Sual: Vehhabîler ve Modernist İlahiyatçılar “Bir kişi ölünce, dünya ile irtibatı kesilir. Kabrin başında dua edilse, ona seslenilse, kesinlikle duymaz. ‘Ölü, cenazeye katılanların ayak seslerini duyar’ inancı, asılsızdır ve âyetin (Neml, 80) beyanına aykırıdır.” diyorlar. Bu iddialara ne cevap vermek lazımdır?

Cevap: Bu iddialar hakikati yansıtmamaktadır. Bunu âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler, tekzip etmektedir. Şöyle ki:

Ayet-i kerimeler: 1) Şüphesiz sen, ölülere duyuramazsın. (Hayatta olan kâfirler, kalplerini küfürle öldürmüşlerdir. Onlar, ölüdürler. Kabirdeki ölüye İslam tebliği yapılmaz, kaldı ki, bu da’vet, onlara fayda da vermez. Çünkü öldükten sonra pişmanlık, tevbe, iman kabul edilmez ve geçersizdir “Mâturîdî, Râzî ve Semerkandî”.) (Kulaklarını İslâm’a tıkayan) sağırlara da -arkalarını dönüp kaçtıkları zaman- (Allah’tan gelen) da’veti  (vahyi) işittiremezsin (Neml, 80: Bkz. Rûm, 52-53).

Vehhabiler, bu âyet-i kerimeye dayanarak, “ölüler, duymaz”, diyerek yanlış bir inanç ve kanaat oluşturmuşlardır. Hâlbuki bu âyet-i kerimede geçen “ölü”, kabirdeki ölü değildir. Hayatta olan ve İslam davetine kulaklarını tıkayan kâfirlerdir. Onlar, sağırdırlar. Kabirdeki “arkasını dönüp kaçabilir mi?”

Bu konu, müteâkib âyet-i kerimede şöyle ifade edilmektedir:

2) (Resûlüm, küfür ve isyanla -beden gözlerini değil- kalp gözlerini hakka kapatan) körleri, dalâlet (olan küfür)den vazgeçirip hidayet (olan İslam’ı kabul)e getiremezsin. (Vahyimizi) ancak âyetlerimize iman edip de Müslüman olanlara duyurabilirsin (Neml, 81).

Görüldüğü gibi, âyetlerde İslam davetini/hidayetini reddedenlerin, sağır ve körler olarak dalâlette/küfürde oldukları, fakat bu daveti kabul edenlerin Müslüman olarak müjdelendikleri, açıkça ifade buyrulmuştur.

Vehhabiler ve onların telkinleriyle imanlarını tehlikeye atan Modernist İlâhiyatçılar, çok açık olan bu âyet-i kerimelere yanlış mana vererek veya hakiki manayı halktan gizleyerek fâsid bir ideolojinin –Vehhabiliğin- temelini atmışlardır. Ancak bu temel, çürüktür. Yanlış ve tekzip üzerine kurulu bir ideoloji, hiçbir zaman varlığını ilânihâye devam ettiremez. Zamanı gelir, bir Ehl-i Sünnet rüzgârı çıkar, o fâsit yapıyı yerle bir eder, mutezilede olduğu gibi.

Aynı manada diğer bir âyet-i kerime:

3) (Resûlüm,) şüphesiz sen, (kalplerini küfürle öldürmüş olan o hayatta olan kâfir) ölülere (mevtalara) işittiremezsin. (Çünkü onlar, bütün duyu organlarını hakka kapamışlardır “Beydâvî”.) (Resûlüm, o kâfirleri, İslam’a çağırdığın zaman, arkalarını) dönüp gittiklerinde, sen, (İslam) da’vetini o sağırlara da duyuramazsın (Rûm, 52).

Bu âyet-i kerime, görüldüğü gibi mezarda olan ölülerle değil, hayatta olan kâfirlerle ilgilidir. Ehl-i Sünnet olan hiçbir Müfessir, bu âyet-i kerimedeki “mevta”ya gerçek “ölü” manası vermemiştir. “Kalplerini küfürle öldürerek mevta/ölü hâline getirenler” şeklinde mecazî anlam yüklemişlerdir. Nitekim Bakara, 18 ve başka âyet-i kerimelerde de bu mecazî ifadeler, çok açık olarak görülmektedir:

4) (Çünkü) onlarsağırdırlar (İslâm’ın getirdiği hakkı işitmezler), dilsizdirler (hakkı ve hayrı söylemezler), kördürler hidâyet yolunu görmezler, artık bu durumda onlar, (hak yol olan İslâm’a) dönmezler (Bakara, 18).

Bu âyet-i kerimede geçen sağır, dilsiz ve kör kavramlarıyla beden engelliler kastedilmiyor. Hakkı ve imanı reddeden Münafık kâfirlerin sıfatları açıklanıyor.

Hadis-i şerifler: 1) Peygamber Efendimiz, bir kâfirin gömüldüğü yerden geçerken:

Rabbinizin sizlere va’dettiği şeyi (azabı) hak olarak buldunuz mu?” diye seslendi.

(Hazret-i) Peygamber’e: Birtakım ölü cesedlere mi hitâb ediyorsun? denildi. Bunun üzerine Peygamber “aleyhisselâm”:

Sizler, bunlardan daha fazla işitir değilsiniz. Fakat onlar, cevap veremezler” buyurdu (Müslim, Cennet 76; Buhârî, Cenâiz 67).

2) Kul, kabre konulduğu zaman, arkadaşları ile cemâati geri dönerlerken, ölü, onların ayak seslerini işitir (Buhârî, Cenâiz 67).

Demek ki, ölüler, işitiyorlarmış. Bazı ilahiyatçılar, bu işitmeyi, mecazî manada alıyor. “Gerçekte ölüler işitmez, bununla diriler uyarılıyor” diyor. Çok yanlıştır. “Bir lâfzın manası sarih/açık olunca, tevile gidilmez”, bu bir usul-i fıkıh kâidesidir. Bu kaideyi bildiği halde tevile gidiyorsa, o zaman burada durup düşünmek lâzımdır. Acaba bu işte, Ehl-i Sünnet karşıtlığı mı vardır?

Tavsiye Yazı –> İyi insan nasıl olur?

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler