Hindistan’ın büyük âlimlerinden Ahmed Rıza han Berilevi, Fetavel-Haremeyn ismindeki fetva kitabında, 28 suale cevap vermektedir. Bu fetvaları, Ehl-i sünnet âlimlerinin beyanlarına tam uygundur. Bunlardan on adedi, teberrüken aşağıda bildirilmiştir:

Sual 1: Hindistandaki ingiliz casusları, kendilerine (Neyaşıre) diyorlar. Cebrâil aleyhisselâmın ve meleklerin ve cinnin ve şeytanların ve göklerin ve miraç mucizesinin ve Cennetin ve Cehennemin var oldukları ve bedenlerin müslümanların inandığı şekilde, tekrar dirilecekleri doğrudur diyorlar. Fakat, bunları bildiren âyet-i kerimelere, (Batıniye) denilen kimselerin bir kısmının yaptıkları gibi, uydurma mânâlar veriyorlar. Bu söylenen şeyler, maddeden yapılmış değildir. Mânâ ve hayali şeylerdir, diyorlar. Adetlerin ve fizik kanunlarının dışında bir şey var olamaz diyorlar. Böylece, Allahü teâlânın, tabiat kanunları dışında birçok şeyler yaratacağını inkar ediyorlar. Mucizelere inanmıyorlar. Bunlara, tabiatta gördükleri, öğrendikleri şeylere göre, mânâ veriyorlar. Allahın dinini yaymak için yapılan cihatda, kâfirlerden alınan esirlerin köle olarak kullanılması haramdır, zulmdür. Vahşilerin yaptığı şeydir, diyorlar. Bütün dinlerde bildirilmiş olan bu işi, Allah emretmemiştir, diyorlar. Tefsir kitaplarının ve hadis kitaplarının hiçbirine inanmıyorlar. Bunların içindekilerin hepsini âlimler uydurmuştur, diyorlar. Elimizde doğru olarak yalnız Kuran var. Biz Kurana yeni bilgilerimize göre mânâ veririz. İlk müslümanların anladıklarına ve onlardan bize ulaşanlara inanmayız diyorlar. Böyle söyleyenlere (Müslüman) ve (Ehl-i kıble) denir mi? Çünkü bu casuslar, müslüman olduklarını bildiriyor ve (Kelime-i şehâdet) söylüyorlar ve kıbleye karşı namaz kılıyorlar. Hatta, hakiki müslüman kendilerinin olduğunu ve halis İslam dininin de onların söyledikleri gibi olduğunu iddia ediyorlar. Bunlara müslüman mı diyeceğiz, kâfir mi diyeceğiz? Söylediklerine yanlış, bozuk mu diyeceğiz?

Cevap 1: Hiç öyle değildir. Vallahi, bunların müslümanlıkla hiç ilgileri yoktur. Bunlar, ingilizlerin beslediği İslam düşmanlarıdır. Kâfirlerin, mürtedlerin en kötüleridirler. Çünkü bunlar, dinde zaruri olarak bilinen şeyleri inkar ediyorlar. Bunların kelime-i şehâdet söylemeleri ve Kabenin kıble olduğunu söylemeleri, (Mümin) olduklarını ve Ehl-i kıble olduklarını göstermez. Zaruri olan, açık, meydanda olan din bilgilerini değiştirmeye, âlimlerin hiç biri ve itikat ve fıkıh kitaplarının hiç biri izin vermemiştir.

Sual 2: Bunların ingiliz casusu oldukları anlaşıldı. Bunlardan işittiklerini, anlayıp da, bunlara müslüman diyenler, hatta İslam alimi, dinde söz sahipleri olduklarını söyleyenler, din büyükleri için söylenmiş olan kelimelerle bunları övenler, isimlerini söyleyerek, bunlar zamanımızın bir taneleridir. Kitapları, gençler için bulunmaz nimettir. Yazıları, kemal sahibi olduklarına şahittir. Dinimizin direğidirler. İslam dininin bekçisidirler, diyenler için ne buyurursunuz? Böyle övenler, onların kitaplarını basanlar, yazanlar ve din büyüklerinin kitaplarıdır diye reklamlarını yapanlar için ne dersiniz?

Cevap 2: Dinde zaruri olan şeylerden birine inanmayan kâfir olur. Bunun kâfir olduğunda ve Cehennemde sonsuz azap çekeceğinde şüphe eden de kâfir olur. Bunun kâfir olacağı, Bezzaziye ve Dürrü’l-muhtar ve Kadı İyad’ın Şifa ve İmam-ı Nevevi’nin Ravda ve İbn-i Hacer-i Mekki’nin el-Alam kitaplarında açıkça bildirilmiştir. Bir hıristiyanı, bir yahudiyi ve din-i İslamdan ayrılanlardan birini kâfir kabul etmeyen kimsenin kâfir olacağında şüphe eden kimsenin de kâfir olacağını, İslam âlimleri söz birliği ile bildirdiler. Bu söz birliği adı geçen kitaplarda yazılıdır. Kâfir olmasında şüphe eden de kâfir olunca, onu müslüman bilenin nasıl olacağını ve hele, onu İslam âlimlerini öven kelimelerle methedenin nasıl olacağını düşünmelidir. Bu sözümüzden, böyle kimseleri İslam alimi sananların ve bunların küfür saçan sözlerini, yazılarını övenlerin, yayanların, kâfir olacaklarını iyi anlamalıdır. Övmek, yaymaya çalışmak ve reklamını yapmak, razı olmayı, beğenmeyi gösterir. Küfre rıza, küfür olur. Küfre rıza demek, kâfirin küfür üzere kalmasını istemek değildir. Onun küfrünü beğenmek demektir.

Sual 3: (Bidat ehli) ne demektir?

Cevap 3: Bidat sahibinin Ehl-i sünnetten ayrılmasına sebep, eğer hazret-i Alinin hazret-i Ebû Bekrden ve hazret-i Ömerden daha üstün olduğuna inanması ise, böyle inananın (Bidat sahibi) olacağı (Hülasa) ve (Hindiye) ve başka birçok kıymetli kitapta yazılıdır. Bu iki halifenin veya ikisinden birisinin halife olmasına inanmayan için fıkıh âlimleri kâfir olur, dedi. Kelam âlimleri ise, yine bidat sahibi olur, dediler. İhtiyatlı davranarak, bidat sahibi olur demelidir. Eğer, Allahü teâlâ mahluktur derse veya şimdi mevcut olan Kur’ân-ı Kerîm noksandır ve Ashâb tarafından ve daha sonraları değiştirilmiş yerleri vardır derse yahut hazret-i Ali veya on iki imamdan biri, Peygamberlerden “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” daha üstündür derse, kesinlikle kâfir olur. Buna, mürtedlere yapılan gibi yapilacağı, (Hindiye), (Zahiriye), (Hadikat-ün-nediye) de ve fıkıh kitaplarında yazılıdır. (Makalet-ül-müfessire an-ahkâm-il-bidat-il-mükeffire) kitabında bu hususta geniş bilgi vardır.

[İbni Abidin, nikahı caiz olmayanları anlatırken diyor ki bir kimse, eğer hazret-i Aliyye tapınıyorsa veya Cebrâil aleyhisselâm Kur’ân-ı Kerîmi Aliyye getirmeye emrolundu. Şaşırıp Muhammed aleyhisselâma getirdi derse veya hazret-i Ebû Bekr Ashâbdan değildir derse yahut hazret-i Aişeye kazf ederse, yani zina etti derse kâfir olur. Hazret-i Ali, iki halifeden daha üstündür derse veya Ashâbdan herhangi birini seb, şetm eder, söğerse, yani kötülerse, kâfir olmaz, bidat ehli olur.

Üçüncü ciltte diyor ki bir kimse, iki halifeyi seb ederse, bu ikisine lanet ederse, kâfir olur. Dürzi ve mülhid ve İsmaili denilen kimseler, İslamın beş şartını yapıyorlar ise de, tenasüha inandıkları ve şaraba, zinaya helal dedikleri ve âyet-i kerimelere bozuk mânâlar verdikleri için kâfir oluyorlar.

İbni Abidin, (Ukud-üd-dürriye) kitabında, şeyh-ul-İslam Abdullah Efendinin şiîler hakkındaki fetvasını uzun yazmakta, küfre varanlarını bildirmektedir.]

Sual 4: Batıniye denilen kimseleri övenler, bunlar için ilmin yıldızları ve âlimlerin güneşleri ve zamanımızın büyük alimi ve asrımızın önderi gibi sözlerle övenler için ve bu sözlere inananlar için ne dersiniz?

Cevap 4: Bu övülenler, mürted oldukları bildirilenlerden ise ve övenleri böyle olduğunu biliyorlarsa, bunlar da, mürted olur. Övülenler mürted değil iseler, bunları da övmenin çok çirkin, çok kötü olduğu meydandadır. İbni Ebiddünya ve Ebû Yala ve Beyhekinin Enes bin Malikten ve İbni Adinin Ebû Hüreyreden haber verdikleri hadis-i şerifte, (Fasık meth olunduğu zaman, Rabbimiz gazapa gelir) buyuruldu. Böyle medhlere izin vermek, neşretmek, reklamını yapmak, bunlardan razı olmayı gösterir. Kötülükten razı olmak da kötüdür. [Ashâb-ı kiramın ve bütün Ehl-i sünnetin düşmanı olduğu anlaşılan ahund Humeyni’yi methedenleri, onun dini ve siyasi yolunu beğenenleri işitiyoruz. Bunların, bu hadis-i şerifi ve fetvayı dikkat ile okumaları ve ibret almaları, gafletten uyanmaları lazımdır.]

Sual 5: Allahü teâlâ ve Peygamber “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” yalan söyleyebilir demeyi nasıl karşılıyorsunuz?

Cevap 5: Yalan söylemek, noksanlıktır, çirkindir. Allahü teâlâda ve Resûlünde çirkin şeylerin bulunmadığı söz birliği ile bildirilmiştir. (Sübhanessübbuhan ayıp-i kezbin makbuh) kitabımda bunu uzun bildirdim. Kelam ve tefsir âlimlerinden vesikalar yazdım. Böyle söyleyenlerin doğru yoldan sapmış, bozuk kimseler olduklarını Arap ve acem âlimleri çeşitli kitaplarında bildirmişlerdir. Hadiste üstadımdan allame Ahmed bin Zeyn bin Dahlan-i Mekki’nin (Ed-Dürerü’s-seniyye) kitabında bunların dalaletleri geniş anlatılmış ve Medine-i münevvere müftüsü mevlana Ebussuud’un bunları reddeden yazıları bildirilmiştir. Bunlar şeytanın yoluna kapılmışlar, şeytan askeri olmuşlardır. Şeytanın askerleri, elbette perişan olacaklardır demektedir.

Sual 6: Zamanımızda (Gayrü’l-mukallidin) yani mezhepsiz denilen kimseler türedi. Bunlar, dört mezhepten hiçbirine uymuyorlar ve başkalarının uymalarını da istemiyorlar. Kendilerine (Ehlü’l-hadis) adını vermişler. Biz yalnız hadise uyarız, diyorlar. Cahil, din tahsilinden mahrum, hakkı batıldan ayıramayan, doğruyu eğriyi seçemeyen kimselerin, Mısır’da, Hicaz’da ve Irak’ta, Şam’da biraz Arabî öğrenerek kendilerini din adamı tanıtanların, din kitabı yazdıklarını görüyoruz. Bunlar için ve kitapları için ne dersiniz?

Cevap 6: Hanefi mezhebi âlimlerinden allame Seyyid Ahmed Tahtavi, Dürrü’l-muhtar haşiyesinde, zebayıh bahsinde diyor ki (Fıkıh âlimlerinin yolundan, sivad-i azamdan ayrılan, Cehenneme götüren yola sapmış olur. Bunun için, ey müminler! (Ehl-üs-sünne vel-cemaa) denilen (Fırka-i nâciye) nin, yani Cehennemden kurtulmuş olduğu Peygamberimiz tarafından bildirilmiş olan tek fırkanın yoluna sarılınız! Çünkü, Allahü teâlânın yardımı ve koruması ve saadete ulaştırması, yalnız bu yolda bulunanlar içindir. Allahü teâlânın gazapı ve azâbı bu fırkadan ayrılanlar içindir. Bu fırka-i nâciye, bugün, dört mezhebin içinde toplanmıştır. Bu dört mezhep, Hanefi, Şâfiî, Maliki ve Hanbeli mezhepleridir. Bu dört mezhepten birinde bulunmayan kimse, bidat ehli ve Cehennem ehli olur). [Yani, sapık veya kâfir olur.] Büyük imam Süfyan-ı Sevri (fıkıh alimi olmayan, hadis-i şeriflere uyarsa, dalalete sürüklenir) buyurdu. Büyük imam İbnülhacerül Mekki (El-Methal) kitabında da bunu haber vermektedir. (El-barikat-uş-şarika alâ marikat-ül-müşarika) kitabımda mezhepsizlere karşı fetvalarım ve risalelerim mevcuttur.

Sual 7: Bazıları, mezhepsizlerin Ehl-i sünnet olduklarını, hatta diplomalı din adamı olduklarını söylüyorlar. Ehl-i sünnetten yalnız ufak tefek bilgilerde ayrıldıklarını, bu ayrılığın da, Hanefi, Şâfiî, Mâlikî mezheplerinin birbirlerinden ayrılıkları gibi faydalı olduğunu, böylece, İslam dinine yardım ettiklerini söylüyorlar. Bunun için, mezhepsizlerin de, Hanefi ve Şâfiî mezhebinde olanlar gibi olması ve onları din kardeşi bilmemiz, gönülden sevmemiz ve saymamız lazım gelmez mi? Müctehid olmadığı hâlde, hadise uyarak iş yapmak, muhabbet sarhoşlarının, Allah aşıklarının yolu değil midir? Ashâb-ı kiramdan Ebû Zer-i Gaffari “radıyallâhu anh” de, (Mallarınızı yığarak kenz, define yapmayınız!) hadis-i şerifi ile amel etmedi mi? Mezhepsizler için, böyle söyleyenlere karşı ne dersiniz?

Cevap 7: Böyle sözler, hiç doğru değildir. Böyle söyleyenler de, onlardan olur. Hatta onlardan daha kötüdürler. Bidat sahibine nasıl hürmet olunabilir? Taberaninin Abdullah bin Beşirden haber verdiği hadis-i şerifte, (Bidat sahibine hürmet eden, İslam dininin yıkılmasına yardım etmiş olur) buyuruldu. Taberaninin (Kebir) inde ve Ebû Nuaymın (Hilye) sinde, Muazdan “radıyallâhu anh” haber verilen hadis-i şerifte, (Bidat sahibine hürmet etmek için yürüyen kimse, İslamı yıkmaya yardım etmiştir) buyuruldu. Böyle hadis-i şerifler çok vardır. İctihad derecesine yükselmemiş olanın, ibadetlerini, işlerini hadis-i şeriflere uyarak yapması ve dört mezhepten birine uymaması, dalalettir, sapıklıktır. Müminlerin yolundan ayrılmaktır. Nahl sûresinin kırküçüncü âyetinde meâlen, (Bilmediklerinizi zikir ehlinden sorunuz!) buyuruldu. Ebû Davudün Cabir bin Abdullahtan haber verdiği hadis-i şerifte, (Bilmediklerinizi sorunuz. Cehaletin ilacı sualdir) buyuruldu. Bu âyet-i kerime ve hadis-i şerif, bilmeyenlerin bilenlerden sorup öğrenmelerini emretmektedirler. Buradan anlaşılıyor ki mezhepsizler için, yukarıda yazıldığı gibi konuşanlar ve bunları kabul edenler ve inananlar da onlardan olur. Dalalette, sapıklıkta ortakdırlar.

Sual 8: İki seneden beri Hindistanda bu çeşit insanlar türedi. (Nedvet-ül-ulema) dedikleri bir cemiyet kurmuşlar. Bunu, İslamiyete hizmet ve müslümanları uyandırmak için yaptık diyorlar. Burada her çeşit insan, itikatları bozuk kimseler toplanmış. Mezhepsiz kimseler ve Ehl-i sünnet mezhebinden birkaç kişi, yüksek kürsülere oturmuşlar, nutk söylüyorlar. Buna ne dersiniz!

Cevap 8: Bu yaptıkları haramdır. Dalalettir. İlmi az olan müslümanları, mezheplerine karşı soğutmaktır. Müslümanlar, sapık din adamlarının Ehl-i sünnet alimi olarak tanınanlar ile işbirliği yaptıklarını, hepsinin kürsülerde oturduklarını görünce, onları da büyük ve kıymetli sanırlar. Onlara da hürmet ederler. Bu ise, büyük günahtır. İslam dini, bidat sahiplerine hakaret edilmesini, sert davranılmasını emrediyor. Onlara saygı gösterilmesini men’ ediyor. İslam âlimleri, akaid kitaplarında, mesela (Şerh-ul-mekasıd) kitabında, (Bidat sahiplerine sert davranmak, onları aşağı görmek, red ve tard etmek lazımdır) dediler. Müslümanlar, onları yüksek yerlerde görünce, kalpleri meyl eder. Sözlerini dinlerler. Şeytanın aldatması ile onları sevmeye başlarlar. Bunların doğru yoldan kaymalarına sebep, onlarla işbirliği yapanlardır. Ayrı inanışlı kimselerin biraraya gelmeleri, dinin yıkılmasına sebep olur. Müslümanları uyandıracağız diyenler, bunları zehirlemekte, felakete sürüklemektedirler.

Sual 9: Nedveyi kurmaktan maksatları, sünni ve diğer bidat fırkaları arasındaki ayrılığı yok etmek imiş. Birbirlerinin sözlerini, inanışlarını reddetmemeleri, kardeşce geçinmeleri lazım imiş. Âlimler, birbirlerine uymayan inanışlarını, düşüncelerini söylememeli ve yazmamalı imiş. Bütün müslümanların ve talebelerinin de böyle yapmalarına örnek oluyorlarmış. Ayrılık, münakaşa, helak olmaya sebep olur. Nefsin arzularından, kendini beğenmekten ileri gelir, diyorlar. Bu sözleri doğru mudur? Yoksa, bozuk ve azgınlık mıdır?

Cevap 9: Bidat yayıldığı zaman, bunu reddetmek ve zararlarını, kötülüğünü yaymaya çalışmak, farzdır. Bunun farz olduğunu İslam âlimleri söz birliği ile bildirmişlerdir. Selef-i salihin ve bugüne kadar gelen âlimler, hep böyle yaptılar. Bidat sahiplerini reddetmeyen, onları kendi haline bırakan kimse, müslümanların söz birliğinden ayrılmış olur. İslam cemaatinden uzaklaşmış olur. Bidatleri ve bidat işleyenleri sevmiş olur. Bu ise, Ehl-i sünnet mezhebini ve bu doğru yolda olan müslümanları kötülemektir. Marufu nehy etmek ve münkeri emretmektir. Müslümanları, Allahü teâlânın lanetine sürüklemektir. Büyük âlim, müslümanların imamı Ahmed ibnü Hacer-il-Mekki hazretleri (Es-Savaık-ul-muhrika) kitabının önsözünde diyor ki (Bu kitaptaki yazıların hakikatlarını, özlerini kavrayacak kadar derin ilme mâlik olmadığım hâlde, bu yazıları yazmaya beni sürükleyen sebep, Hatib-ül-Bağdâdînin (El-Cami) kitabında bildirdiği şu hadis-i şerif olmuştur: (Fitneler, bidatler yayıldığı ve Ashâbım kötülendiği zaman, hakikati bilen, bildiğini bildirsin! Bildiğini bildirmeyenlere, Allahü teâlâ ve melekler ve bütün insanlar lanet eylesin! Allahü teâlâ, bunların ibadetlerini ve hiç bir iyiliklerini kabul etmez). (Böyle davranmak, fesad çıkarmak olur, günahtır. Bunlar kendilerini yok etmektedirler) sözü, Allahü teâlâya iftiradır. İslam âlimlerini kötülemektir. Ehl-i sünnet mezhebinden ayrılmaktır. Mühim bir farzı inkar etmek, buna haram demektir.

Sual 10: Bu Nedvenin en büyük maksadı, Ehl-i kıble arasındaki ayrılıkları yok etmek, Ehl-i sünnet ve ehl-i bidat olan çeşitli inanıştaki müslümanları birleştirmek, ayrılıkları kaldırmak, hepsini süt ve şeker gibi faydalı ve tatlı hâle getirmek imiş. Kalplerinin birlikte atmasını, birisinin zararına, acısına hepsinin ortak olmasını sağlamak imiş. İnanışları ayrı ise de, Kelime-i şehâdet getiren herkesin kardeş olduklarını bildirmek imiş. Bunu, (Ey müslümanlar! Birbirinizle kardeş olunuz!) hadis-i şerifindeki emre uymak için yapıyorlarmış. Hiçbir şeyde ayrılık yapmamak, birbirini kötülememek lazım imiş. Böyle birleşmek, Allahü teâlânın emri, farzı imiş. Yalnız böyle birleşenlerin namazı, orucu, taatları kabul olur imiş. Böyle birleşmeyenler dünya ve ahiret saadetine kavuşmazmış. Hatta, Ehl-i kıble birbirlerini sevmedikçe, iman sahibi olamaz. Cennete giremezmiş. İnsanların her günahının affedilmeleri mümkün ise de, birbirleri ile geçimsizlikleri ve düşmanlıkları affedilmez imiş.

Cevap 10: Yukarıdaki yazıların hepsi İslamiyete uygun değildir. Müslümanlara zararlıdır. İnsanları dalalete sürüklemektir. Böyle olduğunu, çeşitli hadis-i şerifler ve din imamlarının sözleri göstermektedir. Bidat sahipleri ile görüşmeyi yasaklayan ve onlardan uzaklaşmayı emreden hadis-i şeriflerden birkaçını bildirelim: (Sahih-i Müslim) de Ebû Hüreyreden haber verilen hadis-i şerifte, (Onlardan kaçınız! Sizi dalalete götürmesinler. Fitneye düşürmesinler) buyuruldu. Ebû Davudün Abdullah ibni Ömerden haber verdiği hadis-i şerifte, (Hasta olurlarsa, ziyaretlerine gitmeyiniz!) buyuruldu. İbni Macenin Cabirden haber verdiği hadis-i şerifte, (Karşılaşınca, onlara selam vermeyiniz!) buyuruldu. Ukaylinin Enes bin Malikten “radıyallahü teâlâ anh” haber verdiği hadis-i şerifte, (Onlarla birlikte bulunmayınız! Onlarla birlikte yiyip içmeyiniz. Onlardan kız alıp vermeyiniz!) buyuruldu.

[Bu hadis-i şerif, bidat sahipleri ile arkadaşlık etmeyi, onlarla birlikte yiyip içmeyi, onlardan kız alıp vermeyi yasaklamaktadır. (Hindiye) ve (Bahr-ür-raık) kitaplarının sahipleri diyor ki (Zındıklar, batıniler, ibahiler ve inanışları küfre sebep olan bütün mezhepsizler, putlara, yani heykellere ve yıldızlara tapınanlar gibi müşriktirler. Bu müşriklerle evlenmek ve cariye olarak vaty etmek haramdır.)

Yukarıda yazılanlardan anlaşılıyor ki dört mezhepten birinde bulunmayanın, yani Ehl-i sünnet olmayanın inanışı küfre sebep olursa, müşrik olur. Bunlarla nikahlanmak ve kestiklerini yemek haram olur. Küfre sebep olmayanı, bidat ehli olup bunlarla nikahlanmak haram olmuyor. Nikahları sahih oluyor ise de, bunlarla birlikte yaşamak, hatta selamlaşmak, hadis-i şeriflerle yasak edildiği için, bunlarla evlenmemelidir. Ehl-i sünnet ile evlenmelidir.]

İbni Hibbanın bildirdiği hadis-i şerifte, (Onların cenazelerinin namazını kılmayınız! Onlarla birlikte namaz kılmayınız!) buyuruldu. Deyleminin Muazdan haber verdiği hadis-i şeriflerde, (Ben onlardan değilim. Onlar da benden değildirler. Onlara karşı cihat etmek, kâfirlerle cihat etmek gibidir) buyuruldu. İmam-ı Cafer-us-Sâdık, babası Muhammed Bakırdan, bu da babası Zeynelabidin Aliden, bu da babası Hüseyinden, bu da imam-ı Aliden “radıyallâhu anhüm” haber verdiler ki Ebû Ümameye söylenilen hadis-i şerifte, (Kaderi ve mürcii ve harici fırkasında bulunanlarla görüşme! Bunlar, (bidat sahipleridir) dinini bozarlar. Yahudilerin ve hıristiyanların yaptıkları gibi, hıyanet ederler) buyuruldu. İbni Asakirin Enes bin Malikten haber verdiği hadis-i şerifte, (Bidat sahibini gördüğünüz zaman, ona karşı sert davranın! Allahü teâlâ, bidat sahiplerinin hepsine düşmandır. Onlardan hiçbiri sırat köprüsünden geçemeyecek, Cehennem ateşine düşeceklerdir) buyuruldu. Ebû Davudün ve Hakimin hazret-i Ömerden haber verdikleri hadis-i şerifte, (Kaderiye fırkasında olanlarla birlikte bulunmayınız! İşlerinizi onlara danışmayınız!) buyuruldu. Ahmed ibni Hanbelin ve Ebû Davudün ve Tirmüzinin ve İbni Macenin Abdullah ibni Mesutten ve Taberaninin Ebû Musel-Eş’arîden haber verdikleri hadis-i şerifte, (İsrail oğulları [yani yahudiler] günah işlediler. Âlimleri, bunlara nasihat verdi; dinlemediler. Âlimleri, sonra bunlarla görüştüler. Beraberce yiyip içtiler. Allahü teâlâ aralarına düşmanlık soktu. Davud aleyhisselâmın ve İsa aleyhisselâmın ağızlarından bunlara lanet etti) buyurdu.

Tirmüzi ve Ebû Davud ve İbni Mace, Nafiden alarak bildiriyorlar ki Abdullah ibni Ömere bir adam gelerek bir kimseden selam getirdi. Abdullah, buna, (O kimsenin bidat sahibi olduğunu işittim. Bidat sahibi ise, benden ona selam götürme) dedi. Hasan-ı Basıri ve Muhammed ibni Sirin (Bidat sahipleri ile birlikte bulunmayınız!) dediler. Eyyüb-i Sahtiyani diyor ki Talak bin Habîb ile oturuyordum. Said bin Cübeyr yanımızdan geçti. Bana dönerek, (Onunla oturma! O, bidat sahibidir) dedi. Esma bin Ubeyd diyor ki Ali ibni Sirinin yanına bidat sahibi olan iki kişi gelerek, sana bir hadis soracağız dediklerinde, hayır, sormayınız, dedi. Bir âyet soracağız dediklerinde, hayır, buradan gidiniz, yoksa ben giderim, dedi. Gittiler. Orada bulunanlar, Kur’ân-ı Kerîmden bir âyet üzerinde konuşsaydın ne olurdu, dediler. Onların âyet-i kerimeyi değiştirerek okumalarından ve bu değişikliğin kalbimde yer etmesinden korktum, dedi. Selam bin Ebû Muti diyor ki bidat sahibi bir kimse Eyyüb’a gelip, sana bir kelime soracağım dedikte, senden yarım kelime bile dinlemem, dedi. Bir kimse Said bin Cübeyre bir şey sordu. Cevap vermedi. Sebebi soruldukta, bidat sahibidir, onunla konuşulmaz, dedi. Ebû Cafer Muhammed Bakır “radıyallahü teâlâ anh” diyor ki (Münakaşa edenlerin yanında oturmayınız! Bunlar âyet-i kerimelere diledikleri gibi mânâ verirler). İmam-ı Ahmed ibni Hacer-i Mekki (Mişkat) kitabının şerhinde, Abdullah ibni Ömerin “radıyallahü teâlâ anh”, benden selam söylemeyiniz dediğini bildirirken, çünkü, bidat ehlinden kaçınmakla emrolunduk demektedir. (Mirkat) kitabında, (Kaderiye fırkasında olanlarla birlikte bulunmayınız!) hadis-i şerifini bildirirken, çünkü, agyar ile görüşmek, insanı helake, felakete sürükler, demektedir. (Şirat-ül-İslam) kitabında diyor ki selef-i salihin, bidat ehli ile birlikte bulunmazdı. Çünkü, hadis-i şerifte, (Bidat sahipleri ile birlikte bulunmayınız! Onların kötülükleri, uyuz hastalığı gibi bulaşıcıdır) buyuruldu. Hadis-i şerifte, (Kaderiye fırkasında olanlara selam vermeyiniz! Hastalarını ziyaret etmeyiniz! Cenazesinde bulunmayınız! Onların sözlerini dinlemeyiniz! Onlara sert cevap veriniz! Hakaret ediniz!) buyuruldu. Bir hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ bidat sahibine sert cevap verenin kalbini imanla doldurur. Korkulu şeylerden korur. Bidat sahibine kıymet vermeyen kimseyi Allahü teâlâ kıyametin korkularından korur) buyuruldu. (İrşad-üs-sari şerhu sahih-il-Buhari) kitabında diyor ki bidat ehli olan kimsenin tövbe ettiği anlaşılmadıkça, ondan uzaklaşmak lazımdır. Bu zayıf kul [yani Ahmed Rıda Han], bu konuda bir risale hazırlamaktayım. Bidat ehlinden kaçmak, onlara sert davranmak lazım olduğunu Kur’ân-ı Kerîmden ve hadis-i şeriflerden vesikalar yazarak açıklamaktayım. Ayrıca âlimlerin sözlerini de bildirmekteyim. Bu kitabım, gözlerin nuru ve gönüllerin şifası olacaktır.

Bidat sahipleri ile beraber bulunmanın zararları bu kadar çok olunca, onları sevmenin ve övmenin zararlarının ne kadar olacağını düşünmelidir. Hadis-i şerifte, (Kişi, sevdiği ile beraberdir) buyuruldu. İmam-ı Alinin ve başkalarının bildirdikleri hadis-i şerifte, (Yemin ederim ki Allahü teâlâ, insanı sevdikleri ile beraber haşr edecektir) buyuruldu. Taberaninin bildirdiği hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, insanı sevdiklerinin arasında haşr edecektir) buyuruldu. Ebû Davudün ve Tirmüzinin, Ebû Hüreyreden bildirdikleri hadis-i şerifte, (İnsanın dini, arkadaşının dini gibidir. Herkes, kiminle arkadaşlık ettiğine baksın!) buyuruldu. (Fih-un-Nesrin bi-cevapil-Esilet-il-ışrin) kitabımda yukarıdaki hadis-i şerifler üzerinde geniş açıklamalar vardır.

Nedvet-ül-ulemanın maksadı, mel’un şeytanın maksadıdır. Bilgisi az olan müslümanları doğru yoldan kaydırmaya uğraşmaktadırlar. Müslümanları birleştirmek farzdır, sözleri ile yeni bir din ortaya koymaktadırlar. (İbadetler kabul olmaz. Böyle olmayanlar, berekete ve saadete kavuşamaz) sözleri de, Allahü teâlâya iftiradır. Bidat ehli ile çekişmeye ve onları düşman bilmeye günah demeleri ve bu günahı affolmaz bilmeleri ve afvı imkansızdır demeleri de, kendilerinin Ehl-i sünnet vel-cemaatin hak yolundan ayrıldıklarını ve âyet-i kerimeleri inkar ettiklerini gösteriyor. Bir âyet-i kerimede meâlen, (Allahü teâlâ, şirkten başka dilediği kimselerin bütün günahlarını affeder) ve (Allahü teâlâ, bütün günahları elbette affeder) buyuruldu. Onların, bu günahın afvı imkansızdır demeleri, bu âyet-i kerimeleri inkar olmaktadır. (Allahın kulları, kardeşler olunuz!) hadis-i şerifine de yanlış mânâ vermektedirler. Bu hadis-i şerifin mânâsı, (Umdet-ül-Kari) ve başka kitaplarda da bildirildiği gibi, (Kardeşler olmanızı sağlayacak şeyleri yapınız!) demektir. Buna göre, bidat sahiplerinin, hak yolda bulunan müslümanlarla kardeş olabilmeleri için, bidatlerini terketmeleri ve sünnet-i seniyeyi kabul etmeleri lazımdır. Bidatlerinde devam edip de, Ehl-i sünnet olan müslümanları kendileri ile kardeş olmaya çağırmaları, açık bir dalalet, sapıklık ve çirkin bir hiledir. (Fetavelharemeyn) den tercüme burada tamam oldu. Bu kitap Arabî olup İstanbulda ofset yolu ile bastırılmıştır. Kitabın yazarı Ahmed Rıza han Berilevi, 1921’de Hindistanda vefat etmiştir.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler