri emrolundu. Namazda başka bir peygambere ve meleklere karşı selâm vermek câiz olmadı.
  • “Sen olmasaydın hiçbir şeyi yaratmazdım” buyruldu.
  • Başka peygamberler, kâfirlerin iftiralarına kendileri cevap vermiştir. Muhammed aleyhisselâma yapılan iftiralara ise, Allahü teâlâ cevap vererek, O’nun müdâfaasını yapmıştır.
  • Muhammed aleyhisselâmın ümmetinin sayısı, başka peygamberlerin ümmetlerinin sayıları toplamından daha çoktur. Onlardan daha üstün ve daha şereflidirler. Cennet’e gideceklerin üçte ikisinin bu ümmetten olacağı, hadîs-i şeriflerde bildirilmiştir.
  • Resûlullah’a verilecek sevâblar, diğer peygamberlere verilecek sevâblardan kat kat ziyâdedir.
  • Kendisini; ismi ile çağırmak, yanında yüksek sesle konuşmak, uzaktan kendisine seslenmek, yolda önüne geçmek haram edilmiştir. Başka peygamberlerin ümmetleri, kendilerini isimleri ile çağırırlardı.
  • Cebrâil aleyhisselâmı melek şeklinde iki kere görmüştür. Başka hiç bir peygamber onu asıl şeklinde görmemiştir.
  • Kendisine, Cebrâil aleyhisselâm yirmi dört bin kere gelmiştir. Başka peygamberlerden en çok Mûsâ aleyhisselâma, gelmiştir. Bu geliş dört yüz defa vâki olmuştur.
  • Allahü teâlâya, Muhammed aleyhisselâm ile and vermek câiz olup başka peygamberlerle ve
  • meleklerle câiz değildir.
  • Muhammed aleyhisselâmdan sonra, zevcelerini başkalarının nikâhla almaları haram edilmiş, bu bakımdan mü’minlerin anneleri oldukları bildirilmiştir.
  • Nesep ve sebep bakımından, yâni kan ve nikâh bakımından olan akrabâlığın, kıyâmetde faydası yoktur. Resûlullah’ın akrabâsı bundan müstesnadır.
  • Resûlullah’ın ismini almak, dünyâda ve âhırette faydalıdır. O’nun ismini taşıyan hakîkî mü’minler Cehennem’e girmeyecektir.
  • O’nun her sözü, her işi doğrudur. Her ictihâdı, Allahü teâlâ tarafından doğrulanır.
  • O’nu sevmek herkese farzdır. “Allahü teâlâyı seven, beni sever” buyurmuştur. O’nu sevmenin alâmeti, dînine, yoluna, sünnetine ve ahlâkına uymaktır. Kur’ân-ı kerîmde; “Bana uyarsanız, Allahü teâlâ sizi sever” demesi emir olundu.
  • O’nun Ehl-i beytini sevmek vâcibdir. “Ehl-i beytime düşmanlık eden mümâfilkır” buyurmuştur. Ehl-i beyt, zekât alması harâm olan akrabâsıdır. Bunlar, zevceleri ve dedesi Hâşim’in soyundan olan mü’minlerdir ki, Ali’nin, Ukayl’in, Ca’fer Tayyâr’ın ve Abbâs’ın soyundan olanlardır.
  • Eshâbının hepsini sevmek vâcibdir. “Benden sonra Eshâbıma düşmanlık etmeyiniz! Onları sevmek, beni sevmektir. Onlara düşman olmak, bana düşman olmaktır. Onları inciten, beni incitmiş olur. Beni inciten de, Allahü teâlâyı incitir. Allahü teâlâ, kendisini incitene azâb yapar” buyurdu.
  • Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâma, gökte iki ve yerde iki yardımcı yaratmıştır. Bunlar; Cebrâil, Mikâil, Ebû Bekr ve Ömer’dir “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în.”
  • Erkek, kadın, büyük yaşta vefât eden herkese, kabrinde Muhammed aleyhisselâm sorulacaktır. “Rabbin kimdir?” denildiği gibi; “Peygamberin kimdir?” de denilecektir.
  • Muhammed aleyhisselâmın hadîs-i şeriflerini okumak ibâdettir. Okuyana sevâb verilir.
  • Mübârek rûhunu almak için, Azrail aleyhisselâm insan şeklinde geldi. İçeri girmek için izin istedi.
  • Kabrinin içindeki toprak her yerden ve Kâbe’den ve Cennet’lerden daha efdâldir.
  • Kabirde, bilmediğimiz bir hayatla diridir. Kabirde Kur’ân-ı kerîm okur, namaz kılar. Bütün peygamberler de böyledir.
  • Dünyânın her yerinde, Resûlullah’a salevât okuyan müslümanların selâmlarını işiten melekler, kabrine gelip haber verirler. Kabrini hergün binlerce melek ziyâret eder.
  • Ümmetinin amelleri ve ibâdetleri her sabah ve akşam kendisine gösterilir. Bunları yapanları da görür, günah işleyenlerin affolması için duâ eder.
  • Kabrini ziyâret etmek, kadınlara da müstehâbdır. Başka kabirleri ise, yalnız tenhâ zamanlarda ve müslümana yakışan kıyâfetle ziyâret etmeleri câizdir.
  • Diri iken olduğu gibi, vefâtından sonra da, dünyânın her yerinde, her zamân O’na tevessül edenlerin, yâni O’nun hâtırı ve hürmeti için isteyenlerin duâsını Allahü teâlâ kabûl eder.
  • Kıyâmet günü kabirden ilk önce Resûlullah kalkacaktır. Üzerinde Cennet elbisesi bulunacaktır. Burak üzerinde mahşer yerine gidecektir. Elinde Livaül-hamd denilen bayrak olacaktır. Peygamberler ve bütün insanlar bu bayrağın altında duracaktır. Hepsi, bin sene beklemekten, çok sıkılacaklardır. İnsanlar sıra ile; Âdem, Nûh, İbrâhim Mûsâ ve Îsâ peygamberlere (aleyhimüsselâm) gidip, hesâba başlanması için şefâat etmelerini dileyeceklerdir. Her biri, özür bildirerek, Allahü teâlâdan utanıp korktuklarını söyleyecekler ve şefâat etmekten çekinecekler. Sonra, Resûlullah’a gidip yalvardıklarında, O, secdeye varıp, duâ edecek ve şefâati kabûl olacaktır. Önce, O’nun ümmetinin hesâbı görülecek, en önce sırattan onlar geçecek, en önce Cennet’e gireceklerdir. Her gittiği yeri nûrlandıracaklardır. Hazreti Fâtıma, sıratdan geçerken; “Herkes gözlerini kapasın! Muhammed aleyhisselâmın kızı geliyor” denecektir.
  • Altı yerde şefaat edecektir. Birincisi, “Makam-ı Mahmûd” denilen şefaati ile, bütün insanları mahşerde beklemek azabından kurtaracaktır.İkincisi; şefaati, çok kimseyi Cennet’e sokacaktır. Üçüncüsü, azâb çekmesi lâzım olanları azâbdan kurtaracaktır. Dördüncüsü, günâhı çok olan mü’minleri Cehennem’ den çıkaracaktır. Beşincisi, sevabı ve günâhı müsavi olup, A’râf denilen yerde bekleyenlerin, Cennet’e gitmelerine şefâat edecektir. Altıncısı, Cennet’te olanların derecelerinin yükselmesine şefâat edecektir.
  • Resûlullah’ın Cennet’te bulunduğu makamın ismi Vesile’dir. Burası Cennet’in en yüksek derecesidir. Cennet’te bulunan herkese, birer dalının uzandığı Sidretül münteha ağacının kökü oradadır. Cennet’tekilere nimetler bu dallardan gelecektir.

 

 Benzer Yazıları Okumak İçin Tıklayınız

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler