Sual: Hazreti Muaviye’nin oğlu ve varisi Halife Yezid’e Kerbela hadisesi sebebiyle bakışımız nasıl olmalı? Ehli sünnet alimlerinin bu mevzuda tutumu nasıl olmuş?

Cevap: Yezid, Hazret-i Muaviye’nin oğlu ve Emevi devletinin ikinci halifesidir. Hicretin 26. yılında Şam’da tevellüd etti. 60. senesinde halife oldu. 61. senesinde Kerbela faciası oldu. Hazret-i Hüseyin şehit olup mübarek başı Şam’da Yezid’in sarayına getirildi. Yezid dedi ki “Bilir misiniz bu iş neden oldu? Bu zât, babam Ali, onun babasından hayırlıdır. Anam Fâtıma, onun anasından hayırlıdır. Ceddim Resûlullah, onun dedesinden hayırlıdır. Ben de, ondan hayırlıyım. Hilafet, benim hakkımdır dedi. Allah için söylüyorum ki Fâtıma, elbette benim anamdan hayırlıdır. Ceddine gelince, Allaha ve ahiret gününe inanan kimse, Resûlullaha “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” kimseyi müsavi göremez. Lakin Hüseyin bunu fıkıh ve ictihadı ile söyledi. ‘Her şeyin sâhibi Allahü teâlâdır. Mülkünü dilediğine verir’ âyet-i kerimesini düşünmedi”. Kısas-ı enbiyada, bundan sonra diyor ki:

Kerbela’dan getirilen kadınlar ve Zeynelâbidin, Yezid’in önüne çıkarıldı. Hazret-i Hüseyin’in kızı Fâtıma, “Ya Yezid! Resûlullahın kızları esir midir?” dedi. Yezid, “Ey kardeşimin çocuğu! Ben bunu istemezdim” dedi. Kadınları, Yezid’in kadınlarının yanına götürdüler. Saray kadınları taziyet verdi. Alınan mallarını sordular. Katkat ödediler. Hazret-i Hüseyin’in kızı Sükeyne, “Yezid’den hayırlı günahkar görmedim” derdi. Yezid, Zeynelâbidin’i yanına aldı. Akşam sabah beraber yedi. Yezid Ehl-i beytin yol paralarını bol bol verip, korumak için yanlarına asker katıp, Medine’ye gönderdi. Zeynelâbidin’le vedâ ederken, “Allahü teâlâ, ibni Mercane’ye lanet eylesin! Vallahi ben olsaydım, babanın her istediğini kabul ederdim. Lakin kader-i ilâhî böyle imiş ne çare. Her ne istersen bana yaz! Kabul olunur” dedi. Mercane, ibni Ziyad’ın anasının adıdır.

Yezid, Kerbela vak’asından sonra: “Allah, o ibni Mercane’ye lanet eylesin! Hüseyin’in isteklerini kabul etmeyip de, onu katlettirdi. Onun katli ile herkesi bana gücendirdi. İyi kötü herkes, Hüseyin’in katl olayını şişirerek anlatıp bana düşman oldu” derdi. Yezid, 64 [m. 683] senesinde vefât etti.

Büyük âlim El-Kadı Ebû Bekr İbnül’Arabî (El-Avasım) kitabında diyor ki: Buhârî’nin Kitab-ül-fiten kısmında diyor ki “Medine halkı Yezid’i hilafetten hâl’ etmek istedikleri zaman, Abdullah ibni Ömer, yakınlarını ve çocuklarını toplayıp, buna, Allah’ın ve Resûlullahın halifesi olarak biat ettik. Allah’ın ve Resûlullahın halifesi ile harp etmekten daha büyük gadr olmaz dedi”. Abdullah bin Ömer, Yezid’e biat ederken, “Bu biat hayırlı ise, râzı oluruz. Kötü olursa, sabrederiz” dedi. Hamid bin Abdurrahmân diyor ki Yezid’e biat olunurken, bir Sahabinin yanına gittim. Bana, “Yezid bu ümmetin hayırlısı değildir. Ondan daha âlimler, ondan daha şerefli kimseler var diyorsunuz. Ben ise, bu ümmetin birlik olmasını ayrılıklarından daha çok severim. Ümmet-i Muhammedin girip rahat ettiği bir yere giren kişi, rahatsız olur mu? Elbette olmaz” dedi. Yezid’in şarap içmesine gelince, buna inanmak için, iki âdil şahidin, gördüm diyerek haber vermesi lâzımdır. Leys bin Sad, (Emir-ül-müminin Yezid, 64 senesinde vefât etti) dedi. Bu sözü Yezid’in adaletini haber vermektedir. Onu âdil bilmeseydi, Emir-ül-müminin demezdi.

İmâm-ı Ahmed bin Hanbel, Kitab-üz-zühd’de diyor ki Yezid, hutbe okurken, (Hasta olan kimse, en iyi amellerini araştırıp, hep onu yapsın! En kötü amelini de araştırıp, onu terketsin!) dedi. Bu yazısı, Yezid’in sözünü huccet kabul ettiğini gösteriyor. Ona şarap içmeyi, fasık ve facir olmayı iftirâ eden tarihçilerin utanmaları lâzımdır. Tarihçilerin çoğu din bilgilerinde cahildirler. Bidat deryasına düşmüştürler. Çoğu, Ashâb-ı kirâmı ve Selef-i sâlihini kötüleyebilmek için hadis uydurmaktan bile çekinmemişlerdir. Bunların maksatları din değil, dünya idi. İnsanların en zararlısı zeki olan câhiller, hilekar olan bidat sahipleridir. Mal satın almak için, âdil olan tacir aranıyor da, Selef-i sâlihin hakkında bilgi almak için, dinden ve hele adaletten nasibi olmayanların sözleri, yazıları nasıl kabul olunur? (Avasım) dan tercüme tamam oldu. Bu kitap, [m. 1951] de Mısır’da basılmıştır. Son nefeste îman ile gitmesi ve tövbe etmesi mümkün olduğu için, İmâm-ı Gazâlî’nin “rahime-hullahü teâlâ” ve başkalarının, Yezid’e lanet câiz değildir dedikleri, Berika kitabının 1010. sayfasında yazılıdır.

(Nuhbet-ül-leali) ismindeki (Bed-ül-emali) kasidesinin şerhini, Muhammed bin Süleyman Halebi yapmıştır. Bu şerhinde diyor ki: Yezide, öldükten sonra, yalnız iftirâ eden taşkınlar lanet etti. Bunlar, Ehl-i sünnet âlimlerinin çoğunluğuna uymayan geveze kimselerdir. Aklı olan kimse, ona dil uzatmaz, lanet etmez. Çünkü, ona lanet etmeye emrolunmadık. Kıyamette bundan sorulmıyacağız. Şiîler, hariciler ve Mutezile fırkasında olanların bir kısmı ve hatta, Teftazani, İmâm-ı Hüseyinin öldürülmesinden râzı olduğu için ve buna sevindiği için ve Ehl-i beyte hakaret ettiği için ve o zaman küfre sebep olan beytler söylediği için, ona lanet câiz olur dediler ise de, böyle söylemeleri doğru değildir.

(Temhid) kitabında, [Ebû Şekur Sülemi] diyor ki (Yezid, İmâm-ı Hüseyini öldürmeyi emretmedi. Kendisine biat ettirilmesini, yahut, yakalayıp, diri olarak getirilmesini emretti. Onlar ise, kendiliklerinden öldürdüler). Bu kötü işi, Ubeydullah bin Ziyad yaptı. Kufe şehrinden asker gönderdi. Kerbelada karşılaşıp öldürdüler. İmâm-ı Hüseyini öldürmek için emir vermek, hatta, Peygamberlerden başka herhangi bir kimseyi öldürmek, buna helal demedikçe, lanet etmeye sebep olmaz. Olsa olsa, fasık olur. Kâfir olmaz. Fasık olan mümine lanet etmek câiz değildir. Hatta, hayatta olan bir kâfire de lanet, câiz değildir. Çünkü, mümin olarak ölmesi ihtimali vardır. Ancak belli olmayan kâfirlere ve kâfir olarak öldüğü bilinen kimseye lanet câizdir. Yezidin hep namaz kıldığı muhakkaktır.

Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem”, namaz kılanlara lanet olunmasını yasak etmiştir. Sadüddin-i Teftazani, (Akâid-i Nesefiye) şerhinde diyor ki (Yezid’e lanet meselesinde, Ehl-i sünnet âlimleri ikiye ayrıldı. (Hülâsa) da ve başka kitaplarda, ona ve Haccac Yusuf’a lanet câiz olmadığı bildirildi. Çünkü, Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” namaz kılanlara ve Ehl-i Kıbleye lanet etmeyi nehy etti). Neticede deriz ki Yezid’in İmâm-ı Hüseyin’i öldürmeye emir verip vermediği ve buna râzı olup olmadığı, kesin olarak bilinmediği için, susmak iyidir. Çünkü, ona lanet etmek emredilmedi. Lanet etmemek de günah değildir. Evet, onun yaptığı çirkin işi sevmeyiz. Râzı olmasa bile onun sebep olduğu meydandadır. (Nuhbe)den tercüme tamam oldu.

Hindistan âlimlerinden Mevlânâ hafız Hakim Abdüşşekür Mirzapuri, (Şahadet-i Hüseyin) kitabında hazret-i Hüseyin’i Kûfe şehrinde kendilerine şiî diyenlerin şehit ettiklerini ve şehit eden Şemmer habisinin, hazret-i Ali’nin askeri arasında, hazret-i Muaviye’ye karşı harp ettiğini vesikalarla ispat etmektedir. Bu kitabı mevlevi Gulâm Haydar Fârukî, urdu dilinden fârisîye tercüme etmiş, [m. 1975] de Karaşi’de bastırılmıştır.

Tavsiye Yazılar  —>  Yezid diyerek aşağılamak uygun mu?

Hazreti Muaviye’ye düşmanlık doğru mu?

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler