Sual: Reşid Rıza’nın, Muhaverat kitabında 7. konuşmada, dinde reformcu (Dini bu hâle, yani nazarî felsefe haline getiren, sonra gelen İslam alimleridir. Bir takım tarif ve tahtidler soktular. Kısımlara ayırttılar. Hatta, fıkıh alimi olmak için, 20 sene okumak lazımdır diyen oldu. Halbuki dinin bütün kollarının hükümlerinin vaad edilmesi bu kadar sürmüştü. Fıkhın vaadi ise iki sene bile sürmemişti. Şimdi de müslümanların, dört halife zamanındaki müslümanlar gibi olmasını istiyorum. Bunun için üzerinde ittifak meydana gelen ibadetleri yapmak her müslümanın vazifesidir. İhtilaflı şeyleri yapmak, farz denilmiş olsalar bile lazım değildir. Böyle işleri, delilini inceliyerek veya kendi haline uygun gördüğü için, bir kavli tercih ederse, bununla amel eder. Bunları kendisi gibi yapmayanları kötülemez. Bir camide, bir namaz vaktinde, çeşitli mezhep imamları arkasında namaz kılmak uygun değildir. Kısacası, Ashâbın yaptıklarını yapmalı, yapmadıklarını terketmelidir. İhtilaflı meseleleri yapmakta muhayyer olmalıdır. Onların söylemedikleri şeyler üzerinde kıyas yapmamalıdır. İhtilaflı işlerde, herkes kendisince, sahih olan hadisler üzerinde amel eder) diyor. Buna ne demek lazım?

Cevap: Dine tarifler, tasnifler, sınırlar koyarak, felsefe haline getirmek suçu ile İslam âlimlerine çatmaktadır. Halbuki Ehl-i sünnet âlimlerinin felsefe ile hiç alakaları yoktur. Çünkü onlar, felsefecilerden çok yüksektirler. Şu kadar var ki Emeviler zamanında, üç kıtaya yayılan müslümanlar, çeşitli kâfirlerle karşılaştılar. Harici, mutezile gibi bozuk fırkalar da meydana çıkıp, yeni müslüman olanları aldatmaya başladılar. Ehl-i sünnet âlimleri, müslümanların dinlerini korumak için çeşitli dinlere ve felsefecilere ve zındıklara cevap vermek zorunda kaldılar. Onlara, istedikleri gibi ve felsefelerine uygun cevaplar hazırlayarak, kelam ilmini her tarafa yaydılar. Böylece, gençlerin aldatılmasını önlediler. Bu hizmetlerini övmemiz, onlara şükür ve duâ etmemiz lazım iken, onları bu yüzden kötülemeye kalkışmak, bir müslümana yakışır mı? Ashâb-ı kirâm çok âkıl ve arif oldukları ve Resûlullah gibi bir mürşidleri olduğu için, İslam dini, 20 senede bütün dünyaya yayıldı. 2. asırdan sonra, üç kıta üzerindeki müslümanlarda bu şartların ikisi de kalmadı. Talebenin hocasından okuyup öğrenmeleri zamanı uzadı. Şimdi de, üstad müşfik ve mahir, talebe de zeki ve çalışkan olursa, yine az zamanda öğrenilir buyurmuşlardır. Bidatlerin ve günahların zulmetleri de kalpleri karartıp, hafızaları zayıflattı. Bu da, tahsil zamanının uzamasına sebep oldu. İmam-ı Şâfiî bile hocası Vekia’ya hafızasının zayıflığından şikayet etti. Aldığı cevabı bildiren şu beyt, bu hakikati gösteriyor:

Şekevtül Vekia min sui hıfzi,
fe-evsani ila terk-il measi.

Dinde reformcu, bir yandan ittifakla bildirilmiş olan ibadetleri her müslümanın yapması lazımdır diyor. Öte yandan da, ihtilaflı şeyleri yapmasa da olur veya dilediği mezhebe göre yapar, yani mezhepleri birbirlerine telfik eder, karıştırır, diyor. Sözleri birbirine uymıyor. Çünkü, mezhepleri birbirlerine karıştırmanın batıl olduğu, söz birliği ile bildirilmiştir. Mezhepleri karıştırmak, ittifakla bildirilmiş olan bu habere uymamak olur. Bunun için, dinde reformcunun sözüne uyarak yapılan ibadetler ona göre de sahih olmaz. (İhtilaflı meseleleri Ashâb yapmamıştır. Yapmış olsalardı, ihtilaflı olmazdı) demek de, doğru değildir. Çünkü, Ashâb-ı kiramın nasıl yaptıkları anlaşılamadığı için, ihtilaf olunmuş meseleler de çoktur. Mezhep imamının sözünü bırakıp, hadisten kendi anladığına uymalı demek de, ittifakla bildirilen habere uygun değildir. Kendisini mezhep imamından daha üstün görmek, müctehid sanmak olur ki şeytan sıfatıdır.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler