Sual: Komunizm, sosyalizm, sosyal adalet gibi kavramlar ne manaya gelmektedir? Bu ideolojiler insanlık için faydalı mıdır, zararlı mıdır?

Cevap: Sosyal adalet, çok eskiden beri düşünülen ve bütün dinler, rejimler, ictimai mezheplerce ileri sürülen ve gerçekleştirilmesi vaad edilen bir husustur. Bir topluluğun düzenli ve ahenkli olması ve fertler, zümreler arasında nefret ve düşmanlık bulunmaması, ancak sosyal adaletin varlığı ile mümkündür.

Sosyal adalet, herkesin, çalışması, bilgi ve kabiliyeti ve gördüğü iş nisbetinde ve derecesinde hakkını alması; hiç kimsenin ezilip sömürülmemesi demektir. Sosyal adalet, en küçük bir iş görene de, hayat hakkı tanımaktadır. Çalışan herkesin asgari bir geçim şartına erişmesi, sosyal adaletin ilk şartıdır.

Sosyal adalet, sosyal eşitlik demek değildir. Herkesin aynı gelire sahip olması adalet değil, adaletsizlik olur. Bir sınıfta, çalışan çalışmayan, bilen bilmeyen bütün öğrencilerin sınıf geçmesi gibi. Mutlak eşitlik, ne tabiatta, ne toplulukta, hiçbir yerde yoktur.

Hukuktaki eşitlik, aynı durum ve şartlar içinde bulunan herkesin aynı muameleye tabi tutulması mânâsındadır. Sosyal bakımdan, yani iktisad cihetinden tam bir eşitlik aramak ve istemek, hem gereksiz, hem imkansızdır. Çünkü, adalet kavramı ile bağdaştırılamaz. Mesele, çalışmak ve kazanmak imkanını herkese aynı şekilde vermektir. Mevcudu kelle hesabı, eşit şekilde paylaştırmak demek değildir. Herkesin çalışmasının karşılığını görmesi, hakkını elde edebilmesi davasıdır.

Sosyal adalet, milli gelirin en uygun şekilde taksimini sağlar, istismarı, sömürücülüğü ortadan kaldırır. Sermayenin çok küçük ve belirli bir zümre elinde toplanmasını önler. Herkese kendi ölçüsünde hayat hakkı verir. Sınıf ve zümreleri arasında düşmanlık bulunmayan bir topluluk meydana getirir. Böyle bir toplulukta vatandaşlar, hal ve istikbal bakımından kendilerini emniyette hissederler.

Sosyal adalet, milliyetçi görüşle ve liberalist tarafı biraz daha fazla olan karma bir ekonomi ile gerçekleştirilebilir.

Milliyetçilik, bir milleti yükseltmek arzusudur. Milliyetçilik demek, mensub olduğu milleti sevmek, onun ilerlemesi için, çalışmak, milli değerleri, kurumları, dini ve gelenekleri korumak ve devam ettirmek demektir. Sosyal adaleti en iyi, en verimli olarak sağlayan kuvvet, İslam dinidir. Müslümanlar birbirlerinin kardeş olduklarına inanırlar. Kardeş gibi sevişirler. Müslüman olmayanların dahi mallarına, canlarına, ırzlarına saldırmazlar. İslam dini, insanların sevişmelerini, yardımlaşmalarını sağlar. Bölücülüğü önler. Çalışmayı, helal para kazanmayı emreder. Her çalışan insana hakkını verir. Herkesin mülkünü korur. Her müslüman, kazancına razı olmakta, rahat ve huzur ile yaşamaktadır. Kimse kimsenin malına, mülküne dokunmaz. Sosyal adaleti anlayanların ve bu davalarında samimi olanların, İslam dinine saygı göstermeleri ve yardım etmeleri icap eder.

Sosyalizm, sosyal adalet demek değildir. İsimleri benziyorsa da, birbirinden başka, büsbütün ayrıdırlar. İman ile küfür gibidirler. Yani, birinin bulunduğu yerde, öteki bulunamaz.

Sosyalizm, ferdi mülkiyet düşmanlığı, bütün istihsal (üretim) vasıtalarının ve ticaretin devletleştirilmesi, diktatör idarenin kurulması, din düşmanlığı, bütün çalışanların işçi, ırgat haline sokulması, din, tarih, millet, vatan ve devlet düşüncelerinin yok edilmesidir. Ferdin ölmeyecek kadar kabul edilen, çok az yiyecek, giyecek ve ev eşyasından ve bir iki odadan başka, bütün gelir ve kazançları elinden alınır. Böylece, insanlar, her çeşit teşebbüs, rekabet, buluş, inanış ve inkişaftan mahrum bırakılır. Bütün kabiliyetleri ve şahsiyetleri söndürülür. Zalim, merhametsiz olan tek bir merkezden, sıkı bir baskı ve işkence ile idare edilen bir esir, bir robot halinde, gücü gidinceye kadar çalıştırılır.

Sosyalizm, kızıl (Rus) ve sarı (Çin) emperyalizminin diktatörlüklerine maske ve alet olmuştur. Sosyalizmi belirten yukarıdaki işlerden bir veya birkaçı gevşek yapılır veya hiç yapılmazsa, buna Nasyonal sosyalizm denir. Hepsi, işkence ile kıyasıya yapılınca İhtilalci sosyalizm veya Komünizm denir. Sosyalizm ve komünizm kelimeleri, inkar felsefesinin adı ve soy adı gibidirler. Her ikisi de, insanı madde ile nefsin arzularına taptırmaktadır. Allahü teâlâdan ve kendi ruhlarından, vicdanlarından habersiz bırakarak, hayvan gibi boğaz tokluğuna yaşatmaktadır. İdareci, diktacı azınlık ise, kudurmuş köpekler gibi, millete ve birbirlerine saldırmakta, kendilerini ve milleti sinsice, kahpece öldürmektedirler. Rusya’da ve Çin’de, milyonlarca insan öldürdüler.

Komünizm gaddar ve barbar olduğu kadar, sinsi, aldatıcı ve bulaşıcıdır. Kurnaz metotlarla usanmadan, yılmadan şeytan inadı ile çalışır. Muhtelif kılıklara büründüğü gibi, hedef tuttuğu muhitinde, zayıf ve kopması kolay olan cihetlerinden de istifade etmesini bilir. Izdırap ve sefaletleri istismar ederek, kışkırtıcı üslubu ile ictimai nizamı bozarak sınıf kavgasına yol açar. Örümcek ağı gibi casusluk ve propaganda şebekeleri kurar. Aşağı karakterli, düşük kaliteli soysuz insanları para ile kolayca kızıl ağına düşürür. Sonra, ölüm ile tehdid ederek bunlara her kötülüğü yaptırır. Onlardan son derece istifade etmesiyle, hedefini içinden çürütüp, yıkmakta şeytani ince sanata vakıftır.

Bir kere onun korkunç pençesinin altına düşmüş bir memleket için kurtuluş çaresi yoktur. Kanser hastalığı fert hayatı için ne kadar korkunç ve tehlikeli ise, komünizm de, bir memleket, bir millet için, o kadar tehlikeli siyasi bir felakettir.

Komünizmi, hürriyet çatısı altında demokrasi temeline dayanan, istikbali ve mukadderatı tamamen halk irâdesine bağlı, onun reyi ile iş başına gelip giden, hür dünyaca alışılmış, ehli ve humaniter istikâmetli, siyasi partiler gibi zannedip aldanmamalıdır. Güzel ve parlak sözlerine kanıp, kocaman yılanın zehirli dişlerine kendisini kaptırmış, zavallı bir kurbağanın akıbetine düşmemelidir.

Saf zümreye “Cennet Bahçesi” olarak uzaktan parlak göstermek istedikleri şey, propaganda kılıfı ile örtülmüş, milyonlarca masum insanların kemikleriyle dolu, cinayet kuyusudur.

Hür dünya sathında kızıl sihirbazların dökmekte oldukları, propaganda esrar dozlarını tadayım derken, fazla kaçırıp sarhoş olanlar ve sarhoşluk illüzyonunun, hayallerinin tesiri altında, komünizme aşk ilan edenler, ayıldıktan sonra, nedamet ve pişmanlıkla geri dönmüşlerdir.

1952 yılında tanınmış İtalyan komünist liderlerinden Masentso, yıkıcı faaliyetinden dolayı İtalyan mahkemeleri tarafından üç yıl ağır habs cezasına mahkum edilmişti. Masentso mevkuf bulunduğu habshanesinden “komünizm Cenneti”ne kavuşmuş olan Çekoslovakya’ya kaçmaya muvaffak olmuştu. Kısa bir zaman oralarda kaldıktan sonra, Masentso, içerisinde bulunduğu rüyasının ortasında çabucak ayılıverdi. Acı ve sert hakikatleri, bütün çıplaklığı ile farketti. Bundan duymuş olduğu nedamet ve pişmanlığını bir müddet saklamak istemiş ise de, hür Avusturya’ya kaçıp oradan da, haklı olarak çarptırılmış olduğu üç yıl ağır habs cezasını çekebilmek için, İtalya’ya gönderilmesini istemiş ve demiştir ki Cennet zannettiğimiz komünist memleketlerde yaşamaktan ise, İtalyan habshaneleri daha rahat, daha iyidir. Buna benzer, aynı nedamet ve pişmanlık ile o kızıl cinayet kuyusundan kaçan, hür dünyada isimleri tanınmış Kravçenkolar, Zaharovlar, Kasyanovaların sayısı çoktur. İkinci cihan harbinin yırtıp açmış olduğu demir perde kısmından istifade ederek batıya kaçan ve muhtelif hür memleketlere sığınan, ekseriyeti köylü ve işçi zavallıların sayısı 1.500.000’a yakın olduğu, bilinen bir hakikattir. O hâlde, şu sapık solcular, “Cennet” olarak göstermek istedikleri kızıl diyarından kaçan bu bahtsız insanların inlemelerini nasıl izah edebilirler?

Yutmaya hedef tuttuğu memleketlerin, işçilerine fabrikalar ve diğer sanayi işletmeleri, köylüye bol bol arazi, memlekette ise, sulh, hürriyet ve refah vaad eden maskeli koca kızıl yılan, bakın Rus halkına, Kafkasya’ya, Türkistan’a, Ukrayna’ya, Letonya’ya, Litvanya’ya, Estonya’ya ve diğer peyklerine neler bahşetti? İşçilere ve köylülere vaat edilen fabrikaların, arazinin yerine, devamlı karlar ile örtülü, sıfırın altında elli derece soğuğu ile süslenmiş bütün boş Sibiryayı, alışılmamış bu derece soğuğun altında aç karnı ile oradaki vahşi ormanlarda ağaç keserek serbest ölme şansını, vaat edilen hürriyetlerin yerine de, elleri kelepçeli, ağızları mühürlü esaret; refahın yerine ise, ağlayan sefalet, perişanlık ve açlık. Memleketleri ise, utanç duvarları ile çevrilmiş, demir perdeler ile kapatılmış birer esaret kampı yapmıştır. 1927 yılından 1939 yılına kadar, hürriyet, sulh ve refahlar vaat edilen, sadece Rusya’da 17 milyon masum insan yok edilmiştir. Bunlar hikaye değildir. Hakikatin ta kendisidir.

İhtilal ve iç harp başlamadan önce, RUSYAda hemen hemen ani denecek şekilde bir sürü Sosyalist parti peyda oldu. İşçi Demokrat, Köylü Demokrat, Bolşevik, Menşevik, Sağ ve Sol Liberaller, Kadet Partisi bu meyandaydı. Her biri ayrı ayrı fikirler ile propagandaları ile ortaya çıkmışlardı. Küçük, büyük topluluklardan faydalanarak, konuşuyorlar, nutklar çekiyorlardı. Köylerde, fabrikalarda, küçük tezgahlarda, meydanlarda, hatta sokaklarda, bu faaliyet eksik olmuyordu. Bu partiler, binbir vaat ile süsledikleri programlarını, parlak sözlerle halka sunuyorlar, işsiz insanlarla beraber, halleri iyi olanları da kandırıp peşlerine takıyorlardı. Bu kaynaşma aylarca devam etti. Devamlı yapılan konuşmalar ve gürültü, halkı şaşırtmıştı. İnsanların kafaları, eğriyi doğruyu anlayamaz hâle geldi. Adeta, halk şuursuz, sarhoş olmuştu.

Partilerin en kuvvetlisi, en çok vaatte bulunanı, Bolşevik Komünist Partisi idi. Bunlar yalnız işçilere ve köylülere hitab ediyorlardı. Çalıştıkları yerlerin sahiplerinin yerlerine geçeceklerini, işletmelere, topraklara müsavi şartlarla hissedar olacaklarını, zenginlere kul olmanın kalkacağını, zenginlerin oturdukları apartmanlarda oturacaklarını, caddeleri o zenginlerin süpürüp temizleyeceklerini, köylülerin toprak sahibi yapılacağını, çiftlik sahiplerinin topraklarının ırgat köylüye dağıtılacağını söylüyorlardı.

Bolşevik ve işçi partilerinin müşterek olan propagandaları, zenginlere kul olmanın, hizmet etmenin kalkacağı şeklindeki konuşmalardı. Kurtuluş gününün gelmekte olduğu haber veriliyordu.

Bu sosyalist, komünist partiler, işçi ve köylünün hakkını korumak, onları yüksek hayata ulaştırmak için çalıştıklarını durmadan tekrarlıyorlardı. Eğer işçi ve köylüler peşlerinden gelirlerse, kurtarıcı olmanın şerefini paylaşacaklardı.

— Ey işçiler ve köylüler! Burjuvaların, kapitalistlerin, ağaların, bütün sömürücülerin pençelerinden kurtulmak istiyorsanız, oylarınızı komünist partisine veriniz ve onun etrafında toplanınız, diyorlardı.

Bilhassa, cahil köylü ve işçiler, kendileri için iyi ve kötü olan tarafları seçemiyorlar. Daha ziyade yalanlara kapılıyorlardı. Bugünkü Rus emekçisinin sefalet ve felaketi, maalesef, o devredeki gafletin, aklsızlığın neticesi olmuştur.

İhtilalin başlangıcında, komünist idarecileri, bir kısım karaktersiz insanları, kudurmuş köpek gibi etrafa saldırtarak, her şeyi kırıp yıktırdı. Suçsuz insanları, sorgusuz sualsiz boğazlattı. Komünistlerin başındakilerin ekserisi yahudi idi. Bunlar, intikam hırsı ile RUS halkını birbirine düşürmekte büyük gayret gösterdiler. LENİN (1924’de öldü) ve Trocki (Stalin tarafından kovuldu. 1940’da Meksika’da öldürüldü), Karl Marx’ın (1883’de öldü) izinde, komünizm idealinin bayrağı altında, katliam politikasını yürüddüler. Yaptıkları cinayetler, vicdanlı insanların kabul edemeyeceği, hatta inanamayacağı müthiş bir manzara gösteriyordu. Önce, sınıflar birbirlerine düşman yapıldı. Sonra, Rusyanın her tarafında dost-düşman karıştı. Kimin kiminle olduğu anlaşılmaz hâle geldi. Bu suretle, kardeş kavgası ve iç harp başladı. Bu harp, babayı oğula, kardeşi kardeşe karşı savaştırdı. Rusyanın her tarafı, kana bulandı. İç harp, senelerce devam etti. Milyonlarca insan öldü. Memleketin her tarafı yakılıp yıkıldı. Bütün işler durdu. İşsizlik, sefalet, hastalık, milleti kırıp geçirdi.

Halbuki ihtilalden önce, komünistler bütün Rusya’nın patronu olmak, zalim idareyi kurmak, diktatörlüğü yerleştirmek maksadı ile köylüye ve işçilere o kadar çok şey vaat ettiler ki onlar cahil kafalarıyla Cennet hayatına kavuşacaklarını sanmışlardı. Seneler geçtikten sonra, işçi ve köylüler, hiçbir şey elde edemediklerini, aldatıldıklarını, tuzağa düştüklerini, tepeden tırnağa kadar soyulduklarını anlamakta gecikmediler. Fakat, iş işten geçmişti. Artık diktatör idare, bunları birbirleriyle derdleşmekten bile men ediyor, arada bir kütleler halinde katliamlar tertip ediyordu.

Sovyet Rusya Cumhurbaşkanı K. Vocoshilov, 1934 de Rusya’da verilen bir ziyafette Amerikan Sefiri William C. Bulitte şu hadiseyi anlatmıştı: (1919 yılında, teslim oldukları takdirde hiçbir zarar vermemeyi vaat ederek, Kiev’de on bin Çar subayını eşleri ile birlikte teslim olmaya ikna etmiştim. Sözüme inanarak teslim oldular. 10.000 subayın hepsini erkek çocuklarıyla birlikte idam ettirdim. Karıları ile kızlarını ise, Rus ordusu tarafından kullanılmak üzere, umumhanelere gönderdim). Sonra da, zavallı kadınların, maruz kaldıkları korkunç muameleye üç aydan fazla dayanamayarak can verdiklerini sözlerine ilave etmiştir.

1917 ihtilalinin hemen akabinde, Çar Nikola ve beşikteki çocukları ile beraber, bütün aile efradı, Bracki Ormanlarında katledilmişlerdir.

1917 yılından 1947 yılına kadar komünist Rusya’da hüküm süren kanlı ihtilalin neticesi katl edilen, açlıktan ve sefaletten ölen insanların sayısı 63.301.000 kişidir. Aşağıda buna dair vereceğimiz rakamlar, vesikalar, kan ve kemik üzerine kurulan dinsiz bir rejimin girdiği ülkelere neler getirebileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu vesikalar, çok esaslı kaynaklardandır. Veyl uyanmayanlara….

 

“Komunizmin İslam Düşmanlığı” yazısını okumak için tıklayınız.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler