Aşağıdaki bilgiler, Seyyid Abdülhakîm bin Mustafa efendi “rahmetullâhi aleyh”in (Sefer-i ahiret) risalesinden alınmıştır. Bu risale basılmamıştır:

İmanı olan ve aklı olan ve baliğ olan erkek ve kadınlara, mükellef denir. Mükellef olanların, ölümü çok hatırlaması sünnettir. Çünkü, ölümü çok hatırlamak, emirlere sarılmaya ve günahlardan sakınmaya sebep olur. Haram işlemeye cesareti azaltır. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki “Lezzetleri yıkan, eğlencelere son veren ölümü çok hatırlayınız!”. Tasavvufçulardan bâzıları, her gün bir kere hatırlamayı adet edinmişti. Muhammed Behâüddîn-i Buhârî “kuddise sirruh” her gün 20 kere, kendini ölmüş, mezara konmuş düşünürdü.

Ölmek, yok olmak değildir. Varlığı bozmayan bir iştir. Mevt, ruhun bedene olan bağlılığının sona ermesidir. Ruhun, bedenden ayrılmasıdır. Mevt, insanın bir hâlden başka bir hâle dönmesidir. Bir evden, bir eve göç etmektir. Ömer bin Abdülaziz “rahmetullâhi aleyh” buyurdu ki (Sizler, ancak ebediyyet, sonsuzluk için yaratıldınız! Lakin bir evden, bir eve göç edersiniz!). Mevt, mümine hediyidir, nimettir. Günahı olanlara musibettir. Fakirlere rahat, zenginlere azaptır. Akıl, Allahü teâlânın hediyesidir. Cehalet, doğru yoldan çıkmaya sebeptir. Zulüm, insanın çirkinliğidir. İbadet, gözün nuru olan, sevinc ve neşedir. Allah korkusundan ağlamak, kalbin cilasıdır. Kahkaha ile gülmek, kalbin zehridir. İnsan, ölümü istemez. Halbuki mevt, fitneden hayırlıdır. İnsan yaşamayı sever. Halbuki mevt, ona hayırlıdır. Sâlih olan mümin, mevt ile dünyanın eziyet ve yorgunluğundan kurtulur. Zâlimlerin ölümü ile memleketler ve kullar rahata kavuşur. Din düşmanlarından bir zalimin ölümünde, hatıra gelen eski bir beyti buraya yazmak uygundur. Beyt:

Ne kendi etti rahat, ne âleme verdi huzur,
yıkıldı gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur.

Müminin ruhunun bedenden ayrılması, esirin habsten kurtulması gibidir. Mümin öldükten sonra, bu dünyaya geri gelmek istemez. Yalnız şehitler, dünyaya geri gelip, bir daha şehit olmak ister. Dünyanın iyiliği gitti. Kederleri kaldı. Bundan dolayı ölüm, her müslüman için hediyidir. Bir adâmin dinini, ancak kabri korur. Müminlere yapılacak ikramlardan birincisi, ölümdeki sevincdir. Mümini rahatlandıran, ancak Allahü teâlâya kavuşmaktır. Her mümine mevt, hayatından daha iyidir. Kâfirlere de mevt faydalıdır.

Çabuk tükenen şeyin peşinde koşuyorsunuz. Sonsuz kalacak şeye bakmıyor, ondan kaçıyorsunuz! Bir kimsenin ölümünde hayır yok ise, hayatında da hayır yoktur. Allahü teâlâya kavuşturduğu için, mevt sevilir. Sevdiğim adâmin kalmasını da severim. Ölmesini de severim. Dost dosta kavuşmak istemez mi? Azrâil “aleyhisselâm”, İbrahim aleyhisselâmdan ruhunu almak için izin istedikte, (Dost, dostun canını alır mı?) dedi. Allahü teâlâ, Azrâil “aleyhisselâm” ile haber gönderip, (Dost dosta kavuşmaktan kaçınır mı?) buyurunca, (Ya Rabbi! Ruhumu hemen al!) diye duâ etti.

Allahü teâlânın emirlerine uyan bir mümine, ölümden daha sevincli bir şey olmaz. Allahü teâlâya kavuşmayı seven mümin, mevti ister. Mevt, dostu dosta kavuşturan bir köprüdür. Kavuşmak şevki büyük ve yüksek derecedir. Bu dereceye yükselen mümin, mevtin gecikmesini istemez. Rabbine iştiyakından dolayı, Ona kavuşmayı, Onu görmeyi sever. Cenneti seven ve ona hazırlanan insan mevti sever. Çünkü, mevt olmayınca, Cennete girilmez.

Bir kimsenin îman ile öleceği son nefeste belli olur. Bir insan, bu devlete kavuşunca, Allahü teâlânın ihsanları başlar. Bu ânda, elbette sevinir. Saadet sâhibi ol kimsedir ki Azrâil “aleyhisselâm” gelip, (Korkma, Erhamürrahimine gidiyorsun. Asıl vatanına kavuşuyorsun. Büyük devlete erişiyorsun!) der. Böyle kimseye, bundan daha şerefli bir gün yoktur. Bu dünya, bir konaktır. O cihana bakınca zindandır. Bu geçici varlık, bir görünüştür. Gölge gibi, yavaş yavaş çekilmekte, geçip gitmektedir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki (İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar). Dünya hayatı, rüya gibidir. Mevt uyandırıp, rüya bitecek, hakiki hayat başlayacaktır. Müslümanın ölümü, hayattır. Hem de, sonsuz hayat!

Bir köylüye sen öleceksin demişler. O da, ölünce nereye giderim diye sormuş. Allahü teâlâya! cevabını alınca, hayrı ancak kendisinde bulduğumuz Rabbime kavuşturacak olan ölümden korkum kalmamıştır der.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rumi “kuddise sirruh”, Azrâil aleyhisselâmı görünce: (Çabuk gel, canım çabuk gel. Beni Rabbime çabuk kavuştur!) demiştir.

Can vermek acısı, dünya acılarının hepsinden daha acıdır. Fakat, ahiret azaplarının hepsinden daha hafiftir. Mümin, ruhunu teslim edeceği vakit, rahmet meleklerini, Cennet hûrîlerini görüp, onların zevkı ile can verme acısını duymaz. Ruhu, tereyağından kıl çeker gibi, kolay çıkar. Nimetlere kavuşur.

Her müslümanın, ölüme hazırlanması lâzımdır. Bunun için de, tövbe etmelidir. Kul hakkı altında kalmamaya dikkat etmelidir. Yani, hakları sahiplerine verip helallaşmalıdır. Allahü teâlânın haklarını da ödemek lâzımdır. Bu hakların en mühimmi, İslâmin beş şartını yerine getirmektir. Namaz kılmayan bir kimse, müslümanların hakkını da vermemiş oluyor. Çünkü, her namazda oturunca, (Ve alâ ibadillahissâlihin) diyerek müminlere duâ etmek vazifemizdir. Namaz kılmayanlar, müminleri bu duadan mahrum bırakıyor. Hakları olan bu duâyı yapmıyor.
Borcları ödiyerek, emanetleri sahiplerine vererek, ölüme hazırlanmak ve vasiyet yazmak vâcibdir.

Ölüm, bir ânda gelebileceğinden, affı kabul olmayan ve kabul olabilir ise de, henüz affedilmemiş olan (Had) ve (Tazir) cezalarının yapılmasına imkan bırakmak vâcibdir. Yani, meydana çıkmış olan günahlarının dünyadaki cezalarının yerine getirilmesini temin etmelidir. Affı kabul olmayan suç, Server-i âlemi “sallallâhü aleyhi ve sellem” sövmektir. Affı kabul olan hadler, yani cezalar, zina, sirkat, iftirâ, içki içmek gibi suçların dünyadaki cezalarıdır.
Hasta olanların, bu vâcibleri daha çabuk yerine getirmesi lâzımdır.

Hastanın yatağı, çarşafı ve çamaşırları temiz olmalıdır. Sık sık değiştirmelidir. Çünkü, temizliğin kalbe ve ruha büyük tesiri vardır. Ölüm zamanında ise, temizliğin kalbe ve ruha tesiri, başka zamanlardan daha mühimdir. Tedâvi câizdir. Fakat, şifayı halk eden, devada tesiri yaratan Allahü teâlâdır. Allahü teâlâ, isterse, kullanılan ilaçda tesir halk etmez. Eğer öyle olmasaydı, her tedâvi edilen hasta, iyi olurdu.

Ağır hastalara iğne yaparak teselli ilaçları vermemelidir. Hastaya eziyettir. Câiz değildir. Ağır hastaları hastahaneye kaldırmamalıdır. Evde, ailesinin, sâlih kimselerin yanında, Kurân-ı Kerîm okuyarak ve Kelime-i şehâdet telkin ederek, can vermesine çok uğraşmalıdır.

Hastalıkta, îman, îtikat bilgileri çok konuşulmalıdır. Gelen ziyaretciler, bunlardan konuşmalı, kimse gelmezse, hasta kendisi, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından ahiret bilgilerini okumalıdır. Kitaptan okuyamazsa, düşünmelidir. Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinin bol olduğunu gösteren hikayeler söylenmeli, günahların, Allahü teâlânın merhameti yanında hiç oldukları hatırlatılmalıdır. Afv ve mağfiret ümiti çok olmalıdır.

Hasta, namazlarını geçirmemeye, her zamandan daha çok dikkat etmelidir. Kalbini Allahü teâlânın sevgisi ile doldurmalı, Kelime-i tevhidi çok söylemelidir. İslamiyetin emirlerini yapmaya dikkat etmelidir. Vasiyet etmeli veya yazmalıdır.

Hastaya, İmâm-ı Alinin “radıyallâhu anh” ve çocuklarının sevgisi pek lâzımdır. Çünkü, Ehl-i beyti sevmek, son nefeste îman ile gitmeye sebep olacağını, Ehl-i sünnet âlimleri “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” söz birliği ile söylemektedir.

Ölüm hastası, İhlas sûresini [yani Kulhüvallahü ehad] çok okumalıdır. Yatağı karşısında (Kelime-i tevhid) yazılı levha asılı olmalıdır.

Karyola ve yatak yerini ve odayı değiştirmek, hastaya ferahlık verir. Kabil ise hasta, abdestli olmalıdır. Hizmetçi, aşçı, hemşire kadınlar, mahrem olmadıklarından, çok büyük mahzurdur. Hastaların, ihtiyarların kızı, aile yerini tutamaz. Mahrem hizmetleri yapamaz. İhtiyarların, hastaların haramdan kurtulmak için, hizmet eden kadını nikah etmeleri lâzımdır. Dedikoduya ehemmiyet vermemeli, genç de olsa, hizmet edecek nikahlı aile edinmelidir.
Ziyaretciler, hasta yanında çok oturmamalıdır. Sevdiği insanlar olsa da, çabuk kalkmalıdır. Hasta teklif ederse, biraz daha oturup, kalkmaya teşebbüs etmeli, tekrar teklif etmezse gitmelidir. Ağır hastanın yanına kimseyi sokmamak doğru değildir. Hasta istemese de, sâlih insanlar, gidip, bir İhlas okuyacak kadar oturmalıdır. Doktor, kimse görüşmesin, konuşmasın dedi diyerek, hastayı mahrum etmemelidir. Yanına suleha girip, Yasin-i şerif okumalıdır. Gizli okumak da faydalıdır.

Hasta yanında, hastalığı arttıracak, meraklı sözler söylememeli, gazetelerden, hikayelerden, mal, ticaret, siyaset ve hükümetten laf açmamalıdır.

Ölüm hastası helalden ve mümkün olduğu kadar abdestli ve kalbi uyanık kimselerin Besmele ve duâ ile hazırladığı şeyleri yemelidir.

Hasta yanında, Velilerin, âlimlerin ve sâlihlerin “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” hikayeleri ve sözleri konuşulmalı, bunlara sevgisi arttırılmalıdır. Evliyâ-yı kirâmın “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” söylenmesi, rahmete sebep olur.

Ölüm alâmetleri görülünce, yanında, çocuk, cünüp, özürlü kadın bulundurulmamalıdır. Odada ve hatta evde resm bulunmamasına çok dikkat etmelidir. Yanında âlim, sâlih birkaç kimse bulunup, zorlamamak üzere, Kelime-i tevhid söylemesi temin edilmelidir. Söylemesi için sıkıştırmamalıdır. Yanındakiler söyleyip ona duyurmalı, usandırmamalıdır. Bir kere söyler ise, bir daha söyletmemeli, başka şey söyler ise, Kelime-i tevhidi bir daha söylemesi hatırlatılmalıdır. Yani, son sözü, Kelime-i tevhid olmalıdır. Zorlamadan, bir kere, (Lâ ilâhe illallah) demek, yanındakilere sünnettir. Kelime-i tevhidi hatırlatanların, hastanın düşmanı, varisi olmaması uygundur. Kimse yok ise, vâris hatırlatır.

Hasta yanında (Yasin) sûre-i şerifesini okumak mühim sünnettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki (Yanında Yasin-i şerif okunan hasta, suya doymuş olarak vefât eder ve doymuş olarak kabre girer). Yani, can vermenin hâsıl edeceği susuzluğu duymaz. Yasin sûre-i şerifesi, kıyamette olan şeyleri, dünyanın geçici olduğunu, Cennet nimetlerini ve Cehennemdeki azapları bildirdiğinden, hasta yanında okununca, îman ile gitmeye sebep olan şeyleri işitmiş olur. (Rad) sûresini okumak, ruhun çıkmasını kolaylaştırır. İnsan ölünce, Hanefide necis olur. Kurân-ı Kerîm, yanında değil, karşısında ve sessiz okunabilir. Diğer üç mezhebe göre necis olmaz.

Kurân-ı Kerîmi, ölüler de işitir ve faydalanır. Cenaze taşıyanların, kabir ziyaret edenlerin, maddi bir karşılık düşünmeyerek, Kurân-ı Kerîmden bir parçayı, Allah rızası için okuyarak, sevâbını meyyitin ruhuna hediye etmeleri sünnettir.

Ölüm halinde su içirmek sünnettir. İhtiyacı görülürse vâcib olur. İçince ferahladığı görülürse vâcibliği artar. O ânda şeytan, saf su gösterip, senden başka mâbudum yoktur dersen, sana içiririm dediği, hadis-i şeriflerde bildirilmiştir. Yasin sûre-i şerifesini okumanın on faydası vardır:

1 — Aç olan, tok olur. Yani, ummadığı yerden rızk gelir.

2 — Susuz olan, kanıncıya dek su bulur.

3 — Elbisesi olmayan, elbise bulur.

4 — Eceli gelmeyen hasta şifa bulur.

5 — Eceli gelen hasta ölüm acısı duymaz.

6 — Ölürken, Cennet melekleri gelip, görünür.

7 — İnsan korktuğundan emin olur.

8 — Misafir ve garib yardımcı bulur.

9 — Bekarların evlenmesi kolay olur.

10 — Kaybolan şey bulunur.

Fakat bunlara niyet ederek ve inanarak okumak lâzımdır.

Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki (Ölüm hastası yanında, bir sûre okununca, her harfi için bir melek gelip, ruhun kolay çıkmasına duâ eder. Yıkanırken yanında bulunurlar. Cenazesi ile birlikte giderler. Namazında bulunurlar. Gömülürken bulunurlar. Hep duâ ederler). Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki (Müslüman bir hasta yanında Yasin-i şerif okunursa, Rıdvân ismindeki melek Cennet şerbeti getirir. Suya doymuş olarak ruh teslim eder. Doymuş olarak kabre girer. Suya ihtiyacı olmaz.)

Hasta, Allahü teâlânın afvına, merhametine güvenmeli, Rabbim beni mağfiret eder demelidir. Allahü teâlâ, hadis-i kudside buyuruyor ki (Kulum, beni nasıl umarsa, onu öyle karşılarım. Öyle ise, benden hep iyilik bekleyiniz!). Server-i âlem “sallallâhü aleyhi ve sellem”, vefâtından üç gün önce buyurdu ki (Allahü teâlâdan iyilik umarak can veriniz!). Hasta yanındakilerin, iyilik ümitini arttıracak şeyler söylemesi, Rabbimizin rahmetini umduğumuzu hatırlatmaları sünnettir. Ölüm hâli görülünce, rahmet ümitini arttıracak şeyler söylemek vâcib olur. Kılmamış namazları varsa, tövbe etmesine teşvik eylemek sünnettir.

Ölür ölmez, borclarını bir ân önce ödemelidir. Borcları ödenmedikçe, ruhu, iyiler derecesine kavuşamaz. Zevcesine, vaktiyle ödemediği (Mehr), yani nikah parası da, borcudur. Verilmemiş, birikmiş zekat, fıtra da borcdur. Hırsızlık etmesi, zor ile alması da borcudur. Kabre koymadan, borclarını ödemek mümkün olmaz ise, meyyitin velilerinden [yani yakîn akrabasından] biri, borcu (Havale üsûlü) ile kendi üzerine alır. Yani borclar bunun olur. Böylece, hak sahiplerinin kabul etmesi ile meyyit borcdan kurtulmuş olur. Borclar, velî üzerinde kalır. Bu yol, havale üsulüne tam uymuyor ise de, meyyitin ihtiyacı çok olduğu için, İslamiyet izin vermiştir. Server-i âlem “sallallâhü aleyhi ve sellem” borclu olan birinin namazını kılmak istemedi. Ebû Katade-i Ensârî “radıyallâhu anh” ismindeki bir sahabi, borcunu, bu usûl ile kendi üzerine alarak kabul edince, cenaze namazını kılmayı kabul buyurdu. Bu meyyitin borcu iki dinar, yani iki miskal [4,8 gramlık sikkeli, yani kesilmiş, ölçülü 2 altın] olup Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem”, Ebû Katadeye, (Bu 2 altın borc, senin üzerine oldu mu ve meyyit borcdan kurtuldu mu?) buyurdu. Ebû Katade (Evet) deyince, Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem”, cenazenin namazını kıldı. Görülüyor ki yabancı bir kimse de borcu kendi üzerine alırsa, meyyit borcdan kurtulmaktadır. Borcu üzerine alan kimsenin alacaklıya (Meyyiti helal et!) demesi uygun olur. Böyle helallaşma ile meyyit borcdan tamamen kurtulur.

Gerek böylece, gerekse, İslamiyetin gösterdiği başka yollar ile meyyit, haklardan kurtarıldıktan sonra, vasiyeti yerine getirmek lâzımdır. Günah olan bir şeyi yapmak için vasiyet etmek sahih olmaz. Böyle vasiyetler yerine getirilmez. Böylece, meyyit, vasiyetten hâsıl olan sevaptan ve duadan mahrum bırakılmamış olur.

Hastalıktan ve dünya sıkıntılarından kurtulmak için ölümü istemek câiz değildir. Dinde sıkıntı ve fitnelerden korkarak, Allahü teâlâdan ölümü istemek sünnettir. Allah yolunda şehit olmayı istemek de böyledir. Mekke-i mükerremede ve Medine-i münevverede olduğu zamanda ve Evliyâ-yı kirâm “kaddesallahü teâlâ esrârehümül’azîz” türbelerinin yanında ölümü istemek de câizdir.

Allahü teâlâya kavuşmayı sevdiği için ölümü istemek müstehaptır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki (Bir kimse, Allahü teâlâya kavuşmayı severse, Allahü teâlâ da ona kavuşmayı sever).

Tedâvi, yani doktora gitmek, ilaç kullanmak sünnettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki (Hastalığınızı tedâvi ediniz! Çünkü, Allahü teâlâ, ölümden başka her hastalık için, deva, ilaç yaratmiştir).

(Mevahib-i ledünniye) 2. ciltte diyor ki Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” üç türlü ilaç kullanırdı: Kurân-ı Kerîm veya duâ okurdu. Fen ile bulunan ilaçları kullanırdı. Her ikisini karışık kullanırdı. (Kurân-ı Kerîmden şifa beklemeyene şifa nasip olmaz) buyururdu. (Fâtiha) sûresini okumanın, hastalıklara şifa olduğunu bildiren hadis-i şerifler (Beydavi) ve (Çerhi) tefsirlerinde ve Senaullah-ı Dehlevî “rahmetullâhi aleyh”nin yazdığı (Tefsir-i Mazhari)de yazılıdır. İmâm-ı Kuşeyri “rahmetullâhi aleyh” buyuruyor ki Kurân-ı Kerîmdeki 6 şifa ayetini bir tabağa yazıp, su koyarak eritilir. Hasta içerse Allahü teâlâ şifa ihsan eder. Âyet-i kerime ve duâ elbette şifa verir. Fakat şartların gözetilmesi de lâzımdır. Okuyanın veya yazanın ve hastanın buna inanması şarttır. Hastanın, zararlı olan gıdalardan, şüpheli ilaçlardan perhiz etmesi, soğuktan sakınması, lüzumlu şeyleri yapması, haramdan, zulmden sakınması lâzımdır. Hadis-i şerifte, (Allahü teâlâyı unutarak, gafletle edilen duâ kabul olmaz) buyuruldu. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” efendimiz hasta olunca, (Kul euzü)leri okuyup, kendi üzerine üflerdi.

(Şifa âyetleri) şunlardır: Tövbe sûresi, 14. âyetinin sonu, Yunus sûresi, 57. âyetinin ortası, Nahl sûresi, 69. âyetinin orta kısmı, İsra sûresi, 82. âyetinin baş tarafı, Şura sûresi 80. ayeti, Fussilet sûresi, 44. âyetinin orta yeridir. Bunlar, safranlı su gibi, renkli bir sıvı ile bir çanağa yazılıp, yağmur suyunda eritilir. Zevceden mehr parasından hediye isteyip, bu para ile bal alınır. Balı bu su ile karıştırıp içmelidir. Şifa ayetlerini, abdestli olarak, bir kağıta yazıp, bu kağıtı, bir kaptaki suya koymak da olur.

(Tuhfe) kitabının sonlarında, şiîlerin 13. taassuplarını anlatırken buyuruyor ki İmâm-ı Ali Rıza hazretleri Nişapura gelince, Ehl-i sünnetten yirmibinden çok âlim ve talebe, kendisini karşıladı. Dedelerinden gelen bir hadis-i şerif okuması için yalvardılar. İmam hazretleri, bütün dedelerinin isimlerini sayarak, şu kudsi hadisi okudu: (Lâ ilâhe illallah kalemdır. Bunu okuyan, kalema girmiş olur. Kalema giren de, azabımdan kurtulur). İmâm-ı Ahmed ibni Hanbel hazretleri buyurdu ki bu hadis-i şerif, bildirenlerin isimleri ile beraber, deliye okunursa, aklı başına gelir. Hastaya okunursa, şifa bulur. Böyle olduğunu, İbni Esir “rahmetullahi teâlâ aleyh” de, (Kâmil) kitabında bildiriyor.

25 kere (Estağfirullah) denir. Sonuncusunda (ve etubü ileyh)e kadar okunur. Sonra, 11 İhlas ve 7 kere Fâtiha-i şerife ve 33 kere (Allahümme salli ve sellim alâ seyyidina Muhammedin ve alâ ali seyyidina Muhammed) okuyup sevâbını Peygamberimizin “sallallâhü aleyhi ve sellem” ve Ashâb-ı kirâmın “Rıdvânullahi aleyhim ecma’în” ve Evliyânın “rahmetullâhi aleyhim ecma’în” ruhlarına ve sonra büyük âlimlerin isimlerini söyleyip, bu büyüklerin ruhlarına hediye edilir. Bu büyükler hürmetine şifa vermesi için Allahü teâlâya duâ edilir. Her gün sabah ve akşam böyle duâ edilir ve gerekli ilaç alınıp, perhiz yapılır. Büyük âlim Abdullah-i Dehlevî, Mekatib kitabının 28. mektubunda buyuruyor ki (Duâ istiyorsunuz. Büyüklerimizin isimlerini gönderiyorum. Birincisindeki isimlerin ruhlarına, başka zamanda da, ikincisindeki büyüklerin ruhlarına Fâtiha okur, bunların vasıtası ile Allahü teâlâya duâ edersiniz!). 117. mektupta buyuruyor ki (Her işiniz için, büyüklerin temiz ruhlarını vesile ederek, Allahü teâlâya yalvarınız! Ona sığınınız! Allahü teâlâ sevdiklerinin vasıtası ile yapılan duâları kabul ederek, din ve dünya ihtiyaçlarınızı ihsan eder). Ya, doğruca şifa ihsan eder, yahut, şifa için sebep yaptığı tabibi, ilacı karşınıza çıkarıp, onun vasıtası ile şifa verir. Çünkü, sebepler vasıtası ile yaratmak adetidir. Bunun için, sebeplere yapışmak sünnettir. Şifa için Kaside-i Bürde okumanın çok faydalıdır.

Tefsir-i Azizi sâhibi “rahmetullahi teâlâ aleyh” diyor ki 40 gün sabah namazının sünneti ile farzı arasında 41 kere Fâtiha okunur. Besmelenin sonundaki Mimi Fâtiha’nın Lam harfi ile birlikte okunur. [Yani (Rahim-ilhamdü) denir.] Sonra yapılan duâ kabul olur. Suya üfleyip hasta veya büyülenmiş kimseye içirilirse, [eceli gelmemiş olan hasta] şifa bulur ve büyü çözülür. Baş, diş, mide ve her ağrı için, 7 Fâtiha okuyup, üflemelidir. Bir Fâtiha okuyup edilen duâ kabul olur.

Tefsir-i Mazhari sâhibi “rahmetullahi teâlâ aleyh”, (Talak) sûresinin 3. âyetinin tefsirinde buyuruyor ki (İmâm-ı Rabbânî “rahmetullahi teâlâ aleyh”, din ve dünya zararlarından kurtulmak için, her gün 500 kere (Lâ havle vela kuvvete illa billah) okurdu. Buna kelime-i temcîd denir. Okumaya başlarken ve okuduktan sonra da yüzer kere (Salavât) okurdu. Hadis-i şerifte, “Allahü teâlânın bir nimet vermesini ve bunun devamlı olmasını isteyen, Lâ havle vela kuvvete illa billah çok okusun!” buyuruldu. Sahihayn’daki hadis-i şerifte, “Bu, Cennet hazinelerinden bir hazinedir!” buyuruldu. Bir hadis-i şerifte de, “Lâ havle vela kuvvete okumak, 99 derde devadır. Bunların en hafifi, hemmdir” buyuruldu. Hemm, gam, hüzün, sıkıntı demektir.

Fevaid-i Osmaniye sâhibi “rahmetullahi teâlâ aleyh” diyor ki Fâtiha, Ayetel kürsi ve 4 Kul 7’şer kere okunup hastaya üflenirse, bütün afetler, dertler için ve sihir, nazar için ve hayvan sokması ve ısırması için iyi gelir. Tuz üzerine okunup, suda eritip içirmek ve ısırılan yere sürmek de tecrübe edilmiştir. Dört Kul, Kâfirun, İhlas ve Muavvizeteyn sureleridir. Süleymaniye kütüphanesi Laleli kısmında, 3653 sayılı risalenin 211. sayfasında diyor ki (Cuma günü seher vaktinde sağ elinin avucuna şu âyet yazılıp, sonra dili ile yalayıp yutulur. 40 senelik sihir dahi olursa, def’ olur. Zail olur. Nisa sûresi 99. ayeti (ve men yahruc)den (rahima)ya kadardır.)

Bostanü’l-Ârifin sonunda diyor ki Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem”, Osman bin Ebil’ası “radıyallahü teâlâ anh” ziyarete geldi. Hasta idi. Çok ağrısı ve sancısı vardı. “Ağıran yeri sağ elin ile 7 kere mesheyle! Her defasında Euzü biizzetillahi ve kudretihi min şerri mâ-ecidü ve ühazırü oku!” buyurdu. Osman diyor ki buyurduğu gibi yaptım. Hastalığım hiç kalmadı. Abdullah ibni Mesut buyurdu ki: Bir kimse sabah ve akşam, Bakara sûresinin başından dört âyet ve Ayetel kürsi ile sonraki iki ayeti ve bu surenin sonundaki üç ayeti okursa, evine şeytan girmez. Mecnun üzerine okunursa, iyi olur. Sıkıntısı olan kimse, çok (istiğfar) okusun!

Haziynetü’l-esrar’da diyor ki: Ömerü’l-Fâruk “radıyallahü teâlâ anh” dedi ki Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Yağmur suyunu toplayıp, üzerine, Fâtiha-i şerife, Âyet-el-kürsi, İhlas-ı şerif ve Kul-euzü sureleri 70’er kere okunur. Bu sudan aralıksız 7 sabah içenlerin hastalıkları, ağrıları zail olur.). [5-10 sâlih müslüman toplanıp, okuyup, suya üflemelidirler.] İmâm-ı Ahmed ve Tirmüzi ve Nesai ve Hakim ve Beyheki bildirdiler ki Sad ibni Mâlik “radıyallahü teâlâ anh” dedi ki Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Yunus aleyhisselâm balığın karnında, Enbiyâ sûresinin 87. ayetini söyleyerek duâ etti. [Duâsını kabul etti ve kıyamete kadar bunu okuyan müminlerin dualarını kabul edeceğini bildirdi.] Bir müslüman, bu âyet-i kerimeyi okuyup duâ edince, Allahü teâlâ duâsını muhakkak kabul eder). 40 kere okumalıdır.

 

Tavsiye yazı —>  Kaç çeşit şehit vardır?

 

 

 

Gözlerimi kapayıp, derin düşünüyorum,
hayalimde, ruhumda, bir delil görüyorum.

Kalpleri temizleyen, bakışlar önündeyim,
fakat bu, rüya değil, bilmiyorum nerdeyim.

Bir teveccühle, gaflet perdelerini gideren,
bir tebessümle, sonsuz saadetleri veren.

İlm, irfan, kerâmet, harikalar menbaı,
bu dünya nazarında, sanki örümcek ağı.

Âşıkları maşuka, bu delil kavuşturmuş,
onun ardından giden, ebedî sultan olmuş.

Her sözünde ruhlara, ab-ı hayat damlıyor,
her kelamı, kalplerden, pasları kaldırıyor.

Yalnız bir arzusu var, bir mahbûb peşindedir,
tecellî ile yanan, dağın ateşindedir.

Sohbeti, ehl-i soffa, huzuru andırıyor,
dertlere deva olan, tiryaki dağıtıyor.

(İnsanların üstünü, doğru yolun rehberi,
hayat sırrını çözen, ariflerin serveri.

Güzellerin güzeli, ruhların tek matlubu,
değil mahlukun yalnız, Halıkın da mahbubu).

Yani, Resûlullahı, gösteren aynadır bu!
hadiste bildirilen, (Sıla) sâhibidir bu!

İki bin müceddidi, o vâris-i enbiyâ,
hürmeti için ya Rab, bizi ondan ayırma.

Benzer Yazıları Okumak İçin Tıklayınız

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler