Sual: Yezid’in Mir’ât-ı kâinât’da yazdığı üzere Hazreti Hasan’ın karısına para ve mal vadedip onu zehirletmeye çalışması Yezid’i zalim ve fasık yapmaz mı? Bu yapılan savaşta herşey mubahtır kaidesine mi giriyor?

Cevap: Başka tarih kitaplarında “Hazret-i Hasen çok evlenip boşanıyordu. Karısı kıskançlık sebebiyle öldürdü” diyor. Bence makuldür. Diğeri Şiî rivayeti olabilir. Hazret-i Hasen’in öldürülmesinden memnun olacak veya istifade edecek birisi odur demişlerdir. Halbuki o zaman daha Yezid’in veliahtliği mevzubahis değildi. Yaptıysa, Hazret-i Hasen’in politik faaliyeti olduğunu düşünüp yapmış olabilir. Sebepsiz yapmış olabilir. O zaman fâsık olur. İstese kendisi için Hazret-i Hasen’den de tehlikeli olabilecek Hazret-i Hüseyn’in oğlu Zeynelâbidîni de öldürürdü. Çünki Kerbelâ dönüşü Yezid’in eline düşmüştü.

 

Sual: Sahih-i Buhârî’de Peygamber efendimizden şöyle bir hadîs-i şerif geçiyor: “Aranızda iki ağır emanet bırakıyorum. Biri Kur’an-ı kerim; biri de sünnetimdir”. Sahih-i Müslim’de aynı hadîs-i şerif şöyle geciyor: “Aranızda iki ağır emanet bırakıyorum. Biri Kur’an-ı kerim; biri de Ehlibeytimdir”. Bunu daha derin araştırdıktan sonra ortaya şu çıktı ki, Sahih-i Buhârî’de bu hadîsi rivâyet eden kişi Emevîler tarafından maddî yönden memnun edilmiş bir insandı. Onun için böyle rivâyet etti. Ama Abbasî devrinde Sahih-i Müslim örtbas edilmiş şeyleri ortaya koyuyor. Hangisi doğrudur?

Cevap: Emevîlerin Ehl-i beyte düşman olduğunu nereden biliyorlar? Abbasîlerin ehl-i beyt düşmanlığı Emevîlerden kat kat fazladır. Ama Abbasî tarihçileri, Abbasîlere yaranmak için Emevîleri kötülemiş; onları Ehl-i beyt düşmanlığı ile suçlamıştır. Doğrusu her zaman Ehl-i beyte düşmanlık edenler çıkmıştır. Bunun hadîs rivâyetleriyle alâkası yoktur. Böyle söyleyen ne hadîs tarihini, ne hadîs âlimlerini incelememiş demektir. İmam Buhari’nin hadîs-i şerifleri sahih kabul edip kitabına yazmak için rivayetçilerde aradığı kriterler o kadar yüksektir ki, başka hiçbir hadîs âlimi bu kadar hassas olamaz. Sahih-i Buhârî’yi yazan İsmail Buhârî, Ehl-i beyt sevgisi ile tanınmış, hatta bu sebeple Şiiîikte bile itham edilmiş idi. Doğrusu her ikisi de hadîs-i şeriftir. Hazret-i Peygamber bir defa öyle, bir defa da böyle buyurmuştur. Her ikisi de mânâ itibariyle doğrudur. Hazret-i Peygamber’in sünneti emanet bırakması “Sünnetime uyun!”; Ehl-i beyti emanet bırakması da, “Ehl-i beytime hürmet edin!” demektir. Zaten Ehl-i beyt, yani Hazret-i Peygamberin hanımları, kızları, damatları, torunları, Hazret-i Peygamber’in sünnetini aktarmakta en önde gitmişlerdir. Hazret-i Peygamber’in emanet olarak sünnetini bırakması elbette ki daha mantıklıdır. Ehl-i beyt olmasa, İslâm dinine bir eksiklik gelmezdi. Ama sünnet olmasa din çok eksik kalırdı.

 

Sual: Güneydoğudaki Emevîlerin Kürt devleti olduğu doğru mu?

Cevap: Tarihte Kürdistan denilen bölgede küçük Kürt beylikleri vardı. Hamdânîler en büyük Kürt beyliklerindendir. Güneydoğudaki Emevîlerden kasıt bunlar olsa gerek. Yoksa Emevîler Arap idi. Bu beylikler kendi arzularıyla İslâm, sonra da Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Abbasî, Selçuklu ve Osmanlılar bunlara muhtariyet (otonomi) vermişti. Tanzimat’tan sonra bu otonomi kaldırılıp, mıntıka sıradan bir vilâyet hâline getirildi. Kürt meselesinin sebeplerinden birisi budur.

 

Sual: Bazı tarih kitaplarında Hazret-i Muaviye’nin câmilerde Hazret-i Ali ve Ehl-i beyte küfür ve lânet ettirdiği yazıyor. Bir sahabenin böyle bir teşebbüste bulunması bana ne İslâmî, ne tarihî, ne de mantıkî geliyor. Ben bu kaynakların sıhhatinden şüphe etmekle beraber, sizin bu mevzudaki kanaatlerinizi öğrenmek istiyorum.

Cevap: Hazret-i Ali ile Muaviye radıyallahü anhümânın mücadelesi sırasında, Şam hükûmetine bağlı imamlar hutbede halife olarak Hazret-i Ali’nin ismini zikretmemeye başladı. Bunun üzerine Hazret-i Ali’ye bağlı Iraklı imamlar hutbede karşı tarafı ağır suçlayan sözler söylemeye başladı. Zamanla bu, sövmeye kadar gitti. Buna karşı taraf da cevap verdi. Harbde maalesef böyle şeyler olur. Bunun Hazret-i Ali ve Muaviye ile alâkası yoktur. Küfür ve lânet işi de abartılmaktadır. Ömer bin Abdülaziz, bunu yasaklamıştır.

 

Sual: Hazret-i Muaviye’nin, Peygamber efendimizin vahiy kâtibi olmadığına dair ciddi kaynaklarda bir şeyler geçtiğini söyleyen arkadaşlarım var. Benim okuduklarımın hepsine o vahiy kâtibiydi deniyor. Bir açıklık getirir misiniz?

Cevap: Aşağıdaki zâtlar, Hazret-i Muaviye’nin vahy kâtibi olduğunu açıkça zikreder. Bu husus artık tevâtürle sâbittir. Bunu ancak ehl-i bid’at inkâr eder. Ama onlardan Kur’an-ı kerimin bazı âyetlerini bile uydurma diyenleri vardır. Hafız İbn Asâkir (Târîhu Dımaşk); Âmiri (Behcetü’l-Mehâfil); İbn Abdilber (el-İstîâb); Kurtubi (Tefsîr); Şebrâmellisi (Hâşiye ale’l-Minhâc); Irâkî; Burhanuddin el-Halebî (Hâşiyetü’ş-Şifâ); Hafız İbn Abdilber (Behcetü’l-mecâlis); İbni Kuteybe (el-Meârif). Hatta Hurinî el-Metâliu’n-Nasriyye kitabında der ki: Hicretten sonra vahy kâtibliğinde en devamlıolanı Zeyd bin Sâbit, Mekke’nin fethinden sonra ise Muaviye idi.

 

Sual: Eyüp Sultan hazretleri Muaviye’ye karşı olanlardan mıydı?

Cevap: Eyüp Sultan, yani Hâlid bin Zeyd Hazret-i Ali’nin vâlilerindendi. Sıffîn’de onun tarafında idi. Ama sonra Muaviye’ye bîat etti. Hatta Yezid’in kumandasındaki ordu ile İstanbul’a geldi. Burada vefat etti. Onların aralarındaki ihtilâflar, taraftar olmalar, hakkı müdafaa içindir; nefsânî değildir. Sahabe-i kiram çok yüksek meziyetli, adalet ve hakkın tecellisini her şeyin üzerinde tutan insanlardı.

 

Sual: Muaviye’yi sevmiyorum diyenin hükmü nedir?

Cevap: İslâmiyet, eshab-ı kiramın hepsini, ayırmaksızın sevmeyi emretmektedir. Kur’an-ı kerimde meâlen, “Allah onlardan râzıdır; onlar da Allah’tan râzıdır” buyurularak buna işaret edilmektedir. Muaviye bin Ebi Süfyan, eshab-ı kiramın önde gelenlerindendir. Vahy kâtibidir ve Resulullah’ın kayınbiraderidir. İslâmiyete çok hizmeti olmuş büyük bir sahabidir. Zamanı, İslâm tarihinin altın çağlarındandır. Bunu sevmemek, kötü bilmek, günahtır. Fakat umumiyetle bu kişilerin bid’at sahibi olduğu görülmektedir. Muaviye bin Ebi Süfyan’ı iyi bilmek, bu zamanda Ehl-i sünnetin neredeyse alâmetlerinden olmuştur.

 

Sual: Emevîlerin ırkçı olduğu ve katliam yaptığı iddiası ne kadar doğrudur? Emevî tarihini en doğru hangi kaynaklardan öğrenebiliriz?

Cevap: Bunlar Şiî propagandasıdır. Emevî devri, İslâm tarihinin en parlak devresidir. Mir’at-ı Kâinât, Hak Sözün Vesikaları ve Kadir Mısıroğlu’nun İslâm Tarihi’ni okuyabilirsiniz.

 

Sual: Emevî ve Abbasîler hakkında kitap tavsiye eder misiniz?

Cevap: Piyasadaki kitapların çoğu güvenilmezdir. Şiî tesirinde yazılmıştır. Mir’at-ı Kâinât veya Cevdet Paşa’nın Kısas-ı Enbiya kitapları nisbeten tavsiyeye şâyândır.

 

Sual: Emeviler devrinde, câmilerde Ehl-i Beyte la’net okutulduğu doğru mudur?

Cevap: Sıffîn Muharebesi esnasında, Hazret-i Muaviye tarafı Cuma hutbesinde Hazret-i Ali’nin ismini zikretmeyince, Hazret-i Ali tarafındaki ordudan bazı aşırı kimseler, Hazret-i Muaviye ve yanındaki sahabiler aleyhine hutbe okumuşlar; buna cevap olarak da karşı taraftaki bazı kendisini bilmez kimseler onlara lanet okumuşlardır. Bu, Emevilerin emri ve tasvibi ile olmuş değildir. Ömer bin Abdülaziz, bunu tamamen yasaklamıştır. Emeviler zamanında hutbede Ehl-i Beyte lanet okutulduğu, bazı müfrid Şii kaynaklarının uydurmasıdır. Ehl-i Sünnet arasında da mıntıka ve zaman yakınlığı sebebiyle bu kaynaklar yayılmış ve tesir etmiştir.

 

Sual: Emeviler’in Arap olmayanlara karşı yarı köle muamelesi yaptığı, Arap milliyetçiliği güttüğü doğru mudur?

Cevap: Bunlar Şiî tarihçilerin propagandalarıdır. Aslı yoktur. Emeviler devri, İslâm tarihinin en parlak devirlerinden biridir. Dünyanın en büyük imparatorluklarından ve en yüksek medeniyetlerinden birine misal verilir. Halefleri olan Abbasîlere yaranmak için tarihçiler Emevîlerin hatalarını şişirmiş; hatta olmadık iftiralar yapmıştır. Bazı Osmanlı tarihçileri de yer ve zaman yakınlığı sebebiyle ister istemez bunlardan tesir görmüştür.

 

Sual: Emir Timur’un Hazret-i Muaviye için zâlim dediği, sahabe saymadığı, Teftazânî’nin de böyle olduğu; hatta Yezid ve Velid’e laneti caiz gördüğü doğru mudur?

Cevap: Sahabeyi sevmek, Ehl-i sünnetin kaidesidir. Emevî halifelerinin hiçbirinin İslâmiyete zararı olmamıştır. Mü’mine lanet edilmez. Ne büyük bir âlim olan Teftazânî’den, ne de dine hürmeti meşhur olan Timur’dan beklenecek bir harekettir. Teftâzânî Şerhu’l-Makâsıd’da hülâsaten der ki: “Sahabe´ye ta’zim göstermek ve onlara ta’n etmekten kaçınmak lâzımdır. Zâhiriyle onlara ta’n etmeyi icab ettiren hususları da güzelce te’vil etmek icabeder. Hazret-i Ali´ye muhalif olanlar, hak imama bir şüpheye –Hz. Osman´ın katillerine kısas yapılmamasın– istinaden başkaldırdıkları için bâğîdirler; fâsık, kâfir veya zâlim değildirler. Çünkü bir te’vilden hareket etmişlerdir. Eğer onların bu te’villeri bâtıl ise, olsa olsa, ictihadda hata ettikleri söylenebilir. Bu ise –tekfir şöyle dursun– onların fâsık olduklarını söylemeyi dahi icab ettirmek. Bu sebeple Hazret-i Ali, Şam ordusuna la’net okuyan arkadaşlarını men etmiş ve ‘Kardeşlerimiz bize karşı ayaklandı (bu onların lanetlenmesini gerektirmez)’ buyurmuştur.” Şerhu’l-Akâid’de de der ki: “Sahabe arasında cereyan eden anlaşmazlıklar ve harblerin hamledileceği mânâ ve te’viller vardır… Hâsılı müctehid seleften ve ulemâ-ı sâlihînden Muâviye ve yardımcılarına la’net ettikleri nakledilmemiştir. Çünkü onların yaptıkları son tahlilde hak imama itaatten çıkıp isyan etmekten ibarettir. Bu ise laneti gerektirmez”. Görülüyor ki zamanımızda Muâviye düşmanlarının Teftâzânî’yi delil göstermelerinin aslı yoktur.

 

Sual: Emevi ve Abbasi halifelerinin dindar olmadığı; aralarında homoseksüel, zani, sarhoş olanların çok olduğu doğru mudur?

Cevap: Bunların hepsi Şii tarihçilerinin uydurmalarıdır. Tarih boyu bu propagandalara, Ehli sünnet Müslümanlar da kanmışlardır. Emevi ve Abbasi halifelerinin içinde günahkâr olanlar olabilir. Nitekim kimse masum değildir. Ancak hepsi İslamiyete hizmet etmiştir. Din zararları olmamış; belki nefislerine zulmetmişlerdir. Mir’at-ı Kâinat isimli Türkçe tarih kitabında Emevî ve Abbasî halifelerinin hakiki hali anlatılmaktadır.

 

Sual: Asr-ı Saadet’te Hicaz’da hangi paralar kullanılıyordu?

Cevap: Hazret-i Peygamber zamanında Bizans, İran ve eski Arap altın ve gümüş paraları tedavül ederdi. Altın paraya dinar; gümüş paraya dirhem adı verilmiştir. Meskukat denen bu basılı paralar yanında, basılmamış altın ve gümüş parçaları da tartarak kullanılırdı. Hazret-i Ömer ortalama ağırlıkta tek bir dirhem kabul etti ve önceleri çekirdek şeklinde çıkan dirhemlerin de, bilinen şekilde ilk yuvarlak baskısını yaptırdı. Hazret-i Osman, hicretin 28. senesinde Taberistan’ın Hertek şehrinde bu hesap üzere ilk altın ve gümüş İslâm parasını bastırdı. Üzerinde bastıranın ismi yazan ilk parayı, Emevi halifesi Abdülmelik kestirtti.

 

Sual: Kudüs’teki Kubbetussahrâ’yı Hazret-i Ömer mi yaptırdı?

Cevap: Emevî halifesi Abdülmelik bin Mervan yaptırdı. Yanlış olarak Ömer Câmii diye bilinir. Esas Ömer Câmii, Kudüs’ün içinde Kıyamet Kilisesi’nin yanındadır. Kudüs’ün fethinde, Halife Ömer’in namaz kıldığı yere sonradan inşa edilmiştir.

 

Sual: “Yezid halife olunca, Ubeydullah bin Ziyad’ı Kûfelilerin isteği üzerine bu şehre vali yaptı. İbn Ziyad bu şehre geldiğinde şehri karmakarışık buldu ve halkı itaate davet etti. Bunun üzerine yüzlerce isyancı Hazret-i Hüseyn’i halife ilan ederek valinin evini sardı” yazmışsınız. İbn Ziyad’ı Kûfe halkının isteği üzerine vali yaptıysa, Kûfe halkı niçin ayaklandı ve Hazret-i Hüseyin’i istediler?

Cevap: İbn Ziyad, örfî idare ilan etti. Gece sokağa çıkma yasağı koydu. Yatsı namazlarını uzun surelerle kıldırıp; milleti evine yollardı. Böylece sıkı tedbirlerle asayişi temin etti. Halk bundan memnun olmadı.

 

Sual: Ubeydullah bin Ziyad sahabî midir?

Cevap: Hayır.

 

Sual: Emevîlerin sahabe tarafından Mekke ve Medine’ye kabul edilmediği; bunun üzerine Halife Abdülmelik’in Kudüs’te Mescid-i Aksa’yı yaptırıp burayı hac yeri ilan ettiği doğru mudur?

Cevap: Şiîlerin uydurmasıdır. Emevîler, bütün Suriye ve Kudüs’ü imar ettiler. Abdülmelik, Mescid-i Aksâ’yı yaptırdı. Merasimle açıldı. O sene kolera salgını sebebiyle Şam’dan hacca gidiş yasaklandığı için, kötü niyetliler böyle dedikodu yaptı. Abdülmelik, Kâbe’yi tamir ettirdi. Sonraki tamiri, Sultan IV. Murad zamanındadır.

 

Sual: Endülüs maarif sistemi hakkında bir tez hazırlıyorum. Hangi eserleri tavsiye edersiniz?

Cevap: Piyasada Endülüs kültür hayatına dair çok eser olduğu gibi, İslâm maarif sistemine dair de çok kitap ve makale vardır. Bilhassa İngilizce’de daha çoktur. Ahmet Çelebi’nin İslam’da Eğitim Öğretim Tarihi Türkçe’ye tercüme edilmiştir. George Saliba ve Makdisi’nin eserleri tavsiyeye şayandır.

 

Sual: Harre hadisesinin aslı nedir?

Cevap: Medineliler Şam’daki hükümete isyan etti. Hükümet de bu isyanı sert bir şekilde bastırdı. Bu esnada Medineliler çok sıkıntı çekti. Böyle fitne zamanlarında istenmeyen şeyler olur. Feci neticeler vukua gelir. Sonra muhalifler bu hadiseleri mübalağa ederek anlatırlar. Harre’de herkes Şamlıları suçlar; ama hükümete isyan edenler hakkında kimse bir şey söylemez. Nitekim İmam Zeynelâbidin bu hâdiseye hiç karışmadı. Kimse de onu incitmedi.

 

Sual: Harre hadisesinde Medineliler neden isyan ettiler?
Cevap: Hazret-i Hüseyn’in, halkı halifeye isyan etmiş bulunan Kûfe’ye giderken yolda şehit edilmesi üzerine, Medineliler, Şiî propagandacıların kışkırtmasıyla şehrin valisini ve maiyetini sürdüler. Hükümet üzerlerine bir ordu gönderdi. Kendilerine itaat teklif edildi, üç gün de mühlet verildi Dinlemediler. Bunun üzerine isyan sert bir şekilde bastırıldı.

 

Sual: Emevî ve Abbasi halifeleri Sünni miydi?

Cevap: Abbasî halifelerinin 3 tanesi Mutezile idi; geri kalanı ve Emevî halifelerinin hepsi Sünnî idi

 

Sual: Emevî ve Abbasî halifeleri hangi mezhebe göre amel ederlerdi?
Cevap: Kendi içtihatlarına göre amel ederlerdi. Tayin ettikleri kadılar ise kendi içtihatları veya mezheplerine göre hüküm verirlerdi. Abbasi halifeleri, İbni Abbas’ın kavillerine uymayı tercih ederdi. İmam Ebu Yusuf’tan sonra Abbasi memleketlerinin resmi mezhebi Hanefîlik olmuştur.

 

Sual: Emevi devletinin İslamiyet’e hizmeti olmuş mudur?
Cevap: Eshab-ı Kiram ve Osmanlılardan sonra gelir.

 

Sual: Emevîler ile alakalı yazılan kitaplarda hep menfi ifadeler vardır. Neye inanacağımızı şaşırdık. Ne dersiniz?
Cevap: Emevîler aleyhinde etraftan ne duyarsanız inanmayın veya tevil edin. Abbasî tarihçileri, zamanlarının hükümetine yaranmak için, Emevîlerin hatalarını şişirmiş, hatta bunları kötülemek için hadîs bile uydurmuşlardır. Bazı Osmanlı tarihleri de, zaman yakınlığı ve sınır komşuluğu cihetiyle Abbasî tarihlerinden tercüme edilmiş ve onların tesiri altında kalmış olduğundan, aynı yanlışlıkları tekrarlamıştır. Emevî düşmanlığını biraz da Şiiler körüklemiştir. Zira Emevîlerin işarı, Doğuşundan Günümüze İslâm Tarihi kitabının alakası bahsinde de yazdığı gibi, ehl-i sünnetin himayesi olmuştur. Ebu Bekir Arabî’nin el-Avâsım kitabı en doğrudur; fakat Türkçe’ye çevrilmemiştir. İbni Haldun’da, Mirat-i Kainat’ta ve Cevdet Paşa’nın Kısas-ı Enbiya’da insaflı bilgiler var.

 

Sual: Emevilerin İslâmiyete birçok hizmeti dokunmasına rağmen, zarar vermiş gibi lanse edilmelerinin sebebi nedir?
Cevap: En mühim sebep, Şiî ve Haricîlerin kuvvetli taarruzlarına rağmen, tavizsiz bir şekilde Ehl-i sünneti müdafaa edişleridir.

 

Tavsiye Yazı –> Emevilerin Tatbik Ettiği Saltanat Sistemi Meşru Mudur?

 

Tavsiye Yazı –> Abbasilere Dair Sualler

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler

1 Yorum

Comments are closed.