Sual: Dinde reformcu, ne diyeceğini şaşırmış bir sinirlilikle, (Gerçeği söylemekte kimseden pervası olmayan zatlar, taklitçiliğin, münakaşa etmek, meşhur olmak, menfaat sağlamak ve alışkanlıktan ileri geldiğini söylemişlerdir. İmam-ı Süyuti, her asırda ictihad farz-ı kifâyedir dedi. Her asırda müctehid bulunması farzdır. Bunların mutlak müctehid olması lazımdır. “Mutlak müctehid 4. asırdan sonra kalmamıştır. Sonra birkaç mutlak müctehid geldi ise de, bunların ictihadları, tahsil gördüğü mezhebin imamının ictihadına uygun düştüğü için, ona intisab etmiş sayılır” sözü doğru değildir. Bunun için bir kimse 4 mezhepten birini taklit etmeksizin müstakil bir ictihad yolu tutsa, kimsenin ona itiraz etmeye hakkı yoktur. Böyle yetişen mutlak müctehidlerden biri 1834 senesinde ölmüş olan imam-ı Muhammed Şevkani hazretleridir. Bunun mezhebi, bilinen mezheplerin en kuvvetlisi, sözü de en sağlamıdır) diyor. Buna ne cevap vermelidir?

Cevap: Dinde reformcu, Ehl-i sünnet âlimlerinin, gerçeği söylemekten korktuklarını ileri sürüyor. Bu sözü de, iftiradır. Hakikati her asırda söylemişlerdir. Daima, Emr-i maruf yapmışlardır. Bu sebepten şehit edilenleri çoktur. İslamiyette mezhepcilik yoktur ki buna sebepler aransın. Bugün 4 mezhep vardır. Bunların hiçbiri kimseye mahsus değildir. Her müslüman, dilediği mezhebe uyar. Çünkü, dördü de haktır. Dördü de doğrudur. Dördü de, Ehl-i sünnettir. Dördü de, Muhammedidir. 4 mezhebe uyanların hepsi birbirlerini kardeş bilirler. Hepsinin imanları, itikatları aynıdır. Yaptıklarının çoğu da aynıdır. İhtilaflı bir kaç işi yapmakta ayrılmışlardır. Bu ayrılıkları da, Allahü teâlânın müminlere olan rahmetidir, nimetidir.

Büyük âlim, zahiri ve batıni ilimlerin mütehassısı Abdülvehhab-ı Şarani’nin dindeki yüksek derecesini bilmeyen din adamı yoktur. Bunu yalnız mezhepsiz müslümanlar ve dinde reformcular inkar ederler. Bu yüce âlim, (Mîzan-ül-kübra) kitabının önsözünde buyuruyor ki (4 mezhebin imamları ve onları taklit eden âlimlerin hepsi, her müslümanın 4 mezhepten dilediğini taklit etmekte serbest olduğunu ve bir mezhepten başka mezhebe intikal etmenin caiz olduğunu ve haraç olduğu zamanlarda, başka mezhebin taklit edileceğini bildirdiler. Allahü teâlâ, müminlerin 4 mezhebe ayrılmalarını ve bunun, kulları için faydalı olacağını ezelde takdir ve irâde buyurdu. Amelde mezheplere ayrılmaktan razı olduğunu, Habîbi vasıtası ile bildirdi. Böyle irâde etmeseydi, böyle olmazdı ve razı olmasaydı Resûlü, bu ayrılığın rahmet-i ilâhiye olduğunu bildirmezdi. İtikatta ayrılmayı yasak ettiği gibi, amelde mezheplere ayrılmayı da yasak ederdi. Her işin bir azimet yani güç tarafı ve ruhsat, yani, kolay tarafı vardır. Bir işin, bir mezhepte azimeti vardır. Başka mezhepte ruhsatı bildirilmiştir. Azimeti yapabilecek kimsenin, mezheplerin kolaylıklarını toplaması caiz değildir. Böyle yapmak, dini oyuncak yapmak olur. Ruhsatlar, azimeti yapmaktan âciz olanlar içindir. Âciz olmayanın, kendi mezhebindeki ruhsatı da yapmaması iyi olur. Elinden geldiği kadar azimetle amel etmelidir. Müctehid olmayanların, bir mezhebi seçip, her işlerinde bu mezhebi taklit etmeleri lazımdır. Nazar ve istidlal yolu ile Nasstan hüküm çıkaracak dereceye yükselince, kendi ictihadına tabi olması lazımdır. İmam-ı Ahmed bin Hanbelin, ilminizi imamlarınızın aldıkları kaynaktan alınız. Taklitçilikte kalmayınız sözü, böyle olduğunu göstermektedir. Abdülmelik bin Ebû Muhammedü’l-Cüveyni, Muhit kitabında, (Gücü yetenlerin, 4 mezhepte azimet olan yolda bulunmaları vera ve takva olur. Çok iyi olur. Âciz olanların 4 mezhebin ruhsatlarını yapması caiz olur. Fakat ruhsat için, o mezhepteki şartlarına riâyet etmesi lazımdır) buyurdu.

İmam-ı Süyuti buyuruyor ki (Müctehid iki türlü olur: Müctehid-i mutlak ve müctehid-i fiil mezhep. Müctehid-i fiil mezhep olan âlim, kendi mezhep imamına uymaz. Kendi reyi ile fetva verir. Fakat delilleri mezhep imamının kaidelerine göre arar. Bu kaidelerin dışına çıkamaz. 4 mezhep imamından sonra, mutlak müctehid hiç yetişmedi. Yani, hiçbir âlim mutlak müctehid olduğunu iddia etmedi. Yalnız, Muhammed Cerir-i Taberi bu iddiada bulundu ise de, hiçbir âlim bu sözünü kabul etmedi.)

Şeyh İzzeddin bin Cemaa, başka bir mezhebe göre fetva verdiği zaman, o mezhep imamının bu iş için koyduğu şartların hepsini bildirir ve bunları da yapmasını söyler, bu şartlardan birini yapmazsan ibadetin sahih olmaz derdi. Çünkü, mezheplerin kolaylıklarını yapmak, meşakkat bulunduğu zaman ve ancak bütün şartlarını yerine getirmekle caiz olur.

Kadına eli dokununca, Şâfiî mezhebinde abdest bozulur. Hanefide bozulmaz. Kadına eli değen bir Şâfiînin, abdest alması mümkün iken, bunun Hanefi mezhebini taklit ederek, bozulmuş abdesti ile namaz kılması sahih olmaz. Bunun Hanefi mezhebini taklit edebilmesi için abdest almasında haraç, meşakkat, güçlük bulunması, yani abdest almasının mümkün olmaması ve abdestte ve namazda, Hanefi mezhebine göre farz ve vâcip olan şeylerin hepsini yapması lazımdır. (Mîzan) dan tercüme burada tamam oldu.

Dinde reformcu, âlimlerin, her asırda müctehid-i fiil-mezhep bulunabilir sözünü ele alarak, 4 mezhebi taklit etmeyen mutlak müctehid yetişeceğini yazıyor. Şevkani (hazretleri!), böylece yeni mezhep getirmiştir diyerek, kendi gibi bir dinde reformcuyu övmektedir.

Büyük âlim Seyyid Abdülhakim Efendi hazretleri, (Şevkani gibi kimseler, dinde söz sahibi olmaktan çok uzaktır. Şevkani’nin sözü, din işlerinde senet olamaz. Şevkani’nin, (İbni Abbas tefsiri, asla tefsir değildir) dediğini yazıyorsunuz. İbni Abbas tefsiri diye bir kitap yoktur. Abdullah ibni Abbas “radıyallâhu anhüma” kitap yazmadı. Kendisi Server-i âlemin kıymetli sohbetlerine devam etmiş ve Cebrâil aleyhisselâmı görmüş ve Ashâb-ı kirâm arasında en alimlerden biri olarak tanınmış olduğundan, hadis-i şerifler için olduğu gibi, bazı âyet-i kerimeler için de, beyanatta bulunmuştur. Tefsir alimlerimiz, bu yüksek beyanları alarak, tefsirlerini süslemişlerdir. Beydavi tefsiri bunlardandır. Bu, tefsirlerin pek yüksek derecede olduklarını, İslam âlimleri söz birliği ile bildirmişlerdir. Şevkani’nin sözünü düzeltmek lazımdır. Bunu düzeltmek için de, yüksek olan Usûl-i hadis ilminin ince kaidelerini bilmek lazımdır. Şevkani’nin bu derecelere erişmiş olması ise, belli değildir. Çünkü, o makamlarda bulunsaydı, büyük âlimlerin kaidelerine uymayan sözde bulunmazdı) demektedir. Kuveyt müftüsü Muhammed bin Ahmed Halef’in (Cevap-üs-sail) kitabının 69. sayfasında, Şevkani’nin, Zeydi fırkasından olduğu yazılıdır.

Şevkani’nin birkaç kitabı, mesela İrşadü’l-fuhul kitabı uzun incelenirse, onun takıyye yaptığı görülür. Yani, Zeydi fırkasından olduğunu saklamakta, kendisini Ehl-i sünnet olarak tanıtmaktadır. Çünkü, Ehl-i sünnet arasında bulununca, takıye yapmaları farz imiş. Şevkani, kitabında, her konuda, isimleri ve kitapları unutulmuş, fitneleri söndürülmüş olan eski sapık fırkalardaki âlimlerin isimlerini ve sözlerini, Ehl-i sünnet âlimlerinin sözleri arasına yazıp, aralarında tartışma yapmakta, reformcu ve mezhepsiz olanları haklı göstermektedir. Mutlak ictihadın kıyamete kadar devam edeceğini savunmakta, İbni Abdüsselam’ın ve talebesi İbni Dakik-ul-ıyd’in ve bunun talebesi İbni Seyed’in-nasın ve talebesi Zeynuddin-i Iraki’nin ve talebesi İbni Hacer-i Askalani’nin ve başkalarının mutlak müctehid olduklarını yazmaktadır. Böylece, Ehl-i sünnet mezhebini sinsice içerden yıkmaya ve kendini âlimler arasında hakem olarak, hepsinden üstün bir müctehid olarak tanıtmaya çalışmaktadır. Ana dili olan Arabî yüzlerce kitap okumuş olduğunu ve âlimler arasında hakemlik yaptığını gören genç din adamları, Şevkani’yi müctehid zannetmekte ve gösterdiği zararlı yola saparak, Ehl-i sünnetten ayrılmaktadırlar.

Muhammed Şevkani, İrşadü’l-fuhul kitabında diyor ki: (Taklit) bir kimsenin reyini yani ictihadını, delilini bilmeden kabul etmektir. Bir kimsenin rivayetini, verdiği haberi kabul etmek, rivayet olunan kimsenin sözünü kabul etmektir. Âlimlerin çoğuna göre, mesail-i şeriyede, yani amelde, taklit asla caiz değildir. İbni Hazm, bunda icma olduğunu bildirdi. Mâlikî mezhebinin böyle olduğunu Kurafi bildirdi. Şâfiî ve Ebû Hanîfe de, bizi taklit etmeyin dediler. Ölüleri taklit etmek caiz olmadığında icma vardır. Usûl âlimlerinin çoğunun bunu bildirmediklerine şaşılır. 4 imama tabi olanların çoğu, ami olanın taklit etmesi vâciptir dediler. Böyle söyleyenler mukallid oldukları için, sözleri huccet olamaz. Ashâb ve tabiin zamanında taklit yoktu. Birbirlerinden Kitabı ve sünneti sorup öğrenirlerdi. (Bilenlerden sorunuz!) ayeti de, hüküm-i ilâhîyi sorunuz demektir. Bilenlerin reyini sorunuz demek değildir. (İhtilaf ettiğiniz şeyleri Allaha ve Resûlüne havale ediniz!) ayeti, taklidi men’ etmektedir. Resûlullah bir yere gönderdiği Ashâbına, (Sünnette bulunmayan şeyleri reyiniz ile bulup hüküm ediniz!) buyururdu. Müctehidi taklit eden kimse, onu İslamiyetin sahibi yapmış olur. Bu ise, Resûlullaha mahsustur.)

Âlimlerin çoğuna göre amelde taklit caiz değildir demesi, Şevkaninin kendi görüşüdür. Müctehidlerin birbirlerini taklit etmeleri caiz olmadığını ileri sürerek, böyle söylemektedir. İbni Hazm gibi bir sapığı kendine şahit gösteriyor. 4 mezhep imamları, avamın başkasını taklit etmiyeceklerini bildirmemiştir. Bunu, daha önce uzun yazdık. Ölüler taklit edilmez sözü ise Şevkani’nin bağlı bulunduğu şiî fırkasının inançlarından biridir. Ehl-i sünnet âlimlerinin böyle söylemediklerine şaşması da, bu şiî inancına çok bağlı bir sapık olduğunu göstermektedir. (4 mezhepteki fıkıh âlimleri taklitçi oldukları için sözleri huccet olmaz) demesi de, Şevkani’nin kendi sapık ve şiddetli taassubu ile bocaladığını gösteriyor. Mukallid olan fıkıh âlimleri, mezhep imamını taklit eder, kendiliğinden söylemez dediğine göre, mukallid olan âlimlerin sözü, mezhep imamının sözü olur. Bunun ise, huccet olduğu, kendi sözünden de anlaşılmaktadır. Ashâb-ı kirâm zamanında, elbette taklite lüzum yoktu. Çünkü, hepsi müctehid idi. Tabiinden mukallidlerin, müctehidlerden katkat fazla olduğunu gösteren binlerce misal, kitapları doldurmaktadır. Resûlullahın hakim olarak gönderdiği Ashâbına reyleri ile hüküm etmelerini emir buyurduğunu kendi de yazmaktadır. Böylece, kendi iddialarını kendisi çürütmektedir. Allahü teâlâ, Ehl-i sünnetin haklı olduğunu, ona da söyletmiştir. Görülüyor ki mezhepsizler ile dinde reformcular, Şevkani’nin ağzından konuşmaktadırlar. Reşid Rıza, Ehl-i sünneti şaşırtmak için, Ehl-i sünnet olmayan bu sapığı mutlak müctehid olarak göstermektedir. Şevkani’nin mezhepsiz olduğu ve bir mezhebi taklit edenlere müşrik ve kâfir dediği ve mezhepsizlerin bunu müctehid olarak gösterdikleri, Hindistan’da yazılmış olan (Usul-ül-Erbea) kitabında da yazılıdır.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler