Bu mektup, bir sâliha hanıma “rahmetullahi teâlâ aleyhâ” yazılmış olup kadınlara lazım olan nasihatleri bildirmektedir:

Kadınların, Resûlullaha “sallallâhü aleyhi ve sellem” söz verdiklerini bildiren Mümtehine sûresindeki âyet-i kerime, Mekke şehrinin alındığı gün inmiştir. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” erkeklerle sözleştikten sonra, kadınlarla sözleşmeye başladı. Kadınlarla yalnız söz ile olup mübarek eli, kadınların ellerine dokunmadı. Kötü huylar, kadınlarda, erkeklerden daha çok olduğundan, kadınlarla sözleşirken, erkeklerden daha fazla şart, araya kondu. Allahü teâlânın emirlerini yapmış olmak için, bunlardan kaçınmak lazım geldiği bildirildi.

Birinci şart: Allahü teâlâdan başka, hiçbir şeye ibâdet etmemektir. Bir kimse, başkaları görmek için ibâdet eder veya Allahü teâlâ için eder ama, başkasının görmesi de hoşuna giderse veya ibâdetinde başkasından bir karşılık, mesela, bir (Aferin!) sözü beklerse, o kimse, şirkten kurtulmuş olmaz ve halis muvahhid olmaz. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: “Küçük şirkten korununuz!”. Küçük şirk nedir? diye soruldukta, “Riya” buyurdu. Yani başkasına göstermek için ibâdet etmektir.

Kâfirlerin bayramlarında, onların yaptıklarını yapmak, hep şirktir. Hem müslümanlığı, hem de kâfirlik ibâdetlerini yapan, müşriktir. Kâfirliği beğenen de müşriktir. Müslüman olmak için, kâfirlikten kaçınmak lâzımdır. Mümin olmak için, şirkten sıyrılmak şarttır.

Hastalıktan kurtulmak için, putlardan, heykellerden, papazlardan imdad beklemek şirktir ki bu hâl müslümanlar arasında yayılmıştır. İhtiyaçlarını putlardan, heykellerden istemek, kâfirliktir [Allaha düşmanlıktır]. Nisa sûresi, 59. âyetinde meâlen, “Onlara, kâfirlere inanmayınız dediğim hâlde, onlar kâfirlerin sözleri ile hareket ediyorlar. Şeytan onları aldatıyor” buyuruldu. Kadınların çoğu, bilmeyerek, bu belaya düşüyor. Ne oldukları bilinmeyen bir takım isimlerden meded bekleyip, bunlarla beladan kurtulmak istiyorlar. Kâfirlerin adetlerini, kâfirlik alâmetlerini yapıyorlar. Bilhassa, çiçek hastalığı zamanında, bu bela, iyilerinde de, fenâlarında da görülüyor. Bu şirkten kurtulabilen ve kâfirlik alâmetlerinden birini yapmayan kadın, çok azdır. Hinduların bayram günlerine [ve ateşe tapınanların Nevruz günlerine ve hristiyanların Noel gecelerine ve diğer paskalyalarına] hürmet etmek ve o zamanlarda, onların adetlerini, onlar gibi yapmak, şirk olur. Küfre sebep olur. Kâfirlerin bayramlarında, müslümanların cahilleri ve hele kadınlar, kâfirlerin yaptıklarını yapıyor ve bu günleri, müslüman bayramı zannediyor ve kâfirler gibi, birbirlerine hediye gönderiyorlar. Eşyalarını, sofralarını kâfirlerin yaptığı gibi, süsliyorlar. O geceleri, başka gecelerden ayırt ediyorlar. Bunlar hep şirktir, kâfirliktir. Sûre-i Yusufteki âyet-i kerimede meâlen, “Biz, Allahü teâlânın varlığına, birliğine, her şeyi yaratan O olduğuna inandık, müslüman olduk diyenlerin çoğu, başkalarına ibâdet ve itaat ederek ve daha birçok hareketleri ve sözleri ile müşrik oluyorlar” buyuruldu.

Şeyhler için, türbeler için kurban adıyorlar. Götürüp mezar başında kesiyorlar. Fıkıh kitapları, bunu da şirk saymaktadır. Bazı kimseler, daha ileri giderek, böyle kurbanları, cin kurbanı oluyor diyorlar. Dinimiz bunu reddediyor ve şirk sayıyor. Adak yapmak, çok şekilde olur. Hayvan kesmeyi adamaya ve bunu kesip cin kurbanlarından oldu demeye ve cinlere tapanlara benzemeye ne lüzum var? [(Hayatü’l-hayvan) kitabına bakınız!].

Şeyhler için tuttukları oruçlar da böyledir. Bir takım isimler uydurup, o isimlere niyet ediyor, iftar zamanı her oruç için, hususi yemekler şart ediyor ve gün de tayin ediyorlar. İşleri, bu oruçlar sayesinde oluyor sanıyorlar. Bu da, ibâdette şirktir. İşleri hâsıl olmak için, başkasına ibâdet etmektir. Bunun çirkinliğini iyi anlamak lâzımdır. Halbuki hadis-i kudside buyuruldu ki “Oruç benim için tutulur. Onun karşılığını ben veririm!”. Yani oruç, yalnız benim için tutulur. Bana, oruçta başkası şerik olamaz. Hiçbir ibâdette, Allahü teâlâya bir şeyi ortak etmek câiz değil ise de, yalnız orucu buyurması, bunda şirk yapmamaya çok dikkat olunması içindir. Bazı kadınlar, hile yaparak, bu oruçları, Allah için tutuyoruz ve sevâbını şeyhlerimize hediye ediyoruz diyor. Bu sözleri doğru ise, oruç için, niçin gün tayin ediyorlar ve muayen iftarlık yiyor ve iftar zamanında çirkin işler yapıyorlar? Çokları iftarda haram işliyor. Bu şartları yapabilmek için, dilencilik bile yapıyor ve işlerinin bu haramlar sayesinde hâsıl olduğuna inanıyor. Bunlar, hep yoldan çıkmaktır. Şeytanın aldatmasıdır.

[Reddü’l-Muhtar’da Zebayıhı anlatırken, sonuna yakîn diyor ki (Makâm sahipleri gelince, hayvan kesmek haramdır. Çünkü, Allahtan başkası için hayvan kesmek şirk olur. Keserken Allahü teâlânın ismini söylese de, haramdır. Eğer gelene yedirmek için keserse, haram olmaz. Çünkü, misafire ziyafet vermek, İbrahim aleyhisselâmın sünnetidir. Misafire ikram etmek sevaptır. (İnsana ikram için kesmek, Allahtan başkası için kesmek olur. Bu ise helal değildir) demenin doğru olmadığı Bezzaziye fetvasında yazılıdır. Böyle söylemek, Kurân-ı Kerîme, hadis-i şeriflere ve akla uygun değildir. Kassab da, para kazanmak için kesiyor. Halbuki kassabdaki etlere haram diyen hiç olmamıştır. Para kazanmak niyeti ile kesilen hayvan necis olsaydı, hiçbir kassab hayvan kesmezdi. Öyle söyleyen câhilin kasaptan et almaması, düğün için, akika için kesilen hayvan etinden yememesi lazım olur.

Bir kimse gelince kesilen hayvan etinden, ona da ikram edilirse, yani yedirilirse, hayvanı Allah için kesmiş, faydası misafire olmuş olur. Kasabın kestiği de Allah içindir. Faydası, kazancı, kasabadır. Eğer etinden misafire yedirmez, hepsi başkalarına verilirse, Allahtan başkası için kesilmiş olur, haram olur. Görülüyor ki bir hayvanın insana tazim için, Allahtan başkası için kesilmesi veya Allah rızası için kesilmesi, etinin kesilene yedirilip yedirilmemesi ile ayırt edilmektedir. Bundan anlaşılıyor ki temel atılırken, hastalık gelince, hasta iyi olunca hayvan kesmek helal olmaktadır. Çünkü, etleri fakirlere yedirilmektedir. Hamevi de böyle demektedir. Dileği olursa Allah için hayvan kesmeyi adak yapmanın da böyle olduğu, Bahrü’r-raık’ta yazılıdır. Fakat etlerinin yalnız fakirlere verilmesi lâzımdır. Misafir gelince kesilen hayvan etinden o misafire yedirip yedirmemek mühimdir. Etlerin hepsini ona veya başkasına verip vermemek mühim değildir. Onun yediği hayvanın etinden başkalarına da verilir. Kesen de alır. Bunun ehemmiyeti yoktur. Ona yedirmek ve yedirmemek için, keserken yapılan niyete bakılır. Keserken onu tazim etmek niyet edilmezse, ona bu etten yedirmeyip, başka şeyler yedirilmesi, haram olmasına sebep olmaz. Çünkü, keserken ona yedirilmesi niyet edilmiştir. Bundan anlaşılıyor ki hükümet adamı gelince, hayvanı keserken ona tazim etmeyi niyet ederse, etinden ona yedirse de, helal olmaz. Keserken ona ikram etmeyi, yedirmeyi niyet ederse, etinden hiç yedirmeyip, başka şeyler yedirse de, helal olur.

Kesmek haram olunca, küfür de olur mu, olmaz mı? İkisini de söyleyenler olduğu Bezzaziye’de yazılıdır. Niyet gizli olduğu için, müslümana kötü gözle bakmamak ve ihtilaflı konularda küfür damgası basmamak lâzımdır. Bir müslümanın bir kimseye yaklaşması, gözüne girmesi için ona ibâdet edeceği düşünülemez. Hayvan kesmesi, onu sevdiğini göstermek içindir. Sevdiğini anlatarak, ona yaklaşmak, dünyalığa kavuşmak istemektir. Allah için kesmeye, insanı tazim etmek karışınca, haram olursa da, küfür denilemez. Haram ile küfür birbirinden çok uzaktır)].

Kadınlardan söz alınan ikinci şart: Hırsızlık etmemektir. Hırsızlık, büyük günahlardan biridir. Çok kadınlar, bu günaha yakalanmıştır. Hırsızlığın inceliklerinden kurtulabilen kadın pek azdır. Bunun için, hırsızlıktan kaçınmak, ikinci şart oldu. Kocalarının malını, kocalarının izini olmadan harc eden kadınlar hırsız oluyor. Bununla, büyük günaha girmiş oluyor. Bu hâl, hemen bütün kadınlarda var gibidir. Hepsinde bu hiyanet hâsıl olmaktadır. Ancak, Allahü teâlânın koruduğu az kimse bundan kurtulmaktadır. Keşke bunun hırsızlık olduğunu, günah olduğunu bilselerdi. Bunu, helal bilenleri çoktur. Helal bilenlerin kâfir olmaları korkusu çoktur. Allahü teâlâ, kadınları şirkten menettikten sonra, ikinci olarak, hırsızlıktan men’ buyurdu. Çünkü, bunu helal sanarak, çoğu kâfir olur. Bundan dolayı, bu günah, kadınlar için, başka günahlardan daha büyük oldu. Böyle kadınlar, kocalarının mallarını her zaman alarak hıyanete alıştıklarından, böylece, başkasının malını kullanmanın çirkinliği kalplerinden kalkar. Başkalarının mallarını da, habersiz kullanmak kendilerine hafif gelir. Çekinmeden başkalarının mallarına hıyanet ve hırsızlık eder. İyi düşünülürse, böyle olacağı açıkça anlaşılır. O hâlde, kadınları hırsızlıktan menetmek, din-i İslamda çok ehemmiyetlidir. Şirkten sonra, onlar için ikinci çirkin şey bu oldu. [Bir mümin, kendine sâdık ve emin olan zevcesini bu büyük günahtan kurtarmak için, malını istediği şekilde sarf etmesine önceden izin vermelidir.]

İlave: Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” bir gün Ashâb-ı kirâmına sorarak: “Hırsızların büyüğü kimdir bilir misiniz?” buyurdu. Bilmiyoruz. Siz buyurun! dediklerinde: “Hırsızların büyüğü, namazından çalandır ki namazın erkanını tamam yapmaz!” buyurdu. Bu hırsızlıktan da sakınmalıdır ve büyük hırsız olmaktan kurtulmalıdır. Kalbe hiçbir şey getirmeyerek, niyet etmelidir. Niyet doğru olmazsa, ibâdet sahih olmaz. Kıraati doğru okumalıdır. Rükûü, secdeleri, kavmeyi ve celseyi, itminân ile yapmalıdır. Yani, rükûden kalkınca tam dikilip, bir tesbîh miktarı durmalı ve iki secde arasında doğru oturup yine bir tesbîh miktarı öyle durmalıdır. Böylece, kavmede ve celsede, itminân [yani tumaninet] hâsıl olur. Böyle yapmayanlar, hırsızlardan olur ve çok azaplara yakalanır.

[İbni Âbidin, (Lukata) bahsinin sonunda buyuruyor ki İbni Hacer ve Nevevî ve başkaları bildiriyor ki kaybolan, çalınan bir şeyi bulmak için, [her gün 25 kere] (Ya câmiannasi li-yevmin lâ raybe fihi innallahe lâ yuhlif-ül miad icmâ beyni ve beyne…) duâsını okumalıdır. Buluncaya kadar okumalıdır. Noktaların yerinde, kaybolan şeyin ismini söylemelidir. (Fetava-i kari-ül-hidaye)de diyor ki (Muradı olan kimse, yatacağı zaman abdest almalı. Temiz bir örtü üzerinde oturup, üç defa salavât okumalı. Sonra, her birine Besmele çekerek 10 Fâtiha ve sonra 11 İhlas okumalı. Sonra, 3 salavât okumalı. Sonra sağ yanı üzere, yüzü kıbleye karşı olarak ve sağ elini sağ yanağı altına koyarak yatıp uyumalıdır. Niyet ettiği şeyin nasıl olacağını, bi-izinillah rüyada görür). Bostanü’l-ârifin sonunda diyor ki İbni Ömer buyurdu ki bir şeyi kaybolan, çalınan kimse, her gün iki rekat namaz kılıp, selamdan sonra, (Allahümme ya Hadi ve ya Rattettalleti, erdid aleye dalleti bi-izzetike ve sultanike fe-inneha min fadlike ve ataike) okumalıdır. 110. sayfada yazılı olan istiğfar duâsını okumak da çok faydalıdır.]

Kadınlardan istenilen üçüncü şart: Zina etmemektir. Bu şartı, yalnız kadınlardan istemek, bu günahın hâsıl olması, çok defa onların râzı olmalarına bağlı olduğu içindir ve kendilerini gösterdikleri [erkeklerin kollarına atıldıkları] içindir. O hâlde, bu günahın ilk sebebi onlardır. Bu işte, onların rızaları muteberdir. Bunun için, bu amelden, kadınların daha kuvvetli men’ edilmeleri icap etti. Bundan dolayı, Allahü teâlâ, Kurân-ı Kerîmde, bu günahta kadını erkekten evvel söyledi ve “Kadına ve erkeğe yüz sopa vurunuz!” buyurdu. Bu günah insana, dünyada ve ahirette zarar verir ve bütün dinlerde yasak ve çirkin olmuştur. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: “Zinanın dünyada üç fenâlığı vardır: Biri, güzelliği ve parlaklığı giderir. İkincisi, fakirliğe sebep olur. Üçüncüsü, ömrün kısalmasına sebep olur. Ahiretteki üç zararına gelince, Allahü teâlânın gazapına sebep olur. İkincisi, sualin, hesabın fenâ geçmesine sebep olur. Üçüncüsü, Cehennem ateşinde azap çekmeye sebep olur”. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki “Yabancı kadınlara bakmak, gözlerin zinasıdır. Onları tutmak, ellerin zinasıdır. Onlara gitmek, ayakların zinasıdır”. Nur sûresindeki 30. âyet-i kerimede meâlen, (Müminlere söyle, yabancı kadınlara bakmasınlar ve zina etmesinler! Ve mümin kadınlara söyle! Onlar da, yabancı erkeklere bakmasınlar ve zina etmesinler!) buyruldu. Kalp, göze tâbidir. Gözler haramdan sakınmazsa, kalbi korumak güç olur. Kalp, harama dalarsa, zinatan sakınmak güç olur. O hâlde, imanı olanların, Allahü teâlâdan korkanların, harama bakmaması lâzımdır. Ancak bu sûretle, kendini korumak, dünya ve ahirette zarardan kurtulmak mümkün olur. Allahü teâlâ, Kurân-ı Kerîmde kadınların, kızların, yabancı erkeklerle yumuşak sesle, nezaketle konuşmalarını, böylece kötü adamların kalplerine fenâlık getirmelerini men’ buyurmakta, buna sebep olmayacak şekilde söylemelerini istemektedir. Kadınların, yabancı erkeklere süslenmelerini yasak etmektedir. Bileziklerinin sesini duyurmamak için, yavaş, sessiz yürümelerini emretmektedir. Yani fıska, günaha sebep olan her şey de günahtır. O hâlde günaha, harama sebep olan şeylerden kaçmak lâzımdır.

(Safizm), yani kadınların, yabancı kadınlara şehvet ile bakması ve dokunması, kadınların, kocasından başkasına, erkek ve kadın, kim olursa olsun, yabancıya süslenmeleri câiz değildir. Erkeklerin homoseksüel olması, yani oğlanlara şehvet ile bakmaları ve dokunmaları haram olduğu gibi, kadının da homoseksüel olması, yani kadına şehvet ile dokunması ve bakması haramdır. Dünyada ve ahirette felaketlerden kurtulmak için, bu incelikleri iyi gözetmek lâzımdır. Erkekle kadın, başka cinsten oldukları için, bir araya gelmeleri güçtür. Kadının kadına yaklaşması böyle olmayıp kolaydır. Bunun için kadının kadına bakmasını ve dokunmasını, erkeğin kadına ve kadının erkeğe bakmasından daha şiddetle menetmelidir.

[(Pedérastie)nin, yani gulampareliğin Romalılarda ve eski Yunanlılarda ve İngilterede yaygın olduğu, doktor Fahreddin Kerim’in 1343 [m. 1925] tarihli, (Gayri tabiî aşklar) kitabında uzun yazılıdır].

Kadınlardan istenilen dördüncü şart: Çocuğunu öldürmemektir. O zaman, kadınlar, fakirlikten korkarak, kızlarını öldürürlerdi. Bu çirkin hareket, haksız yere cana kıymak olduğu gibi, evlat hakkını da tanımamaktır ve her ikisi de büyük günahtır. [Çocuk aldırmak da böyledir. İbni Âbidin, 5. cilt, 276. sayfada diyor ki (Özürsüz, çocuk düşürmek, herhalinde haramdır. Ananın veya süt emen diğer çocuğun ölümüne sebep olan bir özür varsa, uzuvları teşekkül etmeden düşürmek câiz olur.) Uzuvlar 120 gün sonra teşekkül eder denildi. Canlı çocuğu almak da, aldırmak da haramdır. Çocuk olmaması için önceden tedbir almak, mesela prezervatif kullanmak câizdir. Fakirlikten dolayı iyi bakamamak, besliyememek korkusu, çocuk düşürmek için özür olmaz. Din düşmanlarının yasaklamasından dolayı, din bilgisi verememek, İslam terbiyesi ile yetiştirememek korkusu özür olur. Çocuğun rahat tevellüd etmesi için (Bostan-ül-ârifin) sonunda diyor ki Abdullah ibni Abbas “radıyallahü teâlâ anhüma” buyurdu ki bir tas, tabak içine (Bismillahillezi lâ ilâhe illa huv El-Halim-ül Kerim. Sübhâne Rabbil’ Arş-il’azîm Elhamdülillahi Rabbil’ âlemin) ve sonra (Naziat) sûresinin son ayetini ve Ke-ennehüm’den itibaren (Ahkaf) sûresinin son ayetini İslam harfleri ile yazıp, eritip anasına içirmelidir.

İbni Âbidin, 5. cilt, 249. sayfada ve (Berika)da ve (Hadika)da, ferc afetlerinde diyor ki (Kassab hayvanlarını, semizlemeleri için, ihsa etmek [kısırlaştırmak] câizdir. Diğer hayvanları ve insanları ihsa haramdır.)]

Kadınlardan istenilen 5. şart: Bühtan ve iftirâ etmemektir. Bu günah, kadınlarda çok olduğundan onlara şart edildi. İftira büyük günahtır ve çok fenâdır. Bunda yalan söylemek de vardır ki yalan, her dinde haramdır. İftirada bir mümini incitmek de vardır ki bu da, başkaca haramdır. Bunlardan başka, iftirâ etmek, yeryüzünde fesad çıkarmaya, ortalığı karıştırmaya sebep olur ki bu da haramdır.

6. şart: Peygamber “sallallâhü aleyhi ve sellem” efendimizin her emrine itaat etmektir. Bu şart, bütün farzları, sünnetleri yapmak ve bütün yasaklardan kaçınmak demektir ve İslâmin beş şartını bildirmektedir.

İslamın beş şartından biri, namazdır. Beş vakit namazı üşenmeden, seve seve kılmalıdır. Malın zekatını, emredilen yerine, hevesle vermelidir. Ramazan-ı şerif orucu, bir senelik günahların afvına sebeptir. Oruç tutmaktan zevk almalıdır. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: “Hac edenin geçmiş günahları affolur!”. Kâbe-i muazzamaya gidip hac etmeyi büyük kazanc bilmelidir. Vera ve takvâyı elden bırakmamalıdır. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki; “Dinin direği veradır”. İçki içmemelidir. Sarhoş yapan her şey, şarap gibi haramdır. Musikiden de kaçınmalıdır ki lehv ve labdir. Yani nefsin istediği faydasız iştir ve haramdır. Bir hadis-i şerifte, “Musiki zinaya yol açar” buyuruldu. Müslümanları gıybet etmek, yani kötülemek niyeti ile çekiştirmek, iki müslüman arasında söz taşımak, musikiden daha büyük haramdır. [Zimmiyi gıybet etmenin de haram olduğu, (Behcet-ül-fetava)da yazılıdır.] Bunlardan kaçınmak lâzımdır. Müslümanla alay etmek, kalbini kırmak da haram olup sakınmak lâzımdır.

Uğursuzluğa inanmamalı, tesir eder sanmamalıdır. (Ruh-ul-beyan)da, Tövbe sûresi, 37. âyetinin tefsirinde diyor ki “Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” teşrif edince, günlerin müminlere uğursuz olmaları kalmadı”. Bir hastalığın sağlam insana elbette geçeceğini kabul etmemelidir. Allahü teâlâ dilerse geçer, dilemezse geçmez. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Müslümanlıkta, uğursuzluk ve hastalığın sağlam kimseye muhakkak geçmesi yoktur). [Bununla beraber, tehlikeli şeylerden, şüpheli yerlerden kaçınmak vâcibdir. Hastalığa yakalanmamak için tedbir almalıdır.] Kahinlere, falcılara inanmamalıdır. Bilinmeyen şeyleri bunlara sormamalıdır. Bunları gaybleri bilir sanmamalıdır. [(Şerh-ı akâid) kitabının başında diyor ki (İnsanın bir şeyi bilmesi, his organı ile güvenilir haber ile veya akıl ile olur. His organları beştir. Güvenilir haber ikidir: Tevatür ve Peygamber haberleri. Tevatür, her asrın güvenilen insanlarının hepsinin söylemesidir. Akıl ile bilmek de ikidir: Düşünmeden hemen bilinirse, (Bedihi) denir. Düşünmekle bilinirse, (İstidlali) denir. Her şeyin, kendi parçasından büyük olduğu bedihidir. Hesapla edinilen bilgiler istidlalidir. His organları ve akıl ile birlikte hâsıl olan bilgiler, (Tecrübi)dir). Görülüyor ki İslam dininin, hesabın ve tecrübenin bildirmediği şeylere (Gayb) denir. Gaybi ancak, Allahü teâlâ ve Onun bildirdikleri bilir.]

(Sihir), yani büyü yapmamalıdır ve sihir yaptırmamalıdır, haramdır ve küfre en yakın olan, en fenâ haramdır. Sihre ait ufak bir şey yapmamaya çok dikkat etmelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki (Müslüman sihir yapamaz. Allah saklasın imanı gittikten sonra, sihri tesir eder.) Sanki sihir yapınca, imanı gider.

[İmâm-ı Nevevî “rahmetullâhi aleyh” dedi ki: (Sihir yaparken küfre sebep olan kelime veya iş olursa, küfürdür. Böyle kelime veya iş bulunmazsa, büyük günahtır). Sihir insanları hasta yapar. Sevgi veya muhabbetsizlik yapar. Yani cesede ve ruha tesir eder. Sihir, kadınlara ve çocuklara daha çok tesir eder. Sihrin tesiri katî değildir. İlacın tesiri gibi olup Allahü teâlâ, isterse tesirini yaratır. İstemezse, hiç tesir ettirmez. Açlık çekerek, sıkıntılı işler yaparak, nefsini ezen, haram işlemekten zevk alamaz hâle getiren kâfirlerin yaptığı sihir tesir etmektedir. Böyle papazların sihir çözmeleri de tesirli olmaktadır. Şimdiki papazlar, dünya zevklerine düşkün ve nefsleri azgın olduğundan, sihir yapamaz ve bozamazlar.

Bir sahir, sihir ile istediğini elbette yapar, sihir muhakkak tesir eder diyen ve inanan kâfir olur. Sihir, Allahü teâlâ takdir etmiş ise, tesir edebilir, demelidir. Büyü yapılmış olan kimse, (Mevahib-i ledünniye) tercümesi 2. cildi, 187. sayfadaki âyet-i kerimeleri ve duâları ve Arabî (Teshil-ül-menafi) sonundaki (Ayat-i hırz)ı sabah ve ikindi namazlarından sonra, yedi gün birer kere okur ve boynuna asarsa, şifa bulur. Bir miktar suya, (Ayetel kürsi) ve (İhlas) ve (Muavvizeteyn) okumalı. Büyülenmiş kimse bundan üç yudum içmeli, kalan ile gusül abdesti almalıdır. Şifa bulur. (İbni Âbidin)de, hastalık sebebi ile boşanmakta, (Zerkani)nin 7. cilt, 104. sayfasında ve (Mevahib-i ledünniye) tercümesinde diyorlar ki (Sidr ağacının yeşil yaprağından yedi adedi iki taş arasında ezilip su ile karıştırılır. Üzerine Âyet-el-kürsi, İhlas ve Kul’euzüler okunur. Üç yudum içip, gusül edilir). Sidr, Lotus denilen yabani kiraz [Kazib abanoz] ağacıdır. (Mekâtib-i Şerîfe)nin 96. mektubunda diyor ki (Hâcetlere kavuşmak için, iki rekat namaz kılıp, sevâbını (silsile-i aliyye)nin ruhlarına hediye etmeli, bunların hürmeti için diyerek duâ etmelidir).

Mevlânâ Muhammed Osman sâhip “rahmetullahi teâlâ aleyh”, (Fevaid-i Osmaniye) kitabının 103. sayfası sonunda buyuruyor ki (Sihir ve cadı, yani büyü afetlerinden kurtulmak için, üç kere Salavât-ı şerife okumalı, sonra yedi Fâtiha, yedi Ayetel kürsi, yedi Kâfirun sûresi, yedi İhlas-ı şerif, yedi Felak ve yedi Nas sureleri okuyup kendi üzerine veya hasta üzerine üflemelidir. Bunları tekrar okuyup, büyülenmiş olanın odasına, yatağına, evin her yerine, bahçesine üflemelidir. İnşaallahü teâlâ, büyüden halas olur. [Buna karşılık ücret almamalıdır.] Bütün hastalıklar için de iyidir. Tarlaya bereket gelmesi için, mahsulün öşrünü vermeli, sonra Ashâb-ı Kehfin isimleri dört kağıta yazılıp, ayrı ayrı sarılıp, tarlanın ayak basmayan dört köşesine defnedilmelidir. Sabah ve yatsı namazlarından sonra büyük âlimlerin [silsile-i aliyenin] isimlerini, sonra Fâtiha-i şerifeyi okuyarak ruhlarına gönderip, onları vesile ederek yapılan duanın kabul olduğu tecrübe edilmiştir). 148. sayfasında ve Ruhu’l-beyan’da diyor ki (Ashâb-ı Kehfin isimleri yazılı kağıtı evinde, üstünde bulundurmak da, korur. Bereket verir). Roma imperatörlerinden Domityanus veya Dokyanus denilen kimse, çok rezil, zalim ve putperest idi. Tanrılığını ilan etti. 95 de öldürüldü. Efsus, yani Tarsus şehrine gelince, yedi genç Îsâ aleyhisselâmın dinini bırakmayıp, şehrin 15 kilometre şimal garbisinde bir mağarada saklandılar. 309 sene devamlı uyudular. İmperatör Teodos zamanında uyanıp Aryüsün talebeleri ile konuştular. Tekrar uyudular. Teodos putperestliği yıktı. Nasraniyeti yaydı. Mağaraya gidip Ashâb-ı Kehf ile görüştü. Dualarını aldı. Mağara kapısında bir mescid yaptı. 395 de öldü. Abbasi halifelerinin yedincisi olan Memun, Harun Reşidin oğlu olup kabri Tarsustadır. (Ashâb-ı Kehfin isimleri), Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş, Kefeştatayuş ve köpekleri Kıtmirdir. Ehl-i Bedrin isimleri ile tevessül, şifa ve bereket verdiği, Kabaninin (Esma-i Ehl-i Bedr) kitabında yazılıdır. Bu kitap Bombayda basılmıştır.

Nazar değmesi haktır. Yani, göz değmesi doğrudur. Bazı kimseler, bir şeye bakıp, beğendiği zaman, gözlerinden çıkan şua zararlı olup canlı ve cansız, her şeyin bozulmasına sebep oluyor. Bunun misalleri çoktur. Fen, belki bir gün, bu şuaları ve tesirlerini anlayabilecektir. Nazarı değen kimse, hatta herkes, beğendiği bir şeyi görünce (Maşaallah) demeli, ondan sonra o şeyi söylemelidir. Önce Maşaallah deyince, nazar değmez. Nazar değen veya korkan çocuk için, çöp yakıp etrafında döndürerek tütsülemek veya ergimiş mumu başı üzerinde suya dökmek [ve kurşun dökmek] câiz olduğu, (Fetava-yı Hindiye)de yazılıdır. (Fâtiha, Ayetel kürsi ve Euzü bi-kelimatillahittammeti… okumak) hadis-i şerifte emredildiği (Teshil) 76.cı sayfada yazılıdır. (Mevahib)de ve (Medâric)de diyor ki (İmâm-ı Malike göre “rahmetullahi teâlâ aleyh”, demirle, tuzla, iplik düğümlemekle ve mühr-i Süleymanla Rukye yapmak mekruhtur).

(Rukye), okuyup üflemek veya üzerinde taşımak demektir. Âyet-i kerime ile ve Resûlullahtan gelen duâlar ile Rukye yapmaya, (Taviz) denir. Taviz câizdir ve inanan, güvenen kimseye fayda verir. Taviz yazılı muskayı [muşamba, naylon gibi su geçirmez şeylere] sarılı olarak cünübün taşıması ve halaya girilmesinin câiz olduğu (Halebi)de ve (Dürr-ül-muhtar)da, taharet bahsi sonunda [s. 119 da] yazılıdır. Mânâsı bilinmeyen veya küfre sebep olan rukyeyi okumaya, (Efsun) denir. Bunu veya nazarlık denilen şeyleri kendi üzerinde taşımaya, (Temime) denir. Muhabbet hâsıl etmek için yapılan rukyelere (Tivele) denir. İbni Âbidin 5. cilt, [232] ve [275] sayfalarında ve (Mevahib)de ve (Medâric)de yazılı hadis-i şerifte, (Temime ve Tivele şirktir) buyuruldu. İbni Âbidin burada, nazar değmemek için tarlaya kemik, hayvan kafası koymak câiz olduğunu bildirmektedir. Bakan kimse, önce bunu görüp tarlayı sonra görür. Mavi boncuk ve başka şeyleri bu niyet ile taşımanın (Temime) olmayacağı, câiz olacağı buradan anlaşılmaktadır. Nazar değen kimseye şifa için (Ayetel kürsi), (Fâtiha), (Muavvizeteyn) ve (Nun sûresi)nin sonunu okumak muhakkak iyi geldiği, fârisî (Medâric-ün-Nübüvve) kitabında ve (Mevahib-i ledünniye) tercümesi 2. cilt, 179. sayfasında yazılıdır. Bu iki kitaptaki ve (Teshil-ül-menafi) kitabının 200. sayfasında yazılı duâları okumak da faydalıdır. Duaların en kıymetlisi ve faydalısı (Fâtiha) suresidir. (Tefsir-i Mazhari) son sayfasında diyor ki (İbni Macede yazılı, hazret-i Alinin bildirdiği hadis-i şerifte, (İlacların en iyisi Kurân-ı Kerîmdir) buyuruldu. Hastaya okunursa, hastalığı hafifler). Eceli gelmemiş ise, iyi olur. Eceli gelmiş ise, ruhunu teslim etmesi kolay olur. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” gam, gussa, sıkıntıyı gidermek için, (Lâ ilâhe illallahül’azîm-ül-halim lâ ilâhe illallahü Rabbül-Arş-il’azîm lâ ilâhe illallahü Rabbüs-semavati ve Rabbül-Erdı Rabbül’Arş-il-kerim) okurdu. (Bismillahirrahmanirrahim ve lâ-havle ve lâ-kuvvete illa billahil’ aliyil’azîm) okumak, sinir hastalığına ve bütün hastalıklara iyi geldiğini Enes bin Mâlik haber vermiştir. Haram işliyenin ve kalbi gâfil olanın duâsı kabul olmaz. Mâide sûresinde Allahü teâlânın yaratması için, vesileye, yani sebeplere yapışmak emrolunmaktadır. Tesiri katî olan sebeplere yapışmak farzdır. Mesela, Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmak için, İslamiyete uymak ve duâ etmek emrolundu. Diğer sebepler ve tesirleri açıkça bildirilmediği için bunlara uymak sünnet oldu. Peygamberlerin ve Evliyânın ruhlarından ve ilaçlardan şifa beklemek ve dertlerden, belalardan kurtulmak için bunları vesile yapmak sünnet oldu. Vehhâbîler bu sünnete şirk, küfür diyerek, âyet-i kerimeyi inkâr ediyorlar. Ehl-i sünnet îtikadında olmayanın duâsı fayda vermez. Allahü teâlâ, her şeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Bir şeye kavuşmak isteyen, o şeyin sebebine kavuşmak için duâ etmelidir. Sebebine kavuşunca, bu sebebe yapışır. İnsana sıhhat, şifa vermek için, duâ etmeyi, sadaka vermeyi ve ilaç kullanmayı sebep yapmıştır. Âyet-i kerime veya duâ bir çanağa yazılır. Yahut kağıta yazılıp, kağıt çanağa konur. Üzerine su konur. Yazı eriyince, her gün içilir. Yahut, bu kağıtı muska yapıp, üzerinde taşır. Yahut, bunları okuyup, iki avucuna üfürür. Avuçları ile vücudunü sıvar. (Tibyan tefsiri) son sayfasında diyor ki (Âişe valdemiz buyurdu ki Resûlullahın bir yerinde ağrı olsa iki Kul euzü sûresini okuyup, mübarek avucuna üfler, elini ağrı olan yere sürerdi). Duâ ve ilaç, ömrü uzatmaz. Eceli geleni ölümden kurtarmaz. Ömür, ecel bilinmediği için, duâ etmek, ilaç kullanmak lâzımdır. Eceli gelmemiş olan, sıhhata, kuvvete kavuşur. Şifayı ilaçdan değil, Allahü teâlâdan beklemelidir. Muhammed Mâ’sûm “rahmetullâhi aleyh” (Mektûbât)da buyuruyor ki (Murad için âyet-i kerime ve duâyı izin alarak okumalı demişlerdir). İzin veren, onu kendine vekil etmiş olur. Meşhur bir Âlimin, Velînin kitabında (okumalıdır) yazmış olması, izin vermek olur. İzin vereni ve izinini düşünerek okuyunca, o Zât okumuş gibi faydalı, tesirli olur. Kurân-ı Kerîmi ve duâyı ücret ile okumak, yani okuması için, önceden bir şey istemek büyük günahtır. İstemesi ve alması haram olur ve okuduğunun faydası olmaz. Bir şey istemeyip, sonradan verilirse, hediye olur. Hediyeyi alması câiz olur. Fetava-i fıkhiyye’nin 37. sayfasında diyor ki (Kâfirlere gönderilen mektupta Kurân-ı Kerîmden bir iki âyet yazmak câizdir. Fazla yazılmaz. Bir iki âyet de, onlara vaaz için veya huccet, vesika olarak câiz olur. Kâfir, muskanın faydasına inansa bile ona âyet-i kerime ile mübarek isimler ile muska yazmak câiz olmaz. Haram olur. Harfleri ayrı ayrı yazmakla da câiz değildir. İster müslüman yazsın, ister kâfir yazmış olsun, bir muskayı kullanmak için, içinde küfür veya haram olan yazının bulunmadığını bilmek lâzımdır). (Mevahib-i ledünniye)de diyor ki (Üç şart bulununca, Rukye câiz olur: Âyet-i kerime ile veya Allahü teâlânın isimleri ile olmaktır. Arabî lisanı ile veya mânâsı anlaşılan lisan ile olmalıdır. Rukyenin, ilaç gibi olup Allahü teâlâ dilerse tesir edeceğine, tesirini Allahü teâlânın verdiğine inanmaktır. Göz değen kimseye, Peygamber efendimizin bildirdiği şu tavizi okumalıdır: (Euzü bi-kelimatillahittamati min şerri külli şeytanın ve hamatin ve min şerri külli aynin lammetin). Bu taviz her sabah ve akşam üç defa okunup kendi üzerine veya yanındakilerin üzerine üflenirse, göz değmesinden ve şeytanların ve hayvanların zararından korur). Bir kimseye okurken, Euzü yerine (Üizüke) denir. İki kişiye okurken (Üizü-küma) denir. İkiden fazla kimseye okurken, (Üizüküm) demelidir].
Hülâsa, Muhbir-i sâdık [yani hep doğru söyleyici] ne bildirdi ise ve Ehl-i sünnet âlimleri “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” din kitaplarında ne yazdı ise, onları yapmaya canla başla çalışmalıdır. Bunların aksini şiddetli zehr bilmelidir ki sonsuz ölüme sürüklerler. Yani, ebedî ve çeşit çeşit azaplara sebep olurlar.

Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” efendimizin huzurunda bulunan kadınlar, bunların hepsini kabul etti ve yalnız söz ile Ahd ettiler. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” bunlara hayır duâ etti ve afvlarını diledi. Bu dualarının kabul olduğu tam umulur ve hepsinin affolduğu malum olur. Ebû Süfyanın zevcesi ve Muaviyenin “radıyallâhu anhüma” annesi olan Hind “radıyallâhu anha” bunların arasında idi ve hatta başkanları idi. Kadınlar nâmina o konuşmuştu. Bu ahtından ve bu istiğfar duâsına kavuşmasından dolayı, kazandığı çok umulur.

Müslüman kadınlardan herhangisi de, bu şartları kabul ederek, bunlara uyarsa, bu sözleşmeye dâhil sayılır ve bu duadan faydalanır. Nisa sûresi, 147. âyetinin meâl-i şerifi: (Allah’ın nimetlerine şükreder ve îman ederseniz, Allah size niçin azap etsin?)dir. Yani azap etmez. Allahü teâlâya şükretmek, Onun dinini kabul etmek demektir ve İslamiyetin ahkâminı yapmak demektir. [Bunu, 102. sayfadaki 17. mektup tercümesinde okuyunuz!]. Cehennemden kurtulmak için, îtikatta ve amelde, dinin sâhibine “sallallâhü aleyhi ve sellem” uymaktan başka çare yoktur. Üstad aramaktan maksat, İslamiyeti öğrenmektir. Onlardan görerek, îtikatta ve İslamiyete uymakta kolaylık elde etmektir. Yoksa, istediğini yapıp, istediğini yiyip de, mürşidin eteğine yapışarak azaptan kurtulmak yoktur. Böyle sanmak, tam bir hayale kapılmaktır. Kıyamette izin verilmeden kimse, kimseye şefaat edemeyecektir. İzin alan da, râzı olduğuna şefaat edecektir. Râzı etmek için İslamiyete uymak lâzımdır. Bundan sonra, insanlık icâbı kusuru bulunursa, ancak böyle kusurlar, şefaatle affolacaktır.

Sual: Kusurlu olan, günahı olan kimseden râzı olurlar mı?

Cevap: Allahü teâlâ, onu affetmek isterse ve afv için sebep araya korsa, o kimse, görünüşte günahı bulunsa bile elbette râzı olunmuşlardan demektir. Allahü teâlâ hepimizi râzı olduğu kullardan eyliye! Âmin.

TENBİH: Sihir (Büyü): Cinlerin insanlarda yaptıkları hastalıklardır. Müslüman cinlerden insanlara zarar gelmez. Cinler her şekilde görünür. Kâfir cinler, sâlih insan şekline de girer. Kâfir insanlar gibi, bir iyilik yapınca, küfre, fıska da sebep olurlar. Arkadaşlık ettiği insanın göstereceği kimselerde hastalık, sihir yaparlar. Bu hastalıktan kurtulmak için, bu cinni öldürmek veya kovmak lâzımdır. Cinnin zararından kurtulmak için, en tesirli iki silah, (Kelime-i temcîd) ve (İstigfar duâsı)dır. Kelime-i temcîd, (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm)dir. Bunu okuyandan cinlerin kaçtığını, büyünün bozulduğunu, İmâm-ı Rabbânî 174. mektubunda ve istiğfar duâsının, dertlere deva olduğu hadis-i şeriflerde bildirilmiştir.

Benzer Yazıları Okumak İçin Tıklayınız

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler