Ebû Cuhayfe anlatır: Kâinâtın efendisi “Ben, bir şeye dayandığım halde, yemek yemem.”buyurdu. Dayanmak, üç türlüdür: Bir yanın üzerine dayanmak, bağdaş kurmak, ellerden birine dayanıp diğeriyle yemek yemek. Bu üçüncü dayanma biçimi, yerilmiş, kınanmıştır.

Resûlullah efendimiz, yemeği üç parmakla, şehâdet parmağı ile onun iki yanındaki parmaklar ile yerdi.

Peygamber efendimiz, buyururlar ki:

“Yemeğin bereketi: Yemekten önce abdest almakta, yemekten sonra da, abdest almak, el yıkamaktadır!”

“Kim, elindeki et, yağ kokusunu, bulaşığını yıkamadan uyur da, kendisinin başına bir şey gelecek olursa, kendisinden başkasını suçlamasın!”

Peygamber efendimizin Garra diye anılan bir Karavanası vardı. Kuşluk vakti, kuşluk namazını kıldıktan sonra içinde Serid (Tirid) bulunan bu karavana getirilip ortaya konulurdu. (Tirid, Ufak ufak doğranmış ekmek ve çokça etle birlikte yapılan yemeğe denir.)

Müslümanlar, Tirid Karavanasının başına toplandığı zaman, Peygamber efendimizin, iki dizinin üzerine çöküp oturduğunu gören Bedevi (Çöl köylüsü) “Bu, ne biçim oturuş?!” demekten kendini alamadı.

Peygamber efendimiz “Şüphe yok ki, Allah, beni kerem sahibi bir kul kıldı, bir zorlayıcı ve inadçı kılmadı! Haydi, kıyısından yemeğe başlayınız! Tepesinden, ortasından yemeyi bırakınız.

Yemeğin bereketi, tepesinde, ortasındadır! Sizden biriniz, yemek yiyeceği zaman, çanağın orta tarafından yemesin. Fakat, alt tarafından yesin. Çünkü, bereket, onun orta tarafından iner!” buyurdu.

Ömer bin Ebî Seleme der ki: Ben, Kâinâtın efendisinin terbiyesi altında bulunan bir çocuktum. Yemek yerken, elim, yemek kabının içinde dolaşırdı. Kâinâtın efendisi, bana “Ey oğul! Besmele çek. Sağ elinle ye! Önünden ye!” buyurdu. Bundan sonra, hep böyle yemeğe devam ettim.

Peygamber efendimiz “Biriniz için hizmetçisi, yemeğini, hazırlayıp getirdiği zaman ki, o hizmetçi, yemeğin sıcağına, dumanına katlanmıştır onu da, sofraya kendisiyle birlikte oturtsun, o da, yesin. Eğer, kaçınır, böyle yapmazsa, veya yemek az olursa eline, ondan, bir iki lokma koysun.” buyurmuştur.

Peygamber efendimiz, hiçbir yemeği hor görmemiş, yermemiştir. Bir yemeği, arzu ederse, yer, arzu etmezse, bırakır, susardı. En ufak nîmete bile saygı gösterir, hiçbir nîmeti yermezdi. Hiçbir nîmeti, ne hoşuna gittiği için över, ne de, hoşlanmadığı için yererdi. Yemek, ortaya konulduğu zaman, Peygamber efendimiz:

“Allahümme barik lena fima rezaktena vekına azabennar. Bismillah!” diyerek dua ettikten sonra yemeğe başlardı.

Hazreti Âişe vâlidemiz bildirir: Kâinâtın efendisi “Sizden biriniz, yemek yiyeceği zaman, Bismillah! desin, yüce Allah’ın ismini ansın.

Yemeğe başlamadan önce, bunu söylemeyi unutursa, “Yemeğin evveli ahiri için Bismillah!” desin.” buyurdu.

Ümeyye bin Mahşi’nin bildirdiğine göre adamın biri, besmele çekmeksizin yemek yiyor, Peygamber efendimiz de, oturmuş, ona bakıyordu. Yemeğin sonunda bir tek lokma kaldığı ve onu da, kaldırıp ağzına götürdüğü sırada, adam “Yemeğin evveli ve ahiri için Bismillah!” dedi. Peygamber efendimiz, güldü. Sonra da “Şeytan, onunla birlikte yemeye devam ediyordu. Adam, yüce Allah’ın ismini anınca, şeytan, karnında, bir şey bırakmayıp kustu!” buyurdu.

Peygamber efendimiz; abdest ve gusülde, ayakkabısını giymekte ve taranmakta, mümkün oldukça, hep sağdan başlamayı sever, bir şey alacağı zaman, sağ eli ile alır, bir şey vereceği zaman, sağ eli ile verir ve başlayacağı her şeye sağdan başlardı. “Sizden biriniz, ayakkabısını giyeceği zaman, giymeğe sağdan başlasın! Ayakkabısını çıkaracağı zaman da, çıkarmağa soldan başlasın! Ayakkabı giyilirken, sağ ayak, ayakların evveli, ayakkabı çıkarılırken de, sağ ayak, ayakların ahiri olsun!” buyururdu.

Abdullah bin Ömer’in bildirdiğine göre: Peygamber efendimiz “Sizden biriniz, yemek yiyeceği zaman, sağ eli ile yesin. Bir şey içeceği zaman da, yine sağ eli ile içsin. Çünkü, şeytan, sol eli ile yer ve sol eli ile içer!” buyurmuştur.

Seleme bin Ekva’nın, babasından bildirdiğine göre: Peygamber efendimiz, Eşca’ kabîlesinden Büsr bin Raiyül’ir diye anılan bir adamın, yanında, sol eli ile yemek yediğini görünce, ona “Sağ elinle ye!” buyurdu.

Adam “Buna gücüm yetmiyor, sağ elimle yiyemiyorum!” diyerek yalan söyledi.

Peygamber efendimiz “Gücün yetemesin! Bunu, sağ eli ile yemekten, ancak, kibr ve gururu men etmektedir!” buyurdu.

Bundan sonra, adam, bir daha elini ağzına kaldıramaz oldu!

Peygamber efendimiz “Aziz ve Celil olan Allah, yenilecek bir şeyi yeyip veya içilecek bir şeyi içip de, bundan dolayı kendisine hamd eden kulundan, muhakkak, razı olur!” buyururdu.

Ebû Said’ül’Hudri der ki, Peygamber efendimiz, yeyip içtiği zaman, şöyle dua ederdi:

“Elhamdü lillahillezi at’amena ve sekana ve caalna Müslimin = Bize yediren, içiren ve bizi Müslümanlar zümresinden kılan Allah’a hamd olsun.”

Ebû Ümametülbahili’nin bildirdiğine göre: Peygamber efendimiz, yemeğini yeyip sofra kaldırılacağı sırada şöyle de, dua ederdi:

“Elhamdü lillahi kesiren tayyiben mübâreken fhi gayre mekfiyyin vela müveddain vela müstağnen anhu Rabbena (Hamd, Allah’a mahsustur. Ey Rabbımız! Biz, sana pek çok, her pürüzden pak, içi feyzü bereket dolu, red ve terk olunmayan, kendisinden müstağni kalınmayan hamd ile hamd ederiz!)”

“Elhamdü lillahillezi kefana ve ervana gayre mekfiyyin vela mekfurin (Bize yeterince yediren, içiren, bizi red etmeyen ve nankörlerden kılmayan Allah’a hamd ederiz.)”

Ebû Hüreyre’nin bildirdiğine göre: Peygamber efendimiz, yemekten sonra ellerini yıkardı.

Peygamber efendimiz dünyaya ve dünyadaki şeylere ehemmiyet vermezdi. Abdullah bin Mes’ud anlatır: Kâinâtın efendisi, bir hasırın üzerinde yatıp uyumuş ve hasır, böğründe iz yapmıştı. Uyanınca, böğrünü oğuşturdum.

“Babam, anam, sana feda olsun ya Resûlallah! Keşke bize bildirseydin de, hasırın üzerine, ondan koruyacak senin için bir şey serseydik?” dedim. “Sana, yumuşak bir döşek edinsek?” dedik.

Kâinâtın efendisi “Dünyaya aid şeyler, benim neme gerek? Benim, dünya ile olan misalim, halim; bir ağacın altında biraz gölgelendikten sonra onu bırakarak yoluna devam eden bir süvarinin misali, hali gibidir!” buyurdu.

Ebû Ümametülbahili’nin bildirdiğine göre: Peygamber efendimiz “Aziz ve Celil olan Rabbim, bana Mekke vâdisini altın yapmayı teklif buyurdu.

“Hayır! Ya Rab! Ben, bir gün tok olayım, bir gün de, aç olayım. Aç olduğum zaman, sana niyazda bulunayım ve seni, zikr edeyim. Tok olduğum zaman da, sana hamd edeyim, şükredeyim! dedim.” buyurmuştur.

Hazreti Âişe vâlidemiz anlatır: Peygamber efendimizin Medîne’ye gelişinden vefâtına kadar Ev halkı, üç gece ard arda buğday ekmeğinden karınlarını doyurmamıştır.

Peygamber efendimizin ve Evhalkının, çoğu zaman, yedikleri arpa ekmeği ile hurmadan ibaret olup bunlar da fazla derecede değildi.

Resûlullah efendimiz, vefâtından önce, Zırh gömleğini, Evhalkının ekmekliği için Ebû Şahma adındaki Yahudiden aldığı bir Vesk veya otuz Sa’ arpa karşılığında terhin etmiş bulunuyordu.

Hazreti Âişe vâlidemiz “Muhammed aleyhisselâmı, hak din ve Kitabla Peygamber gönderen Allah’a yemin ederek söylerim ki: Yüce Allah’ın, Peygamber gönderdiği zamandan ruhunu kabz ettiği zamana kadar, kendisi, ne bir elek görmüş, ne de, elekle elenmiş undan yapılan ekmek yemiştir!” demiş; “Öyle ise, arpayı nasıl yerdiniz?” diye sorulunca da “Kepeğini (Üf!) diyerek üflerdik!

Kâinâtın efendisi vefât edinceye kadar ne kendisi ne de, Evhalkı ard arda iki gün arpa ekmeğinden karınlarını doyurmamıştır!

Vallahi, Kâinâtın efendisinin evinde kırk gece beklerdik de, ne kandil, ne de, bir ateş yanardı! Aylar, gelir geçerdi de, Resûlullah Aleyhisselamın evlerinden herhangi birinde ateş yanmaz, duman tüttüğü görülmezdi!

İki ay gelir geçerdi de, Muhammed aleyhisselâmın evhalkı için ne bir ekmek yapılır, ne de, bir çömlekte, tencerede yemek pişerdi!

Biz, Esvedeyn’e, yani hurmaya ve suya doyup kandığımız zaman, Kâinâtın efendisi, vefât etti. Peygamber efendimizin, bir günde, karnında iki çeşid yemek bir araya gelmemiş kendisi, karnını hurmadan doyurduğu zaman, ekmekten doyurmamış, ekmekten doyurduğu zaman da, hurmadan doyurmamıştır! İşte, beni ağlatan da, budur!” demiştir.

Enes bin Mâlik de “Peygamber efendimizin, Allah’a kavuşuncaya kadar, ne Hıvan üzerinde bir şey yediğini, ne halis buğday unundan yapılmış yufka ekmek, ne de, kızartılmış kuzu kebabı gördüğünü bilmiyorum!” demiştir.

(Hıvan: Yemek yeneceği sırada üzerine yemek konulan iskemle, masa gibi şeye denir.)

Ebû Hüreyre hazretleri, Peygamber efendimizin “Allah’ım! Evhalkımı Muhammed’in Ev halkını ölmeyecek kadar rızıklandır! Muhammed’in evhalkının rızkını, ölmeyecek kadar kıl!” diyerek dua ettiğini bildirmiştir.

Resûlullah efendimiz, yiyeceği şeyi sofra üzerinde yerdi. Sofra, yolcu için hazırlanan azık olup yol azığı çok kere yuvarlak deri içinde taşındığından, yiyeceğin adı, deri kaba çevirirmiş ve ona sofra denilmiştir.

Resûlullah efendimiz, şunu yapın bunu yapın demezdi. Mevcut ne varsa onu yerdi. Hazreti Âişe vâlidemiz anlatır: Peygamber efendimiz, bana gelir “Yanında yiyecek var mı?” diye sorardı. “Hayır!” derdim. Bunun üzerine “Öyle ise, ben, oruçluyum!” buyururdu.

Kâinâtın efendisi, yine bir gün, bize gelmişti. “Ya Resûlallah! Bize, bir hediye geldi.” dedim. “Nedir o?” diye sordu. “Hays’dır!” dedim. “Ama, ben, oruçlu olarak sabahladım.” buyurdu. (Hays; hurma, yağ ve keş karıştırılarak yapılan yemektir.)

Peygamber efendimiz; helvayı ve balı ekmek tiridini, hurma tiridini sebze yemeklerini severdi.

Efendimize süt getirilip sunulduğu zaman “Sütte iki bereket vardır.” buyururdu.

Abdullah bin Abbas anlatır: Ben ve Halid bin Velid, Kâinâtın efendisi ile birlikte Teyzem Meymune bint-i Haris’in evine vardık. Ümmü Hufeyd, Kâinâtın efendisine tere yağı ve süt hediye etmişti.

Teyzem “Hediye edilen sütten size vereyim mi?” diye sordu. Kâinâtın efendisi “Olur!” buyurdu. Teyzem gitti. Bir kabla süt getirdi.

Kâinâtın efendisi, alıp ondan içti. Ben, Kâinâtın efendisinin sağında idim. Halid bin Velid, solunda bulunuyordu. Resûlullah, sütten artanını bana verip “Sen, iç! İstersen, tercihen Halid’e ikram et!” buyurdu.

“Ben, senin artığını içmekte, hiçbir zaman, hiçbir kimseyi, kendime tercih etmem!” dedim.

Bunun üzerine, Resûlullah efendimiz, “Allah’ın bir yiyecek yedirdiği kimse “Allahümme barik lena fihi ve at’amna hayran minhü, Allah’ım! Sen, bu yemekte bizim için bereket ihsan et! Bize, ondan daha hayırlısını da, yedir!” desin!

Allah’ın, süt içirdiği kimse de “Allahümme barik lena fihi ve zidna minhü, (Allah’ım! Sen, bu sütte bizim için bereket ihsan et ve ondan, bize ihsanını artır.)” desin! Çünkü, yiyeceğin, içeceğin yerini, sütten başka bir şey tutar değildir.” buyurdu.”

Medîneli Müslümanlar, hurmalarının ilk çıkanını, turfandasını gördükleri zaman, onu, Peygamber efendimize getirirler; Resûlullah efendimiz de, eline alıp bereket duası yaptıktan sonra, gördüğü çocuklardan en küçüğünü çağırır, ona verirdi. “Bir evde hurma bulunmazsa, o evin halkı açtır.” buyururdu.

Enes bin Mâlik’in bildirdiğine göre: Peygamber efendimiz, kabak yemeğini severdi. İçinde kabak bulunan bir yemek getirildiği zaman, kabağı, bulunup Peygamber efendimizin önüne doğru itilirdi. Resûlullah efendimiz koyunun en lezzetli eti, sırt eti olduğunu bildirirdi.

Ümmü Eyyub’a “Resûlullah aleyhisselâm, evinizde yedi ay oturmuştu. Kâinâtın efendisinin, en sevdiği yemek hangisi idi?” diye soruldu.

Ümmü Eyyub “O’nun, kendisi için ne bir yemeğin yapılmasını emrettiğini gördüm, ne de, sevmediği bir yemeği yerdiğini gördüm. Kendisine, herise, keşkek yapar, hoşuna gittiğini görürdük de, bu yemek, beş günde, altı günde, on günde bir hazırlanırdı.” dedi.

Ebû Musa’l’Eş’ari’den de “Kâinâtın efendisinin, tavuk eti yediğini gördüm.” dediği bildirilmiştir.

Peygamber efendimiz, yemeğin dibinde kalanını yemeyi sever. “Her kim, bir çanakta, kabta yemek yedikten sonra onu sıyırırsa, o, onun için istiğfar eder!” buyururdu.

Peygamber efendimiz, yeşil hurma ile birlikte kavun yer yeşil hurma ile birlikte hıyar yerdi. “Bunun sıcaklığını, onun soğukluğu ile, onun soğukluğunu da, bunun sıcaklığı ile keser, tadil ederiz!” buyururdu.

Peygamber efendimizin, şöyle buyurdukları da, bildirilir: “Ey Ebû Zer! Et pişirdiğin zaman, onun suyunu çoğalt da, komşularını gözet, ondan, onlara da, paylaştır.”

“Komşusu, aç olduğu halde, karnını doyuran kimse, kamil mü’min değildir!” “Allah’a ibadet ediniz! Yemek yediriniz! Selamı yayınız ki, Cennetlere giresiniz!”

“Bir kişinin yemeği, iki kişiye yeter. Üç kişinin yemeği, dört kişiye yeter. Dört kişinin yemeği, sekiz kişiye yeter!”

Esma bint-i Ebi Bekr, pişen yemeğin kaynaması ve dumanı geçinceye kadar örtülü bulundurulmasını tavsiye eder ve Kâinâtın efendisinin “O, en büyük berekettir!” buyurduğunu işittim, derdi.

Resûlullah efendimiz, Mekke’nin fethinde Amcası Ebû Tâlib’in kızı Hazreti Ümmühani’nin evine varmıştı. Ona “Yanınızda, yiyecek bir şey var mı?” diye sordu. Hazreti Ümmühani “Hayır! Yalnız, kurumuş ekmek kırıntıları ve Sirke var! Fakat, bunları, sana sunmağa hayâ ederim!” dedi.

Peygamber efendimiz “Onları, getir. Suyun içine ufala. Tuz da, getir!” buyurdu. Sirkeyi, onun üzerine döküp yedikten sonra yüce Allah’a şükretti.

“Ey Ümmühani! Sirke, ne güzel katıktır! Sirkesi bulunan bir ev, katıktan mahrum sayılmaz!” buyurdu.

“İçeceklerin hangisi daha lezzetlidir?” diye sorulduğu zaman, Peygamber efendimiz “Tatlı ve serin sudur!” buyurmuştur.

Peygamber efendimiz, Büyutüssukya’dan getirilen tatlı sudan içerdi. Büyutüssukya’daki su, Medîne’ye iki günlük yerde idi.

Peygamber efendimiz “Sizden biriniz, bir şey yerken sağ eli ile yesin. Bir şey içerken de, sağ eli ile içsin. Çünkü, Şeytan, sol eli ile yer, sol eli ile içer!”

“Sizden biriniz, bir şey içerken, kabın içine solumasın!” buyurmuş, yenileceklerin ve içileceklerin içine solunmasını yasakladığı gibi altın ve gümüş kabların içinde yeyip içmeyi de, kesin olarak yasaklamıştır.

Peygamber efendimiz, su içerken, bir bardak suda iki üç kere nefes alır ve “Bu, daha yararlı ve daha kandırıcıdır.”

“Sizden biriniz, bir şey içeceği zaman, bir solukta içmesin.”

“Develer gibi, bir solukta içmeyiniz! İki veya üç solukta içiniz! Sonra, içeceğiniz zaman “Bismillah!” ve ağzınızı su kabından kaldırdığınız zaman da “Elhamdülillah!” deyiniz!” buyurmuştur.

Nevfel bin Muaviye “Kâinâtın efendisi, bir şey içerken üç kerre nefes alırdı. Evvelinde yüce

Allah’ın ismini anar, Besmele çeker, sonunda da, Elhamdü lillah diyerek hamd ederdi.” demiştir. Hazreti  Aişe’nin  bildirdiğine  göre:  Peygamber  efendimiz,  kendisi  için kırba içinde sabahleyin kurulan şırayı akşamleyin içerdi. Akşamleyin kurulan şırayı da, sabahleyin içerdi.

Yemekten önce ve yemekten sonra el yıkamak ve sağ el ile yemek ve sağ el ile içmek Resûlullahın adetiydi. Yemekten evvel el yıkarken, önce gençler, yemekten sonra, önce yaşlılar yıkardı.

Tabağın kenarından yemek, kendi önünden yemek, sağ ayağı dikip, sol ayak üstüne oturmak Resûlullahın sünnetidir. Çok sıcak şey yimemeli ve koklamamalıdır. Yerken hiç konuşmamayı Peygamber efendimiz uygun görmezdi. Ateşe tapanların adetidir. Neş’eli konuşmalıdır. Tuz ile başlamak ve bitirmek Resûlullahın sünnetidir ve şifâdır.

Yeme ve içme bilgisini öğrenmek, ibadet bilgisini öğrenmekten önce gelir. İslamiyette, önce çıkan bid’atten biri, doyuncaya kadar yemektir. Hergün et yemek, kalbe sıkıntı verir. Melekler sevmez. Eti az yemek ise ahlakı bozar. Sofra, yani yaygı üstünde yemek ve bunu yere sermek hoş olur. Sofra, deriden olurdu. Bitkisel yemek çok iyidir. Nebati yemek bulunmıyan sofra akılsız ihtiyara benzetilmiştir.

İmâm-ı Ca’fer-i Sadık, “Malı ve evladı çok olmak isteyen bitkisel yemek çok yesin!.” buyurmuştur. Önce sofraya oturmalı, yemeği sonra getirmelidir. Peygamberimiz, “Ben kulum. Kullar gibi, yere oturup yerim” buyurdu.

Acıkmadan  yimemeli,  çok  yememelidir,  doymadan  kalkmalı,  şaşacak  şey  olmadan  gülmemeli.

Peygamber efendimiz, “İyiliklerin başı açlıktır. Kötülüklerin başı tokluktur” buyururdu. Yemeğin tadı, açlığın çokluğu kadar artar. Tokluk, unutkanlık yapar. Kalbi kör eder, alkollü içkiler gibi, kanı bozar. Açlık, aklı temizler, kalbi parlatır.

Fasıklarla, kötü kimselerle birlikte yememeli, içmemelidir. Kaynar yemekleri, örtülü olarak soğutmalıdır. Resûlullah efendimiz, “Sağ el ile yiyiniz. Sağ el ile içiniz” buyururdu. Peygamberimiz, ekmeği sağ eli ile alır, sonra karpuzu sol eli ile yirdi. Ekmeği bir eli ile değil, iki eli ile koparmalıdır.489 Lokma küçük olmalı ve iyi çiğnenmelidir. Sağına, soluna, havaya bakmamalı, lokmasına ve önüne bakmalıdır. Ağzını çok açmamalıdır. Sofrada elini, üstüne, başına sürmemelidir. Öksüreceği ve aksıracağı zaman, başını geriye çevirmelidir.

Çağırılmayan sofraya oturmamalıdır. Sofrada herkesten çok yememelidir. Karnı doyunca, bunu günah işlemekte kullanmamak için dua etmelidir. Bunun kıyametteki hesabını düşünmelidir. İbadet yapmaya kuvvetlenmek niyeti ile yimelidir. Aç iken de, yavaş yavaş yimelidir. Önce büyükler baş- lamalıdır. Üçten çok “ye” diyerek, kimseye sıkıntı vermemelidir. Birlikte yediği zaman, misafirleri doymadan, yemekten elini çekmemelidir.

Resûlullah efendimiz az yer çok yememek üzerinde çok dururdu.

“İnsan kalbi, tarladaki ekin gibidir. Yemek, yağmur gibidir. Fazla su, ekini kuruttuğu gibi, fazla gıda kalbi öldürür.”Çok yiyeni, çok içeni Allahü teâlâ sevmez” buyururdu.

Resûlullah, midenin üçte birinin yemeklere, üçte birinin içeceklere ayrılmasını tavsiye buyururdu. Üçte birinin hava payı, yani boş olması en aşağı derecedir. En iyi derece, az yemek ve az uyumaktır. Çok yemek, hastalıkların başı, az yemek ilacların başıdır. Bir kişilik yemek, iki kişiye yetişir. Misafir, ev sahibinden tuz ile ekmekten başka şey beklememelidir. Ev sahibi, misafire lokma uzatmalıdır. Eline su dökmelidir.

Halife Harunürreşid, misafirinin eline ibrikle su dökerdi. Misafirin sevdiği şeyi, ağzına vermelidir. Temiz yere düşürdüğünü alıp ona vermelidir. Kirlendi ise, kediye ve başka hayvanlara bırakmalıdır. Böyle evin bereketi artar. Torunlarına bile ulaşır. Yere düşenler toplanmazsa şeytan yer. Kapta kalanı sıyırıp, yemek sünnettir. Hoşaf, ayran gibi şey artığına su koyup, çalkalayıp içmek çok sevabdır. Tabakta, bardakta artık bırakmak caizdir. Resûlullah, müminin artığını yimesini severdi.

Yemekten sonra dişleri misvak ile kürdanla temizlemek Resûlullahın sünnetidir. Temizliktir. Temizlik îmânı kuvvetlendirir. Yemekten sonra ev sahibine, bereket, rahmet ve mağfiret ile dua edilir. Sonra, gitmeye izin istenir. Yemeğe dâvet edilir.

Ağzında, elinde et, yemek kokusu varken yatmamalıdır. Çocukların elini de yıkamalıdır. Tok iken yatmamalıdır. Gıda maddelerini, lüzumu kadar ölçerek almalı, ölçüsüz, çok almamalıdır. İsraf olur. Yiyecek ve içecek kapları, kapaklı olmalıdır. Nehirden, havuzdan eğilip, ağız ile içmemelidir. İbrik, desti ağzından da içmemelidir. Fincanın, bardağın kırık yerinden içmemelidir.

Yazın, serin içmelidir. Resûlullah serin şerbet içmesini severdi. Zemzem ayakta içilebilir. Yolcu, her suyu ayakta içebilir denildi. Aç karna su içmemelidir. Suyu yavaş yavaş emerek içmelidir.

Resûllah efendimiz keşkek yemeğini severdi. Herise, yani keşkek pişirmesini, Peygamber efendimize, Cebrail aleyhisselâm öğretti. Herise, insanı çok kuvvetlendirir. Bütün Peygamberler arpa ekmeği yemiştir. Resûlullah kabak tatlısını ve mercimek çorbasını, av etini ve koyun etini severdi. Koyunun kol ve göğüs ve kürek tarafını severdi. Oğlağın kürek etini çok severdi. Oğlak etinin hazmı kolaydır. Herkes için uygundur.

Erkek hayvan eti, dişiden ve esmer et beyazdan daha kolay hazm olur. Hazmının kolaylığı ve lezzeti bakımından koyunun eti, ineğin sütü daha iyidir. Av etlerinin en iyisi geyik etidir. Tavşan eti helaldir. Peygamberimiz yemiştir. İdrar söker, fazlası uykusuzluk yapar. Herkes için uygundur. Kuş, piliç eti herkes için iyidir. Kümes hayvanlarından eti en iyi olanı tavuktur.

Peygamberimiz, “Sirke, ne güzel yiyecektir”‘ buyurdu. Sirke, en faydalı yemektir. Hurma da yemektir. Yani ekmek ile yenir. Üzüm, hem yemektir, hem de meyvedir. Üzümü ekmekle yemek sünnettir. Hurmayı tek yemek sünnettir.

Kuru üzüm, ceviz, badem yemek sünnettir. Balda şifâ vardır. Yetmiş Peygamber bala bereket ile dua etmiştir. Resûlullah efendimiz, hurmayı çok severdi. Hurma ile kavun, karpuzu birlikte yerdi. Kavun, karpuz böbrekleri temizler, baş ağrısını giderir. Solucan düşürür. Gözlere kuvvet verir. Resûlullah serin şerbetleri çok severdi. Pilav yerken salevât-i şerife okumalıdır.

Peygamber efendimiz, baklayı kabuğu ile yemeyi medh etti. Habbetüssevda, yani çörek otu derdlere devadır buyurdu. Cevizi peynirle yemek şifâdır. Bunları yalnız yemek zarardır. Bir şey ile beraber yimelidir. Üzüm çekirdeği zararlıdır. Efendimiz, üzüm salkımını sol eline alır, üzümü sağ el ile yerdi. Ayva, kalbden sıkıntıyı giderir. Her kavun, karpuz ve narda bir damla Cennet suyu vardır. Bir narı yalnız yimeli, bir damlası boş yere gitmemelidir. Nar, çarpıntıya iyidir. Mideyi kuvvetlendirir. Et kısmı ile birlikte sıkılıp içilirse, safra söker, pekliği giderir. İncir, kalbe ferahlık verir. Kuluncu, sindirim organı sancılarını giderir.

Yeşil hıyarı tuz ile yemek, cevizi hurma ile bal ile yemek Resûlullahın sünnetidir. Peygamberimiz, patlıcanı medhetti ve zeytin yağlı yapınız buyurdu. Semizotunu da medh buyurdu. Kereviz, unutkanlığı giderir. İdrar söker. Kan ve süt yapar. Karaciğeri temizler. Harşef, ya’ni enginar, safra taşı- nı eritir, kanı temizler, damar sertliğine iyi gelir. Ter kokusunu da giderir.

Bir memlekete gelenin, önce biraz çiğ soğan yimesi sıhhate iyidir. Soğan, mikroplara karşı koyma gücünü arttırır. Soğandan sonra kereviz yinirse, fena kokusunu giderir. Sedef otu yemekle de kokusu gider denildi. Resûlullahın son yediği yemeğin içinde soğan vardı. “Soğan ve sarımsağı pişmiş olarak yiyiniz”, buyururdu. Bunların kokusundan melekler incinir. Turp, idrar söker. Hazmı kolaylaştırır.

 

Müslim, “Eşribe”, 142; Ebu Dâvûd, “Et’ime”, 20; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, II, 8, 33; Beyhakî, es-Sünen, II, 43.

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler