Sual: Çevremizde “Büyükleri seven kurtulur” sözünü referans alarak, biz büyükleri seviyoruz deyip ahkam-ı İslamiyyeye uymakta gevşeklik gösterenler var. Bu söz doğru mudur?

Cevap: Hadika kitabının 2. cilt,113. sayfada diyor ki Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem”, “Kişi, sevdiği ile beraber olur” buyurdu. Müslim kitabında bildirildiği üzere, bir kimse, Resûlullaha kıyameti sorunca, “Kıyamet için ne hazırlık yaptın?” buyurdu. Allah’ın ve Resûlünün sevgisini hazırladım dedi. “Sevdiklerinle beraber olursun” buyurdu. İmâm-ı Nevevî, bu hadis-i şerifi açıklarken, “Bu hadis-i şerif, Allahü teâlâyı ve Onun Resûlünü ve sâlihlerin ve hayır sahiplerinin dirilerini ve ölülerini sevmenin kıymetini, faydasını bildiriyor” dedi. Allahü teâlâyı ve Onun Peygamberini sevmek demek, emirlerini yapmak, yasaklarından sakınmak, bunlara karşı edebli, saygılı olmak demektir. Sâlihleri severek onlardan faydalanmak için, onların yaptıklarını yapmak lazım değildir. Çünkü, onların yaptıklarını yaparsa, o da, onlardan olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki “Bir kimse, bir cemaati sever. Fakat onlardan olmaz”. Onlarla beraber olmak, onların derecesine yükselmek demek değildir. Hadis-i şerifte, “Bir cemaati seven kimse, onların arasında haşr olunur” buyuruldu. Ebû Zer “radıyallâhu anh”: Ya Resûlallah! Bir kimse, bir cemaati sevse, fakat onların yaptıklarını yapmasa, nasıl olur dediğinde, “Ya Eba Zer! Sevdiklerinle beraber olursun” buyurdu.

Fakat, Hasan-ı Basrî “radıyallâhu anh” buyuruyor ki “Bu hadis-i şerifler seni yanıltmasın! Sen iyilere, ancak onların iyi amellerini yapmakla kavuşabilirsin! Yahudiler ve hristiyanlar, Peygamberlerini seviyorlar ise de, onlar gibi olmadıkları için, onların yanına gidemeyeceklerdir”. İmâm-ı Gazâlî bunun için, “Onların iyi amellerinden birkaçını veya hepsini yapmadıkça, yalnız sevmekle, onların yanına kavuşulamaz” dedi.

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki bir cemaati seven kimse, 3 çeşit olabilir: Onların bütün amellerini ve ahlakını edinmiştir. Yahut hiçbirini edinmemiştir. Yahut da, birkaçını yapar. Başkalarını yapmayıp, bunların tersini yapar. Hepsini yapabilen, onlardan olur. Onlarla olur. Onlara olan sevgisi, onu da tam onlar gibi yapmıştır. Muhabbetin en yüksek tabakasına erişmiştir. Elbet onlardan olur. Sevdiklerine hiç uymayan, onlara hiç benzemeyen kimse, onlardan hiç olamaz. [Sevgisi, sözde kalır. Kalbine girmez. Sevginin yeri ise, kalptir. Yani gönüldür.] İmâm-ı Gazâlî “rahmetullâhi aleyh” Hasan-ı Basri’nin bunları anlattığını bildirmiştir. [Böyle sevgi, yalnız sözde kalmaktadır. Yalnız sözde kalan sevmeye, sevmek denilmez. Seviyorum demesi doğru olmaz.] Sevdiklerinin birkaç ameline uyan kimseye gelince, imanda uymamış ise, onlardan olamaz. Onları seviyorum demesi hiç doğru değildir. Onun kalbinde, onlara sevgi değil, düşmanlık vardır. Din düşmanlığından daha büyük düşmanlık olmaz. Yahudilerin ve hristiyanların, Peygamberleri seviyoruz demeleri böyledir. Kişi, sevdikleri gibi inanıp, tâat ve ibâdetlerde, onlara tam uymazsa, beğenmediği için uymamış ise, seviyorum demesinin yine faydası olmaz. Onlarla birlikte olamaz. Gücü yetmediği, nefsine hâkim olmadığı için, hepsine uyamamış ise, onlarla birlikte olmasına mâni olmaz. Hadis-i şerifler, bu 2. kısmı bildirmektedir. Bir cemaati seven, fakat tam onlar gibi olmayan kimseye karşı söylenmiştir. Ebû Zer hadisi, bunu açıkça bildirmektedir. Bu hadis-i şerif, müslümanları çok sevindirmektedir. [m. 799] senesinde Kufe’de vefât etmiş olan Muhammed ibnis-Semmak “rahime-hullahü teâlâ”, son nefesinde, “Ya Rabbi! Sana hep isyan ettim. Fakat, sana itaat edenleri hep sevdim. Beni bu sevgime bağışla!” diyerek duâ etti.

[Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî “rahmetullâhi aleyh” de, “Ya Rabbi! Sana lâyık hiçbir şey yapamadım. Yüzüm kara olarak huzuruna geldim. Fakat, senin dinini yıkmak, İslamiyeti yok etmek isteyenleri sevmedim. Senin için olan bu buğzuma beni bağışla!” diyerek duâ ederdi]. Necmüddin-i Gazzi “rahime-hullahü teâlâ”, sâlihleri seven zâlimleri, 3. nev’in 1. kısmının sevgisine benzetmektedir. Yani sevdiklerinin imanları gibi inanan, fakat onların amellerine ve ahlaklarına uymak istemeyen kimseye benzetmektedir. Sâlihlere olan muhabbetleri ve yardımları, bu zâlimlere fayda vermez demektedir. Biz deriz ki böyle zâlimler, 2. sevmeye benzemektedirler. Yani sevdiklerinin imanı gibi inanan, fakat onlar gibi olamayan kimseler gibidirler. İbnis-Semmak da, böyle olduğunu bildirmişti. Bu zâlimler, nefslerine uyarak zulüm yapmışlarsa da, sâlihleri sevmekte, dualarını almaya çalışmaktadırlar.

Hadika kitabı, 2. cilt,124. sayfasında diyor ki Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem”, (Kişi sevdiği ile birlikte olur) buyurdu. Selef-i sâlihini, yani Ehl-i sünnet âlimlerini sevsek, onlar gibi olmasak bile bu hadis-i şerifteki müjdeye kavuşuruz. Allahü teâlânın sevdiklerinin ve Allahü teâlâyı sevenlerin dirilerini ve ölülerini seven kimse, büyük saadete, iyiliklere kavuşur. Onları sevmek, mesela onların düşmanlarına karşı ve onları kötüleyen câhillere karşı, onları savunmak, övmektir. Dünyaya düşkün olanların en kötüleri, Allahü teâlânın sevdiklerini, Evliyâyı kötüleyenlerdir. Dünyaya düşkün olmak, bütün kötülüklere yol açar. Hased, hırsızlık, rüşvet, kibir gibi haramlara sebep olur. Câhil din adamlarının kibirli olmaları, hep dünyaya düşkün olmalarından ileri gelmektedir. Muhyiddin-i Arabi’nin kalbinin açılması, bâtın ilimlerine kavuşması, tasavvuf büyüklerini sevdiği, onları savunduğu için olduğunu, kendisi bildirmektedir. (Ruh-ul-kuds) kitabında diyor ki (Elhamdülillah! Câhil din adamlarına karşı, tasavvufçuları hep savundum. Ölünceye kadar da savunacağım. Bunun için, kalp bilgilerine kavuşturuldum. Onlara saldıran, isimlerini söyleyerek kötüliyen, kendisinin câhil olduğunu ortaya koyar. Bunun sonu felaket olur).

Muhyiddin-i Arabî “rahmetullâhi aleyh”, kendisinin (Vasiyet-i Yusufiyye) kitabını açıklarken diyor ki Resûlullahı “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” rüyada gördüm. (Allahü teâlânın bu nimetine nasıl kavuştuğunu biliyor musun?) buyurdu. Hayır, bilmiyorum dedim. (Ehlullah olduğunu söyleyenlere, saygı gösterdiğin için kavuştun!) buyurdu. Sözü doğru olsa da, olmasa da, ona saygı göstermesi, saadete kavuşmasına sebep oldu.

Kendi kusurlarını araştırıp düzeltmeye çalışan kimse, başkalarının ayıplarını görmeye vakit bulamaz. Hep, kendinden daha iyi olan müslümanları görür. Yani her gördüğü müslümanı kendinden daha iyi bulur. Velî olduğunu söyleyen kimsenin doğru söylediğine inanır. Başkalarının kötülüklerini araştıran, kendi kusurlarını görmeyen ise, Velîye inanmaz.

Necmeddîn-i Gazzi “rahmetullâhi aleyh” (Hüsn-üt tenebbüh) kitabında diyor ki (Sâlihleri sevmek, sohbetlerinde bulunmak, ziyaretlerine gitmek, onlarla bereketlenmek lâzımdır. Evliyâ bunlardır). Şâh-ul-kermani buyuruyor ki; (Evliyâyı sevmekten daha kıymetli ibâdet olmaz. Evliyâyı sevmek, Allahü teâlâyı sevmeye yol açar. Allahü teâlâyı seveni, Allahü teâlâ da sever). Ebû Osman Hayri diyor ki (Evliyânın sohbetine kavuşan kimse, Allahü teâlâya kavuşturan yolu bulur). Yahya bin Muaz “rahime-hullahü teâlâ” diyor ki (Evliyânın sohbetine kavuşan sâdık bir kimse, her şeyi unutur. Allahü teâlâ ile olur. Böyle olmazsa, Allahü teâlâya hiç kavuşamaz). Muhammed bin Irak (Sefinetül-ırakıye) kitabında diyor ki (Fıkıh âlimlerinden Muhammed bin Hüseyin Becli, Resûlullahı “sallallâhü aleyhi ve sellem” rüyada gördü. Hangi amelin en iyi olduğunu sordu. (Evliyâullahtan olan bir velînin yanında bulunmaktır) buyurdu. Diri iken bulamazsak deyince, (Diri iken de, ölü iken de onu sevmek, düşünmek böyledir) buyurdu.

İmâm-ı Birgivi “rahmetullâhi aleyh” duâ ederken, (Ey yardımcıların en iyisi! Ey ümitsizlerin sığınağı! Ya Erhamerrahimin! Ey günahları örten merhameti bol Allah’ım! Habîbin, sevgili Peygamberin hürmeti için ve bütün Peygamberlerin ve Meleklerin ve Peygamberinin Ashâbının ve Tabiînin hürmetleri için, günahı çok olan bizlere acı! Suçlarımızı affeyle!) derdi. Allahü teâlâya, Peygamberi “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” ve Onun Ashâbı “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” ve Tabiînin hürmeti için duâ etmek, duanın kabul olması için bunları vesile etmek câizdir, meşrudur. Onların şefaatini istemek olup Ehl-i sünnet âlimleri “rahime-hümullahü teâlâ” câiz olduğunu bildirmiştir. Mutezile buna inanmadı. Vesile ederek yapılan duâ , o Velînin kerâmeti olarak kabul olur. Bu da, öldükten sonra da, kerâmetin bulunduğunu göstermektedir. Bidat ehli olan sapıklar, buna inanmıyor.

İmâm-ı Münavi “rahmetullâhi aleyh” (Camiussagir) i açıklarken buyuruyor ki (İmâm-ı Sübki “rahmetullâhi aleyh” duâ ederken, Resûlullahı “sallallâhü aleyhi ve sellem” vesile yapmak, onu şefi yapmak, ondan yardım istemek güzel olur. Selef-i sâlihinden ve sonra gelen âlimlerden hiç kimse “rahime-hümullahü teâlâ” buna karşı çıkmadı. Yalnız ibni Teymiyye bunu inkâr ederek, doğru yoldan ayrıldı. Kendinden önce gelenlerden, kimsenin söylemediği bir yola saptı. Ehl-i İslam arasında sapıklığı ile nam aldı buyurdu). Âlimlerimiz “rahime-hümullahü teâlâ”, Resûlullaha “sallallâhü aleyhi ve sellem” mahsus olan üstünlükleri bildirirken, duâ ederken Resûlullahı “sallallâhü aleyhi ve sellem” vasıta kılmak câiz olur. Başkalarını vasıta etmek böyle değildir dediler. Fakat, İmâm-ı Kuşeyri “rahmetullâhi aleyh” diyor ki (Mâ’rûf-i Kerhî “rahmetullâhi aleyh” talebesine, duâ ederken beni vasıta ediniz! Ben, Allahü teâlâ ile aranızda vasıtayım demiştir. Çünkü Evliyâ “rahime-hümullahü teâlâ” Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” varisleridir. Vâris olan, varisi olduğu zâtın bütün üstünlüklerine kavuşur). (Hadika) dan tercüme tamam oldu.

[Yukardaki yazılar Kıyamet ve Ahiret kitabının 320-322. sayfalarından alınmıştır.]

 

Sual: Mevlânâ Hâlid hazretlerinin “Ehil na-ehil beraber est be-dergâh-ı ilahî” sözünü nasıl anlamamız gerekir?

Cevap: Allah’ın dergâhında ehil olan ve olmayan beraberdir manasına gelen bu söz, gayret eden ama kabiliyeti zayıf mürid, muhabbet ve ihlası sebebiyle diğerleriyle beraber muamele görür demektir. Kerim olan, bunun hakkıdır, bunun hakkı değildir demez; isteyen alsın deyip saçar. Ehil olanlara mükâfât verilirken, ehil olmayanlara da verilir. Yoksa hiçbir şey yapmayıp yan gelerek yatan, beraber oldukları kişiler sebebiyle onların derecesine kavuşamaz.

 

Tavsiye Yazı —> Bir Üniversiteliye Cevap

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler