Sual: Reşid Rıza’nın Muhaverat kitabında dinde reformcu; (Alimlerde birbirine karşı mücadele, red ve cephe alışın çoğu, nefsin arzularına kapılmaktan doğmuştur. Kelam ilminin doğuşuna başlıca sebep, Mutezile olmuştur. Bunlar, dindar selefin dalmadıkları, bazı meselelere daldılar. Onlar hakkında itirazlar ileri sürdüler. Diğerleri de, bunların itiraz oklarına karşı çıktılar. İlim, tefekkür ve istidlal sahibi gerçek âlimlerin birer birer ortadan çekilmesiyle sonradan gelenler, sadece onların söylediklerini harfi harfine naklediyorlardı. Zamanın geçmesiyle bunların faydası de kalmadı. Bu mukallidler, İmam-ı Eş’arî ve muakkibleri gibi alimlerden sonra ortaya çıkan meseleler, bidat ve hurafeler karşısında sükut ediyor, bunlara ait soru soranları tekfir ediyorlardı. Ancak bu bidat ve sapıklıklar, din kisvesi ve rengi içinde ileri sürülür, taraftarları ve yardımcıları bulunursa, bu sefer kelamcılar da çeşitli tevillerle onları müdafeaya kalkışıyorlardı. Hatta küfür silahı da yön değiştiriyor. Bu bidat ve sapıklıklara muhalefet edenlere yöneliyor. Onlara küfür ve sapıklık isnad ediyorlardı. Bunu her nesilde ve her millette görmek mümkündür.

Fıkıhcılara gelince, onların durumunu imam-ı Gazali’den dinliyelim: Hüccetül-İslam imam-ı Gazali, İhya’nın Kitabül-ilm bahsinde diyor ki: “Fıkıhcıların birbirleri ile atışmalarının, mücadele etmelerinin sebebi, hükümdar ve valilere yaklaşarak, makam kapmak, kaza mevkiini elde etmektir.” Bu sebeple dikkat edilirse, mücadelenin en büyüğünün Şâfiîlerle hanefiler arasında olduğu görülür. Çünkü, mevki ve payeler, hep bu ikisine ait bulunuyordu) diyor. Buna ne cevap vermek gerekir?

Cevap: Reşid Rıza, bu yazıları ile dünya kazancı için fıkıh öğrenen kötü kimseleri, dünyayı, kötüleri ıslah için çalışan fıkıh âlimleri ile karıştırmakta, böylece fıkıh âlimlerini ve mezhep imamlarını küçük düşürmeye, aşağı göstermeye çalışmakta, mezhepleri ve mezhep taklitini kaldırarak, İslamiyeti içerden yıkmak için yapacağı savaşa zemin hazırlamaktadır.

İmam-ı Gazali hazretlerinin yazılarını da değiştirmeye kalkışmış, bu büyük alimi kendisine yalancı şahit yapmıştır. İmam-ı Muhammed Gazali onun yazdığı gibi fıkıh âlimlerini asla kötülemiyor. İlim bahsinin 4. babında, (fıkıh âlimleri ile fıkıh ilmini dünya kazancına vasıta yapan kötü kimseleri ayırıyor. Fıkıh âlimleri, hükümdar ve valilerden kaçarlardı. Kaza [hakimlik] ve fetva için aranırlardı. Kabul etmezlerdi. Bunların izzetini, şerefini ve arandıklarını gören kötü kimseler, müftü olarak hükümdarlara yanaşmak istediler. Hükümdarların mezheplere kıymet verdiklerini, Şâfiî ve hanefiden hangisinin uygun olduklarını aradıklarını görünce, ilmi olmayanlar, bu iki mezhep arasındaki ihtilaflı meseleleri öğrenmeye başladılar. Hilaf ve münazaralara düştüler. Bu kötü din adamları hükümdarların ve valilerin meylettikleri şeylerle uğraşırlardı) buyuruyor.

Dinde reformcu, imam-ı Gazalinin, ulema-i su için bu yazdıklarını fıkıh âlimlerine bulaştırmakta, Şâfiîler ile hanefiler birbiri ile dövüşmektedir yaygarasını basmaktan sıkılmamaktadır. İslam âlimlerinin nefslerine uyduklarını söylemek de, dinde reformcuların bir yalanıdır. Fıkıh âlimleri ve mezhep imamları, Kur’ân-ı Kerîmin ve hadis-i şeriflerin dışında hiçbir şey söylememişlerdir. Bütün sözleri, Kitaptan ve Sünnetten olduğu için bunların yolunda gidenlerin nefsleri emmarelikten kurtulmuş, mutmainne olmuştur. Onlara uyanlar böyle olunca, onların nefsleri mutmainne olmaz mı? Dört mezhebin imamlarının ve bütün müctehidlerin nefsleri mutmainne idi. Her biri zahir ilimlerinde yükselmiş, batın ilimlerinde kemale gelmiş birer Velî idiler. Reşid Rıza’nın, Ehl-i sünnet âlimleri için, nefslerine uydular demesi, bütün müslümanları ve İslamiyeti kötülemek demektir. Bu sözün çirkinliğini iyi anlamalıdır.

Dinde reformcu, sonra gelen din adamlarını kötülemekle (Her yüz senede bir müceddid gelir. Bu dini kuvvetlendirir) hadis-i şerifini de inkar etmiş oluyor. Evet, müslümanların bir kısmı bozuldu. 72 bozuk fırka meydana geldi. Fakat, müslümanların bir kısmının bozulması demek, İslamiyetin bozulması demek değildir. Her asırda, her zaman, hiç bozulmayan, Ashâb-ı kiramın yolundan ayrılmayan, hakiki salih müslümanlar da vardı. Hadis-i şerif, bunların her asırda mevcut olacağını haber veriyor. Bunlara Ehl-i sünnet vel cemaat denir. Ehl-i sünnet âlimleri dünyanın her yerinde, her asırda, insanları irşad ettiler. Hiçbir suali cevapsız bırakmadılar. Müslümanları, bidat sahiplerinin ve dinde reformcuların yalanlarına aldanmaktan korudular. İslamiyetin kıyamete kadar bozulmayacağını, Allahü teâlâ haber vermiştir. Ehl-i sünnet alimi demek, dört mezhepten birinin alimi demektir.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler