DÖRDÜNCÜ KISIM

Hıristiyanların İnanç ve Şerî’atlarının Tenkîdi:

Bütün hıristiyanlar, bugüne kadar aşağıda açıklayacağımız inançlara bağlanmışlar ve onu terk etmemişlerdir. Bu inançların hepsi bâtıl ve küfürdür. Bir kısmı diğer bir kısmını yalanlar veyâ zıttını söyler. Bu inançları, onlara tertîb edip yazan kendi eski adamlarından ve Roma şehri ahâlisinden Şemûnü’s-Safâdır. [Bunun Petrus olduğu da söylenilmektedir.] Îmân ve amellerinin esâsı şöyledir:

Bir ilâh babaya inanırız ki, her şeyin mâliki, görülen ve görülmeyen şeylerin yaratıcısıdır. Yine Rab olan Mesîh’e inanırız ki, Allah’ın oğludur. Ve bütün yaratılmışların ilkidir. Bütün âlemlerden evvel, babasından doğmuştur. Yaratılmış değildir. Babasının cevherinden hak ilâhdır. Onun eliyle bütün âlemler vücûd bulmuştur. O her şeyin yaratıcısıdır. Ey insanlar! O, bizim kurtuluşumuz için gökten inmiş, Rûhü’l-kudsden cesetlenip, insan olmuş, “Meryem” ona hâmile olmuş ve “Meryem”den doğmuştur. Elemler ve ızdırâplar çekmiş, Kral Pilatos zamânında çarmıha gerilerek öldürülmüş, kabre konulmuş. Peygamberlerin yazdığı üzere, defninin 3. günü ölüler arasında kalkmıştır. [Peygamberler böyle aslı olmayan bir şeyi söylemezler, bu apaçık bir iftirâdır.] Sonra göğe çıkmış, babasının sağ tarafına oturmuşdur. Bir kere dahâ ölüler ve diriler arasında hüküm ve kazâ etmek üzere gelecektir. İnanırız o Rûhü’l-kudse ki, baba ile oğuldan çıkar. [Doğu kiliselerine göre Rûhü’l-kuds, yalnız babadan çıkar.] Ve onunla Peygamberler konuşurlar, (yanî vahiy vâsıtası olur). Vaftîze îmân ederiz ki, günâhları magfiret eder. Ölümden sonra bedenlerimizin dirilip, ilelebet yaşıyacağına îmân ederiz.

Bu sözlerin birbiri ile olan tenâkuz ve zıtlıklarına gelince:

1– Bir olan babaya inanırız ki, her şeyin mâliki, görülen ve görülmeyen şeylerin yaratıcısıdır. Yine Rab ve bir olan Mesîh’e inanırız ki, Allahın oğludur ve babası cevherinden hak ilâhdır, deniliyor. Burada önce Allahü teâlânın birliğine şehâdet olunup, sonra Mesîh’in Allah’ın oğlu, onun da babası cevherinden ilâh olduğu söyleniyor. Bu, Allahü teâlâya şirk koşmanın ve küfrün en kötüsüdür. Hiç şüphe yok ki, Allahü teâlâ birdir, ortağı ve benzeri yoktur. Hıristiyanların her türlü şirk, isnâd ve küfrlerinden münezzehdir.

2– Önce, Allah her şeyin yaratıcısıdır, denilip, sonra, îmân ederiz ki, Mesîh, her şeyin yaratıcısıdır, bütün âlemler onun eliyle vücût bulmuştur, deniyor. Allahü teâlâ ile berâber –hâşâ– başka bir yaratıcı dahâ iddiâ olunuyor ki, bundan dahâ büyük bir zıtlık olamaz.

3– Evvelâ, Allah görülen ve görülmeyen şeylerin yaratıcısıdır, denilmektedir. Bu sözün içine Îsâ aleyhisselâm da dâhildir. Çünki Îsâ aleyhisselâm yaratılmışların ya görülen kısmındandır, ya da görülmeyen kısmındandır. Hâl böyle iken, Mesîh her şeyin yaratıcısıdır, yaratılmış değildir demek, apaçık bir zıtlıktır, cehâletdir.

Hıristiyanların bu iddiâlarını, hayvanlar anlayabilselerdi onlar bile, bunu red ve inkâr ederlerdi. İlâhî hidâyetin kesilmesinden ve şeytânın şerrinden Allahü teâlâya sığınırız. Çünki, şeytân bunlarla, istediği gibi oynamış ve Cehenneme sürüklemiştir.

4– Mesîh, âlemlerin yaratılmasından evvel babasından doğmuştur ve bütün yaratılmışların ilkidir, deniyor. Îsâ aleyhisselâm kendisi doğmadan evvel, eşyâyı nasıl yaratabilir? Yâhut doğduktan sonra, henüz süt emen bir çocuğun eşyâyı yaratması mümkün müdür? Acabâ kendisi doğmadan, îcâd olunmazdan evvel, yerleri, gökleri ve bütün mevcûdâtı kim idâre ederdi? Îsâ aleyhisselâm yaratılmışların ilki olabilir mi ki, hıristiyanların zanlarınca bütün yaratılmışların yaratanı odur. Çünki ilki demek, önce vücûda gelen demekdir.

İşte, hıristiyanların inançları, îmânları hep böyle zıtlıklar ve mümkün olmayan şeyler üzerine kurulmuştur. Çünki Mesîh aleyhisselâmın hem ezelî, kadîm bir yaratıcı olduğuna, hem de Meryem’in kendisine hâmile olarak onun karnından doğmuş olduğuna inanmakta, bütün hıristiyanlar ittifâk ederler. Böyle inanmakla, Allahü teâlâ kendilerini, âriflerin gülüncü ve şeytânların sevinci olmak derekesine düşürmüştür. İnsan, mahlûk olmak, akıl ve fikir sâhibi olmak itibâriyle böyle bir itikâtta nasıl bulunabilir? Bir taraftan “Mesîh, babası cevherinden hak ilâhdır” söylenip, sonra da “Gökten inmiş ve Meryem’in karnında cesetlenmiştir” diye söyleniyor. Bu sözden açıkca anlaşılıyor ki, Îsâ aleyhisselâm zâten gökde olan bir cevherden ceset imiş de, sonra gökten inip, Meryem’in karnında cesetlenmiş. Hayret edilecek konu, cisim ve cevherin cesetlenmesinde değil, cisim ve cevher olmayan Allahü teâlânın cesetlenmiş olmasındadır. Cesedlerin, cevherlerin, a’razların yaratıcısı olan Allahü teâlâ, kendisinin ondan Mesîh meydâna gelecek bir cevheri olmak, yâhud parçalanarak Meryem’in karnında kan, bevl ve kazuratiyle karışmış ve birleşmiş bir cüzü bulunmaktan münezzehtir. Bu kâfirlerin Allahü teâlâya dâir vâki’ cüretleri ne büyük ve Onun hilmi ve merhameti ise ne çoktur. Hamd olsun Allahü teâlâya ki, beni [Abdullah Tercümânı] hıristiyanlığın bu bâtıl inançlarından kurtardı. Müslümânlığın, her türlü küfürden münezzeh, yüksek prensip ve inançlarına mazhar kıldı.

Şunu da bildirelim ki, hıristiyanların mukaddes tanıdıkları kitâblarda, bu itikâdları ve hazret-i Mesîh hakkında küfrü îcâb etdiren diğer bütün akîdeleri red ve iptâl eden hükümler vardır. Luka, havârîler kıssasının 4. bâbında şöyle söylemektedir:

Âlemleri, bütün mevcûdâtiyle berâber Allahü teâlâ yaratmıştır. Yerlerin ve göklerin Rabbi Odur. Kendisi, insanlar tarafından yapılmış heykellerde bulunmaz. Eşyâdan hiçbir şeye muhtâc değildir. Zîrâ, insanlara ve cesedlere rûh veren Odur. Bizim mevcûd hayâtımız Onunladır. İnsanların içinde bulunduğu ve muhtâc olduğu şeyler Ondandır.

Luka’nın bu anlatdıkları, ilâhî kitâbların ve Peygamberlerin söylemiş oldukları sözlerdir. Bundan anlaşılıyor ki, hıristiyanların bütün inançları uy- durma, küfr, mümkün olmayan ve birbirini tekzîb eden şeylerden ibâretdir. Bunları ne ilâhî kitâblardan ve ne de büyük Peygamberlerden almışlardır. Ancak bir takım sapık, kâfir kimselerin meydâna getirdiği bâtıl ve sapık bir yolun peşine düşmüşlerdir.

Bunlara denilse ki, sizin büyükleriniz, şu bâtıl i’tikâdların, bir Peygamber tarafından bildirilmediğini ve bir ilâhî kitâbda bulunmadığını bildiği hâlde, nasıl olur da bunların hak ve doğru olduğunu iddiâ edersiniz? Bütün bu itikâdlarınız hak mıdır, bâtıl mıdır?

Eğer, bazısı hak, bazısı bâtıldır! derlerse, biz de deriz ki: Kendi akîdelerini, inançlarını kendileri yıkmış olurlar. Çünki bâtıl olan bir itikâtla Allahü teâlâya îmân edilmiş olmaz ve ibâdet edilmez.

Eğer derlerse ki, hepsi haktır! O takdîrde, Mesîh’in önceden yaratılmış ve doğmuş olduğunu, onu ve görülüp görülmeyen bütün eşyâyı Allah’ın yarattığını itirâf etmiş; sonra da, Mesîh, Allah’dır, her şeyi yaratandır, demek sûretiyle tenâkuza düşmüş olurlar ki, böyle büyük bir tenâkuz içinde hiçbir şey de hak olamaz.

Bir de, Mesîh babası cevherinden ilâhdır, sözleri –hâşâ– mümâseleti, yanî eş denkliği iktizâ eder. Bu hâlde acabâ birine babalık, diğerine oğulluk kim tahsîs etmişdir? Niçin biri baba diğeri oğul olmuş da, aksi olmamıştır? Bu husûsu kendilerinden sormak îcâb eder.[ Şeyh Abdüllah Bey diyor ki: Bu 4 İncîlde ahkâm-ı şer’iyye çok azdır. Bu kitâplarda vaazlar, nasîhatler ve Îsâ aleyhisselâmın yahûdîlerle olan muhâveresi vardır. İnsanların ve milletlerin şiddetle şer’î hükümlere ihtiyâcları vardır. Herhangi bir din, şer’î hükümsüz düşünülemez. Hıristiyan dîninin hükümleri meçhûl iken, bir şahsın bu dîne girmesi nasıl düşünülür? Eğer sâdece Îsâ aleyhisselâma îmân etmek kâfi gelir denilirse, elde bulunan 4 İncîl onu yalanlar. Çünki bu 4 kitâb, her din gibi emir ve yasaklarla emretmekte. Fakat bu emir ve yasakların hiçbiri bu kitâplarda zikredilmemiştir. Eğer buna karşı denilirse ki, bu şer’î hükümleri babaları ve kanûnları tayîn eder ve papazların ittifâken bildirmeleri ile bilinir. O zamân onlara denir ki, papazların bildirdiklerinin hiçbirine itibâr edilmez. Çünki dîni kuranlar onlar değildir. Ancak dîni kuran, Allahü teâlânın emri ve vahyi ile Îsâ aleyhisselâmın kendisidir.

Nasrânîlik dîni ve şerî’ati, ancak Îsâ aleyhisselâmın getirdikleridir. Bu papazların koyduğu kanûnlara hiçbir zamân nasrânîlik denmez. Böyle olsaydı, her şahıs kendiliğinden kalkıp, kendi arzûlarına göre şerî’at ve kanûn uydurup, bunu bir Peygambere nisbet eder ve o Peygamberin dîni budur, der. Bu sözün de ne kadar bozuk olduğu meydândadır. Markos’un İncîlinin 7. faslında naklettikleri bu bozukluğun en açık delîlidir. Îsâ aleyhisselâm yahûdîlere reddiye olarak, “Bana ibâdet etmeleri ve insanlara bunu tavsiye etmeleri bâtıldır. Siz Allahü teâlânın emirlerini bırakıp, insanların tavsiyelerine yapışıyorsunuz ve…” demiştir. Yukarıda anlatılanlardan anlaşılmaktadır ki, Mesîh dîni nesh olunmuş ise de, bu dîne girmek isteyen bir şahıs ne kadar gayret gösterse de, bu dînin kitâbı kaybolduğu ve hükümleri meçhûl olduğu için, bu dîne giremez.]

 

Sonraki Kısım –> İsa Aleyhisselam İlah Değildir

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler