Sual: Hüsniyye isimli rafızi kitabında diyor ki;

(Resûlullah vefât ettiği gün Ashâbın münâfıkları, (Sakife-i Beni Saide) denilen yerde oturdular. Hilafet için münazaraya başladılar. Birkaç kimseye teklif ettiler. Sad bin Ubade kabul edince, oğlu, babasına kılınç çekip, Ali’ye ne cevap vereceksin? Gadır Hum’da, Resûl, elinden tutup, ben bunu size halife ve imâm ettim demişti. Siz de biat etmiştiniz. Şimdi, nasıl vazgeçiyorsunuz, dedi. Sonra Ömer, kılıcını çekip, Ebû Bekr’e biat etti. Sonra Ashâb-ı dalâletten Ebû Ubeyde ve 20 kişi biat etti. Hiçbiri cenaze namazı kılmadı. 3 gün sonra, Ali de gelip mescitte toplandılar. Ömer, Ali’nin yanına gelip, halkın çoğu Ebû Bekr’e biat etti. Sen ve Beni Haşim de etmelisiniz dedi. Zübeyr kılıç ile Ömer’e yürüdü. Ali mâni oldu. Ali, Ebû Bekr ve Ömer’e dönüp, Ey Ashâb, Peygambere muhalefet edip, Allaha âsî oldunuz. Hilafet, benim hakkımdır. Hakkımı veriniz dedi. Ömer, sana biat etmeyiz dedi. Ali cevap verip, Resûl vasiyet etmeseydi senin gibi münâfık ve din düşmanlarını katl ederdim dedi. Ebû Bekr ve Ebû Ubeyde dedi ki ya Ali sen gençsin. 33 yaşındasın. Ebû Bekr ise ihtiyardır. Sonunda hilafet senindir. Sönmüş ateşi tutuşturma! Ali dedi ki hilafet bize mahsustur. Kimsenin hakkı yoktur. Beşir bin Sad Ensârî dedi ki ya Ali, bu sözü önce söyleseydin Ebû Bekr’e kimse biat etmezdi. Ömer, Ali’ye biat olunacak korkusu ile meclisi dağıttı. Ertesi gün Selman, Ebû Zer, Miktad, Ammâr bin Yaser, Büreyde-i Eslemi, Sehl bin Hanif, Huzeyfetibni Sâbit, Eba Eyyüb-i Ensârî, Ebû Bekr’i öldüreceğiz dediler. Ali kabul etmedi ve Resûl haber verdi ki ey Ali sen bana Harun ile Mûsâ gibisin. Beni İsrail, Harun’u bırakıp öküze taptıkları gibi, ümmetim seni bırakıp başkasını ihtiyar eder dedi. Ashâb, Cuma günü mescide gelip, Ey Ebû Bekr, bu çirkin işten vazgeç dediler. İş uzadı. 3 gün sonra Hâlid bin Velid büyük ordu toplayıp, Ömer de önlerine geçip mescide geldiler. Ali’nin üzerine yürüdüler. Selman kalkıp, bunlara, sizin Cehennem köpekleri olduğunuzu Resûl haber verdi dedi, diyor. Ömer sokakta herkesi zor ile Ebû Bekr’e biat ettirdi. Hazrec kabilesi ile Sad bin Ubade, 9.000 kişi ile biat etmedi. Mâlik bin Nüveyre, 10.000 kişi ile biat etmediğinden, Ömer, Hâlid bin Velid’i gönderip, o mümin ve muvahhidi namazda öldürdü. Bunun neresine icmâ-i ümmet denir?) 

Yukarda söylenen iddialara ne cevap vermek gerekir?

Cevap: Hüsniye kitabı, işine geldiği gibi anlatadursun, biz tarihî vesikalara bakalım.

Büyük Taberi tarihini Muhammed bin Cerir “rahime-hullahü teâlâ” yazmıştır. Bunun tercümesinde, 3. cildinin 1. sayfasında şöyle başlıyor:

Resûlullah hasta olalıdan beri, Ebû Bekr-i Sıddîk evine gitmedi. Mescid-i saadette kalır, her saat Resûlullahın hizmetinde bulunurdu. Resûlullah, Hicretin 11. senesi, Rebiulevvelin 12. pazartesi günü ruh-i şerifini, teslim etti. Mübarek başı, hazret-i Aişe’nin “radıyallâhu anha” göğsü üzerinde idi. Hazret-i Ali “radıyallâhu anh” ağlayarak dışarı çıktı. Hazret-i Ebû Bekr içeri girip, Aişe’yi ağlar ve elini yüzüne vurur gördü. Resûl “aleyhisselâm” yatmış, ridasını yüzüne örtmüşler. Ridayı açtı, vefât etmiş olduğunu gördü. Ridayı örtüp, mescide girdi. Hutbe okudu ve “Ey Ashâb! Resûlullah vefât etti. Allahü teâlâ, ona ölümü ikram etti. Muhammed aleyhisselâma tapan varsa, bilsin ki öldü. Allahü teâlâya tapanlar, bilsinler ki Allahü teâlâ hiç ölmez” dedi. Sonra, Âli-i İmrân sûresi 144. ayetini okudu. Bu âyet-i kerimede meâlen, “Muhammed “aleyhisselâm” resûldür. Ondan önce de Resûller gelmiştir. O da ölecektir. Vefât ederse veya öldürülürse, dininizden döner misiniz? Dininden çıkan olursa Allahü teâlâya zarar vermez. Kendine zarar verir. Dininden dönmeyenlere, Allahü teâlâ sevaplar verir” buyuruldu.

Mugire-tebni Şube gelip, Ensarın bir araya toplandığını, Sad bin Ubade’yi halife yaptıklarını söyledi. Hazret-i Ebû Bekr, hazret-i Ömer’in elini tutup dışarı çıktılar. Yolda, Ebû Ubeyde bin Cerrah hazretlerine rastladılar. [Ebû Ubeyde “radıyallâhu anh” Aşere-i mübeşşereden, yani Cennete gidecekleri müjdelenmiş olan 10 kişiden biridir. Her gazada bulundu. Çok cesur idi. Şam’a giren ordunun başkumandanı idi. (Kısas-ı Enbiyâ) da anlatıldığı üzere Resûl “aleyhisselâm” kendisine (Ümmetimin emini budur) buyurmuştu. 18 senesinde 58 yaşında vefât etti. Vefâtında, cinnilerin ağlayıp matem tuttukları duyuldu. Resûlullahın Cennet ile müjdelediği ve ümmetimin emini dediği, ömrünü Resûlullahın önünde, din düşmanlarına saldırmakla geçiren böyle mübarek bir zata, sıkılmadan, çala kalem (Ashâb-ı dalâletten) diyen bu yahudi kitabının, müslümanlığı parçalamak için yazıldığı, güneş gibi meydandadır.] Ebû Ubeyde hazretleri de, Ensar, Beni Saide’nin evine toplanmış, Sad bin Ubade’yi halife yapıyorlar dedi. 3’ü oraya gitti. Evs ve Hazrec kabileleri toplanıp Sad bin Ubade’ye biat etmek istediklerini gördüler. Sad “radıyallâhu anh” hasta yatıyordu. Çok kalabalık vardı. Ebû Bekr’e dediler ki bizden bir halife olsun, sizden bir halife olsun! Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallâhu anh” âyet-i kerimeler okuyarak uzun nasihat verdi. Ensarı medhetti. (İmam, Kureyşten olur) hadis-i şerifini okuyup, (Kureyşten birini halife yapalım. Siz Resûl yanında nasıl kıymetli idi iseniz, onun yanında da öyle muhterem olursunuz. Ben Ashâbdan iki kişiyi seçtim. İkisi de Kureyşin asilzadeleridir. Birisi Ömer, birisi Alidir) dedi. Ensar, Aliyye “radıyallâhu anh” biat etmek istedi. Ömer, yine karışıklık çıkmasından korkarak, (Ya Eba Bekr! Sen Kureyştensin! Elini uzat, sana biat edelim) dedi. Ebû Bekr, (Sen uzat, sana biat edelim) dedi. Ömer, Ebû Bekr’in elini çekip biat etti. Ensar da, bunu görünce, hepsi, Ebû Bekr’e biat ettiler. Ensarın Sad bin Ubade’ye biat edecekleri haberi Medine’ye yayılmıştı. Bütün Ashâb toplanıp, buna karşı koymak üzere yürüdü. Ömer “radıyallâhu anh”, önlerine geçip, (Ey halk! Gelin Peygamber aleyhisselâmın halifesine biat edin!) diye bağırdı. O gün, bütün Medine ahalisi, hazret-i Ebû Bekr’e “radıyallahü teâlâ anh” biat etti. Böylece büyük bir ayrılığın önüne geçilmiş oldu. Hazret-i Ali, Hasan ve Hüseyin “radıyallâhu anhüm”, Ehl-i beyti taziye ile meşgul olduklarından, yalnız bu üçü, o gün biat edemeyip, sonradan biat ettiler.

Ertesi salı günü, Ashâb mescitte toplandı. Ömer “radıyallâhu anh” minbere çıkıp, (Ey Ashâb-ı kirâm! Allahü teâlâya şükredin ki sizi, en efdaliniz olan Ebû Bekrin etrafında topladı. Biat etmeyen kaldı ise biat etsin!) dedi. Sonra hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk dedi ki (Ey halk! Biliniz ki ben bu işi, Ashâb arasında ikilik olmamak, kan dökülmemek için kabul ettim. Ben de, sizin gibi bir insanım. İnsan yanılır. Yanılmadığım zaman, Allahü teâlâya şükredin. Yanılınca, bana doğruyu gösterin! Ben, Allahü teâlâya itaat ettiğim müddetçe, siz de, bana itaat edin. Ben, itaattan çıkarsam, siz de bana itaat etmeyin! Şimdi Peygamberimizin “aleyhisselâm” hizmetini görelim. Onun hakkını ödeyelim. Yıkayalım, namazını kılalım ve kabri şerifine koyalım) dedi. Minberden inip, Resûl aleyhisselâmın hanesine geldi. Ridayı açıp, mübarek yüzünü kokladı. Mübarek yüzünden ve saçından, misk kokusu duydu. Yüzünü, mübarek yüzüne koyup (Anam, babam sana fedâ olsun, diri iken de, ölü iken de, ne güzel kokuyorsun!) dedi. Sonra, (Resûl aleyhisselâmdan işittim ki (Beni, Ehl-i beytim yıkasın!) buyurmuştu) deyip, (Abbas ve Ali “radıyallâhu anhüma” yıkasınlar) dedi. Abbas, oğlu Fadl ile beraber geldi. Hazret-i Ali dahi geldi. Halife (Ya Ali, Resûlullahı sen yıka) dedi. Resûlullahın hizmetçisi Üsameye de, onlara hizmet et dedi. Kendisi, Ashâb-ı kirâm ile kapıda bekledi. Ensardan Evs bin Havliyi “radıyallâhu anh” de, yardım için içeri soktu. Gömleği içinde yıkayıp, 3 beyaz kefene sardılar. Buhurladılar. Ebû Talha kabir kazdı. Kabrin yeri neresi olsun diye uyuşamadılar. Hazret-i Ebû Bekr “radıyallâhu anh” buyurdu ki ben Resûlullahtan “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” işittim ki (Peygamberler vefât ettikleri yere defn olunur) buyurmuştu. Yatağı kaldırıp, o yer kazıldı. Resûlullahı kabir-i şerifin kenarına koydular. Ashâbı, bölük bölük gelip, imamsız, namazını kıldılar. Namaz gece yarısına kadar devam etti. Gece yarısı, kabir-i şerife koydular. Çarşamba gecesi idi. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” pazartesi günü vefât etti. Dünyayı teşrifleri de pazartesi günü idi. 16 yaşında iken, Hacer-i esved taşını da Kâbe duvarına pazartesi günü koymuştu. Hicrette, Mekke’den pazartesi günü çıkmıştı. Medineye de, pazartesi günü gelmişti.

Defnden 3 gün sonra, hazret-i Ebû Bekr, (Resûl aleyhisselâm, sizi Üsamenin emrinde gazaya göndermişti. Hasta olunca, o iş yapılamadı. Her şeyden önce, bu emri yerine getirmeliyiz! Bu işte gevşek davranmayın! Gazaya hazır olun) diye emir buyurdu. Ashâbı harbe hazırladı. O zaman Üsame 22 yaşında idi. Arabistan çöllerinde isyan çıktığı işitildi. Ashâb, (Üsame’nin emrinde gitmiyelim. Asiler Medine’ye gelip halifeyi öldürür) dediler ve çok uğraştılar ise de, hazret-i Ebû Bekr, (Resûlullahın emrini, her ne behasına olursa olsun yapacağız ve Resûlullahın beğendiği kumandanı ben değiştiremem) dedi. Üsame at üzerinde, halife ve Ashâb yürüyerek, Medine’den dışarı çıktılar. Halife, Ashâba vedâ ederken (Size 1. nasihatim. Üsame’ye itaat etmenizdir) buyurdu. (Şam’daki rahibeleri, çocukları, kadınları öldürmeyin) dedi. Üsame’ye dönerek (Resûlullahın emrettiği yere git! Sonra Şam’a var) dedi. Üsame, Huzaa kabilesine gidip, mürtedleri öldürdü. Zafer ile 40 gün sonra, Medine’ye döndü.

Arabistan halkı dinden çıktı, mürted oldu. Halife, mürtedleri terbiyeye, Hâlid bin Velid’i gönderdi. Hâlid, mürtedlerin elebaşlarını perişan etti. Kurtulanlar tekrar imana geldi. Halife, zekat memurlarını tekrar, zekat toplamaya gönderdi. Beni Temim kabilesi büyüklerinden Mâlik bin Nüveyreyi, Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” Beni Hanzala kabilesinin zekatlarını toplamaya memur etmişti. Malik’in aşıreti, Ebû Bekr’e biat edip zekatlarını gönderdiler. Sicah bin Haris adında bir hristiyan kadın, Musul’dan Hicaz’a gelip, peygamber olduğunu iddia etti. Sicah, Maliki kendi dinine davet etti. Mâlik, senin için harp ederim. Fakat, dinine girmek için bir müddet düşüneyim dedi. Sicah, ertesi sabah bana Rabbimden vahiy geldi ki Beni Temimden, bana inanmayanlar ile harp edeceksin dedi. Mâlik, harp edip gâlip geldi. Çok müslümanı öldürdü ve çok kimsenin Sicaha inanmasına sebep oldu. Sicah kuvvetlenip, Müseylemetül kezzab’a yardım için Yemene gitti. Hâlid, halifeden emir almadan, Mâlik üzerine yürüdü. Mâlik zekatlarını Hâlide gönderdi. Hâlid, kabul edip, Halifeye bildirdi. Halife emir gönderip, ezan sesi işitilen köylere bir şey yapma dedi. Suvariler, Maliki yakalayıp getirdi ve ezan sesi işitmedik dedi. Ebû Katade “radıyallâhu anh” ben işittim dedi. Hâlid: Niçin Sicah’a tâbi oldun? dedi. Mâlik, onunla sulh ettim. Dinine girmedim dedi. Fakat, Peygamberimizi söylerken, yanılarak sizin sâhibiniz şöyle demişti deyince, Hâlid “radıyallahü teâlâ anh” kızıp, ey köpek! Bizim Peygamberimiz de, sizin Peygamberiniz değil mi? Sen münâfıksın. Sicah’a uymuşsun! Onun için, çok müslüman öldürdün dedi ve boynunu vurdurdu. Ebû Katade, bu işi beğenmeyip, Medine’ye geldi. Hazret-i Ömer’e anlattı. Ömer “radıyallâhu anh” halifeye gidip, (Hâlid zulüm ile müslümanları öldürmüş. Hâlid’i çağır cezasını ver!) dedi. Halife de (Ya Ömer! Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem”, Hâlid için (Hâlid, Allah’ın kılıçıdır) buyurdu. Ona nasıl darılayım) dedi. Malikin kardeşi gelip, kardeşim müslüman idi. Sana biat etmişti. Halitten kardeşimin kanını isterim dedi. Halife, Hâlid’i çağırdı. Ömer, Hâlid’i görünce, yakasına yapışıp, oklarını alıp parçaladı ve (Allahtan korkmaz mısın? Bir müslümanı öldürmüşsün) dedi. Halife sorunca, Hâlid dedi ki (Ey Halife! Resûlullahın (Hâlid, Allah’ın kılıçıdır) buyurduğunu işitmedin mi?) Billahi işittim deyince, Hâlid, Allah’ın kılıcı, yalnız kâfir veya münâfık boynunu vurur dedi. Halife, doğru söylüyorsun, haydi vazifen başına git buyurdu. Ömer “radıyallâhu anh” Hâlidin kurtulduğunu işitince, üzüldü. Taberi’nin yazısı, burada tamam oldu.

Ehl-i beyt evladından olan, Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” (Gunye) kitabında, ceddi hazret-i Ali’nin “radıyallâhu anh”, hazret-i Ebû Bekr halife olacağı gün söylediklerini yazmaktadır.

Mevahib-i Ledünniye kitabı tercümesi, 2. cilt, 155. sayfada: Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” Hazret-i Ali’ye “radıyallâhu anh” (Harun, Musa’ya “aleyhimesselam” nasıl yakın ise, sen de bana öylesin. Yalnız benden sonra, Peygamber gelmez) buyurdu. Bundan anlaşılıyor ki arada peygamberlik değil, halifelik yani yerine vekil olmak bakımından benzerlik vardır. Harun, Mûsâ “aleyhisselâm” ölmeden önce yerine vekil olduğu gibi, sen de, ben hayatta iken, bulunmadığım yerde, benim halifemsin demektir. Şerefeddin Hüseyin bin Muhammed Tayyibi, böyle mânâ verdi. Harun aleyhisselâmın Mûsâ aleyhisselâmdan önce öldüğü meşhurdur. Bunun için, İmâm-ı Ali’nin, Resûlullahtan sonra halife olacağına, burada bir işaret olmadığı gibi, halife olmayacağı da anlaşılmaktadır.

(Menakıb-ı çihar yar-i güzin) kitabı, 5. menakıbde diyor ki Buhârî’de Abdullah ibni Ömer “radıyallâhu anhüma” buyuruyor ki (Resûlullahın zamanında, Ashâb-ı kirâmın üstünlüklerini konuşurduk. Önce, Ebû Bekr, sonra Ömer, sonra Osman, sonra Ali) derdik. İbni Münzir diyor ki İmâm-ı Ali buyuruyor ki (Bu ümmetin üstünü Ebû Bekr-i Sıddîktır).

Hazret-i Ömer’in “radıyallâhu anh” 34. menakıbınde diyor ki: Bir gazadan, pekçok ganimet eşyası geldi. Halife Ömer, bunun beşte birini, hakkı olanlara dağıtırken, İmâm-ı Hasan geldi. Buna bin dirhem [3 kilo 365 gram] gümüş verdi. Sonra, hazret-i Hüseyin geldi. Ona da, bin dirhem verdi. Sonra, kendi oğlu Abdullah geldi. Buna, 500 dirhem verdi. Abdullah üzülüp, (Hasan ile Hüseyin, çocuk oldukları hâlde, onlara çok verdin. Ben pehlivan olup kaç kere gazaya gittim. Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” önünde, düşmana saldırıp, nice kâfir öldürdüm. Bana onlardan az vermek doğru mudur?) dedi. Hazret-i Ömer buyurdu ki (Ey oğlum! Sen, onlarla bir mi olmak istiyorsun? Onların, Ali gibi babaları var. Fâtıma-tüzzehra “radıyallâhu anha” gibi anaları var. Fahr-i âlem “sallallâhü aleyhi ve sellem” gibi dedeleri var). Bu sözler, İmâm-ı Ali’nin kulağına gidince, Resûlullahtan işittim: (Ömer, Cennetteki insanların ışığı ve İslâmin nurudur) buyurmuştu dedi. Hasan ile Hüseyin, bu müjdeyi Ömere götürdü.

Ebülmuin Meymun bin Muhammed Nesefi (Temhid) kitabında diyor ki: Halifenin kim olacağı bildirilmemiştir. Hazret-i Ali ve çocuklarının halife olması bildirilmiş olsaydı, Ashâb-ı kirâm, bunu söyler ve bizlere kadar, haber gelirdi. Bildirilen bir emri, Ashâb-ı kirâmın saklıyacaklarını söylemek, o büyüklere, büyük iftirâ olur. Ashâb-ı kirâm, abdesthanede nasıl taharetlenileceğini gösteren haberleri bile bizlere ulaştırdı. Halifelik için, bir emir, bir işaret olsaydı, Ali “radıyallâhu anh” ve çocukları ve Ashâb-ı kirâm, bunu elbette bildirirdi. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” vefât edince, Ashâb-ı kirâm, Beni Saide sofasında toplanıp, (Bir kimse, zamanındaki halifeyi bilmese, ölürken dinsizler gibi ölür) hadis-i şerifini okudular. Halifesiz bir gün geçmesini câiz görmediler. Onun için, halifeyi bilmemek küfürdür. Çünkü, İslamiyetin emirlerinden bir kısmının yapılması için halife lâzımdır. Mesela, Cuma ve bayram namazlarının kılınması, yetimlerin evlendirilmesi ona bağlıdır. Halifeyi inkâr eden, farzları inkâr etmiş olur. Farzlara inanmamak ise küfürdür. Ensardan biri (Bizden bir halife, Muhacirlerden bir halife olsun) dedi. Ebû Bekr kalkıp, (Öyle zannederim ki halife olmak Ali’ye yakışır. Ben onun halife olmasını istiyorum) dedi. Ali hemen ayağa kalkıp, kılıcını çekerek, (Kalk ya Eba Bekr! Allah’ın ve Resûlünün halifesi sensin! Resûl-i Ekrem “sallallâhü aleyhi ve sellem” seni hepimizin önüne geçirdi. Senin önüne kimse geçemez. Resûlullah bana buyurdu ki (Git, Ebû Bekre emret! Ashâbıma imâm olsun). Resûlullahın dinimiz için önümüze geçmesine râzı olduğu kimseyi, biz dünyamız için önümüze geçirmeye razıyız) dedi. Resûl-i ekrem, Ebû Bekri, kendi imamlık yerine halife yaptığı için, kendisine (halife-i Resûl) denildi. Ashâbın hepsi, hazret-i Alinin sözünü beğenerek, hazret-i Ebû Bekri söz birliği ile halife yaptılar. Sonra, Resûl-i ekremin hizmetine koştular. Definden sonra, halife hutbe okudu ve (Beni hakim yaptınız. Halbuki hayırlınız ben değilim. Beni kabul edin) dedi. Ali, yine kalkıp (Seni red veya kabul edebilecek değiliz. Seni Resûl-i ekrem önümüze geçirdi, kim geriye çekebilir?) dedi. Ebû Bekr, halife iken, gün geçtikçe zayıfladı. Artık acınacak hâle geldi. Kızı Âişe, sebebini sordu. (Ey gözümün nuru yavrum. Muhammed Mustafa’nın “sallallâhü aleyhi ve sellem” ayrılık ateşi, beni yakıp eritiyor) buyurdu.

Abdullah ibni Abbas buyurdu ki: İza cae sûresi gelince, babam Abbas, Ali’ye dedi ki bu sûre, Resûlullahın “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” vefât edeceğini haber veriyor. Acaba kimi halife yapar? Ey amca git, Resûlullaha sor. Bu işi bize verirse, Kureyş ile çekişmemiz önlenmiş olur. Başkasına verirse, hakkımızı gözetmesini o kimseye emir buyursun. Abbas, Resûlullahı yalnız bulup sordu. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Ey amcam! Allahü teâlâ, halifeliği Ebû Bekr’e vermiştir. Necat ve felah bulmak için, Ebû Bekrin her sözünü kabul edin. Ona itaat eden, doğru yolu bulur) buyurdu. Hazret-i Ebû Bekr’in hak halife olduğuna inanan ve Ashâb-ı kirâmın hepsini seven, doğru yolu bulmuş olur.

Selman-ı Fârisî “radıyallâhu anh” Ashâb-ı kirâmın büyüklerinden idi. Birçok hadis-i şerif ile methedildi. Hazret-i Ömer “radıyallâhu anh” tarafından Medâyn valisi yapıldı. 35’te, orada vefât etti. Böyle büyük bir zâtın, İmâm-ı Ömer’e ve büyük bir sahabi ordusuna (Cehennemin köpekleri) demesi ve bu çok çirkin iftirâyı, Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” üstüne yüklemesi, hiçbir müslümanın inanacağı bir şey değildir. Çünkü, Ashâb-ı kirâmdan herhangi birini kötülemek, çeşitli hadis-i şeriflerde yasak edilmiştir. Selman-ı Fârisînin, bu hadisleri hiçe sayması ve bir de hadis uydurması, ancak bir yahudinin yazdığı (Hüsniye) kitabının küstahça ve alçakça iftirâsıdır. Evet, Buhârî ve Müslim’de bulunduğu, Menavi’de bildirilen hadis-i şerifte (Bidat sahipleri, Cehennem köpekleridir) buyuruldu. Demek ki Ehl-i sünnetin doğru yolundan ayrılanların, Ashâb-ı kirâma dil uzatanların, Cehennem köpekleri oldukları bildirilmiştir. Hüsniye kitabı, bunu tersine çevirmektedir.

Tavsiye Yazı –> Alimlerle sohbet adabı

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler