Sual: Fenafillah nedir?

Cevap: İmâm-ı Rabbânî “rahmetullâhi aleyh”, Meârif-i Ledünniyye kitabında, 26. mârifette buyuruyor ki:

(Fenâ) Allahü teâlâdan başka her şeyi unutmak demektir. (Âlem-i emr)de bulunan 5 latîfenin, insanda, birer sûreti, benzeri vardır. Bu 5 latîfeye, (Kalp), (Ruh), (Sır), (Hafi) ve (Ahfâ) isimleri verilmiştir. Evliyânın çoğu, bunları birbirinden ayırt etmemiş, hepsine ruh demişlerdir. Ruh deyince, beşi de anlaşılmaktadır. İşte bu ruh, yani latîfeler, bu bedene tealluk etmeden, bununla birleşmeden önce, Allahü teâlâyı biliyordu. Allahü teâlâya karşı, biraz teveccühü, tanıması, sevgisi vardı. Kendisine ilerlemek, yükselmek kuvveti, hassası verilmişti. Fakat, bu bedenle birleşmeden önce bu bedene karşı muhabbet verildi. Sonra bu bedene doğru bırakıldı. Kendini bedene attı. Çok latif, yayılma kuvveti pek çok olduğundan, bedenin her yerine sindi, işledi. Bedende tanınmaz, bilinmez oldu. Kendini unuttu. Kendini beden sandı. Bedende fânî oldu. İşte insanların çoğu, kendini yalnız beden sanıyor. Ruhun varlığını bilmiyor ve ruha inanmıyorlar.

Allahü teâlâ, çok merhametli olduğu için, merhamet ederek, insanlara, yani ruhlara, Peygamberlerle “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” haber gönderdi. Onları kendisine çağırdı. Bu karanlık bedene bağlanmalarını yasak etti. Ezelde iyi olmaları takdir edilmiş olanlar, bu emri dinleyip bedene olan bağlılığına son verir. Ona vedâ eder. Yükseklere döner. Bedenle birleşmeden önceki asla olan sevgisi, yavaş yavaş çoğalır. Geçici bir varlığa olan sevgisi azalır. Bu zulmani, karanlık sevgilisini tam unutunca, onun sevgisi hiç kalmayınca, (Bedenin fenâsı)na kavuşmuş olur. Böylece, tasavvuf yolunun 2 temel basamağından birincisi aşılmış olur. Bundan sonra, Allahü teâlâ, eğer ihsan ederse, nasip ederse, buradan da ilerliyerek, kendini de unutmaya başlar. Bu unutkanlık artarak, büsbütün unutur. Allahü teâlâdan başka hiçbir varlığı bilmez olur. Böylece (Ruhun fenâsı)na da kavuşur. 2. basamağı da atlamış olur. Ruhun bu dünyaya gelmesinin sebebi, bu ikinci fenâya kavuşmasıdır. Dünyaya gelmeksizin, buna kavuşamaz.

(Hakikat-i câmia) adı da verilen kalp latîfesi, eğer ruh ile birlikte, bu 2 basamağı atlarsa, ruh ile birlikte kendi fenâsına kavuşur. Nefs de, bu yolculukta, kalp ile birlik olursa, bu da tezkiye bulur. Yani fenâsına kavuşur. Fakat, nefs, kalbin makâmına gelince, kalp ile birlikte yükselmeyip orada kalırsa ve bu 2 basamağı aşamazsa, nisyana kavuşamaz. Mutmeinne olamaz.

Ruhun fenâsına kavuşan bir kimse, kalbin fenâsına kavuşmayabilir. Ruh kalbin babası gibidir. Nefs, kalbin anası gibidir. Kalbin, babası gibi olan ruha doğru bir isteği olur. Anası gibi olan nefsten yüz çevirir. Bu isteği çoğalıp, kalbi, babasına doğru çekerse, onun makâmına yetişir. Yani 2 basamağı atlar. Kalbin ve ruhun fânî olmaları ile nefsin de fânî olması lazım gelmez. Nefsin, oğluna muhabbeti, isteği hâsıl olur. Bu istek çoğalırsa ve babasının makâmına yükselmiş olan oğlunun yanına varırsa, onlar gibi olur. Sır, hafi ve Ahfâ latîfelerinin fenâ bulmaları da böyledir.

Kalpten hatıraların, düşüncelerin gitmesi, silinmesi, onun Allahü teâlâdan başka şeyleri unuttuğunu gösterir. Hiçbir şeyi hatırlayamamak, bunlara olan ilmin gitmesi demektir. Fenâda, ilmin zevali, gitmesi lâzımdır.

Niçin kılmazsın sen, farz-u sünneti,
değil misin, Muhammedin ümmeti “aleyhisselâm”.
Anmaz mısın, Cehennemi, Cenneti,
İman sâhibi kul, böyle mi olur?

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler