(Nurü’l-izah)da ve bunun (Tahtavi) haşiyesinde ve (Halebi) ile (Dürr-ül-muhtar)da, namazların kazası sonunda, (Mülteka)da ve (Dürr-ül-münteka)da ve (Vikâye)de, (Dürer)de ve (Cevhere)de ve Kadızade’nin (Birgivi vasiyetnamesi) şerhinin sonunda ve başka kıymetli kitaplarda, meyyit için iskat ve devir yapmak, hanefi mezhebinde lazım olduğu yazılıdır. Mesela, (Tahtavi) haşiyesinde diyor ki (Tutulmamış oruçların fidye vererek iskat edilmesi için nass vardır. Namaz oruçtan daha mühim olduğundan, şeri bir özür ile kılınamamış ve kaza etmek istediği hâlde, ölüm hastalığına yakalanmış bir kimsenin, kaza edemediği namazları için de, oruçta yaptığı gibi iskat yapılması için, bütün âlimlerin söz birliği vardır. Namazın iskatı olmaz diyen kimse cahildir. Çünkü, mezheplerin söz birliğine karşı gelmektedir. Hadis-i şerifte, “Bir kimse, başkası yerine oruç tutamaz ve namaz kılamaz. Fakat, onun orucu ve namazı için fakiri doyurur” buyuruldu). Ehl-i sünnet âlimlerinin üstünlüklerini anlayamayan ve mezhep imamlarımızı da, kendileri gibi hayal ile konuşuyor sanan bazı kimselerin, (İslamiyette iskat ve devir yoktur. İskat, hıristiyanların günah çıkartmasına benziyor) gibi şeyler söylediklerini işitiyoruz. Bu gibi sözleri, kendilerini tehlikeli duruma düşürmektedir. Çünkü, Peygamber efendimiz, (Ümmetim dalâlet üzerinde birleşmez) ve (Müminlerin güzel gördüğü şey, Allah indinde de güzeldir) buyurdu. Bu hadis-i şerifler, (Berika)nın 94. cü sayfasında yazılıdır ve devir yapmanın elbette doğru olduğunu gösteriyor demektedir. Devir yapmaya inanmayan, bu hadis-i şeriflere inanmamış olur. İbni Âbidin, vitir namazını anlatırken, (Dinde zaruri olan, yani câhillerin de bildikleri icmâ bilgilerine inanmayan kimse, kâfir olur) buyuruyor. (İcmâ), müctehidlerin söz birliği demektir. İskat, günah çıkartmaya nasıl benzetilebilir? Papazlar, günah çıkartıyoruz diyerek, insanları soyuyorlar. Halbuki İslamiyette din adamları iskat yapamaz. İskatı yalnız ölünün vasisi, vasiyeti yoksa, varisi yapabilir ve para din adamlarına değil, fakirlere verilir.

Bugün, hemen her yerde, iskat ve devir işleri İslamiyete uygun yapılmamaktadır. İslamiyette iskat yoktur diyenler, böyle söylemeyip de, bugün yapılmakta olan iskat ve devirler İslamiyete uygun değildir deselerdi, çok iyi olurdu. Biz de kendilerini desteklerdik. Böyle söylemeleri ile hem korkunç bir tehlikeye düşmekten kurtulurlardı, hem de İslamiyete hizmet etmiş olurlardı. İskat ve devirlerin nasıl yapılacağı İbni Âbidin, kaza namazlarının sonunda geniş yazılıdır.

Faite namazları olan [yani özür ile kaçırıp, kazaya kalmış namazları bulunan] bir kimse, bunları ima ile de kılmaya gücü yeter iken kılmamış ise, öleceği zaman, kefaretinin iskat edilmesi için vasiyet etmesi vâcibdir. Kazaya gücü yetmemiş ise, vasiyet etmesi lazım olmaz. Ramazan-ı şerifte oruç yiyen misafir ve hasta da, kaza edecek zaman bulmadan ölürse, vasiyet etmeleri lazım gelmez. Allahü teâlâ, bunların özürlerini kabul eder. Hastanın kefaretlerinin iskatı, öldükten sonra velisi tarafından yapılır. Ölmeden önce yapılmaz. Diri insanın, kendi için iskat yaptırması câiz değildir. Şâfiî (Envar) kitabında, (Meyyitin kılmadığı namazlar için fidye vermek, Şâfiî mezhebinde vâcib değildir. Verilirse, iskat olmaz) diyor. Hanefi âlimlerinden İmâm-ı Birgivi “rahmetullahi teâlâ aleyh” (Cila-ül-kulûb) kitabında diyor ki (Üzerinde Allahü teâlânın hakkı veya kul hakkı bulunan kimsenin, iki şahit yanında vasiyet söylemesi veya yazmış olduğunu bunlara okuması vâcibdir. Üzerinde hak bulunmayanın vasiyet etmesi müstehaptır.)

Kefaret iskati için vasiyet eden meyyitin velisi, yani mirasını yerlerine sarf için vasiyet ettiği vasisi, vasi yoksa varisi olan kimse, mirasın üçte birinden, her bir vakit namaz için ve vitir namazı için ve kaza edilmesi lazım olan bir günlük oruç için, birer fıtra miktarı, yani yarım sa’ [beşyüz yirmi dirhem veya binyediyüzelli gram] buğdayı fakirlere [veya fakirlerin vekillerine] fidye olarak sadaka verir.

Vasiyet etmedi ise, velînin kefaret iskatı yapması, Hanefide lazım olmaz. Şâfiî mezhebindeki (Nef’ul-enam fi-iskatissalati vessıyam)da diyor ki (Bacuri, İbni Kasımın, Ebû Şüca metni şerhinin haşiyesinde diyor ki meyyitin kılmadığı namazları için fidye verilmez. Verilir kavli de vardır. Hanefiyi taklit ederek, iskatının yapılması iyi olur. Şâfiînin kavl-i kadîmine göre, velisi meyyitin namaz ve oruçlarını kaza eder.) Kul hakkını, vasiyet olmasa da, meyyitin bıraktığı maldan velînin ödemesi, her mezhepte lâzımdır. Hatta alacaklılar, mirası ele geçirince, mahkemesiz alabilirler. Kazaya kalan oruçların fidyesini, yani mal ile ödenmesini vasiyet etti ise, bunu yerine getirmek vâcibdir. Çünkü, İslamiyet emretmektedir. Vasiyet etmedi ise, varisi kendi malı ile yapabilir. Namazı vasiyet etti ise, namaz fidyesini vermek vâcib değil, câiz olur. Bu son ikisi kabul olmaz ise, hiç olmazsa sadaka sevâbı hâsıl olup günahlarını temizlemeye yardım eder. İmâm-ı Muhammed böyle buyurmuştur. (Mecmaul-enhür)de diyor ki (Nefsine ve şeytana uyarak namazlarını kılmamış, ömrünün sonuna doğru buna pişman [olup kılmaya ve kaza etmeye başlamış] olanın, kaza edemediği namazlarının iskatının yapılması için vasiyet etmesi câiz olduğu (Müstasfa)da yazılıdır.)

(Cila-ül-kulûb)da diyor ki: (Kul hakları, ödenecek borçlar, emânet, gasp, sirkat, ücret ve bey’ sebebi ile verecekler ve dövmek, yaralamak, haksız olarak kullanmak gibi beden hakları ve sövmek, alay, gıybet, iftirâ gibi kalp haklarıdır.)

Vasiyet eden meyyitin malının üçte biri iskat yapmaya kifâyet ediyorsa, velînin bu mal ile fidye vermesi lâzımdır. Kifâyet etmiyorsa, sülüsten fazlasını varisin teberru etmesi câiz olduğu, (Fethu’l-kadir)de yazılıdır. Bunun gibi, farz olan haccının yapılması için vasiyet etse, varisi veya başka biri, hac parasını hediye verse, câiz olmaz. Ölmeden vasiyet etmeyip, varisi kendi parası ile iskat yapsa veya hacca gitse, meyyitin borcu ödenmiş olur. Varisten başkasının parası ile bunlar câiz olmaz diyenler varsa da, (Dürrü’l-muhtar) ve (Merakıl-felah) ve (Cilaü’l-kulûb) kitaplarının sahipleri “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” olur dediler.

Kefaret iskatı, yalnız hanefide, buğday yerine un veya bir sa’ arpa, hurma, üzüm ile de hesap edilerek, bunlar da verilebilir. [Çünkü, bunlar buğdaydan daha kıymetli oldukları için, fakire daha faydalıdırler.] Hepsi yerine kıymetleri olan altın veya gümüş de verilebilir. Diğer üç mezhebin hanefiyi taklit etmeleri câizdir. [Kağıt para ile iskat yapılmaz.] Secde-i tilâvet için fidye vermek lazım değildir.

Fidye parası, mirasın üçte birini aşarsa, varisler izin vermedikçe, velî üçte birden fazlasını sarf edemez. (Kınye) kitabında diyor ki meyyitin borcu da olsa, alacaklısı, vasiyetin yapılmasına izin verse de, vasiyetin yapılması câiz olmaz. Çünkü, İslamiyet, önce borcun ödenmesini emretmektedir. Borcu ödemek, alacaklının râzı olması ile sonraya bırakılamaz. Bütün namazların iskat edilmesi için vasiyet eden kimsenin kaç yaşında öldüğü bilinmiyorsa, bıraktığı mirasın üçte biri, namazlarının iskatına yetişmediği zaman, bu vasiyeti câiz olur. Mirasın üçte biri, iskat için yetişir ve artarsa, bu vasiyeti câiz olmaz, batıl olur. Çünkü, malın üçte biri, iskata yetişmediği zaman, üçte biri ile iskat edilecek namazların sayısı belli olduğundan, vasiyeti bu namazları için sahih olur. Geri kalan namazları için olan vasiyeti, lagv, yani boş laf olur. Üçte biri, çok olduğu zaman, ömrü ve dolayısı ile namaz sayısı belli olmadığı için, vasiyeti batıl olur. Kadı-zade, (Birgivi) şerhinde diyor ki:

Kerahet ve fesad bulunması ihtimalinden dolayı, bütün namazlarının iskatı için vasiyet eden meyyitin hiç malı yoksa veya üçte biri, vasiyete yetişmiyorsa veya hiç vasiyet etmemiş olup velî kendi malı ile iskat yapmak istiyorsa, (Devir) yapar. Fakat velî devir yapmaya mecbur değildir. Devir yapmak için, velî, bir aylık veya bir senelik iskat için lazım olan altın liralık veya beşibiryerde veya bilezik,

Bacuri İbrahim, Camiul-ezherde müderris idi. 1276 [m. 1859] da vefât etti.

yüzük veya gümüş geçer para ödünç alır. Meyyit erkek ise, yaşından on iki sene, kadın ise dokuz sene düşerek, kaç sene borcu olduğunu hesaplar. Bir kız 9 yaşına, bir oğlan 12 yaşına gelince (Akıl ve baliğ) olur. Buna (Mükellef) de denir. [9 yaşını bitiren kıza ve 12 yaşını bitiren oğlana (Akıl-baliğ) oldu denir. Bu çocuk (Mükellef) olur. Yani İslamiyete uyması lazım olur. Dört mezhepte de haram olan bir şeyi severek, beğenerek yapan, söyleyen kâfir olur. Mecbur olarak, adete uyarak, nefsine uyarak veya nafaka temini için, istemeyerek, üzülerek yaparsa, kâfir olmaz. Fakat, tövbe etmezse, haram işlemek azabını çekecektir. Hürriyet bulunan memlekette helali, haramı bilmemek özür değildir. Dizleri açık olan sporcuları, hanbeli mezhebi küfürden kurtarmaktadır. Liseli ve üniversiteli kızlar, mektebi bitirip, tövbe edince, haramdan kurtulur. Memur olan kadınlar da böyledir. Haramı inkâr eden kâfir olur. Harama devam edenin kâfir olma tehlikesi vardır.] Hanefi mezhebinde, bir günlük altı namaz için, 10,5 kilo, bir güneş yılı için, 3800 kilo buğday vermek lâzımdır. Mesela, bir kilo buğday 180 kuruş olduğu zaman, bir senelik namaz iskatı 6898 veya kısaca 6900 lira olur. Bir altın lira [yedi gram ve yirmi santigram olup], buğdayın kilosu 180 kuruş olduğu zaman 120 lira idi. Yani bir kilo buğday bedeli, bir gram altın kıymetinin takriben onda biri [9,26 da biri]dir. Bir aylık namaz iskatı için dört ve üç çeyrek, bir senelik için 57,5 veya ihtiyatlı olarak altmış altın lazım olur. Bir aylık namaz iskatı için, beş altın lira vermek lazım demektir. Meyyitin velisi beş altın lira veya bu ağırlıkta [36 gr] bilezik ödünç alsa ve dünyaya düşkün olmayan, dinini bilen ve seven bir veya birkaç, mesela dört fakir bulsa: [Bunların fıtra veremeyecek, yani zekat alabilecek fakir olmaları şarttır. Fakir olmazlar ise, iskat kabul olmaz.] Meyyitin velisi, yani vasiyet ettiği kimse veya varislerinden biri veya bunlardan birinin vekil ettiği kimse, (Merhum ……………… efendinin iskat-ı salatı için, bedel olarak, bu beş altını sana verdim) diyerek, beş altını birinci fakire sadaka niyet ederek verir. Sadakayı fakire verirken (hediye ediyorum) demek câizdir. Sonra fakir, (Aldım, kabul ettim. Sana hediye ediyorum) diyerek bunu varise veya varisin vekiline hediye eder. O da teslim alır. Sonra, yine buna veya ikinci fakire verir ve hediye olarak ondan geri teslim alır. Böylece, aynı fakire dört kere veya dört fakire birer kere verip ve almakla bir devir olur. Bir devirde, yirmi altınlık namaz kefareti iskat edilmiş olur. Meyyit erkek ve altmış yaşında ise, kırksekiz senelik namaz için, 48×60=2880 altın vermek lazım olur. Bunun için de, 2880:20=144 kere devir yapar. Altın adedi on lira veya bunların ağırlığında bilezik ise, 72 devir; altın yirmi ise, 36 devir yapar.

Fakir adedi on ve altın adedi de on ise, 48 senelik namaz kefaretinin iskatı için, 29 devir yapar. Çünkü:
Namaz kılmadığı yıllar x bir yıllık altın sayısı = fakir sayısı x bir fakire verilen altın sayısı x devir sayısıdır. Misalimizde yaklaşık olarak:

48 x 60 = 4 x 5 x 144 = 4 x 10 x 72 = 4 x 20 x 36 = 10 x 10 x 29 dur.

Görülüyor ki namaz iskatında, devir sayısını bulmak için, bir yıllık altın sayısı ile meyyitin namaz borcu yılı çarpılır. Ayrıca, devir olunan altın lira sayısı ile fakir sayısı da çarpılır. Birinci çarpım, ikinci çarpıma bölünür. Bölüm, devir sayısı olur. Buğdayın ve altının kağıt lira karşılığı değerleri her zaman yaklaşık olarak aynı oranda değişmektedir. Yani, iskat için, bir yıllık buğday miktarı değişmediği gibi, altının kıymeti, dünya piyasasına bağlanarak, aşırı yükselmediği zamanlarda, bir yıllık altın sayısı da, yani hanefi mezhebi için, yukarda bulduğumuz altmış altın lira da hemen hemen aynı olmaktadır. Bunun için, böyle fevkalede haller hâricinde:

Bir aylık namaz iskatı beş altındır.

Bir aylık Ramazan orucu iskatı takriben bir altındır.

kabul edilmektedir. Devir edilecek altın lira ve devir sayısı, buradan bulunur.

Altın lira yok ise, velî, bilezik, yüzük gibi altın eşya, bir hanımdan ödünç alır. Bundan, (namaz kılmadığı sene adedi x 7,2) gram tartılıp, bir mendile konur. Mendilde, namaz kılmadığı sene adedi kadar altın lira vardır. 60 adedi, devre oturan fakir adedine bölününce, devir adedi malum olur. Altın az ise, birincidekinin yarısı kadar tartılır. Devir adedi, birincinin iki misli olur. Misalimizde, 48 x 7,2 = 350 gram altın ve on fakir ile altı devir, 70 gram altın ile otuz devir yapılır. Devir bitince, sondaki fakir, elindeki altınları velîye hediye eder. Bu da borcunu öder. Velide altın liralar varsa, namaz kılmadığı seneler adedince, altın lira ile devir yapılır. 60 adedi, devre oturan fakir adedine bölününce, devir adedi malum olur. Altın adedi, namaz borcu olan seneler adedinden birkaç defa az olursa, devir adedi, o kadar defa çok olur. Yukarıdaki misalde, 48 altın lira ve bir fakir ile 60 devir ve 4 fakir ile 15 devir, 10 fakir ile 6 devir yapılır. Altın lira 10 aded ise, 48 yerine 50 kabul edip, 4 fakir ile 75 devir yapılır. Fakir adedi de 10 olursa, 30 devir yapılır.

Namaz iskatı bittikten sonra, tutulmayan, kaza edilmeleri lazım olan, 48 senelik, oruçların iskatı için, beş altını dört fakire üç kere devir eder. Çünkü, bir senelik yani, 30 günlük oruç kefaret iskatı, 52,5 kilo buğday veya 5,25 gram altın, yani 0,73 aded altın lira olmaktadır. Görülüyor ki hanefide bir altın bir senelik oruç kefaretini iskat eder ve 48 sene için 48 altın vermek lazım olur. Beş altın ile dört fakire bir devir yapınca, yirmi altın verilmiş oluyor. Kaza edilmeleri lazım olan oruçların iskatı yapıldıktan sonra, zekat için, sonra kurban ve sadaka-i fıtır, nezir ve varisleri bilinmeyen kul hakları için de birkaç devir yapılır.

Maliki ve Şâfiî mezheplerinde, namaz için de fidye verilir kavline göre, vitir namazı sünnet olduğu için, bir günde beş namaz fidyesi verilir. Bu iki mezhepte, bir namaz ve bir oruç fidyesi olarak bir müd’ buğday verileceği (El-Envar) ve (Nef’ul-enam)da yazılıdır. Bir müd’ 173,3 dirhem olup bir günlük beş namaz fidyesi 2,1 kgr, bir ay için 63 kgr. buğday, yani 0,875 aded altın lira, bir sene için 705 kgr. buğday veya 10,5 aded altın ve bir aylık oruç fidyesi 5,2 kgr. buğday, 0,07 aded altın olur. Maliki ve Şâfiîler, hanefi mezhebini taklit ederken, bir aylık namaz fidyesi 5 altın, bir aylık oruç fidyesi bir altın hesap eder.

Bir yemin kefareti için, bir günde on fakir ve özürsüz bozulup kefaret lazım olan bir günlük oruç kefareti için, bir günde altmış fakir lâzımdır ve bir fakire bir günde, yarım sa’ buğdaydan fazla verilemez. Yani, birkaç yemin kefareti bir günde on fakire verilemez. O hâlde, yemin ve oruç kefaretleri için bir günde devir yapılamaz. Birinci kısım, 83. cü maddeye bakınız! Yemin vasiyeti varsa, bir yemin için, bir günde on fakirin her birine ikişer kilo buğday veya un veya bu değerde herhangi bir mal, altın, gümüş verilir. Bunları, bir fakire, on gün arka arkaya vermek de olur. Yahut bir fakire kağıt para verip, (Seni vekil ediyorum. Bu para ile her gün, sabah ve akşam olmak üzere, iki kere on gün karnını doyuracaksın!) demelidir. Karnını böyle on gün doyurmayıp, kahve, gazete parası yaparsa, câiz olmaz. En iyisi, bir aşcı ile pazarlık edip, on günlük parayı aşçıya verip, fakir, bu aşçıda, her gün, sabah ve akşam olmak üzere iki kere on gün karnını doyurmalıdır. Niyet ettikten sonra bozulan oruç ve zıhar kefaretleri de böyle olup bu ikisinde, bir günün kefareti için, altmış fakire bir gün veya bir fakire altmış gün yarım sa’ buğday veya bu değerde başka mal vermek veya her gün iki kere doyurmak lâzımdır.

Vasiyet edilmeyen zekat iskatı yapılması lazım değildir. Varisin, zekat iskatı için de, kendiliğinden devir yapabileceğine fetva verilmiştir.

Velî, altınları fakirlere her verişte, namaz veya oruç iskatı diye niyet etmelidir. Fakir de, velîye geri verirken, hediye ediyorum demeli ve velî teslim aldım demelidir. (Eşiat-ül lemeat)da, sadaka, zekat alması câiz olmayanı anlatırken diyor ki (Âişe “radıyallâhu anha” buyurdu ki (Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” odama geldi. Çömlekte et kaynıyordu. Ekmek ile evde bulunan bir şey ikram ettim. (Et piştiğini gördüm) buyurdu. Hizmetçimiz Berireye sadaka verilen et idi. Siz sadaka [zekat] yemediğiniz için, bundan vermedim dedim. (Bu et Berire için sadakadır. Onun bize verdiği ise hediye olur) buyurdu). Fakir aldığı zekatı, zengine verebilir. Verdiği hediye olur. Zenginin bunu alması helal olur. Çünkü fakir kendi mülkünden vermiştir. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” zengin, fakir ayırmadan, herkesin hediyesini kabul eder, hepsine, daha fazla karşılığını verirdi.) [Velî, iskat yapamayacak hâlde ise, o meyyitin iskatlarını yapmak için yabancı birini vekil eder. İskatları, devri, başkalarına tercihen bu vekil yapar].

[İmâm-ı Birgivinin (Vasiyetname) kitabının sonunda ve bunun Kadı zade Ahmed efendi şerhınde “rahmetullahi teâlâ aleyhima” diyor ki fakirlerin nisaba mâlik olmaması şarttır. Meyyitin akrabasından olsa, câizdir. Fakire verirken, (Falancanın şu kadar namazının iskatı için, şunu sana verdim) demesi lâzımdır. Fakir de, (Kabul ettim) demelidir ve altınları alınca, kendinin mülkü olduğunu bilmesi lâzımdır. Bilmezse, önceden öğretmelidir. Bu fakir de lütfedip, kendi isteği ile (Falancanın namazının iskatı için, bedel olarak şunu sana verdim) diyerek başka fakire verir. O fakir de, eline alıp, (Kabul ettim) demelidir. Alınca, kendi mülkü olduğunu bilmelidir. Emânet, ödünç gibi alırsa devir kabul olmaz. Bu ikinci fakir de, (Aldım, kabul ettim) dedikten sonra, (Ol vech ile sana verdim) diyerek üçüncü fakire verir. Böylece namaz, oruç, zekat, kurban, sadaka-i fıtır, adak ve kul hakları, hayvan hakları için devir yapmalıdır. Fâsid ve batıl alışveriş de, kul hakları içindedir. Yemin ve oruç kefaretleri için devir yapmak câiz değildir.

Ondan sonra, altınlar hangi fakirde kalırsa, lütfedip, arzusu ve rızası ile velîye hediye eder. Velî alıp, kabul ettim der. Eğer fakir hediye etmezse, kendi malıdır, zor ile alınmaz. Velî bir miktar altını veya kağıt para veya meyyitin eşyasından bu fakirlere verip, bu sadaka sevâbını da meyyitin ruhuna hediye eder. Borcu olan fakir ve baliğ olmamış çocuk devir yapmaya katılmamalıdır. Çünkü borclunun, eline geçen altınlar ile borcunu ödemesi farzdır. Bu farzı yapmayıp, altınları meyyitin kefareti için yanındaki fakire hediye vermesi câiz olmaz. Devir kabul olur ise de, kendisi hiç sevap kazanmaz. Hatta günaha girer. Çocuğun da hediye vermesi sahih olmadığı İbni Âbidinde “rahmetullahi teâlâ aleyhima” yazılıdır.]

Malı olmayan meyyit, devir yapılmasını vasiyet ederse, velînin devir yapması vâcib olmaz. Meyyitin kefaretlerini iskat edecek kadar malının hepsini, mirasın üçte birini aşmamak üzere vasiyet etmesi vâcib olur. Böylece, devre lüzum kalmadan, iskat yapılır. Üçte biri iskata yetiştiği hâlde, üçte birinden az malın devir edilmesini vasiyet ederse, günaha girer. İbni Âbidin, beşinci cilt, ikiyüzyetmiş üçüncü [273] sayfada buyuruyor ki (Küçük çocukları olan veya fakir olup mirasa muhtaç hâlde baliğ çocukları sâlih olan hastanın, nâfile olan hayrat ve Hasenâtı vasiyet etmeyip, sâlih çocuklarına bırakması daha iyidir). (Bezzaziye)de, hediyeyi anlatırken diyor ki (Malını hayrata sarf edip, fasık olan çocuğuna miras bırakmamalıdır. Çünkü, günaha yardım etmek olur. Fasık çocuğa da nafakadan fazla para, mal vermemelidir.)

Çok sayıda namaz, oruç, zekat, kurban ve yemin borcları olup da, bunlar için, mirasın üçte birinden az bir malın devir edilmesini ve geri kalan mal ile Kurân-ı Kerîm, hatm-i tehlîl ve mevlüt okutulmasını vasiyet etmek câiz değildir. Bunları okumak için para veren ve alan günaha girer. Kurân-ı Kerîm öğretmek için para alıp vermek câizdir. Okumak için câiz değildir.

Meyyitin borclu olduğu namazları, oruçları, varislerin ve herhangi bir kimsenin kaza etmesi câiz değildir. Fakat, nâfile namaz kılıp, oruç tutup, sevâbını meyyitin ruhuna hediye etmek câiz ve iyi olur.

Meyyitin borcu olan haccını, vekil ettiği kimsenin, meyyitin parası ile kaza etmesi câiz olur. Yani, meyyiti borcdan kurtarır. Çünkü hac, hem beden ile hem de mal ile yapılan ibâdettir. Nâfile hac, başkası yerine her zaman yapılır. Farz hac ise, ancak ölünciye kadar hacca gidemeyecek kimse yerine, vekili tarafından yapılır.

(Mecmaul-enhür)de ve (Dürr-ül-münteka)da diyor ki (Meyyitin iskatını defnden önce yapmalıdır.) Defnden sonra da câiz olduğu, (Kuhistani)de yazılıdır.

Meyyit için yapılan namaz, oruç, zekat, kurban kefaretlerinin iskatında, bir fakire nisapdan fazla verilebilir. Hatta, altınların hepsi, bir fakire verilebilir.

Ölüm hastasının, kılmadığı namazların fidyesini vermesi câiz değildir. Oruç tutamayacak kadar ihtiyar olanın, tutamadığı oruçların fidyesini vermesi câizdir. Hastanın, namazlarını başı ile ima ederek de kılması lâzımdır. Böyle ima ile bir günden fazla namaz kılamayacak hastanın, kılamadığı namazları affolur. İyi olursa, bunları kaza etmesi lazım gelmez. Tutamadığı oruçları, iyi olunca tutması lâzımdır. İyi olmayıp, vefât ederse, bu oruçları affolur.

Şimdi, İstanbul’da, bir kimse ölünce, hemen nüfus kağıtı ve iki şahit ile belediye tabibliğine gidilip, (Defn ruhsatiyesi) alınır. Mezarlıklar mütürlüğüne götürülür. Buraya, yıkama, cenaze arabası ve mezar ücreti yatırılır. Buradan, mezarlıktaki memura hitaben defnemri alınır. Meyyit, ya evde yıkanır. Yahut mezarlıklar mütürlüğü yıkatır. Her iki şekilde de, cenaze arabası, meyyiti evden alır. Câmiye ve sonra mezarlığa götürür.
Hemen kabristana gidilip, mümkün olduğu kadar derin bir mezar kazdırılır.

Veraset ilamı lazım ise, mahkemeye, şöyle bir dilekçe verilir. Mesela:
İstanbul sulh hukuk nöbetci hakimliğine

Davacı: Nefise Siret Işık — Fatih, Şeyh resmi mah.
Müstakim zade sokak No. 23.

Annem Süada Akışık, dul olarak, 1.9.1958 tarihinde, vefât ile benden başka mirascısı bulunmadığından ve işin mühim ve müstacel mevattan bulunması hasebile her ne kadar, adli tatil ise de, fakat bu verasetin alınmasında, acele mühim bir iş zuhûr etmiş bulunduğundan, müstaceliyet kararı ile davanın kabulünün ve bu sûretle, veraset vesikası verilmesine müsaade buyurulmasını saygı ile diler, arz eylerim.

Bu dilekçe, doğruca hakime verilip, imzadan sonra kalem odasına verilir. Kayd ettirilip üzerine yazılan para, mahkeme veznesine yatırılır. Tekrar kalem odasına gelip, dilekçe nüfus memurluğuna havale ettirilir. Nüfus memurluğuna götürülüp, tasdikli nüfus sûreti alınarak mahkemeye getirilir. Mahkemenin bildireceği günde, iki şahit ile mahkemeye gelip, muhakemeden sonra, kalem odasından üç aded veraset ilamı istenir. Parası vezneye yatırılıp bildirilen günde, gidip alınır.

Bu işleri sıcağı sıcağına, derhal yapmalıdır. Hemen yapılmazsa, senelerle sürüncemede kalır ve birçok işlerin yapılması, bu yüzden geri kalır. Veraset ilamı birçok işler için lazım ise, noterlikten, lazım olduğu kadar sûret çıkarmalıdır.

Ölüm vardır, gâfil olma, sakın meyl etme dünyaya!
Kapılma mal-ü emlake, sakın aldanma dünyaya.
Çalış emr-i ilâhîyi yettikçe icraya!
Gelenler hep sefer eyler, muhakkak dar-ı ukbaya!
Yüzün dön, iltica eyle, Cenâb-ı Zât-i Mevlaya!
Bu dünya bir köprüdür, her gelen bir bir geçer durmaz!
Hani aba-ü ecdadın, ne oldu, kimseler sormaz.
Hani annen, baban nerede, bu dünya kimseye kalmaz.
Gelenler hep sefer eyler muhakkak dar-ı ukbaya.
Yüzün dön, iltica eyle, Cenâb-ı Zât-i Mevlaya!
Ecel bir gelir, ondan aceb kurtulan var mı?
Hiç ölmem diyenler ölmüş, bakın hiç kurtulan var mı?
Hani şahlar ve sultanlar, bakın hiç nişan var mı?
Gelenler hep sefer eyler muhakkak dar-ı ukbaya,
Yüzün dön, iltica eyle, Cenâb-ı Zât-ı Mevlaya.

Benzer Yazıları Okumak İçin Tıklayınız

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler