Dürrü’l-muhtarın 5. cildinde buyuruyor ki:

Şâfiî mezhebindeki âlimlerden Necmeddîn-i Gazzi diyor ki: (Tütün, önceleri yok idi. İlk olarak, 1015 [m. 1606] de, Şam’da kullanıldı. İçenler, sarhoş etmediğini iddia ediyorlar. Buna inanılsa bile gevşeklik verdiği meydandadır. Bu ise, haram olmaya sebep olur. Çünkü İmâm-ı Ahmed’in, Ümm-i Selemeden “radıyallâhu anha” bildirdiği haberde, (Sarhoş eden ve gevşeklik veren şeyler yasak edildi) buyuruldu. Bir iki kere içmek günah olmaz. Hükümet yasak edince, haram olur. Devam edilirse, büyük günah olur. Çünkü, küçük günahlara devam etmek büyük günahtır).

Hanefi mezhebine gelince; büyük âlim İbni Nüceym-i Mısrî “rahmetullahi teâlâ aleyh”, (Eşbah) kitabında buyuruyor ki (Âyet-i kerimede ve hadis-i şeriflerde haram olduğu bildirilmeyen şeyler, aslı üzere helal olur. Veya helal ve haram diye hüküm olunamaz. Hanefi ve Şâfiî âlimlerinin çoğu “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în”, böyle şeyler helal olur dedi. İbni Hümam, (Tahrir) kitabında da böyle söylüyor. Bunun için, Besmele ile kesildiği bilinmeyen hayvana ve zararı görülmeyen ota helal denir). Tütün de böyledir. Âlimlerin çoğuna göre, helaldir. Birkaçına göre ise, hüküm verilemez. [(Uyun-ül-besair)de, Hamevi (Eşbah)ı şerh ederken, (Bundan, tütün içmenin helal olduğu anlaşılmaktadır) buyuruyor.] Hanefi âlimlerinden, Şam müftüsü, Abdurrahmân İmadi, (Hediye) adındaki kitabında, (Tütün; soğan, sarmısak gibi mekruhtur) buyurdu. İbni Âbidin, bu satırları açıklarken buyuruyor ki:

(Vehbaniye) şerhinde, (Tütün içmek ve satmak yasak edilmelidir) diyor. [IV. Murad Han “rahmetullahi teâlâ aleyh”, tütün içilmesini yasak etmişti. Bunun zamanında bulunan Şernblali “rahmetullahi teâlâ aleyh” de, (Halife mubahları yasak edince haram olur) diyenler gibi, tütüne yasak demiştir. Dikkat edilirse, yasak edilmelidir, dediği hâlde, yine haram veya mekruh dememiştir.]

Tütün içmek, orucu bozar. İsmail bin Abdülgani Nablüsi, (Dürer) şerhinde diyor ki (Zevcenin soğan ve sarmısak gibi ağzı kokutan şeyleri yemesi yasak edilebilir. Tütün kokusunu sevmeyen kimse de, tütün içmesini men’ edebilir).

Mısır’da, Maliki âlimlerinin büyüklerinden Ali Echüri, tütünün helal olduğunu bildiren kitap yazmış, burada dört mezhep âlimlerinin, tütünün helal olduğunu bildiren fetvalarını nakletmiştir. Allame Abdülgani Nablüsi de tütünün mubah olduğunu bildiren, (Essulh-u beynel-ihvan) kitabını yazmıştır. Bu kitap ve tercümesi, Nur-i Osmaniye kütüphanesinde vardır. Haram ve mekruh diyenlere cevap vermektedir. (Bazı kimselere zarar verirse, yalnız bunlara haram olur. Başkalarına haram olmaz demekte ve bal, safra hastasına zarar verir. Fakat, başkalarına haram değildir. Hatta şifadır. Her şey aslında helaldir. Haram veya mekruh diyebilmek için, delil lâzımdır. Şarap habislerin en kötüsü olduğu hâlde ve Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” İslamiyetin bildiricisi olduğu hâlde, şaraba haram diyemedi. Âyet-i kerime ile yasak edilmesini bekledi. O hâlde, tütün içmek mubahtır, helaldir. Kokusu mekruhtur. Tab’ân mekruhtur. Şer’ân mekruh değildir) demektedir.

İbni Âbidin, devam ederek buyuruyor ki (Tütün içmek Şâfiî mezhebinde haram değildir. Kitaplarında, tenzîhen mekruh denilmektedir. Hatta, zevce tütünü bırakınca, zarar görmezse, meyve gibi olur. Zevcin, tütün parası vermesi lazım olur. Tütünü bırakınca, kadın zarar görürse, ilaç gibi olur. Tütün parasını vermesi, vâcib olmaz dediler. Câmi içinde tütün içmek, soğan, sarmısak yemek haramdır.)

Tütüne haram diyenlerin dayandığı, vesika olarak ileri sürdükleri, (Berika) kitabının sâhibi Hadimi “rahmetullahi teâlâ aleyh” 85. sayfasında diyor ki: Âyet-i kerimede, (Habis olan şeyler haramdır) buyuruldu. (Vahidi) tefsirinde, (Âyet-i kerimedeki habis, leş, kan ve domuz eti demektir. Âyet-i kerime, bu üçünü haram etmektedir) diyor. Halbuki habis olan her şey haramdır. Her haram habistir. Mesela şirk, zulüm, fâiz ve rüşvet habistir. İnsanın iğrendiği, pis dediği her şey habistir denildi. Buna göre tütün de habis ve haram olur.

133. sayfada diyor ki: İbadet için, sevap kazanmak için olmayan bidatlere, (Adette bidat) denir. Un eleği, kaşık kullanmak gibi. Adette bidat olan şeyleri yapmak, dalâlet, yoldan sapmak değildir. Vera, takvâ sahipleri de bunları zaruret olunca kullanır. Kullanması günah değil ise de, kullanmamak iyi olur. Bâzıları, (Tütün ve kahve kullanmak da, adette bidattir. İkisi de haram değildir ve mekruh da değildir. Doğrusu da budur. Bunlara haram diyen, bidat-i adiyeyi haram etmiş olur. Sultanın yasak etmesine gelince, İslamiyete uygun olan emirleri dinlenir. Tabiatine ve nefsine uyarak verilen emirleri değil) dedi. Bize göre, kahve belki böyledir. Fakat, bunu da, kullanmamak daha iyidir. Çünkü, hakkında söz birliği yoktur. Tütüne gelince, haram olmadığı doğru ise de, mekruh olduğunda şüphe yoktur. Çünkü, helal olmasında söz birliği yoktur. Sultan, umumun faydası için, bir mubah şeyi yasak edince, dinlemek vâcib olur. Söz birliği olmayan şeyi yasak edince, elbette vâcib olur. (Telvih) kitabında diyor ki (Şüphe edilen şeyler haram olur).

1243. sayfasında diyor ki: (Yemeği ve içmeyi haram eden sebepler altıdır: Sarhoş edenler, şarap gibi. Necis olanlar, bevl ve kan gibi. Zarar verenler, kum, toprak gibi. İğrenç olanlar, meni ve sümük gibi. Habis olanlar, tahta kurusu [biti] gibi. Öldürücüler, zehrli maddeler gibi. Tütün içmeyi adet edinenlere gelince, tütün bunlara zarar verir denildi. Çoğunun hastalığa yakalandığı görülmektedir. Böyle şeylerde, cinse, umuma bakarak karar verilir. Birkaç kişiye göre karar verilmez. Tütün bazı hastalıklara faydalı olmaktadır. Mesela balgam, safra sökmektedir deniliyor. Fakat bu, câhillerin sözüdür. Doktorlar kullanmıyor. Mütehassıslar böyle yazmıyor. Tersini bildiriyorlar. Bazı doktorlardan işittik ki tütün olmasaydı, Adem oğlu bin sene yaşardı demişlerdir. [Mütercim fakir, doktorlardan nakil olunan bu sözü, akla uygun bulmamakta ve hayret etmektedir. Çünkü, tütün ortaya çıkmadan önce de, insanlar, tabiî ömrlerine uygun olarak yaşamiştir. Asır-ı saadetten beri, bin sene yaşıyan bir kimse işitilmemiştir.]

Tütün sarhoş eder de denildi. Yeni başlayanlarda böyledir. Yavaş yavaş alışanları sarhoş etmiyor. Şarap da böyledir. İmâm-ı Muhammed, çoğu haram olanın, azı da haramdır dedi. Bâzıları, bu sebeple, tütüne haram dedi. Bâzıları da, içmemek iyi olur dedi. Bâzıları, tütün içmek, başkalarını rahatsız ediyor. Başkasına eziyet vermek haramdır dedi. Bazısı da, tütün; (Soğan, sarmısak yiyen, mescidimize yaklaşmasın!) hadis-i şerifine girer dedi. Fıkıh âlimleri dedi ki pis kokan şeyleri mescitten çıkarmak lâzımdır. Tütüne bidat denildi. Fakat, îtikatta, inanmakta ve ibâdetlerde olan bidat [devrim, değişiklik] haramdır. Adetlerde olan bidatler haram değildir, mubahtır. Sünnete ve sünnet olmaktaki sebebe uymayan bidatler yasaktır. Mesela, misvakın sünnet olması, ağızdaki pis kokuyu giderdiği içindir. Tütün ise, bu hikmeti bozmaktadır. Dine faydalı olan bidatler güzeldir. Tütün böyle değildir. Tütün habistir denildi. Selim tabiatli kimse, tütünden iğrenmektedir. Oyun için, keyif için, kibr için içilir de denildi. Tütün aslında mubah olsa da, bu sebeple haram olur. Tütün israftır denildi. Çünkü, lüzumlu değildir. Keyif için mal vermektir. Çok mal verip alan da olur. İbadetleri, mesela cemaat ile namaz kılmayı bırakmaya sebep olur. Yalan, gıybet, nemime, gevezelik gibi haramlara da sebep olur. Tütün içenlerin öldükten sonra rüyada görülmesi, mezarları açılınca, yüzlerinin, ağızlarının değişmiş olması, mezarı duman dolmuş olması da bu sözü kuvvetlendirmektedir. Görülüyor ki tütün için sözler ve fetvalar başka başkadır. Değil câhiller, âlimler de, bu işin içinden çıkamamıştır. Bâzıları helaldir, mubahtır dedi. Bâzıları tehlikelidir dedi. Helal diyenlere göre, bir şeyin haram olması için, haram olduğu açıkça bildirilmiş olmalı veya haram olduğu kolay anlaşılmalıdır. Tütün, açıkça haram edilmemiştir. Haram olduğunu anlamak için de şimdi de müctehid yoktur. Eski müctehidlerin de, tütün için bir sözü yoktur. Müctehid olmayanların, helal veya haram demesinin bir kıymeti olmaz. O hâlde tütün içmek, aslı üzere mubahtır, helaldir. Tehlikeli diyenler ise, daha yukarda bildirilen sebepleri göz önünde tutmuşlardır. Tehlikeli diyenler, belki daha haklıdır. Çünkü, bu sebeplerden birkaçı yanlış olsa bile şüpheden kurtulmaz. Hepsi bir araya gelince, kuvvetlenmiş olur. Şimdi müctehid kalmadı demek de, şüphelidir. Mutlak müctehid yok ise de, ictihadları karşılaştırabilecek (MEselelerde müctehid) şimdi belki vardır. Eski müctehidler, tütün için bir şey bildirmedi ise de, tütün, onların açık bildirdiği kararlardan birine bağlanabilir. Müctehid olmayan âlimler, bu işi yapabilir. Tütün içmek, nihâyet şüpheli kalmaktadır. Şüpheliler ise, haram olur. Hadis-i şerifte, (Şüpheli şeyleri yapan, haram da işler) buyuruldu. Mubah veya tehlikeli olan şeyi de çok yapmamak lâzımdır. Tütüne tehlikeli demek insaf olur. Mubahlara fazla dalmak da, küçük günah olur. Tütüne, aslında helal desek bile insan buna alışıyor. Mubahlar için de, kıyamette hesap vardır. Tütünü en çok fasıklar içiyor. Başkaları, bunlardan görerek alışıyor. İhtiyatlı davranmak her yerde iyidir.

1347. sayfada diyor ki: Hadis-i şerifte, (Soğan, sarmısak yiyen, mescidimize gelmesin!) buyuruldu. Çünkü, melekler pis kokudan incinir. Pırasa gibi pis kokulu şeyleri yiyenler ve cüzzam, baras hastaları, yarası kokanlar, üzeri balık, et kokanlar da böyledir. Bunlar mescide sokulmaz. Mescide giderken çiğ soğan, sarmısak yemek, tenzîhen mekruhtur. Pişmiş yemek mekruh değildir. İlac olarak yemek câizdir. (Yahya efendi fetvası), tütünü içmek de bunun için mekruh olur dedi. Sâlih olan kimse, bu hadis-i şeriften korkarak tütün içmez. (Berika) kitabından tercüme burada tamam oldu.

(Hadika)nın [1290] hicri senesi İstanbul baskısı, 143. sayfasında diyor ki (Un eleği ve kaşık gibi şeyler zaman-ı saadette yok idi. Sonradan meydana çıktılar. Böyle, Allahü teâlâya ibâdet etmek ve sevap kazanmak niyeti olmaksızın meydana çıkarılan şeylere, (Adette bidat) denir. Bunlar, hadis-i şerifte dalâlet, sapıklık olarak bildirilmiş olan bidatlerden değildirler. Bunları yapanlara ceza verilmiyecektir. Vera sahiplerinin yapmaması daha iyi olur. Erkeklerin fazla yiyerek yağ bağlaması da böyledir. İmâm-ı Münavi, (Câmi-us-sagir) şerhinde, kıyamet alâmetlerinden biri, erkeklerin yağlanmasıdır dedi. Adette bidatlerden biri de, tütün ve kahve içmektir. Zamanımızda iyi kötü her insan bunları kullanmaktadır. Bunlar için çeşitli şeyler söyleniyor ise de, sözün doğrusu, ikisine de haram ve mekruh dedirtecek bir sebep yoktur. Her ikisi de, (Adette bidat)dir. Herhangi bir sebep göstererek bunlara haram diyen kimse, adette bidat olan şeye haram demiş olur. Adette bidate haram denilemeyeceğini, cumhur-i ulema bildirmiştir. Sultanın emir ve yasak etmesine gelince, bunlar, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uygun olursa, itaat vâcib olur. Kendi düşüncesi, görüşü ile olana itaat vâcib değildir. Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” bütün emir ve yasakları, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uygun idi. Kendiliğinden bir şey bildirmedi. Böyle olmasaydı, Onun her sözüne itaat vâcib olmazdı. Sultanın, kendi aklı, düşüncesi ile verdiği emre itaat da, elbette vâcib olmaz. Ancak, emri veren, zulüm, işkence yaparsa, milleti sıkıştırırsa, onun şerrinden, öldürmesinden korkan kimsenin, hele kan dökücü başkanın böyle mubahları yasaklamasına itaat etmesi vâcib olur. Çünkü, bir müslümanın kendini tehlikeye sokması câiz değildir. İşte, böyle yasaklandığı zaman, kahve, sigara içmemek vâcib olur. Fakat, yine, haram veya mekruh oldukları için değil, kanını, ırzını kurtarmak için içmemeye niyet etmek lâzımdır. Ülül-emre itaat demek, müslüman olan amirlerin, hak üzere olan emir ve yasaklarına uymak demektir).

İsmail Hakkı hazretleri, ilk zamanlarında tütünün haram olduğunu yazmıştı. Çünkü, sultan Murad, tütün içmeyi yasak etmişti. İçen öldürülüyordu. Bu âlim, tütünü değil, tütün içmeyi, idama sebep olduğu için haram demişti. Hükümet, tütün yasağını kaldırdıktan sonra, yazdığı kitabında, tütünün haram olmadığını bildirmiştir. Mütercim fakir, Bursada Orhan kütüphanesinde bu kitabını gördüm.

(Feth-ur-rahim) kitabının 29. sayfasından başlayarak diyor ki: Maliki âlimlerinden Ali Echüri (Gâyet-ül-beyan) kitabında, şeyh Halîlden alarak buyuruyor ki (Aklı götürüp hissi gidermeyen ve keyif veren maddeye (Müskir), yani sarhoş edici denir. Aklı giderip, hissi gidermez ve keyif vermezse (Müfsit), uyuşturucu, heroik denir. Aklı da, hissi de gideren maddeye, (Mürkıd) veya (Münevvim), uyutucu, hipnotik denir. Sarhoş eden maddeyi içene Had cezası vurulur ve sarhoş etmeyen az miktarını içmek de haramdır ve bu maddeler necistir. Abdullah-i Menufi, esrar otu veya haşiş denilen, hind keneviri otunun yaprakları için, müskirdir, çünkü, esrar almak için evinin eşyasını satıyorlar dedi. Keyif vermeseydi, böyle yapmazlardı dedi. Şâfiî âlimlerinden Zerkeşi de böyle dedi. Esrarın azı da, çoğu da haramdır dedi. Şeyh Ebül-Hasan “rahmetullahi teâlâ aleyh”, (Müdevvene) şerhinde ve allame İbni Merzuk ve Şehab Karafi ise, esrarın, müfsit, uyuşturucu olduğunu bildirdiler. Çünkü, bunu alanlar kavga etmiyor, uyuşup kalıyorlar. Şâfiî âlimlerinden İbni Dakik-ul İyd “rahmetullahi teâlâ aleyh” de böyle söyledi ve haşhaştan elde edilen afyon, esrardan daha kuvvetlidir. Çünkü, afyonun az miktarı sarhoş ediyor. Halbuki necis olmadığında söz birliği vardır dedi. Esrar da necis değildir. Şarabın sarhoş etmeyen az miktarını içmek haram olduğu hâlde, esrarın sarhoş etmeyen az miktarının haram olmadığını İmâm-ı Nevevî “rahmetullahi teâlâ aleyh”, (Mühezzeb) şerhinde bildirdi. Benc yani Jüskiyam [ban otu] ve afyon da, esrar gibi olup sarhoş etmeyen az miktarını yemek câizdir. [Fazla alındığı zaman, aklı ve asabı bozan böyle otlardaki zararlı maddeleri ayırıp, bunları ve benzerlerini hap ve iğne halinde keyif ve zevk ilacı ismi ile talebelere, işcilere ve futbolculara satıyorlar. Ahlak, namus, din ve îman ve vatan sevgisi gibi mukaddes bağlarımızı koparan bu uyuşturucu maddeleri satın almak ve kullanmak haramdır. Büyük günahtır.]

Tütün içmeye gelince, aklı gidermiyor. Necis de değildir. Böyle olunca, tütün içmek haram değildir. Başka türlü zararlara sebep olursa haram olur. Zarar vermeyen kimseye haram değildir. Güvenilen bir ârifin [yani mütehassıs tabibin] haber vermesi ile veya kendi tecrübesi ile zarar verdiğini anlayana haram olur. İslamiyetin bildirmediği şeylerde ahkâm değışır. Zarar verince haram olur. Zarar vermezse, haram olmaz. Tütünü yeni içenlerde gevşeklik yapması, sıcak suya girende veya müshil ilacı içende gevşeklik hâsıl olması gibidir. Yoksa, aklı giderdiği için değildir. Aklı giderdiği için gevşeklik yapıyor denilse bile yine müskirdir denilemez. Çünkü, keyif vermemektedir. Afyonu, aklı gidermiyecek az miktarda yemek câiz olduğu gibi, tütünü de aklı gidermiyecek miktarda içmek câiz olur. Bu ise, insanlara göre ve içilen miktara göre değışır. Bir kimsenin aklını gideren miktar, başkasının aklını gidermez. Görülüyor ki tütün haramdır, diyip kesin söylenemez. Bunu ancak din cahili veya inatcı, müteassıb olan söyler. Aklı gidermeyince, helal olduğu anlaşılmaktadır. Tütün, ispirto ile yıkanıp temizlendiği için necistir de denilemez. Çünkü bu söz, tütünün değil, ispirtonun haram olduğunu göstermektedir. İspirtosuz temizlenenlerin haram olmadığı anlaşılır. Tütün, israf olduğu için haramdır da denilemez. Çünkü, mubah olan şeyi almak için verilen mal israf olmaz. Zararlı olduğundan haramdır demek de ilmi bir söz değildir. Çünkü, zarar verene haram olur. Zarar vermeyene haram olmaz. Herkese zararlıdır demek ilme ve tecrübeye uygun değildir. Bazı hastalıklara faydası olduğu da görülmüştür. Hanefi âlimlerinden şeyh Muhammed Nihriri “rahmetullahi teâlâ aleyh”, tabib-i müslim-i ârifin sözü ile veya tecrübe ile zarar verdiğini anlayan kimseye tütün içmek haram olur. Böyle kesin anlaşılmadıkça, helal olduğuna fetva vermiştir. Bir başka fetvasında da, aklını gideren veya zarar veren kimseye haram olur. Başkalarına haram olmaz, demiştir.

Tütün hakkında bir hadis-i şerif yoktur. (Pis kokulu ağaçtan yiyen, mescidimize yaklaşmasın! İnsanlara eziyet veren şeyi melekler de sevmez) hadisinde bildirilen ağacın, soğan, sarmısak olduğu (Eşia) 328. sayfada yazılıdır. Şâfiî âlimlerinden Ali bin Yahya Ziyadi fetvasında, aklını giderene haram olur. Başkalarının içmeleri haram olmaz dedi. Büyük Şâfiî alimi Abdür-Rauf-i Münavi de böyle fetva verdi. Şâfiî âlimlerinden Şems-üd-din Muhammed bin Ahmed Şevberi de böyle cevap yazdı. Tütün, başka mubahlar gibidir. Yani kendisi haram değildir. Aksini bildirenlerin ellerinde hiçbir vesika yoktur. İnad etmektedirler dedi.

Hanbeli âlimlerinden Mer’i bin Yusuf Mukaddisi “rahmetullahi teâlâ aleyh”, (Tahkik-ul-burhan fi-şân-id-duhan) kitabında, başka zarar vermedikçe tütünün haram olmadığını, ateş dumanını ağza çekmek gibi olduğunu, bunun haram olacağını ise kimsenin bildirmemiş olduğunu yazmaktadır.

Yeni meydana çıkan bir şey, mubaha benzerse mubah olur. Harama benzerse haram olur. Aklı olan bir din adamı, tütünü elbet mubahlara benzetir. Zarara sebep olmadıkça haram diyemez.

Abdür-Rauf-i Münavi, tütünü kötüliyen bir hadis-i şerif yoktur dedi. Görülüyor ki aklı gidermeyecek kadar tütün içmenin haram olmadığını dört mezhep âlimleri söz birliği ile bildirmişlerdir). Ali Echürinin sözü burada tamam oldu.

1355 [m. 1936] senesinde, İskenderiyede basılan (Celâl-ül-hak fi keşif-i ahvâl-i şirar-il-halk) kitabında ve Zerkaninin (İzziye) şerhinde diyorlar ki Ali Echüri’ye “rahmetullahi teâlâ aleyh” soruldu: Tütün için, (Şarapdan ve yeşil ottan sakınınız!) hadisi vardır. Çünkü, Huzeyfe “radıyallahü teâlâ anh” buyurdu ki Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” ile gidiyorduk. Bir ot görüp başını salladı. Sebebini sordum. (Ahir zamanda, bu otun yapraklarını içecekler. Onunla sarhoş olup namaz kılacaklar. Onlar kötü kimselerdir. Benden uzaktırlar. Allahü teâlâ onları sevmez) buyurdu. Hazret-i Alinin “radıyallahü teâlâ anh” bildirdiğine göre, (Onu içenler, Cehennemde sonsuz kalacaklardır. Şeytanın arkadaşıdırlar. Tütün içenle musâfaha etmeyiniz! Boynuna sarılmayınız! Ona selam vermeyiniz! Çünkü o, benim ümmetimden değildir) buyurdu. Bir habere göre de, (Onlar, Ashâb-ı şimaldendir. Tütün, şakilerin içkisidir. İblisin bevlinden yaratılmıştır. Allahü teâlâ, sevdiğim kullarımı aldatamazsın buyurunca, bevl yapmıştı. Ondan tütün otu hâsıl oldu) deniliyor. Bunlara ne dersiniz? Ali Echüri hazretleri, cevabında buyurdu ki (Bunların hiçbiri hadis değildir. Hadis âlimleri, bunların yalan ve iftirâ olduklarını bildirdiler. Hem de, bu sözlerin düzgün ve edebiyata uygun olmaması da, Resûlullahın mübarek ağzından çıkmadıklarını göstermektedir. Rebi bin Haysem buyurdu ki güneşte ışık olduğu gibi, hadis-i şeriflerde de nur vardır. İftira olarak uydurulan sözlerde ise, zulmet vardır. Hadis uyduran, Cehenneme gidecektir. (Buhârî) ve (Müslim)de yazılı hadis-i şerifte, (Söylemediğim bir şeyi hadis diyerek yalan söyleyen, Cehennemde ateşten kazık üzerine oturtulacaktır) buyuruldu. İmam-ül-Haremeyn Abdülmelik “rahmetullahi teâlâ aleyh”, hadis uyduran kâfir olur dedi ise de, küfür değil, büyük günahtır. Tütün içmek aklını giderir veya zarar verirse yahut nafakası vâcib olanın nafakasını terke veya namazın vaktini kaçırmaya sebep olursa, bu kimseye haram olur. Başkalarının içmesi haram olmaz.)
Müfsit, yani uyuşturucu olan maddelerin aklı gidermiyecek kadar az miktarlarını satmak ve her ilacı satmak câizdir. Tütünü de, aklını gidermeyen kimselere satmak câizdir.

Yukarıdaki örnek yazılardan anlaşılıyor ki tütün içmek, alkollü içkiler ve afyon, morfin, esrar ve benzerleri uyuşturucu maddeler gibi, haram edilmemiştir. Bu fakir, tütün dumanından hoşlanmıyorum. Hiç içmedim. Evimde bulunanlar da içmez. Fakat tabiatim sevmiyor diye, haram diyemem. Helaller belli, haramlar bellidir. Müctehidlerin bildirdiği şüpheliler de meydandadır. Şüpheliler, müctehidlerden bir kısmının helal, bir kısmının haram dediği şeylerdir. Haram diyenlerin, yapmaması lazım olur. Câiz diyenlerin de yapmaması, iyi olur. Tütün böyle değildir. Müctehid olmayanların, usûl ilimlerini okumayanların, helali, haramı bilmemesi, şüpheli demek olmaz. (Müctehid olmayanların sözü, delil-i şeri olmaz) buyurulduğu, (Berika)nın 94. sayfasında yazılıdır. Bir şeyin helal olması için delil aranmaz. Fakat, haram olması için aranır.

Bir cinsten olan şeylerin bütünü, nass ile haram edilmiş olursa, bunlardan birkaçına helal diyebilmek için, ancak bu zaman, bunların helal olmasına delil aramak lazım olur. Haram olduğu bildirilmeyen bir şeye, helal denir. Buna haram diyebilmek için, delil aramak, ispat etmek lâzımdır. İbni Âbidin “rahmetullahi teâlâ aleyh”, (Zebaih) kısmında, Enam sûresinin 145. ayetini ve (Allahü teâlânın, helal ve haram diye açıklamadığı şey, Allahü teâlânın affettiği şeylerdendir) hadis-i şerifini yazarak, haram olduğu bildirilmeyen ve haram edilmiş olanlara benzemeyen her şeyin mubah olduğunu göstermektedir. O hâlde, tütün için bir şey bildirilmedi diyenlerin, tütüne haram, mekruh dememeleri, mubah demeleri lâzımdır. Tütün hakkında hadis-i şerif denilen sözlerin iftirâ ve yalan oldukları açıktır. Çünkü, asır-ı saadette Arabistanda tütün yoktu. İslam memleketlerine 1015 senesinde geldiğini yukarıda bildirmiştik.

Din bilgisi olan bir kimse, tütüne tahrimen mekruh diyemez. Çünkü, İbni Âbidin, 5. ciltte (İmâm-ı Muhammed buyurdu ki tahrimen mekruh demek, haram demektir. İki imâm ise, harama yakındır dedi. Yani, vâcibi terkeden gibi, Cehennemde azap görür ise de, inanmayan kâfir olmaz dedi. Şüpheli şeyler de böyledir. Şüpheli şey demek, müctehidin, muhkem olmayan, açık olmayan, te’vil edilen âyet-i kerimelerden veya hadis-i şeriflerden, yahut muhkem ise de, bir kişinin bildirmiş olduğu hadis-i şeriflerden çıkardığı hüküm demektir. Tehlikeli demek, İslamiyetin yasak ettiği şey demektir) diyor. Görülüyor ki tütün içmeye tehlikelidir de denilemez.

Kötü alışkanlık, haram işlemeye alışmak demektir. Haram olmayan şeyi kullanmaya kötü alışkanlık demek, din adâmina yakışmaz. Câhil olan, cesur olur. İslamiyetin izin vermediği sözleri, sıkılmadan söyler. Kendi tabiatine, görüşüne uymadığı için, din büyüklerinin sözlerine saçma demekten, Allahü teâlâya sığınırız.

Boğazına düşkün olanlar, yiyeceğe benzetilemez diyerek de tütünü kötülüyorlar. Tütün bitkisini yakıp, dumanını çekmek, ihtiyaç değildir, câiz olmaz diyorlar. Günnük, ud ağacı, tütsü otunu yakıp koklamaya, acaba ne diyecekler? Bunlar, yenmez, içilmez, câiz olmaz mı diyecekler? Ölülerde ve dirilerde kullanılması sünnet olan şeyi de, yakılıp dumanı savruluyor diye, kötüliyecekler mi? Halbuki bunlar ve pis kokulu olan birçok otlar, Araf sûresindeki (Yerden çıkardığı ziynet) kelimesine dâhil olunmuştur. Fukaha-i kirâm “aleyhimürrahme” menazır-i Hasana ve cevari-i cemile ile tenaum etmeyi bile (Allahü teâlânın kulları için, yerden çıkardığı ziynetleri haram edecek kimdir?) mealindeki âyet-i kerimeye dâhil etmiştir. Bunun için, câizdir buyurmuşlardır [(Mülteka), (Mecmaul-enhür)]. Pis kokulu olan sezab, yani sedef otunun, soğan kokusunu örtmesi için yenilmesi, (Şirat-ül-İslam)da emrolunmaktadır. Tütün içmeyi, günnük, tütsü otu yakmaktan ve sedef otundan ayırmak, taassuptan başka ne olabilir? Enam sûresinin, 59. âyet-i kerimesindeki (Kitap), Levh-i mahfuz veya İlm-i ilâhî olduğu, bütün tefsirlerde yazılıdır. Kurân-ı Kerîmde de, o kitaptaki bütün haramlar bildirilmiştir. Herkes, ilim ve ihlası kadar görebilir. Sünnet, icmâ ve kıyas, Kurân-ı Kerîmde bulunmayan şeyleri eklemek değildir. Bunlar, Kurân-ı Kerîmin içinde kapalı olarak bulunan bilgileri meydana çıkarmaktadır.

İbni Âbidin “rahmetullahi teâlâ aleyh”, (Zebaih) kısmı sonunda buyuruyor ki (Habis demek, Ashâb-ı kirâmın beğenmediği şey demektir. Çünkü Kurân-ı Kerîm, bunu onlara bildiriyor. Onlardan sonra meydana çıkan şeyler, onların iyi veya habis dediklerinden hangisine benziyorsa, o da öyle olur). Tütün habis değildir. Fıkıh kitapları, uyuşturucu otlara bile habis demiyor. (Redd-ül-muhtar) 5. cilt, 295. sayfada, (Çok yiyince sarhoş eden katı maddelerin, otların aslı tahirdir, temizdir, mubahtır) diyor.

Bir kimseye zarar veren mubah şey, ona haram olur. Zarar vermediği kimselere haram olmaz. Tütünün zarar vermediği kimseler çoktur. Aşırı içen bazı kimselere zarar verirse, bunların çok içmesi haram olur. Fakat, bunların az içmelerine ve zarar görmeyenlere de haram olur denilemez. Çoğu zarar veren şeyin azı da haram olur demek pek yanlıştır. Her şeyin çoğu zarar verir. Ekmeyin, suyun da çoğu, zarar verir. Bunun içindir ki doyduktan sonra yemek haramdır. Fakat, çoğu zarar veriyor diye, az yemek, içmek, haram olur mu? Hatta, ibâdet yapacak kadar yiyip içmek farzdır. Yukarıda yazılı yanlış söz, âlimlerin, (Çoğu sarhoş eden şeyin azı haram olur) sözünden, bir câhilin anladığı şey olabilir. Sarhoş eden şeyler zararlıdır. Fakat, her zarar veren şey sarhoş edici değildir. Bu inceliği anlamak lâzımdır.

Kendi sevmediği için, kendi düşünüşü ile tütünü haramların arasına karıştırmak, çok tehlikelidir. Kurân-ı Kerîmi, kendi reyi ile tefsir etmek olur.

(Hadika) kitabının sâhibi “rahmetullahi teâlâ aleyh”, yemesi haram olanları anlatırken buyuruyor ki (Yemesi, içmesi zararlı olanlar üçe ayrılır: Birincilerinin zararını herkes bilir. Bunlar öldürücüdür. Her zehr ve cam tozu, demir ve cıva bileşikleri, kirec ve benzerleri böyledir. Bunları yemek, içmek haramdır. İkincilerinin zararlı olduğu bilinir ise de, öldürücü değildirler. Toprak, çamur, kil ve benzerleri böyledir. Bunları çok yemek, içmek mekruh olup zararsız miktarları mubahtır. Üçüncüleri, organlarında zafiyet olanlara zarar verirler. Sağlam olanlara zarar vermezler. Bazı kimselere balık eti, süt [yumurta, pastırma, turşu, konserve eti], bal, zeytin yağı, biber zarar verir. Bunlar, yalnız zarar verenlere haram, mekruh olur. Zarar vermeyenlere ise mubahtırlar). Tütüne zararlıdır diyenler de, üçüncü kısımdan olduğunu söyleyebilmektedirler. Her içeni öldürücü bir zehr olduğunu bildiren bir ilim adamı yoktur. Çünkü, böyle olmadığını herkes bilmektedir. Tütünde bulunan (Nikotin) maddesi zehrli olduğu için, günde bir iki sigara içmek de, zehirlenmek olur diyen de işitilmemiştir. Çünkü bu söz, havada, boğucu olan karbon di-oksit gazı bulunduğu için, nefes almak zehirlenmek olur demeye benzer. Nikotinden katkat daha zehrli olan siyanür asidi, acı bademdeki amigdalin glikozidinde vardır. Bu zehr bulunduğu için, acı badem zehrlidir diyen ve acı badem yemek haramdır, mekruhtur diyen yoktur. İstanbul diş hekimliği fakültesi öğretim üyelerinin 1972 senesi toplantısındaki konuşmada, (Günde birkaç sigara içmekle ağızda meydana gelen nikotinin diş etlerini koruduğu, fazlasının ise zararlı olduğu) bildirilmiştir. Her şeyi fazla yemek, içmek zararlı olur. Aşırı miktarda tütün içenlerin de zarar görecekleri şüphesizdir. Bunu işitenlerin, sigara zararlıdır, kansere sebep oluyor diyerek, günde bir, iki sigaranın da zararlı olacağını sanmaları, bu yüzden haram olur, mekruh olur demeleri ilme ve akla uygun değildir.

Hanefi âlimlerinden Seyyid Ahmed Tahtavi “rahmetullahi teâlâ aleyh”, (Dürr-ül-muhtar) haşiyesinde diyor ki (Necmüddin Gazzi Şâfiî, tütün sarhoş etmese de, gevşeklik verdiği için, haram olur. Bir iki kere içmek, büyük günah olmaz dedi. Haram demesi, küçük günahtır demektir. Şâfiî âlimlerinin çoğu, tenzîhen mekruh dedi. Hanefi mezhebinde, soğan, sarmısak gibi, tenzîhen mekruhtur.)

Tekrar edelim ki ictihad, Peygamber efendimizin “sallallâhü aleyhi ve sellem” bildirmediği şeyleri bulup bildirmek değildir. İctihad, âyet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde kapalı bildirilenleri anlayıp meydana çıkarmaktır. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” ileride ümmetinin başına gelecek şeyleri bilmiyor mu idi? Yoksa, haram şeylerin meydana çıkacağını bilip de, bildirmedi mi? Halbuki bildirmesi farzdır. Her şeyi bildirmesine lüzum yoktur. Fakat haramları bildirmesi vazifesidir. Haramların adını ayrı ayrı bildirmeye de lüzum yoktur. Tütünün, hadis-i şeriflerde ve ictihadlarda açıkça söylenmemesi, onların zamanında bulunmadığı için değildir. O zamanda bulunan birçok şeyin adı da, ayrı ayrı bildirilmedi. Müctehidler, kıyamete kadar meydana çıkacak her bir şeye helal veya haram diyebilmek için, umumî usûller, metotlar, kaideler kurmuştur. Kurân-ı Kerîmde ve hadis-i şeriflerde adı bildirilen şeyler, bu usûlleri kurmaya yarayan temel ölçülerdir. Lüzumu olmayanlar bildirilmemiştir. İşte, Hanefi mezhebinin kavaid ve usûl-i mezhebiyesine göre, haramlık şartlarını taşımayan her şey mubah olur. İbni Âbidin, abdestin sünnetlerini ve üçüncü ciltte, kâfirlerin İslam memleketlerini almasını anlatırken diyor ki (Pezdevi) üsulünde denildiği gibi, haram olduğu açıkça bildirilmeyen her şey, söz birliği ile mubahtır. Çünkü, Allahü teâlâ Bakara sûresinde, (Yerlerde olan her şeyi sizin için yarattım) mealindeki âyet-i kerimede, hepsinin mubah olduğunu bildirmektedir. Haram edilmeyen şeylerin mubah olduğunu mutezili olanlar söyler demek de, usûl kitaplarına uygun değildir. (Tahrir) kitabında bildirildiği gibi, Hanefi ve Şâfiî âlimlerinin çoğunluğuna göre, her şey yaratılışında helaldir. Ekmel-üd-din, (Pezdevi) şerhinde de böyle bildiriyor ve bir şeyin haram olduğunu işitmeyen kimselerin, o şeyi yemesi mubahtır diyor. İmâm-ı Muhammed, (Leş ve şarap, yasak edildikten sonra haram oldu) diyerek, her şeyin aslında mubah olduğunu, yasak edilince haram olduklarını bildiriyor.

Tütünü seven yok demek, güneş yok demeye benzer. Milyonlarca insan seve seve içiyor ve övüyor, savunuyor. Tütünü beğenmek, ona karşı aşk ilan etmek değildir. Zevk alarak içmek demektir. Müftü, vaiz, imâm, âlim, câhil, fen adamı, devlet adamı, tabib, kimyâger, beğ, paşa, her zümrenin, zevkle içtiği nasıl inkâr olunabilir? Milyonlarla sâlih müslümanın ve halife-i müsliminin, şeyh-ül-İslamların kullandığı şeye, kendi aklı ile ve kendi beğenmediği için, kötü alışkanlık demek, bunu haramlara benzetmeye kalkışmak, ancak câhillerin yapacağı iştir. İkinci Abdülhamid Han “rahmetullâhi aleyh” tütün içerdi. Kendisine Şemdinandan ve İskeçe şehrinden tütün gelirdi. İskeçe, Şemdinan ve Samsun tütünleri, kıyılmış halinde, birkaç karış uzun, sarı ve latif kokmaktadır. Çubuğa koyup içerlerken, etrafa hoş kokusu yayılmaktadır. Bozuk, karışık tütün içerken iyi kokmazsa, halis ve hoş kokulusu kötülenemez. Acı biberi sevmeyen kimse, tatlı biberi, hatta acısını da kötüliyemez. Bunlara mekruh diyemez. Eğer derse, sözünün kıymeti olmaz. Herkes, sevmediği şeye haram, mekruh derse, din-i İslam, hıristiyanlığa döner. Onun gibi karmakarışık olur.

İsraf, haram olan kötü bir şeydir. Ceffel kalem, tütün mutlak olarak israftır demek, ne büyük cesarettir. Din âlimlerinin sözlerine tamamen yersiz ve değersiz demek ise, aczin, cehaletin ifadesi olur. Bunları önce anlamak, sonra birer birer vesikalarla çürütmek gerekir. Evet, israfın İslamiyetteki izahını, kısımlarını anlamayıp, lügat mânâsı ile tasarlıyan bir kimse, israfın en fenâsı, tütün içmektir deyip geçer. Çoluk çocuğun nafakasını kesmek suçtur. Bu durumda olanın suçu, niçin yalnız tütüne yükletiliyor da, en büyük sebep olan tembellik ve parayı çeşitli haramlara, ihtiyaç olmayan yerlere harc etmek kötülenmiyor? Zenginin günde bir iki tane içtiği sigara veya fakirin kendine ikram olunan bir sigarayı içmesine haram diyebilmek için, fakirin her gün nafakadan kesip tütün alması, sebep olarak, neden ileri sürülüyor? Bu sözler, tütün düşmanlığını, koyu bir taassubu göstermektedir.

Tütünü bırakmak nefs ile mücadele sevâbı kazandırmaz. Bedene ihtiyacını vermemek, zulüm olur. Günah olur. Nefs, ihtiyaca kavuşmakla doymaz. İhtiyaçdan fazlasını ve haramları ister. O hâlde, nefsle mücadele, haramlardan ve mubahların fazlasından sakınmaktır. Günde bir kere tütün içmemek, nefsle mücadele değildir. Tütünü, sıhhate ve keseye zararlı olacak miktarda fazla içmemek mücadeledir. Yalnız tütün ile değil, bütün mubahlarla da nefs mücadelesi böyle olmak gerekir.

Tütünü, afyona benzetmek de, onun herkese haram olacağını göstermez. Tersine olarak, zarar yapmayacak kadar az içenlere mekruh bile olmadığını, gösterir. Çünkü, derin âlimler, yani müctehidler, afyon gibi uyuşturucu maddeleri, haram olan içkilerden ayırmaktadır. (Dürr-ül-muhtar) 3. cilt, 166. sayfada, (Benc, yani Ban otu denilen uyuşturucu otu yemek mubahtır. Çünkü ottur. Bununla sarhoş olmak haramdır) diyor. (Had-id-dallin) kitabına bakınız! Ban otuna tababette jusquiame ve Hyoscyaunus denilmektedir. İnsana zararlı ve faydalı tesirleri Dr. A.Heraudun fransızca (Plantes medicinales 1927) kitabında uzun yazılıdır. İbni Âbidin bunu açıklarken buyuruyor ki (İmâm-ı Âzam ile İmâm-ı Ebû Yusuf mubah dedi. İmâm-ı Muhammede göre, çoğu sarhoş edenin azı da haram olur. Fetva da böyledir denildi. Fakat çoğu sarhoş edenin azı da haram olur sözü, sıvı olan içkiler içindir. Bazı kitaplar, böyle olduğunu açıkça bildirmektedir. Böyle olmasaydı, safran, anber gibi, fazlası sarhoş eden birçok katı maddelerin az miktarını yemek de haram olurdu. Bunlara haram diyen hiçbir âlim görmedim. Hatta Şâfiî âlimlerinden, çok içilince sarhoş eden sıvıların, azını içene de had vurulur diyenler, yalnız sıvılar için söylemişlerdir. İmâm-ı Muhammede göre, Ban otu ve safran gibi maddelerin az miktarını yemek haram olsaydı, bunlar necis, pis olurdu. Çünkü, İmâm-ı Muhammede göre, çoğu sarhoş edenin, azı da haramdır ve necistir. Halbuki Ban otu ve benzerlerinin necis olduğunu hiçbir âlim bildirmedi. Ban otunun ilaç olarak kullanılması câizdir. Aklı giderip keyif verici olarak kullanılması câiz değildir. İmâm-ı Muhammedin sözü mâyi, yani sıvı haldeki içkiler içindir. Ban otu ve benzerleri, katı oldukları için, ancak sarhoş olmak için kullanılmaları haram olur. Bu da, çok miktarda kullanılmaları haram olur demektir. Az miktarda kullanılmaları haram olmaz. Mesela, Anberi ve benzerlerini koku için ve Skamonya denilen zehrli mahmude otunu müshil olarak kullanmak ve diğer katı zehrli ilaçları az miktarda kullanmak haram olmaz. Bunların az miktarını kullanmak câizdir. Zarar veren çok miktarlarını kullanmak haramdır). Çok içilince sarhoş eden sıvı halindeki içkilerin, sarhoş etmeyen az miktarlarını ilaç için kullanmak ise, böyle değildir. Sıvı içkilerin az miktarını zaruret olmadan, ilaç olarak kullanmak, söz birliği ile câiz değildir, haramdır.

Kötü alışkanlıkların İslamiyette yeri yoktur. Çünkü, kötü alışkanlık, haram işlemeye alışmak demektir. İçki kumar, zina alışkanlığı böyledir. Tütün haram değildir ki kötü alışkanlık olsun. Tütünün haram, kötü olduğunu ispat için söyledikleri bütün sözlere dikkat edilirse, bunlar birer sebep, vesika olmayıp, tütünü zaten haram kabul ederek, peşin verilen hükümler olduğu hemen görülür. Böyle başlangıclar ise, mantık ilminde, delil, senet olmaktan uzaktır.

Tütün neden abes olsun? Abes, lehv ve lab demektir. Faydasız iş yapmaya, boşyere vakit geçirmeye denir. Çalgı ile oyun ile vakit geçirmek böyledir. Tütün, vakit öldüren bir iş değildir ki abes denilsin. Tütün içmek, faydalı iş yapmaya mâni olmuyor. Tütün içerken kitap okunur. Misafir ile sohbet edilir.

Büyüklerin yanında, camilerde, vaazlarda, muhterem yerlerde içilmemesi de, haram veya mekruh olacağını göstermez. Büyüklerin yanında yatılmaz. Bunlara ve Kâbeye karşı ayak uzatılmaz. Vaazda, derste meyve, ekmek bile yenmez. Böyle, birçok yerlerde ve sıkıntı duyanların yanında yapılmayan çok şey vardır ki başka yerlerde ve yalnız iken hiçbiri haram veya mekruh değildir. Camide alış veriş etmek, yüksek sesle konuşmak, kan aldırmak mekruhtur. Fakat bunlar, câmi dışında mekruh değildir. Hatta dışarda alış veriş ibâdettir. Kan aldırmak, mekruh değil, sünnettir. Tütüne abes denilemez. Nitekim, çatal, kaşık kullanmak, koku, esans sürünmek de abes değildir.

İhtiyaç deyince yalnız mideye giren şeyleri anlamak, pek basit bir görüştür. Bedenin, ruhun çeşitli ihtiyaçları olduğu, din kitaplarında da, aktüel anlayışta da yer almaktadır. Bütün duyu organlarımızın başka başka ihtiyaçları olduğu gibi, sinir sisteminin, hatta her organın ayrı ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçların, ekmek, su gibi mühim olduğu, bedihiyat hâlini almıştır. Fıkıh kitaplarında, akla gelmeyen, çeşitli ihtiyaçlar görüyoruz. Mesela, (Dürr-ül-muhtar)da, (Burnu ve teri silmek için mendil satın almak, ihtiyaç için olursa câizdir. Kibr, gösteriş için olursa, tahrimen mekruhtur) diyor. Görülüyor ki bir şeyi kullanmak bile niyete göre ihtiyaç olmaktadır. Doyduktan sonra yemek haramdır. Fakat, oruç tutmak veya misafiri utandırmamak için olunca, helal, hatta sevap oluyor. Misafire ikram için, haram, helal oluyor da, haram olmayan tütünü ikram etmek neden suç olsun? Tütünü kötüliyenler, bu hücumlarını, keşke İslamiyetin haram ettiği şeylere karşı yapsalardı, çok sevap kazanırlardı. İslama büyük hizmet etmiş olurlardı. Fakat, şeytan herkesi bir taraftan yakalıyor. Hem İslamiyete saldırtıyor, hem de, ibâdet yaptığını sanarak, kibre, ucba sürüklüyor. Bunları anlamadan konuşmak, dine de, söz sâhibine de kusur getirir. Din adâminın önce iyi yetişmesi, bundan sonra konuşması ve yazması lâzımdır. Hissi konuşmak, yani kendi görüşlerini, dinin emirleri ve yasakları durumunda göstermeye kalkışmak ve yapılan işlerin, helal mi, haram mı olacağını ayırırken taassupa kapılıp, nüsusa dayanmamak, insanı hüsrana götürür. Hele, tütüne haram demek için, bunun fizyolojik, terapötik ve toksik tesirlerini, (Elbette şöyledir, elbette böyledir) diye kesin açıklamak, pek gülünc olmaktadır. Amerikan doktorlarının neşrettiği mütehassıs raporları, iyi okunursa, bu konudaki söz sahiplerinin, tütüne kötü demediği, birkaç günde bir içilen bir iki sigaranın, alkol gibi zararlı olmadığı anlaşılır.

Tütüne haram diyen birkaç âlim ve mekruh diyenler oldu. Dikkat edilirse, bütün bu kitaplarda, tütüne bazı şartlar (Nafakadan kesilmesi, dumanı ile başkasını rahatsız etmesi, çok içerek bedene zarar vermesi… gibi şeyler) bağlanmakta, bu şartlar için kötülenmektedir. Yoksa, mücerred tütünün içilmesini kötüliyen hiçbir âlim yoktur. Hadiminin “rahmetullahi teâlâ aleyh” (Berika) kitabından yaptığım, yukarıda yazılı tercüme bunu açık göstermektedir. Dinde söz sâhibi olmayan kimselerin, ilmi kıymetten mahrum konuşmaları ve duhan risaleleri, şüphesiz, sözümüzün dışında kalmaktadır. O hâlde, sigara içmenin kötülenmesine sebep olan şartları taşımayan bir kimsenin az miktarda tütün içmesine, haram ve mekruh dememek lazım gelir. (El-Ukud-üd-dürriye)nin ve (Hadika) 2. cildinin sonunda, tütünün haram olmadığı vesikalarla ispat edilmiştir. Tahtavinin (Merakıl-felah) haşiyesi, orucu bozanlarda da uzun yazılıdır.

Şam âlimlerinden Mustafa Rüştünün [1318] senesinde İskenderiye’de basılan (Tuhfet-ül-ihvan mâ kile fiddühan) kitabında, insanın sıhhatini bozan, zarar veren şeyleri ve israfı uzun anlatıyor. Tütünün böyle olmadığını bildiriyor. Tütüne haram demek, vera ve takvâ da olmaz. Vera sahipleri, Allahü teâlânın haram etmediği şeye, haram diyemez diyor. Hanefi âlimlerinden allame Abdullah bin Muhammed Nihriri ve Şâfiî âlimlerinden Ali bin Yahya Nevreddin Ziyadi ve Abdürrauf-i Münavi ve şeyh Ali Şevberi ve şeyh İsmail-i Sencidi ve Maliki âlimlerinden allame Külli ve Hanbeli âlimlerinden şeyh Mer’i “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în”, tütünün haram olmadığına fetva vermişlerdir diyor. Zararı ve lüzumu olmayan şey için mubah, zihin durgunluğunu giderip, hafızasını kuvvetlendirene mendub, terkedince zarar verene vâcib, kullanınca zarar verene haram, içmek istemeyene, tütün içmesi mekruh olur, diyor. Şarap böyle değildir. Şaraba alışan, tövbe etse, şarabı terkettiği için hasta olup ölse, sevap olur.

Tütünü, alkollü içkilerden daha kötü bilenlere ve sigara içenleri sevmeyenlere doğru yolu göstermek için, uzun yazmak zorunda kaldım. Kendi hislerine aldanmamalı, âlimlerin çoğunun, mesela şeyh-ul-İslam Ebülbeka, Ahmed bin Ali Hariri, İsmail Mer’aşi, kadı Abdürrahim, Ganim bin Muhammed Bağdâdî, şeyh-ul-İslam Behai, Muhammed Tarsusi, Muhammed Kehvaki Mısır âlimlerinden Yusuf Decvi ve Muhammed bin Abdülbaki Zerkani, allame Abdülgani Nablusi, Abdurrahmân bin Muhammed İmadi [978-1051], allame Ali Echüri, Mahmud-i Sâmini, Osman Bedreddin, Seyyid Abdülhakîm efendi ve büyük âlim, veliy-i kâmil Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdînin “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” buyurdukları gibi, zarar ve alışkanlık yapmayacak kadar az içilen tütüne haram ve mekruh demekten sakınmalı, kesesine ve sıhhatine zarar vermeyecek kadar az içenleri fasık, günahkar bilmemelidir. Türkiye gazetesinin (İnsan ve Kainat) dergisi, 1986 Mayıs nüshasında diyor ki (78 Amerikan hastahanesinde, 5.000 hastada yapılan tecrübelerde anlaşıldı ki fazla sigara içenlerde kalp hastalığı tehlikesi üç misli artmakta, sigarayı bıraktıktan bir sene sonra, tehlike yarıya inmekte, iki sene sonra hiç içmeyen gibi olmaktadır.)

Benzer Yazıları Okumak İçin Tıklayınız

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler