Sual: Herakliyus iman etti mi?

Cevap: Şevahidü’n-Nübüvve kitabında diyor ki;

Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” hicretin 6. senesinde Zilhicce ayının sonunda veya 7. senesi Muharrem ayının başında hükümdarlara elçiler gönderdi. Dıhye-i Kelbi’yi “radıyallâhu anh” Rum kralı Herakle elçi olarak gönderdi. Onunla bir mektup yolladı. O mektupta şöyle yazılı idi. (Bismillahirrahmanirrahim. Bu mektup Allahın kulu ve Resûlü Muhammedden Rumun büyüğü olan Herakl’edir. Hidayet üzere olanlara selam olsun. Ben seni İslama davet ediyorum. Müslüman ol ki selamet bulasın ve Allahü teâlâ ecrini arttırır. Eğer bu büyük nimetten yüz çevirirsen, bütün rumlar sana tabi ve emrinde olduklarından, hepsinin günahı senin üzerinedir.) Allahü teâlâ [Âli-i İmrân sûresi 64. âyetinde meâlen] (“Resûlüm” de ki: Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müsavi olan bir kelimeye geliniz. Allahtan başkasına tapmayalım. Ona hiç bir şeyi ortak koşmayalım. Allahı bırakıp da birbirimizi ilah edinmeyelim. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; şahit olunuz biz gerçek müslümanlarız deyiniz) buyurdu.

Dıhye-i Kelbi “radıyallâhu anh” Humus şehrinde Herakl’e ulaşıp, mektubu verdi. Mektup Arabî olduğu için, Herakl bir tercüman istedi.

Sahih-i Buhari’de şöyle bildirilmektedir: O sırada Ebû Süfyan bir grup Kureyşli ile birlikte Kudüs’te idi. Herakl onları yanına çağırıp, sizden hanginiz bu mektubu gönderen kimseye daha yakındır, diye sordu. Ebû Süfyan ben hepsinden daha yakınım, dedi. Herakl onun yanına yaklaşmasını ve diğerlerinin geride durmasını istedi. Herakl tercümana bunlar mektubu gönderen zata yakın olduklarını söylüyorlar. Eğer yalan söylerlerse, yalanlarını açıklarsın diye tenbih etti. Ebû Süfyan, eğer tekzib etme korkusu olmasaydı yalan söyleyebilirdim, demiştir. Herakl, Ebû Süfyan’a şöyle sordu: Bu mektubu bana gönderen zâtın nesebi nasıldır? Ebû Süfyan: Nesebi çok şereflidir. Herakl: Kavminizden ondan başka birisi Peygamber olduğunu söyledi mi? Ebû Süfyan: Hayır söyleyen olmadı. Herakl: Onun atalarından hiç hükümdar var mı? Ebû Süfyan: Hayır yok. Herakl: Ona tabi olanlar halkın eşrafı mı, yoksa fakir ve zayıflar mi? Ebû Süfyan: Zayıf ve fakirler. Herakl: Gün geçtikçe Ona uyanlar artıyor mu, azalıyor mu? Ebû Süfyan: Artıyor. Herakl: Onun dininden dönen oldu mu? Ebû Süfyan: Hayır olmadı. Herakl: O Peygamber olduğunu bildirmeden önce hiç yalan söyledi mi? Ebû Süfyan: Hayır hiç yalan söylemedi. Herakl: Hiç özrü, kabahati var mıdır? Ebû Süfyan: Hayır yoktur. Ama şu anda Ondan uzağız, halinden haberimiz yok, dedi.

Sonra Ebû Süfyan şöyle demiştir. Herakl bana öyle peşpeşe sorular soruyordu ki bu söylediklerimden fazla bir şey söyleyemiyordum. Sonra aralarındaki konuşma şöyle devam etti. Herakl: Onunla hiç savaş yaptınız mı? Ebû Süfyan: Evet yaptık. Herakl: Bu savaşlar nasıl oldu? Ebû Süfyan: Bazen O galip geldi, bazen de biz galip geldik. Herakl: O size neyi emrediyor? Ebû Süfyan: Allah birdir, Ona ibadet ediniz. Ona ortak koşmayınız, diyor. Namaz kılmayı, sadaka vermeyi, namuslu olmayı ve akrabayı ziyaret etmeyi emrediyor, dedi.

Bu konuşmalardan sonra Herakl tercümanı aracılığı ile dedi ki Onun nesebini sordum, şerif dedi. Peygamberler böyle olur. Aralarında hiç böyle bir davada bulunan var mı diye sordum. Olmadığını söyledi. Eğer Ondan önce birisi böyle bir davada bulunmuş olsaydı onu takip ediyor olurdu. Atalarından hiç melik olmadığını söyledi. Şayet olsaydı o sebeple bu davada bulunuyor olurdu. Hiç yalan söylemediğini de bildirdi. Anladım ki halkı arasında doğruluğu ile tanınan kimse, Allah adına hiç yalan söyler mi! Ona zayıf kimselerin tabi olduğunu söyledi. Peygamberlere daima kavmin zayıf kimseleri tabi olurlar. Ona tabi olanlar günden güne artıyor dedi. Âdet-i ilâhî böyledir. Din tamam oluncaya kadar günden güne çoğalmak ehl-i hakkın alâmetidir. Kimsenin o dinden dönmediğini söyledi. Bu hal safay-ı kalbe ve yakin nuruna alâmettir. Dedi ki özrü yok, suç işlemez, Allahü teâlânın bir olduğuna iman etmeyi emreder. Şirkten sakındırır. Namaz kılmayı, sadaka vermeyi, namuslu olmayı ve akrabayı ziyaret etmeyi emrediyor, dedi. Bütün Peygamberler böyle emretmişlerdir. Herakl bunları söyledikten sonra, Ebû Süfyana; eğer söylediklerin doğru ise, benim şu anda üzerinde bulunduğum topraklar yakın zamanda o zâtın eline geçecektir. Ben böyle bir Peygamberin gönderileceğini kesin olarak biliyordum. Fakat sizden, Araplardan olacağını hiç zannetmezdim. Eğer Ona kavuşmamın nasip olacağını bilsem, Ona kavuşmayı, ganimet sayardım. Onun ayaklarının tozunu gözlerime sürme yapardım, dedi. Sonra Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” Dıhye-i Kelbi “radıyallâhu anh” ile gönderdiği mektubun açılmasını emretti. Mektubu açıp okudular. Herakl yazılanları dinleyip anlayınca, düşündüğü ve söylediği gibi çıktı. Ebû Süfyan şöyle demiştir: Mektup okununca konuşmalar çoğaldı. Biz Herakl’in huzurundan dışarı çıktık. Ben yanımdaki arkadaşlarıma Muhammedin işi yükseldi, tamam oldu. Çünkü, Beni Asfar meliki Onun korkusundan titredi, dedim. İyice anladım ki Onun işi tam kemale erecektir. Bu yakin benim kalbimde gün geçtikçe arttı ve sonunda Allahü teâlâ beni İslam nuruyla nurlandırdı. Müslüman olmakla şereflendim.

¥ Herakl bir gün Beyt-ül mukaddeste korku ile uykusundan uyanmış, kederli ve mahzun bir hâlde oturuyordu. Patrikler, ey Melik, niçin üzgün ve sıkıntılısınız, dediler. Herakl, rüyamda sünnetli kimselerin topraklarıma girdiklerini gördüm, dedi. Bir rivayete göre de, Herakl, ilim-i nücumu iyi bildiğinden dedi ki sünnetli kimseler benim memleketime girerler. Patrikler Herakle, biz yahudilerden başka sünnetli bir taife bilmeyiz. Onların hepsi sana itaat ederler. Onların hepsini öldür. Böylece korkudan emin olursun, dediler. Onlar bu endişede iken, Heraklin Basra valisinden bir adam geldi. Yanında da Araplardan bir kişi vardı. Heraklin huzuruna gelen elçi, yanındaki kimseyi göstererek, bu kişi Araplar arasında bir kimse çıktığını, Peygamber olduğunu söylediğini ve pekçok kimsenin Ona tabi olduğunu söylüyor. Birçok kimsenin de Ona muhalefet ettiğini, aralarında savaşlar yapıldığını bildiriyor, dedi. Herakl bunları haber veren kimseyi içeride bir yere alıp, sünnetli midir, bakmalarını emretti. Sünnetli olduğunu gördüler. Sonra ona Arapların halleri soruldu. Hepsinin sünnetli olduğunu söyledi. Herakl vallahi benim rüyamda zuhur edeceğini gördüğüm taife bunlardır, dedi. Yahudi kavmi değildir, dedi. Bundan sonra Herakl rum diyarında bulunan ve ilim-i nücumda mahir olan bir arkadaşına mektup yazıp, ahkâm-ı nücumdan sordu. Kendisi de Humus tarafına gitti. Bir müddet sonra arkadaşının cevabı olan mektubu getirdiler. Şöyle yazmıştı: Bundan sonra Araplardan bir Peygamberin hakimiyeti meydana çıkacaktır.

¥ Herakl Humustaki arkadaşından, Araplardan bir Peygamberin çıkacağını ve hakimiyet sağlayacağını bildiren bir mektup alınca, Rum diyarının bütün ileri gelenlerini büyük bir ibadethanelerinde topladı. Hepsi gelip içeri girince, kapıları kilitletti. Sonra onlara, ey rumun ileri gelenleri, doğruluk, iyilik ve selamet istiyor musunuz. Devletimizin ve saltanatımızın devamını arzu ediyor musunuz, diye sordu. Ey Melik! Niçin istemeyelim, elbette isteriz, dediler. Bunun üzerine Herakl şöyle dedi. Gelin Araplar arasından çıkan Peygambere tabi olalım ve Onun emirlerine uyalım! Rumların ileri gelenleri, Heraklin bu sözlerini duydukları anda, vahşi merkebler gibi ürktüler! Kapılardan tarafa koşuşarak, çıkıp gitmek istediler. Baktılar ki kapılar kilitlenmiş. Kızgın ve üzgün bir hâlde dikilip kaldılar. Herakl bunların hâlini görünce, geri çağırdı. Bu sözleri söylemekten maksadım sizleri denemekti. Dininize ne derece bağlı olduğunuzu anlamaktı, dedi. Hepsi sevinip, teşekkür ederek secdeye kapandılar.

Bir rivayette Ebû Süfyan ile Herakl arasında şöyle bir konuşma geçtiği bildirilmektedir. Ebû Süfyan Herakle, ey Melik! Eğer müsaade edersen, bizim aramızdan çıkıp peygamber olan o kimsenin kendi sözlerinden birini söyleyeyim. Böylece Onun yalanı ortaya çıksın, dedi. Herakl söyle bakalım nedir, dedi. Ebû Süfyan; O kimse ben bir gece içinde Beyt-ül Mukaddese gittim ve sabah olmadan Mekkeye geri döndüm, diyor, dedi. Ebû Süfyan şöyle de anlatır: Ben bu sözleri söylediğim sırada Beyt-ül Mukaddesin patriği de yanımızda idi. O patrik bunları duyunca dedi ki: Ben o geceyi hatırlıyorum. O gece alâmetler gördüm. Bunları melike bildirmiştim. Her gece adetim üzere Beyt-ül Mukaddesin bütün kapılarını kapatır, sonra yatardım. O gece çok uğraştığım hâlde, bir kapıyı kapatamadım. Beyt-ül Mukaddeste bulunanlar toplanıp o kapıyı kapatmak için çok uğraştılar. Fakat onlar da kapatamadılar. Sabahleyin o kapının yanında bir hayvanın bağlanmış olduğuna dair işaretler ve izler gördüm.

¥ Herakl, kavminin iman etmemesi sebebiyle üzülüyordu. Kendisine elçi olarak gelen Dıhye-i Kelbi’ye “radıyallâhu anh”, vallahi biliyorum ki bahsettiğiniz zât Peygamberdir. Eğer rumların beni öldüreceklerinden korkmasaydım, elbette Onun dinine girer, emirlerine itaat ederdim. Bunu kendim için dünyada ve ahirette saadet vesilesi bilirdim! Fakat sen falan üsküfe git, o rum diyarında benden daha itibarlıdır. O ilâhî kitapların hükümlerini benden daha iyi bilir. Bakalım ne diyecek, dedi. Dıhye-i Kelbi “radıyallâhu anh” şöyle anlatmıştır: Heraklin söylediği üsküfün yanına gittim. Durumu ona anlattım. Vallahi bahsettiğin zât Peygamberdir. Biz Onun vasıflarını kitaplarda gördük, dedi. Sonra evine girip üzerindeki siyah elbiseyi çıkarıp, beyaz bir elbise giyerek dışarı çıktı. Eline asa aldı ve rum halkının arasına gitti. Halk kilisede toplanmıştı. Onlara, ey rum halkı! Bana gerçekten Peygamber olan Ahmed’den bir elçi geldi. Beni Allahü teâlâya kulluk yapmaya davet ediyor. Ben de diyorum ki: Gökleri ve yeri yaratan yüce Allahtan başka ilah yoktur. Bana elçisi gelen zât da Allahın Resûlüdür. Rum halkı bu sözleri işitince, üsküfün üzerine hücum ettiler. Şehit edinceye kadar dövdüler. Dıhye-i Kelbi “radıyallâhu anh” tekrar Heraklin yanına gidip, bu hadiseyi anlattı. Herakl, ben sana bu halk beni öldürürler, onların kastından emin değilim, demedim mi. O öldürdükleri üsküfe halk benden daha çok itibar eder ve emirlerine uyarlardı. Durumu gördün, ona ne yaptılar, dedi.

Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” Şüca bin Vehebi “radıyallâhu anh” Melik Haris bin Ebû Şemir Gassaniye elçi olarak gönderdi. O melik Şam’da Gavta denilen yerde idi. Şüca bin Veheb önce melikin veziri ile görüştü. Vezir ondan Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” bazı hallerini sordu ve iman etti. Söylediğin şeyleri aynen İsa aleyhisselâm da bildirdi. O Peygamberin geleceğini haber vererek müjdeledi, dedi. Vezir, Şüca bin Vehebe “radıyallâhu anh” hürmet ve ikramda bulundu. Sonra onun elçi olarak geldiğini melik Harise bildirdi. Haris bin Ebû Şemir başına bir tac giyip huzuruna çağırdı. Şüca bin Veheb Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” İslama davet mektubunu verdi. Haris bin Ebû Şemir mektubu okuduktan sonra yere attı. Mülkümü elimden alabilirmiş. Hemen atları nallayıp hazırlayın. Yemende bile olsa Onun üzerine bir ordu göndereyim, dedi. Bunun üzerine müslüman olan Vezir, Şüca bin Vehebe “radıyallâhu anh” dedi ki: Bu olanları gidip, Resûlullaha “sallallâhü aleyhi ve sellem” anlat. Müslüman olduğumu söyle ve selamımı ilet. Sonra onu uğurladı. Gelip durumu Resûlullaha “sallallâhü aleyhi ve sellem” haber verdi. Resûlullah o helak olur, buyurdu. O sene Haris öldü ve memleketi başkasının eline geçti.

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel KitaplarMeâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir?Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir DuâSeyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler