EBÛ BEKR-İ SIDDÎK “radıyallâhu anh”: Adı Abdullah bin Ebû Kuhafe bin Âmir bin Amr bin Kab bin Sad bin Teym bin Mürre’dir. İlk imana gelen hür adamdır. Büyük tüccar idi. Bütün malını, evini, barkını Resûlullah uğruna verdi. Gençlikte de arkadaş idiler. Müslümanların birinci halifesidir. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” ahireti teşrif edince, Mekke’den, Medine’den ve Taiften başka, bütün Arabistan mürted oldu. Halife, önce Medine’ye yakın 4 kabile üzerine yürüyüp, bunları itaate getirdi. Sonra, 11 kabileye bölükler gönderdi. Bunlardan İkrime emrindeki asker, Yemame’de, Müseyleme’nin 40.000 askerine karşı gelemedi. Halife, Hâlid bin Velidi imdada gönderdi. Hâlid, Taliha ve Sücah ve Mâlik bin Nüveyre’yi perişan edip Medine’ye dönmüştü. Yemame’de de büyük zafer kazandı. 20.000 mürted öldürdü. İki bine yakîn müslüman şehit oldu. Amr ibni As da, Huzaa kabilesini imana getirdi. Alâ bin Hadremi, Bahreynde çetin muharebeler yapıp mürtedleri dağıttı. Huzeyfe ve Arfece ve İkrime, Umman ve Bahreyn’de birleşip, mürtedleri bozdular. 10.000 mürted öldürdüler. Halife, Hâlid bin Velid’i Irak tarafına gönderdi. Hire’den yüzbin altın cizye aldı. Hürmüz kumandasındaki İran ordusunu bozdu. Basra’da 30.000 kişilik orduyu perişan etti. İmdada gelen büyük ordudan 70.000 kâfir öldürüldü. Sonra, çeşitli muharebelerle, büyük şehirler aldı. Halife, Medine’de ordu toplayıp, Ebû Ubeyde kumandasında Şam tarafına, Amr ibni As’ı da Filistin’e gönderdi. Sonra Yezid bin Ebû Süfyan’ı Şam’a yardımcı gönderdi. Sonra asker toplayıp, hazret-i Muaviye kumandasında, kardeşi Yezide yardıma gönderdi. Hâlid bin Velid’i de, Irak’tan Şama gönderdi. Hâlid, askerin bir kısmını Müsenna’ya bırakıp, birçok muharebe ve zaferlerle Suriyeye geldi. İslam askerleri birleşerek (Ecnadeyn)de büyük rum ordusunu yendiler. Sonra, (Yermük)de 46.000 İslam askeri, Herakliüsün 240.000 askeri ile uzun ve çok çetin savaşlar yapıp gâlip geldi. Yüzbinden ziyâde rum askeri öldürüldü. 3.000 müslüman şehit oldu. Bu muharebede İslam kadınları da harp etti. Başkumandan Hâlid bin Velid’in ve tümen komutanı İkrime’nin şaşılacak kahramanlıkları görüldü. Bütün bu zaferler, halifenin cesareti, dehası ve güzel idaresi ve bereketi ile oldu. Yermük savaşı yapılırken, halife Medine’de vefât etti.
Hazret-i Ebû Bekir, Aşere-i mübeşşerenin birincisidir. Peygamberlerden sonra, bütün insanların en üstünüdür. Bütün gazalarda bulundu. Âyet-i kerimeler ile meth olundu. Kurân-ı Kerîmi kitap halinde ilk toplıyan budur. 13 [m. 634] senesinin Cemazil-ahir 28. salı gecesi, 63 yaşında vefât etti. Resûlullahın yanındadır. Beyaz idi. Yüzü ve göğdesi zayıf, yanakları üstünde sakalları az, gözleri çukurca, alnı yumruca idi.
SELMAN-I FARİSİ “radıyallâhu anh” İsfehanlı idi. Mecusi idi. İran’da iken kiliseye girip hristiyan oldu. Anadolu’ya kaçıp, kiliselerde hizmet etti. Şama geldi. Medine’de ahir-zaman Peygamberinin çıkacağını bir papazdan işitti. (İncil)i öğrendi. Âlim oldu. Medineye girerken, köle yaptılar. Hicretten sonra, Medineye gelerek, evvelce işitmiş olduğu alâmetleri gördü. Hemen îman etti. Çok halis müslüman oldu. Ehl-i beytten sayıldı. Hendek gazasında, hendek kazılmasını istedi. Ondan sonraki gazaların hepsinde bulundu. Hazret-i Ömer zamanında Medâyn valisi oldu. Resûlullahın huzurunda ve sohbetinde kemâle geldi. Zâhir ve bâtın ilimlerinde çok yüksek derecelere kavuştu. Ashâb-ı kirâmın hepsi de böyle olmuştu. Fakat, Resûlullahtan herkes, kendi kabiliyeti ve kapasitesi kadar feyiz alırdı. Hazret-i Ebû Bekir’in kavuştuğu derecelere hiçbir Sahabi kavuşamadı. Selman-ı Fârisî, Resûlullahtan sonra, hazret-i Ebû Bekrin sohbetinde ve hizmetinde de çok bulunarak, hazret-i Ebû Bekir’in almış olduğu kemâlattan da bazılarına kavuştu. Resûlullaha kendi kalbi ile bağlanmış olduğu gibi, hazret-i Ebû Bekir’in daha parlak olan kalp aynası ile de bağlanarak, daha çok feyizlere, mârifetlere kavuştu. 250 yaşında Medâyn’da, bir rivayete göre, 33 senesinde vefât etti.
KASIM BİN MUHAMMED “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Ebû Bekr-i Sıddîkın torunudur. Reşehat’da diyor ki “İran’daki Sasani devletinin 29 hükümdarından sonuncusu, III. Yezdecerd’in orduları Kadsiye ve Nehavend’de mağlub olunca, halife Ömer “radıyallahü teâlâ anh” esirler arasında bulunan şahın 3 kızını, Hüseyin bin Aliyye, Muhammed bin Ebû Bekir’e ve oğlu Abdullah’a verdi. Bu 3 cariyeden, Zeynelâbidin, Kasım ve Salim tevellüd etti.” Buradan, Kasım’ın 19. senede tevellüd ettiği anlaşılmaktadır. Tabiînin büyüklerinden, Medine-i münevveredeki yedi alimdendir. Selman-ı Fârisî’nin teveccühleri ile kemâle geldi. 106 [m. 725] senesinde Mekke ile Medine arasında Kudeyd denilen yerde vefât etti. İmâm-ı Cafer-i Sâdık hazretleri, bunun sohbetinden feyiz aldı.
CAFER-İ SÂDIK “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Ebû Abdullah da denir. Hazret-i Alinin torununun torunudur. Muhammed Bakır’ın oğlu ve Mûsâ Kazımın babasıdır. 12 imâmın altıncısıdır. Hicri 83’de Medine’de tevellüd, 148 [m. 765] de orada vefât etti. İmâm-ı Âzam ve kimyâger Cabir, bunun talebesi idiler. Büyük oğlu İsmail, babasından önce vefât etti. VII. imâm İsmail’dir ve ondan sonra çocuklarıdır diyen sapıklara (İsmaili) denir. Şiîler, kendilerine (Caferi) diyor. Halbuki bu büyük imâm, Ehl-i sünnet idi. Ehl-i sünnet âlimlerinin ve Evliyânın üstadı idi. Büyük İslam âlimlerinin gözbebeğidir. Din bilgisi üzerinde hiç kitap yazmadı. Şiîlerin 4 esas kitâbı olan Küleyni’nin (Kâfi)si, İbni Babeveyh Ebû Cafer Muhammed bin Ahmed Ali Kummi’nin (Menla yahtur)u, Ebû Cafer Muhammed bin Hasan Tusi’nin (Tehzib) ve (İstibsar) kitaplarında, İmâm-ı Cafer Sâdık’tan emirler, haberler yazılı ise de, bunları bildirenlerin sağlam ve sahih olmadıklarını kendileri de bildirmektedir. İmamiyyenin 32. fırkasına (Caferiye) denilir. Bunlar, Hasan-ı Askeri öldükten sonra, kardeşi Cafer bin Ali imâm oldu. Hasan-ı Askeri’nin evladı yoktu derler. Bu Caferilerin, İmâm-ı Cafer Sâdık’la bir ilgileri yoktur. Şiîlerin bugün ellerinde bulunan hadis ve fıkıh kitaplarını Ebû Cafer Muhammed bin Yakub Küleyni ile Ebû Cafer Muhammed bin Hasan Kummi yazdıkları için, kendilerine Caferi diyorlar.
BAYEZİD-İ BİSTAMİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Evliyânın büyüklerindendir. Üveysi idi. [136] veya [188] senesinde İran’da, Hazer denizi kenarında, Bistam’da tevellüd, 231 [m. 846] veya 261 [m. 875] senesinde burada vefât etti. Adı Tayfur, babası Îsâ idi. İmâm-ı Cafer-i Sâdık’ın vefâtından 40 sene sonra tevellüd ederek, İmâm-ı Ali Rıza’nın sohbetinden ve bunun bereketi ile İmâm-ı Caferin rûhâniyetinden istifade etmiştir. Şerh-ı Mevakıf 617. sayfasında diyor ki “Ebû Yezid, İmâm-ı Cafer-i Sâdık zamanında yoktu. Fakat, imâmın ruhundan istifade etti. Bundan feyiz alması ile meşhur oldu.” Bu hususta Ebul-esfar Ali Muhammed Belhi’nin (Tarih-u evliyâ) kitabında geniş malumat vardır. 30 sene Şam civarında dolaşmış, 113 Velî ile sohbet etmiştir.
EBÜL-HASAN-İ HARKANİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Sûfiyye-i aliyyenin büyüklerindendir. Hâl tercümesi Reşehat’da ve Tezkiretü’l Evliyâ’da ve Nefehat’da yazılıdır. Adı, Ali bin Cafer’dir. Bâyezîd-i Bistâmî’nin rûhâniyetinden terbiye gördü. Esrar-ı Sülûk kitabını Salahaddin-i Uşaki türkçeye çevirmiştir. Beşaret-name kitabı çok kıymetlidir. 425 [m. 1034] de Harkan’da vefât etti.
EBÛ ALİ FARMEDİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Adı Fadl bin Muhammeddir. Ebül-Kasım Kuşeyrinin talebesi ve Ebül-Kasım Gürgani ile Ebül-Hasan Harkani’nin halifesidir. Ebül Kasım da, Ebû Osman-ı Magribi’nin, bu da Cüneyd-i Bağdâdî’nin halifesidir. Ruh ilimlerinin mütehassısı idi. Ebû Saîd-i Ebül-Hayır hazretlerinden de feyiz aldı. Zâhir ilimlerinde derin âlim idi. İmâm-ı Gazâlî’nin ve Yusuf-i Hemedâninin mürşididir. 434’de tevellüd ve 477 ‘de [m. 1085] Meşhette, yani Tusta vefât etti.
YUSUF-İ HEMEDÂNİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Ebû Yakub Yusuf bin Eyüb Hemedâni, Ehl-i sünnet âlimlerinden ve Evliyânın büyüklerindendir. Büyük âlimlerdendir. Umdetü’l-makamat’da diyor ki “Piyade olarak [yaya olarak] 37 hac yaptı. Kurân-ı Kerîmi binlerce hatmetti. Gece namazlarında, her rekatte, bir cüz okurdu. Tefsir, hadis, kelam ve fıkıhtan 700 cüz ezberinde idi. 213 mürşid-i kamilden istifade etti. 7.000 kâfirin imana gelmesine sebep oldu. Hızır aleyhisselâm ile çok sohbet etti. Hastalara ve nazar değenlere taviz ve mıska yazardı. İmâm-ı Âzam soyundan idi”. [440] da Hemedânda tevellüd, 535 [m. 1141] senesinde Hiratta vefât etti. Merv şehrindedir. 18 yaşında Bağdat’a gelip, Ebû İshak-ı Şirazi’den okudu. Hanefi fıkıh ve münazara alimi oldu. Ebû Ali Farmedi’den feyiz alıp, kemâle geldi. Muhyiddin-i Arabî hazretleri bir kitabında diyor ki [602] senesinde şeyh Evhad-eddin-i Hamid Kezmani Konya’ya geldi. Hemedân’da Yusuf-i Hemedâni, 60 yıldan ziyâde irşad etmiştir. Bir gün bir yere gitmek istedi. Hayvanın yularını serbest bıraktı. Hayvan bunu, şehir hâricinde bir mescide götürdü. Mescitte bir genç, buna bir şey sordu. Cevabını verdi, dedi. Muhyiddin-i Arabî hazretleri, burada buyuruyor ki “Sâdık olan talebe üstadı kendi yanına çeker.”
Fetava-i Hadisiyye sonunda diyor ki “Ebû Saîd Abdullah ve İbn-üs-sakka ve Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri, ilim tahsili için Bağdat’a gelmişlerdi. Yusuf-i Hemedâni Bağdat’ta, Nizamiye medresesinde vaaz ediyordu. İbnü’s-sakka adındaki meşhur derin âlim, kalkıp bir şey sordu. Otur, senin sözünden küfür kokusu geliyor buyurdu. Hakikaten İstanbul’a sefir olarak gidip, orada hristiyan oldu.” Abdülhâlik-i Goncdüvani ve Ahmed-i Yesevi gibi büyük Veliler yetiştirdi. (Ziynet-ül-hayat), (Menazil-üs-sayirin) ve (Menazil-üs-sâlikin) kitapları meşhurdur.
ABDÜLHÂLİK-I GONCDÜVANİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Velâyet yolunun rehberlerindendir. İslam âlimlerinin büyüklerindendir. Buharada Goncdüvan köyünde tevellüd ve 575 [m. 1180] de orada vefât etti. 22 yaşında iken Buhara’da Yusuf-i Hemedâni hazretlerinin sohbetinde kemâle geldi. İmâm-ı Mâlik soyundandır. Babası Abdülcemil, Malatyalı idi. Hızır aleyhisselâmdan ders aldı. Tasavvufta meşhur olan (On bir temel kelime) Abdülhâlik Goncdüvaninin sözlerindendir. (Vasiyetname) kitabında diyor ki “Sana vasiyet eylerim ey oğul ki her halinde ilim ve edep ve takvâ üzere ol! İslam âlimlerinin kitaplarını oku! Fıkıh ve hadis öğren! Câhil tarîkatçılardan sakın! Şöhret yapma! Şöhrette afet vardır. Çok simâ’ eyleme! Çok simâ’, kalpte nifak yapar, kalbi öldürür. Simaı inkâr da etme ki büyüklerin çoğu simâ’ yapmışlardır. Arslandan kaçar gibi, cahillerden kaç! Bidat sâhibi, sapıklar ile ve dünyaya düşkün olanlar ile arkadaşlık etme! Helaldan ye! Çok gülme! Kahkaha ile gülmek, gönlü öldürür. Herkese, şefkat ve merhamet et! Kimseyi hakir görme! Kimse ile münakaşa, mücadele etme! Kimseden bir şey isteme! Tasavvuf büyüklerine dil uzatma! Onları inkâr eden felakete düşer. Mayan fıkıh ve evin mescid olsun!” Pencere camı bunun zamanında keşfedildi.
ARİF-İ RİVEGERİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Buharanın Rivgir köyündendir. İslam âlimlerinin büyüklerindendir. Çok yaşadı. 616 [m. 1219] da Rivgir’de vefât etti.
MAHMUD İNCİRFAGNEVİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: İslam âlimlerinin büyüklerinden bir fert-i kamildir. Buhara’nın Fagne köyünde tevellüd edip, Akbeni nahiyesinde yerleşti. Mimarlık ile geçinirdi. 715 [m. 1315] de vefât ettiği (Sebeul-esrar) ve (Tac-ül-asfiya)da yazılıdır.
ALİ RAMİTENİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: İslam âlimlerinin büyüklerindendir. (Hâce azizan) ve (Pir-i nessac) isimleri ile meşhurdur. Mahmud-i İncir-fagnevi’nin talebesidir. Dokumacılık yapardı. Şeyh Alaüddevle-i Semnânî ile mektuplaşırdı. Celâlüddîn-i Rumi ile sohbet ettiği (İrgam-ül-merid) de yazılıdır. Buharanın Ramiten köyünde tevellüd ve 721 [m. 1320] de 130 yaşında Harezm şehrinde vefât etti. Ashâb-ı hacat ziyaret edip teberrük etmektedir.
MUHAMMED BABA SEMMASİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: İslam âlimlerinin büyüklerindendir. Ramiten ile Buhara arasında Semmas köyünde tevellüd, 755 [m. 1354] de orada vefât etti. Ali Ramiteni’nin halifesidir. Çok kerâmetleri görüldü.
EMİR GİLAL “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Seyittir. Muhammed Buhârînin üstadıdır. Buharanın Suhari kasabasında tevellüd, 772 [m. 1370] de orada vefât etti. Hâce Baba Semmasinin talebesi idi. Gençliğinde güreş yapardı. Sonra, çömlekçilik yaptığı için Gilal ismi ile meşhur olmuştur.
BEHAEDDİN MUHAMMED BİN MUHAMMED BUHARİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Şâh-ı Nakşbend denir. Evliyânın büyüklerindendir. Müslümanların gözbebeğidir. Seyiddir. Buhara’da (Kasır-ı arifan) şehrinde 718 [m. 1318] de tevellüd ve 791 [m. 1389] de orada vefât etti. İki defa hacca gitti. Çok evliyâ yetiştirdi. Evrad, Tuhfe ve Hediye kitapları çok kıymetlidir. Hâl tercümesi ve kerâmetleri, fârisî (Enis-üt-talibin) de uzun yazılıdır. Bu kitap, Fatih’te, m.1993 de, ofset ile bastırılmıştır. İzzi Süleyman efendi türkçeye tercüme ve tab’ etmiş ve 1168 [m. 1851] de vefât etmiştir. Murâd-ı Münzavi kabristanındadır. Mekâtib-i Şerîfe’nin 87. mektubunda da, uzun yazılıdır. Muhammed Huccetullah Nakşbend-i sani, Muhammed Mâ’sûm hazretlerinin oğlu olup 1115 [m. 1703] de vefât etti. Serhend’dedir.
ALAÜDDİN-İ ATTAR: Muhammed bin Muhammed Buhârî, Muhammed Beha-üddin-i Buhârî hazretlerinin damadı ve talebesi idi. Zamanının Kutub-i irşadı idi. Buhara’nın Cağanyan nahiyesinde 802 [m. 1400] de vefât etti.(Evliyânın kabirlerini ziyaret etmenin tesiri çoktur. Ruhlarına teveccüh etmek daha faydalıdır) buyururdu. Abdülgani Nablüsinin, bunun mübarek ruhundan çok feyiz aldığı (İrgamül-merid) de yazılıdır. Büyük âlim Seyyid Şerif-i Cürcani diyor ki “Alaüddin-i Attar hazretlerinin sohbetine kavuşunca, Rabbimi tanıyabildim”.
YAKUB-İ ÇERHİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Alaüddin-i Attar hazretlerinin talebelerinin büyüklerindendir. Derin âlim, veliy-i kâmil idi. Gaznede Çerh köyünde tevellüd ve 851 [m. 1447] de Hülfetuda vefât etti. Hirat’ta ve Mısır’da tahsil edip, Buhara’da Behâüddîn-i Buhârî hazretlerinin sohbeti ve teveccühleri ile şereflendi. Tebareke ve Amme cüzlerinin tefsiri ve fârisî (Risale-i ünsiye) kitabı Hindistan’da basılmıştır.
UBEYDULLAH-İ AHRÂR “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Ubeydullah bin Mahmud bin Şehabüddin, Sûfiyye-i aliyyenin büyüklerindendir. Müslümanların gözbebeğidir. [806] da Taşkentte tevellüd, 895 [m. 1490] de Semerkantta vefât etti. Yakup-i Çerhinin talebesi, Mevlânâ kadı Muhammed Zâhid Bedâhşinin üstadı idi. Zâhiri ve bâtıni ilimlerin hazinesi idi. Daha çocuk iken kerâmetleri görülüyordu. Helal kazanmak için, ziraat ile meşgul olurdu. O kadar bereket oldu ki 1300den fazla çiftliği vardı. Her birinde 3.000 amele çalışırdı. Her sene 800bin batman zâhire öşür verirdi. “Tasavvuf bilgilerinin maksat ve neticesi, kendini zorlamadan, uğraşmadan, her ân Allahü teâlâya teveccüh ve ikbâldir. Yani, her ân, Allahü teâlâyı hatırlamaktır” ve “Bir kimse, erbâb-ı cemiyet sohbetinde oturup, gönlünü Hak teâlâya verebilirse, ona zikir yapmaya ihtiyaç yoktur” buyururdu. “Râbıta edenler için, bedenin uzak olması, mânevî yakınlığa mâni olmaz” derdi. “Çok açlık ve çok uykusuzluk dimağı yorar. Hakikatleri ve ince bilgileri anlamayı önler. Bunun için, riyâzet çekenlerin keşifleri hatalı olur” ve “Zikir ve murakaba, bir müslümana hizmet yapılamadığı zamanda olur. Gönül kabulüne sebep olan hizmet, zikir ve murakabadan önce gelir” buyururdu.
Ubeydullah-i Ahrâr’ın talebelerinden biri, Abdullah-i İlahidir. Simavlıdır. İlim edindikten sonra Semerkand’a, Buhara’ya giderek feyiz aldı. İcazetle şereflenip Ubeydullah-i Ahrâr’a intisabı bulunan Emir Ahmed-i Buhârî ile İstanbul’a geldi. Yolda Mollâ Câmi ile sohbet etti. Zeyrek kilise camiinde vaaz ve halkı irşad etti. Emir Buhârî’ye icazet verdi. Vardar Yenicesi’nde 896 [m. 1491] da vefât etti.
Ubeydullah-i Ahrâr’ın bir talebesi de Abdullah-i Semerkandi’dir. Önce, Yakup-i Çerhi’ye intisab etmiş ve Alaüddin-i Attar’ın halifelerinden olan Nizameddin-i Hamuş’tan da feyiz almıştır. Uluğ beğ medresesinde müderris idi. Yusuf-i Nebhani diyor ki “Sokakta giderken, ansızın atını istedi. Ashâbı ile Semerkand’ın dışına çıktı. Onlardan ayrılıp, çok zaman sonra yanlarına geldi. Türk sultanı Muhammed Han, kâfirlerle harp ediyordu. Onun yardımına gittim. Gâlip geldi dedi.” Fatih, İstanbul’u bu sûretle aldı. 875 [m. 1470] de vefât etti. Ubeydullah-i Ahrâr’ın bir talebesi de Haydar babadır. 40 sene devamlı Eyüp camiinde îtikâf etti. Sultan Süleyman bu zâtın üstün hallerini işitince, Eyüb Nişancası ile Halic arasında, Cezri Kasım paşa camiine inen yol üzerinde (Haydar baba mescidi)ni yaptırdı. Haydar Baba, 957 [m. 1550] de vefât etti. Mescide girerken soldadır. Muhammed Mâ’sûm-i Fârukî’nin oğlu Muhammed Ubeydullah 1083 de, bunun oğlu Muhammed Parisa 1142’de vefât etti.
MUHAMMED ZAHİD “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Kadı Muhammed Zâhid-i Semerkandi, derin âlim ve veliy-i kâmil idi. Ruh bilgilerinin mütehassısı idi. 936 [m. 1530] senesinde Hisarın Vahş köyünde vefât etti. Önce çok riyâzet ve mücâhede yaptı ise de, Ubeydullah-i Ahrâr “kuddise sirruh” hazretlerinin teveccühü ile birinci sohbetinde kemâle kavuştu. Yakup-i Çerhi hazretlerinin kızının oğludur. (El-Hadaik-ul-verdiye) kitabında kerâmetleri yazılıdır. (Silsile-tül’ârifin) kitabı meşhurdur. (Mesmuat-i Mevlânâ kadı Muhammed Zâhid) kitabı Mîr Abdülevvel’e ait olup Süleymaniye kütüphanesi (Esad efendi) kısmında [1715] sayıda mevcuttur. 1414 [m. 1993] de neşredilmiştir. Ubeydullah-i Ahrâr hazretlerinin fârisî sözleridir. Yetiştirdiği Veliler arasında, hemşiresinin oğlu Mevlânâ Derviş Muhammed, bu silsilenin büyüklerindendir.
DERVİŞ MUHAMMED “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Evliyânın büyüklerindendir. Ruh ilimlerinin mütehassısı idi. Dayısı Muhammed Zâhid hazretlerinden feyiz aldı. Dayısının vefâtından sonra, bu da Semerkand’da dalâlet ve bidatleri yok etti. Önce 15 sene zühd ve riyazetle, zikir ve fikirle çalıştı. Sonra Hızır aleyhisselâmın tavsiyesi ile Hâce Muhammed Zâhid hazretlerinin sohbetine kavuşup kemâle erdi. Çok Velî yetiştirdi. Hicretin 970 [m. 1562] senesinde Maveraünnehrde Büster nahiyesinin Dasferar köyünde vefât etti. Silsile-i aliyenin 20. ferd-i kamilidir.
HACEGİ MUHAMMED İMKENEGİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Hicretin [918] senesinde Buhara’nın İmkene kasabasında tevellüd, 1008 [m. 1600] de orada vefât etti. Ruh ilimlerinin mütehassısı idi. Babası, Derviş Muhammed hazretlerinden feyiz aldı. Çok Velî yetiştirdi.
MUHAMMED BAKİ-BİLLAH “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Babası kadı Abdüsselam Semerkandi’dir. Sûfiyye-i aliyyenin büyüklerindendir. Ruh ilimlerinin mütehassısı idi. İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârukî’nin “kuddise sirruhüma” üstadıdır. 971 [m. 1563] senesinde Kabil şehrinde tevellüd etti. Kabil’den Semerkand’a gidip, zâhir ilimlerinde yüksek dereceye yetiştikten sonra, Hâce İmkenegi hazretlerinin sohbet ve teveccühleri ile de şereflenerek velâyetin yüksek mertebelerine kavuştu. Şâh-ı Nakşbend ve Ubeydullah-i Ahrâr hazretlerinin rûhâniyetlerinden de feyiz alarak (Üveysi) oldu. İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin Ashâbından Mevlânâ Bedreddin-i Serhendî (Hadarat-ül-kuds) adındaki fârisî kitabında, hayatını ve kerâmetlerini uzun yazmaktadır. Bu kitap, fârisî olup Beyazıd kütüphanesi (Veliyeddin) kısmında [1788] sayıda mevcuttür. Muhammed Bâkî Billah, Delhi’de 1012 [m. 1603] senesinde vefât etti. Kutabrol denilen yerdeki mescidinin yanında ziyaret edilmektedir. Türbesinin şarkında validesi ile oğlu Ubeydullah, garbında diğer oğlu Abdullah medfundur. 1387 [m. 1967] de Lahor’da basılan (Külliyat-i Bâkî Billah) kitabında, hayatı ve mektupları yazılıdır. (Hadaratü’l-kuds) kitabı da, 1391 [m. 1971] de Lahor’da basılmıştır. 312 sayfadır.
İMAM-I RABBANİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Ahmed bin Abdülehad, derin âlim, büyük Velî idi. Müctehid idi. İslam âlimlerinin gözbebeğidir. Tasavvuf bilgilerinin mütehassısı idi. Âlimlerin önderi, Velilerin baş tacı idi. Mektûbât isimli kitabı, 3 cilt olup 536 mektubunun toplanmasından meydana gelmiştir. Kelam, fıkıh bilgilerini ve Resûlullahın güzel ahlakını açıklayan bir deryadır. Bu deryadan inci mercan çıkarmak, ancak usta dalgıclara nasip olur. Fârisî aslı Hindistan’da ve Afganistan’da basılmış ise de, 1392 [m. 1972] senesinde Pakistan’da basılmış olanı pek nefistir. Bu fârisî baskının, fotokopisi 1397 [m. 1976] senesinde, İstanbul’da gâyet nefis olarak bastırılmıştır. Fârisî el yazması, İstanbul Beyazıd kütüphanesinde [1790] sayıda ve Süleymaniye’nin çeşitli kısımlarında vardır. 971 [m. 1563] de Hindistan’da, Serhend şehrinde tevellüd etti. Ömrünün sonuna doğru, mezhepsizlerin iftirâları üzerine, 1027 senesinde Selim Şâh tarafından Gwaliyar şehrinde hapsedildi. [1029] da çıkarıldı. 1.000 rupye ihsan olunup, 2 sene daha askerde kaldı. Kış aylarında nefes darlığı olurdu. [1624] Kanun-ı evvel [aralık] ayının onuncu ve 1034 Safer ayı 29. salı günü, Serhend’de vefât etti. Evinin yanına defnedildi. Afganistan padişahı Şâh-i zaman, imâm için büyük ve çok sanatli bir türbe yaptırdı. 2 oğlu Muhammed Sâdık ve Muhammed Saîd de bu türbededirler. Şâh-i zaman, 10 metre uzaktaki türbede zevcesi ile birliktedir.
Mektûbât kitabını Muhammed Murad-ı Kazânî fârisî dilinden arabîye tercüme etmiştir. Bundan seçilen 194 ve fârisî Mektûbât’dan seçilen 151 mektup Müntehabat adı ile 2 kitap halinde bastırılmıştır. İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin hâl tercümesi, Muhammed Haşim-i Keşmi tarafından fârisî olarak yazılmış, buna Berekât veya Makamat-i Ahmediye ve Zübdetü’l-makamat denilmiştir.
Muhammed Mâ’sûm-i Fârukînin torununun oğlu olan Gulâm Muhammed Mâ’sûm’un torununun torunu Hâce Muhammed Fadlullah, (Umdetü’l-makamat) adındaki fârisî kitabında, dedelerinin hayatlarını uzun bildirmektedir. 1397 de Kabilde ve 1416 [m.1996] da İstanbul’da basılmıştır. 99. sayfasında diyor ki “İmâm-ı Rabbânî’nin 14. dedesi Şihâbüddîn Ali Ferruh Şâh, Gaznevi sultanlarının Kabil valisi idi. Gaznevi hükümeti yıkılınca, Kabilde hükümet reisi oldu. Birkaç sene sonra, hükümeti terk ederek, tasavvufta çalışarak büyük velî oldu. Kabil civarında medfundur. Mahdum-ı cihaniyan Seyyid Celâlüddîn-i Buhârî Buhara’dan Hindistan’a gelirken, damadı ve halifesi olan İmâm-ı Refiüddin’i beraber getirdi. İmâm-ı Refiüddin, İmâm-ı Rabbânî’nin 6. ceddidir. Delhi sultanı Firuz Şah’ın emri ile ormanlık olan Serhendî şehir haline koydu. Şehir haricindeki türbededir. İmâm-ı Rabbânî’nin validesi de burada medfundur”.
Muhammed Fadlullah, [1238] de Kandihar’da vefât etti. Bedrüddin-i Serhendî’nin fârisî Hadaratü’l-kuds kitabında da, hâl tercümesi uzun yazılıdır. Bu kitap 1391 [m. 1971] de Pakistan’da çok güzel basılmıştır. İstanbul Beyazıt kütüphanesinde [1788] sayıda el yazısı ile vardır. Hâce zade Ahmed Hilmi efendinin İstanbul’da [1318] de basılan türkçe Hadikatü’l-evliyâ kitabı da, İmâm-ı Rabbânî’nin ve üstadlarının hayatlarını ve kerâmetlerini uzun bildirmektedir.
Şâh-ı Dehlevî Gulâm Ali Abdullah “kuddise sirruh”, talebesinin büyüklerinden Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’ye “kuddise sirruh” gönderdikleri bir mektupta, Mevlânâ’nın derece ve faziletlerini uzun uzun anlattıktan sonra, İmâm-ı Rabbânî “kuddise sirruh” hakkında şöyle buyuruyor: “Âlimler ve arifler söylemişler ve yazmışlardır ki İmâm-ı Rabbânî’yi sevenler, mümin ve mütteki olanlardır. Sevmeyenler de, münâfık ve şakilerdir. İslam memleketleri hazret-i Müceddid’in feyiz ve nurları ile doldu. Bütün müslümanlara, hazret-i Müceddid’in “rahmetullâhi aleyh” nimetlerine şükür ve hamd etmesi vâcib oldu.”
Başka bir mektubunda, “İnsanda bulunabilecek her kemâli, her üstünlüğü, Allahü teâlâ, İmâm-ı Rabbânî hazretlerine vermiştir. Vermediği yalnız Peygamberlik makâmı kalmıştır” demiş ve aşağıdaki rubaiyi yazmıştır:
Her letâfet ki nihan bud pes-i perde-i gayb,
heme der sûret-i hub-i tu ıyan sahte end,
Herçi ber safha-i endişe keşed kilk-i hıyal,
şekil-i matbui tu ziba-ter ezan sahte end.
1394 [m. 1974] senesinde, Pakistan’ın Şeyhufure şehrinde, Urdu dili ile basılmış olan (Meslek-i Müceddid) kitabında ve (El-Hadaik-ul-verdiye) kitabında da, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin hâl tercümesi yazılıdır. Bu iki kitaptaki hâl tercümeleri bir arada olarak, 1396 [m. 1976] senesinde, İstanbul’da ofset yolu ile bastırılmıştır.
Muhammed bin yar Muhammed Burhanpuri’nin (Atıyetü’l-vehhab El-fasılatü beynel-hakkı vessavab firreddi alelmuterıdı aleşşeyhi Ahmed-el-Fârukî) kitabında kerâmetleri yazılıdır. Bu kitap, Arabî Mektûbâtın III. cildi haşiyesinde basılmıştır. Muhammed beg 1110 [m. 1698] da vefât etti.
İmâm-ı Rabbânî’nin fârisî (Redd-i revafıd) kitabı ve türkçe tercümesi ve (İsbatü’n-nübüvve) ve (Mebde ve mead) kitabı İstanbul’da neşredilmiştir. (Adabü’l-müridin), (Talikatü’l-Avârif), (Tehlîliye), (Şerh-ı rubaıyat-i Abdi’l-Bâkî), (Meârif-i ledünniye), (Mükaşefat-i gaybiye) ve başka eserleri de vardır. (Çehl hadis-i mübarek) risalesi, (Mükaşefat) kitabının sonunda basılmıştır.
MUHAMMED MÂ’SÛM-İ FÂRUKİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: İmâm-ı Rabbânî “kuddise sirruhüma” hazretlerinin üçüncü oğludur. [1007] yılında Serhend’de tevellüd, 1079 [m. 1668] da orada vefât etti. Mübarek babası türbesinin birkaçyüz metre şimalindeki büyük türbededir.
[1068] de hacca gitti. Hacdaki halleri Yevakitü’l-Haremeyn kitabında ve Yüsuf-i Nebhani’nin Camiu Keramati’l-evliyâ kitabında yazılıdır. İmâm-ı Rabbânî’nin mescidini Şâh-ı Cihan mermerden yenilemiş, yanında Muhammed Mâ’sûm hazretleri için bir oda yaptirmiştir. (Urve-tül-vüska) adı ile meşhurdur. İmâm-ı Rabbânî müceddid-i elf-i sani Ahmed-i Fârukî Serhendînin “kuddise sirruhüma” halef-üs-sıdk ve vâris-i Âzamı idi. Akli ve nakli ilimlerin, suri ve mânevî kemâlâtın camiiyetini edinmiş idi. (Kutubiyet) makâmına ve (Kayumiyet) mansıbına, yüce pederinden beşaretler almış idi. Tarîk-i Ahmed’inin nisbetini, pederinin teveccühlerinden, bütün âleme yaymış idi. Uzak memleketlerden kendine bağlı olanlara, filan (Velâyet-i Mûseviyye)ye kavuşmuştur, filan (Velâyet-i Muhammediye) ile şereflenmiştir diye bildirirdi. 900.000 kişi, onun vasıtası ile (Allah)ı irâde etmişlerdir. 140.000 talebesini velâyet mertebesi, 7.000 kimseyi hilafet makâmı ile mümtaz etti. Hizmetlerinde ve huzur-ı alilerinde, talibler bâzen bir ayda, bâzen bir haftada kemâlât-ıvelâyete erişirlerdi. Bazılarını, bir teveccühte, makâmların hepsine ulaştırırlardı. Makâmları, keşfleri ve kerâmetleri, bu yüksek hanedânın hallerini bildiren kitaplarda uzun uzun yazılı olduğundan, burada açıklamaya lüzum görülmedi. Bu kitaplar arasında beşi, her memlekete yayılmıştır. Birincisi, Muhammed Haşim-i Bedâhşi’nin Berekât kitâbı olup fârisîdir. Zübdetü’l-makamat adı ile Murad Mollâ kütüphanesinde [1317] sayıda ve Süleymaniye Pertevniyal kısmında [406] sayı ile mevcuttür. Hindistan’da Kanpur şehrinde 1307 senesinde ve İstanbul’da 1408 [m. 1988] de tab’ ve neşredilmiştir. İkincisi Bedreddin-i Serhendî’nin (Hadarat-ül-kuds) kitabıdır. 1391 [m. 1971] de Lahor’da çok güzel basılmıştır. Üçüncüsü (El-hadaik-ul-verdiye fi hakaik-ı ecella-in nakşbendiyye) olup basılmıştır. Dördüncüsü, (Hadikat-ül-evliyâ) türkçedir. [1318] hicri senesinde İstanbul’da basılmıştır. Beşincisi (Umdet-ül-makamat) kitabıdır. bastırılmıştır. 6 oğlu ve bütün nesl-i necibleri, zamanlarının Kutubu olmuştu. Bütün İslam memleketleri, kalplerinden saçılan nurlarla nurlanmıştı. Cenâb-ı müstetabının varisleri, yer yüzünde meşhur olmuşlardır. Hidayet ve irşatta yüksek derece kazanmışlardır. İrfan ehlinin ve yakîn sahiplerinin anladıkları gibi, feyiz kaynakları, bu ana gelinceye kadar, akmaktadır. İnşaallah, ahir zamana kadar da, böylece cari olacaktır. 3 cilt olan fârisî (Mektûbât-ı Masumiye) kitabı 1396 [m. 1976] senesinde Pakistan’ın Karaşi şehrinde bastırılmıştır. Bu üç cildin içinde bulunan 652 mektuptan 135 adedi seçilerek, (Müntehabat-i Masumiye) adı ile 1979 senesinde İstanbul’da ofset baskısı yapılmıştır. Bunun sonunda, Hüseyin Hilmi Işık’ın eserleri bildirilmektedir. Muhammed Mâ’sûm’un altı kızının her biri velî idi. [Umdetül-makamat sayfa 395.]
SEYFEDDİN-İ FÂRUKİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Muhammed Mâ’sûm-i Fârukînin 6 oğlu da kemâle gelmiş, velâyet-i hassa-i Muhammediyeye kavuşmakla şereflenmişlerdir. Bunlardan Muhammed Seyfeddin, tasavvuf bilgilerinin mütehassısı idi. (Muhyis-sünne) adı ile meşhur oldu. 1049’da Serhend şehrinde tevellüd, 1096 [m. 1684] da orada vefât etti. Mübarek babasının türbesinin birkaçyüz metre cenubundaki büyük türbededir. Çok kerâmetleri görüldü. “Açlık çekmeye lüzum yoktur. Açlık ve nefsle mücâhede harika ve kerâmeti arttırır. Evliyânın sohbeti ise, kalbe zikretmeyi yerleştirir. Sünnete tâbi olmayı kolaylaştırır” buyururdu. Her saat emr-i mâ’rûf yapardı. 1400 Velî yetiştirdi. (Mektûbât-ı Seyfiye) adındaki kitabı, 1331 [m. 1913] de Haydarabat’ta basılmıştır. İçinde [190] mektup vardır.
SEYYİD NUR: Muhammed Bedâyuni, Berilli şehrine yakın Bedâyun kasabasındandır. Zâhir ve bâtın ilimlerinde mütehassıs idi. Seyfüddin-i Fârukî’nin talebesi ve Mazhar-i Can-ı Canan’ın üstadıdır. Kerâmetleri şöhret bulmuştu. 1135 [m. 1722] senesinde vefât etti. Türbesi, Delhi’nin cenubunda, Nizameddin-i Evliyâ’nın garbındadır. Bir teveccühü ile taliblerin kalpleri zikre başlardı. Tecellî-i sıfat hâsıl olurdu. “Sokakta fasıkla karşılaşmak, kalpte zulmet hâsıl eder” buyurur, talebesinin hangi fıskı işliyenle karşılaştığını haber verirdi.
MAZHAR-İ CAN-I CANAN: Şemsüddin Habîbullah seyittir. Tasavvuf mütehassıslarının büyüklerindendir. Müslümanların gözbebeğidir. 1111 [m. 1699] de Hindistan’da Ramazan-ı şerifin on birinci Cuma günü tevellüd ve 1195 [m. 1781] de şehit edildi. Abdullah-ı Dehlevî kabrinin yanındadır. Şahcihan camiinin civarında, Dergah camiindeki dört kabirden birincisidir. 22 yaşında iken, Seyyid Muhammed Nur-i Bedevânî hazretlerinin vâris-i ekmeli oldu. Seyyid Abdullah-ı Dehlevî’nin üstadıdır. Yetiştirdiklerinden biri de kadı allame Muhammed Senaullah-ı Dehlevî hazretleridir. Abdullah-ı Dehlevî hazretleri, Makamat-i Mazhariye kitabında diyor ki Hadis alimi Şâh Veliyullah buyurdu ki “Allahü teâlâ, bize sahih keşifler ihsan etti. Bu zamanda, hiçbir yerde mirza Can-ı Canan’ın benzeri yoktur. Makâmlarda ilerlemek isteyen onun hizmetine gelsin!” Hadis öğrenmek için kendisine gelenleri istifade etmek için, Mazhar-i Can-ı Canan hazretlerine gönderirdi. Ona yazdığı mektuplarda, “Allahü teâlâ, faziletlerin tecellî yeri olan sizlere uzun zaman selamet versin ve bütün müslümanları bereketlerinize kavuştursun!” derdi.
Makamat-ı Mazhariye’de, Mazhar-i Can-ı Canan “kuddise sirruh” buyuruyor ki Evliyânın mezarlarını ziyaret edip, cemiyet için feyiz dilemelidir. Meşayih-i kirâmın ruhlarına Fâtiha ve salavât sevâbı göndererek, onları Allahü teâlâya kavuşmak için vesile yapmalıdır. Zâhir ve bâtın saadetlerine ancak onların güzel ahlakına sarılmak ile kavuşulur. Başlangıçta olan sâliklerin, kalpleri tasfiye bulmadan, temizlenmeden önce, Evliyânın kabirlerinden feyiz almaları güçtür. Bunun için Behâüddîn-i Buhârî “kaddesallahü sirrehül’azîz”, (İslâmın güzel ahlakına mâlik bir kimse ile olmak, Evliyânın kabirleri ile olmaktan daha iyidir) buyurdu. İkinci kısımda, 443. sayfadaki yazı böylece açıklanmış oluyor. Fârisî (Kelimat-i tayyibat) denilen kitapta 87 mektubu ve melfuzatı vardır.
ABDULLAH-İ DEHLEVİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Seyittir. Babası Şâh Abdüllatif, rüyada hazret-i Alinin emri ile adını Ali koymuştur. Kendisi Gulâm-ı Ali yaptı. Tasavvuf mütehassıslarının büyüklerindendir. Müslümanların gözbebeğidir. 1158 [m. 1744] de Hindistan’ın Pencab şehrinde tevellüd, 1180 [m. 1765] de, Mazhar-i Can-ı Canan ile teşerrüf etti. Çok kerâmetleri görüldü. En büyük kerâmeti, gelen sâdık kimselerin kalplerine bir teveccüh ederek feyiz ve bereketle doldururdu. Binlerce aşıki bir bakışta cezbelere ve varidat-i ilâhiyyeye kavuştururdu. 1240 [m. 1824] da Delhi’de vefât etti. Şahcihan camii yakınındaki kendi Dergahında, çok sanatle yapılmış mermer duvar içinde üstadının yanında ve onun garb tarafında medfundur. Çeşitli memleketlere göndermiş olduğu mektuplarından 125 adedi talebelerinden Rauf Ahmed müceddidi tarafından toplanarak (Mekâtib-i Şerîfe) ismi verilmiş ve önce 1334 [m. 1915] senesinde Madras’ta ve sonra 1371 [m. 1951] senesinde Lahor’da ve 1396 [m. 1976] senesinde, İstanbul’da, basılmıştır. Şâh Rauf Ahmed, bir sene içinde işittiklerini de bir kitap halinde toplamış, buna (Dürr-ül-meârif) ismini vermiştir. 1394 [m. 1974] senesinde İstanbul’da yeniden tab’ edilmiştir. Rauf Ahmed, İmâm-ı Rabbânî’nin küçük oğlu Muhammed Yahya soyundan olup 1253 [m. 1837] de hacca giderken, Yemende, denizde şehit oldu. Behupal şehrinde irşad ile meşhur idi.
HÂLİD-İ BAĞDÂDÎ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Sôfiyye-i aliyyenin büyüklerindendir. İslâm bilgilerinin mütehassıslarındandır. Hayâtı, Mecd-i Tâlid ve Şemsü’ş-şümûs’da ve hesâb, hendese ve heyet ilmlerinde ve (Rub-ı-dâire) üzerinde mâhir olduğu (El-Hadâik-ul-verdiyye)de yazılıdır. Yüzlerce büyük âlim yetiştirdi. Bağdâd’ın şimâlinde Zûr şehrinde 1192 de tevellüd ve Şâm’da 1242 [m. 1826] de vefât etti. Cenâze namâzını allâme İbni Âbidîn kıldırdı. Ehl-i sünnet düşmanları, bu büyük âlime kürd asıllı diyor. Bu sözleri, tamâmen yanlış ve iftirâdır. III. halîfe Osmân “radıyallahü anh” soyundan olduğu vesîkalarla sâbitdir. 1224 [m. 1809] de Bağdâd’dan hareket ederek, bir senede Dehlî’ye geldi. Abdüllah-ı Dehlevî’den 9 ay feyz aldı, 1226 da Bağdâd’a avdet etdi. (İkdül-cevherî) kitâbında irâde-i cüz’iyyeyi uzun yazmaktadır. (İ’tikâdnâme) kitâbı, fârisî olarak, hadîs-i Cibrîlin şerhidir. Arabî tercemesi, (El-îmân vel-islâm) ismi ile 1981’de İstanbul’da basılmıştır. Türkçe tercemesi ve arabî (Câliyet-ül-ekdâr) duâ kitâbı Hakîkat Kitâbevi tarafından bastırılmıştır. Fârisî dîvânı çok kıymetlidir.
SEYYİD ABDULLAH “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Abdullah-i Şemdini, Hâlid-i Bağdâdî’nin Süleymaniye kazasındaki medresede arkadaşı ve talebesinin büyüklerindendir. 1229 [m. 1813] da ruhsat aldı. Abdülkâdir-i Geylânî’nin 10. torunu ve Taha-i Hakkari’nin amcasıdır. Şemdinan’ın Nehri köyünde medfundur.
TAHA-İ HAKKARİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Seyyid Taha, Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin 11. torunudur. Yani Peygamberimizin soyundan Seyyid olup kürdlükle bir ilgisi yoktur. Hâlid-i Bağdâdî’nin talebelerinin büyüklerindendir. Ruh bilgilerinin mütehassısıdır. Mevlânâ Hâlid’in halifesi olan Seyyid Abdullah’ın kardeşi Mollâ Ahmed’in oğludur. Seyyid Abdullah, makul ve menkul ilimlerde mahir idi. 1229 da Bağdat’a gelerek, tasavvufta da kemâle erdi. Seyyid Taha, Nehri kasabasında ders vermeye memur edildi. 1269 [m. 1853] senesinde orada vefât etti. Bütün hocaları gibi, İslâmın güzel ahlakını yaymış, siyasete karışmamış, müslümanları hükümete hizmet, kanunlara itaat etmeye ve herkese iyilik yapmaya teşvik eylemiştir. Oğlu, Seyyid Ubeydullah, Mekke’de vefât etti. Bunun dört oğlundan Seyyid Abdülkâdir efendi İstanbul’da ayan [Senato] başkanı idi. 1344 [m. 1926] de Diyar-ı Bekir’de oğlu Seyyid Muhammed ile birlikte şehit oldu. Seyyid Muhammedin iki oğlundan Seyyid Mûsâ, 1391 [m. 1971] de Şâh Rıza Pehlevi’nin izini ve yardımı ile İran’ın Rıdaiye şehrinde Ehl-i sünnet bilgilerini ve tasavvuf mârifetlerini neşretmekte idi. İkinci oğlu Ahmed Hızır beğ Amerika’da yüksek mühendislik tahsili yaptı. Seyyid Ubeydullah efendinin II. oğlu Muhammed Sıddîk efendi, Şemdinan’da Katune köyünde medfundur. Bunun dört oğlu Raşid, Taha, Şemseddin ve Müslihüddin’dir. Abdülkâdir efendinin ikinci oğlu Abdullah efendi Rıdaiye’de neşr-i ilim ederken [m. 1969] da vefât etti. Dize kasabasındadır. İki oğlundan Abdülkâdir efendi Rıdaiye’dedir. Büyük oğlu Abdülaziz efendi, 1401 [m. 1981] de şiî lideri Humeyni tarafından İran’dan çıkarıldı. Bağdat’tadır. Seyyid Taha’nın babası Ahmed ve dedesi Seyyid Sâlih ve bunun babası Seyyid İbrahim, Nehri’dedirler.
SEYYİD SALİH “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin 11. torunu ve Seyyid Taha-i Hakkari’nin kardeşidir. 1281 [m. 1865] de Nehri’de vefât etti. Halifelerinden şeyh Azrâil, Girid’e ve oradan Brezilyaya hicret edip, orada İslamiyeti neşretti. Şeyh Azrâil’in kerimesi, Seyyid Fehim Arvâsî’nin zevcesi ve Seyyid Reşid’in annesidir. Bir halifesi de, Seyyid Fehim-i Arvâsî olup Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî’nin mürşididir.
SEYYİD FEHİM EFENDİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: İslam âlimlerinin büyüklerinden ve Sûfiyye-i aliyyedendir. Taha-i Hakkari’nin sohbetinde kemâle geldi. Seyyid Taha “kuddise sirruh”, 1269 [m. 1852] de vefât edince, kardeşi olan Seyyid Muhammed Sâlih’i ziyaret ederdi. Muhammed Sâlih [1281] de vefât etti. Nehride Seyyid Taha yanındadır. Seyyid Fehim efendi [1241] de tevellüd, 1313 [m. 1895] de vefât etti. Vanda, Müküs kazasının Arvas köyünde medfundur. Babası, Mollâ Abdülhamid efendidir. Validesi Âmine hanım, hacı İbrahim efendinin kızıdır. Dedesi Seyyid Abdurrahmân, Seyyid Abdülhakîm efendinin dedesinin dedesidir. Seyyid Fehim efendinin kardeşi Mollâ Safiyüddin’in torunu Abdülhamid efendi [m. 1967] de hayatta idi.
ABDÜLHAKİM EFENDİ “rahmetullahi teâlâ aleyh”: Zâhir ve bâtın ilimlerinde kâmil ve dört mezhebin de fıkıh bilgilerinde mahir, veliy-i kâmil idi. Ruh bilgilerinin mütehassısı idi. 1281 [m. 1865] senesinde Van velâyetinin Başkale şehrinde tevellüd, 1362 [m. 1943] de, Eyüpte Murtedâ efendi tekkesi camii imamı iken, tevkif edilip, Ankara’da vefât etti. Bağlum’da medfundur. Babası Seyyid Mustafa, Seyyid Taha-i Hakkari’nin “kuddise sirruh” oğlu olan, Seyyid Ubeydullah’ın talebesi idi. Seyyid Mustafa çok kâmil idi. Gördüğü kimsenin, hangi namazı kılmadığını, yüzünden anlardı. Bunun babası, Seyyid Muhyiddin’dir. Onun babası, Seyyid Muhammed, bunun babası da, Seyyid Abdurrahmân’dır. İmâm-ı Ali Rıza bin Mûsâ Kazım soyundan olup Seyyid oldukları, Irak’taki şeri mahkeme defterlerinde yazılı olduğu gibi, Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî’nin torunu olan Seyyid Abdürrezzak’ın mübarek el yazısı ile de tasdik edilmiş olduğu, Van mebusu İbrahim Arvas’ın 1371 [m. 1952] de bastırdığı (Seyahatname-i Kasım-ı Bağdâdî) kitabında yazılıdır.

