189 – İşlerinde acele etme ve hemen karar verme! Acele ile verilen kararlara şeytan karışır. Hadis-i şerifte, (Acele şeytandandır. Teenni Rahmandandır)  buyuruldu. Nefsin istediği bir şey hatırına gelince, şeytan, (fırsatı kaçırma, hemen yap) der. O da, yapar. Kalbe gelen şeyi yapmaktan Allahü teâlâ razı olur mu düşünmeli, sevap mı, günah mı olacağını anlamalı. Günah değil ise, yapmalıdır. Böylece, teenni etmiş, yani acele etmemiş olur. Yalnız 5 yerde acele etmek lazımdır:

1- Misafirin gelince, önüne yiyecek getir!

2- Hasbel beşer bir günah işleyince, hemen tövbe, istiğfar eyle!

3- Her 5 vakit namazını, vakit geçmeden, acele, yani erken kıl!

4- Kız veya oğlan çocuklarına, din bilgilerini ve namaz kılmasını öğret! Buluğa erişince, geciktirmeden evlendir!

5- Ölen şahsın defnedilmesinde acele eyle! [Fakat bunun için, 5 vakit namazın sonundaki ayetel kürsi ve tesbihleri terketme!]

190 – Hiçbir günahı işleme! Allahü teâlânın gazabı hangi günahta olduğu belli değildir. Sevap olan işlerin hepsini işlemeye çalış! Zira, Hak teâlânın rızasının hangi amelde olduğu belli değildir.

191 – İki günahtan çok kork! Birisi, emrinde olan insanlara zulmetme! En büyük zulüm, onların İslam bilgilerini öğrenmelerine, ibadet yapmalarına mâni olmaktır. İkincisi, din ve dünya yolunda hain olma! Her günahtan kork! Bir kimse, bir günah işlemek istese, fakat Allahü teâlâdan korkarak ondan vazgeçse, Hak teâlâ o kimseye Cennet-i alada bir köşk ihsan eder. Bir müslüman, sana zarar verirse, sen ona iyilik et! Hiç kimsenin ayblarını yüzlerine vurma!

192 – Elinden geldiği kadar yolları ve sokakları, camileri tamir et ve düzen içinde sakla, temizliklerine dikkat eyle!

194 – Gıybet günahından kendini çok koru! [Gıybet, bir müslümanın gizli günahlarını ve açık kusurlarını arkasından söylemek demektir. Pervasızca ve aşikare yapılan günahları ve bilhassa dini bozmak, müslümanlığı değiştirmek isteyen dinde reformcuları meydana çıkarmak gıybet değildir. Bunları müslümanlara haber vermek lazımdır.] Gıybet yapmakla, günahların arttığı gibi, sevapların mahv olur. Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki (Gıybet yapmak, zinâdan daha ağır bir günahtır.)

 195 – Sakın, yalan söyleme ve yalan yere yemin etme! Zira, yalan yere yemin edenlerin nesli kesilir. [Yemin hakkında, Arapça (Fetava-i Hindiye)  kitabında geniş bilgi verilmiş, hangi sözlerin yemin etmek olduğu ve hangi sözlerin yemin olmadığı uzun bildirilmiştir.] Riya, gösteriş yapma! Yalan yere sofuluk satma! Nasıl isen, öyle görün! Sende olmayan bir şeyi var gibi gösterip, kendine bühtan eyleme! Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki (Kendini âlim gösteren cahiller, Cehenneme gideceklerdir.)

 Bir müslümanın aybını meydana çıkarmaya çalışma, kimsenin gizli hallerini araştırma! Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki: (Miraç gecesi bir takım insanlar gördüm ki çok feci ve elim bir şekilde kendi kendilerine azap ederler. Cebrâil aleyhisselâma sordum ki ya Cebrâil, bunların günahı nedir? Niçin böyle kendi kendilerine azap ederler? Cebrâil aleyhisselâm dedi ki bunlar başkalarının ayblarını meydana çıkaranlardır.)

 Musa aleyhisselâm, Tur-i Sina’da Hak teâlâya sordu ki (Ya Rabbi! Başkalarının ayıplarını meydana çıkaranların cezası nedir?) Hak teâlâ buyurdu ki (Tövbesiz giderlerse, yerleri Cehennemdir.)  İmam-ı Gazali buyuruyor ki günahların büyüğü 3 tanedir. Bunlar:

1- Bahilliktir.

2- Hased yapmaktır.

3- Riyadır.

Bahil, hasis, cimri demektir. Bahillik şudur ki bir kimse bir iş için sana muhtaç olur da sen kıskanıp, o şeyi ona öğretmezsin. [Bahillerin en fenası müslümanlara emr-i maruf ve nehy-i münker yapmayanlardır. Onlara dinlerini öğretmeyenlerdir. Veya yanlış öğretenlerdir.] Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurur ki: (Bahil olanlar, her ne kadar zahid olsalar da Cennete giremezler.)

 Hased ise, bir kimsenin hayırlı bir işi veya evi, malı, mülkü, ilmi olsa, o kimseden bunların gitmesini, onda olmayıp, kendinde olmasını istemektir. [Onda olduğu gibi kendisinde de olmasını istemek hased olmaz. Buna gıbta etmek, imrenmek denir. Günah değildir.]

Sultan-ı Enbiya “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Hased, ateşin odunu yediği gibi, Hasenâtı  [yani iyilikleri] yer.)

 Riya ise, namaz, oruç, sadaka ve yol, camii şerif yaptırmak gibi hayırlı amelleri, insanlar görsün de beğensinler diye yapmaktır. İşte böyle bir maksatla yapılan işlerin hepsi riya faslına dâhildir. Riya, küçük şirktir. Tövbe etmedikçe, katiyen affolunmaz. İlmi ile amel etmemek, amelinde salah ve ihlas olmamak ve din âlimlerine, ibadet edenlere, ezana, mübarek günlere kıymet vermemek de şakavet alâmetidir.

196 – Ey Oğul! Şakilerin alâmeti sende bulunmasın! Bu alâmetlerin evveli, zulmetmektir. Zulüm 3 kısımdır:

1- Allahü teâlâya âsî olmak.

2- Zulüm eden kimselere yardım etmek.

3- Kendi emri altında bulunanlara, eza, cefa etmek. Onların ibadet yapmalarına mâni olmak.

Bu 3 fili işliyenlerin varacağı yer, nihayet Cehennemdir.

Tenbih:  Allahü teâlâya âsî olmak 2 türlüdür:

1- Allahü teâlânın emirlerini, yani farzları yapmamaktır. Farzları, vazife kabul etmeyenler kâfir olur. Vazife bilip, tembellikle yapmayanlar, yani kaza etmek, ödemek fikrinde olanlar, Hanefi mezhebinde, kâfir olmaz. Fakat en büyük günah olur.

2- Hak teâlânın men’ ettiğini, yani haramları yapmaktır. Haramdan kaçmayı vazife bildiği hâlde, nefsine uyarak yapan ve sonra üzülenler kâfir olmaz. Haram işliyen müslümanlara (fasık),  âsî denir. Haram işlemeyenlere ve farzları yapanlara (salih)  [iyi insan], mütteki denir. İttikanın, yani haramdan kaçmanın sevâbı, farzları yapmanın sevâbından daha fazladır. Farzları yapmamanın günahı, haram işlemek günahından daha çoktur. Haramların miktarı çok değildir. Mesela, adam öldürmek, gıybet [arkadan çekiştirmek], zina etmek, kadınların, kızların başları, kolları, bacakları açık sokağa çıkmaları, hırsızlık, yalan, içki içmek, kumar oynamak, altın, gümüş kullanmak, erkeklere de kadınlara da haramdır. Yalnız ev içinde süs için takmak kadınlara caizdir. Erkeklere yalnız gümüş yüzük caizdir. Gümüşten başkası haramdır.

Geçti gençlik, tatlı bir rüya gibi, ey çeşmim zar!
Beni mecnun etti girye, meskenim olsun mezar!

200 – Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: Bir müslümanda 3 şey bulunmazsa, ehl-i Cennettir:

1- Kibir,  2- Hased,  3- Hıyanet.

 Her musibete ve belaya sabır etmek, şikayet etmemek lazımdır. Zira, sabrı bulunmayan insanların dinleri kolaylıkla helak olur. Derd ve bela çekenlere sevap olmaz. Derd ve belalara sabredenlere, bunları Allahü teâlâdan bilip, Ona yalvaranlara sevap vardır.

201 – Bir müslüman:  Dünyada aziz, ahirette said olmasını isterse, kendisinde şu 3 huy bulunsun:

1- Mahlukattan hiçbir şey beklememek.

2- Müslümanları [ve zimmi kâfirleri, ölmüş iseler de] gıybet etmemek.

3- Başkasının hakkı olan bir şeyi almamak.

Allahü teâlâ 3 şeyi çok sever:

1- Cömertlik.

2- Korkmadığı kimsenin yanında doğruyu söylemek.

3- Gizli yerlerde de Allahü teâlâdan korkmak.

Allahü teâlâ, Tur-i Sinata, Musa aleyhisselâma buyurdu ki: (Bir kimseye, Hak teâlâdan kork deseler, o kimse de Allahtan korkmayı bana mı öğretiyorsun, sen Allahtan kork derse, en fenâ insan odur.)

 202 – Kimsenin günahını başına kakma! Müslüman olsun, kâfir olsun, bir kimsenin hakkını alıp da tövbe etmeyip onunla helallaşmazsan, Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” sana lanet eder. Ana-babanın ve dinini öğreten hocasının meşru olan emirlerine âsî olanlar da mel’undur. Allahü teâlânın rızasının gayrine, mesela falanca kimseye diyerek kurban kesenler de bu lanet halkasına dahildirler. Kızına zina ettiren, çıplak gezdiren, evlatlarına imanı, haramları öğretmeyen babalar ve analar ve Allahü teâlâdan başkasına ibadet ve secde edenler de mel’undurlar.

[Abdülgani Nablüsi “rahime-hullahü teâlâ” (Hadika) da el ile yapılan günahları anlatırken diyor ki: (Zor ile gasp edilen ve rüşvet olarak alınan, çalınan mallara ve kendinde emanet olan malları ticarette kullanarak elde edilen kara ve Darülharpte yani kâfir memleketlerine gidenin [tüccarın, seyyahın], kâfirlerden, rızaları olmadan aldığı mala, (Mal-ı habis) denir. Bunları kullanması haram olur. Sahiplerine geri verilmeleri, sahipleri bilinmiyorsa, fakirlere sadaka verilmeleri lazım olur. Başkasının [ve yetimin] mülkünü, ondan izinsiz kullanmak haramdır.) Müslüman, Darülharbdeki kâfirlerin bile mallarına, canlarına, ırzlarına dokunmaz. Nakil vasıtalarının ücretlerini öder. Kimseye hiyanet etmez.]

Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki: (Bir kimse, birine su verse ve o da, ona karşı bir temenna etse, eğilse, Allaha ortak koşmak olur.)  Yine buyurdu ki: (El kaldırarak selam vermek ve Allahtan başkasına yemin eylemek de şirktir.)  Mesela, (babanın canı için) diyerek yemin etmemelidir.

[Yukarıdaki hadis-i şerifte, el kaldırarak selam vermenin şirk olduğu bildirildi. Hanefi mezhebinin büyük âlimleri yani ictihad makamına yükselmiş olan âlimler buna benzeyen hadis-i şerifleri karşılaştırmışlar, hanefi mezhebinin usûl ve kavaid-i mezhebiyesine göre incelemişler. Bu hadisin mensuh olduğunu anlamışlardır. Uzakta olana, yalnız el kaldırarak selam vermenin mekruh olduğunu, söz ile ve el ile birlikte selam vermenin kerahetsiz caiz olduğunu anlamışlardır. Bunun gibi, İbni Abidinde namazın mekruhları sonunda yazılı hadis-i şerifte, (Namazlarınızı nalın ile kılınız. Yahudilere benzemeyiniz!)  buyuruldu. Halbuki fıkıh âlimleri, ayakları örtülü kılmanın sünnet, ayakları açık olarak kılmanın mekruh olduğunu bildirdiler. Yine bunlar gibi, Hadika’nın 2. cildi, 581. sayfasında, (Saçını, sakalını siyaha boyayanlar, Cennet kokusunu bulamazlar)  hadis-i şerifini bildirdikten sonra, âlimlerin hepsi, siyaha boyamak mekruhtur dedi. Caiz diyenler de oldu. (Mebsut) da böyle yazılıdır. Hazret-i Osman ve hazret-i Hüseyin ve Ukbe bin Âmir ve İbni Sirin ve Ebû Bürde ve başkaları “rahime-hümullahü teâlâ” siyaha boyarlardı diyor. Hadika, 2. cilt, 582. sayfada diyor ki (Saç, sakal boyamakta, bulunduğu yerdekilerin adetlerine uyulur. Bulunduğu şehrin adetine uymamak, şöhret olur. Tahrimen mekruh olur.) (Mişkat) daki hadis-i şerifte, (Müşriklere muhalefet edip, sakalınızı uzatınız!)  buyuruldu. Halbuki Hadimi “rahime-hullahü teâlâ” (Berika) nın 1229. sayfasında, (Sakalı kazımak sünnete muhalefet olur. Emr-i vücubi olsaydı, haram olurdu. Sakalı bir kabza [bir tutam] uzatmak sünnettir. Bundan kısa yapmak ve kazımak caiz değildir. Bazı kimseler, sakalını kazıyanın veya kısaltanın imam olması caiz olamaz. Yalnız kıldığı namaz da mekruh olur. Bu kimse mel’undur, diyorlar. Bu sözlerini (Tahavi) den aldıklarını bildiriyorlar. Böyle sözler doğru değildir) diyor. Ehl-i kitaba [yani yahudilere, hristiyanlara] ve müşriklere, muhanneslere [yani kötü oğlana] benzemek şiddetle men’ olunmaktadır. Tahtavi’nin, (Merakı’l-felah) haşiyesi 185. sayfasında, (Ehl-i kitaba benzemenin dereceleri vardır. Yemek, içmek gibi adet olan zararsız şeylerde benzemek caizdir. Kötü, zararlı şeylerde teşebbüh kasıt ederek benzemek haramdır. Teşebbüh kasıt etmezse caiz olur) diyor. Kâfirlerin dinlerine mahsus olup kâfirlik alâmeti olan şeylerde, kasıt olmadan da benzemek küfür olur. Faydalı dünya işlerinde benzemek caiz, hatta sevap olur.]

203 – Hiç kimseye lanet eyleme. Zira, lanet ettiğin adam lanete müstehak değil ise, yaptığın lanet sana döner.

Hayvanata dahi lanet eyleme! Zira, melekler, sana lanet ederler. Namazı terkedene, yüzüne karşı da, arkasından da lanet edilir. Zira, farz olan namazı özürsüz terkeden, 4 kitapta da mel’undur. Elinden geldiği her zaman emr-i maruf eyle, yani İslamiyetin emirlerini söyle, fenâ şeylerden men’ et! Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki: (Ahlak-ı zemime  [yani fenâ ahlak] olan 4 şeyden vazgeç, onlardan çok sakın:

1- Çok mal toplayıp, yememek.

2- Hiç ölmiyecekmiş gibi dünyaya sarılmak.

3- Bahil olmak  [yani, cimri olmak].

4- Haris olmak.)

 İnsanda haya olmak, iman nişanıdır. Hayasızlık, küfrü mucibdir. Haya, evvela Allahü teâlâya karşı olur.

204 – Herhangi bir işini, bahil, yani hasis kimselere danışma! Çünkü, seni sonra insanlar arasında rezil ve rüsva eyler. Salih kimse ile meşveret et! Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için çalışana (Salih kul)  denir.

SABIR FASLI

205 – Sabır, derd ve elemi şikayet etmemektir. Derd ve elemden kurtulmak için. 3 şeye sabredersen, büyük derece kazanırsın:

1- Herhangi bir belaya sabır etmenin 300 sevâbı vardır. Belaya çare, deva aramak, duâ  etmek, sabır sevâbını azaltmaz.

2- İslam bilgilerini öğrenirken zahmet çekmeye ve ibadetleri yapmaya sabır etmeye, Cennette 600 derece verilir.

3- Günah işlememek için sabır etmek.

Nefsin arzularına sabır etmenin 700 derecesi vardır. Musibet için de her nefesi için ayrı bir derece ve sevap alır. Malın, evladın gitmesi büyük musibet olup bunlara sabredenleri, Allahü teâlâ, terazi başına getirmeye haya ederim, buyuruyor.

206 – Ölümden korkma! Ve ölümü isteme! Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki: (Ölümü hatırlayınız ve duâ  ederek deyin ki: Ya Rabbi! Hakkımda ölmek hayırlı ise, beni öldür, çok yaşamak hayırlı ise beni yaşat!)

 Cenazelerde hizmet etmekte bulun! Allah rızası için cenazenin mezarına bir kürek toprak atıver! O attığın toprak, kıyamette terazine konacaktır.

Tavsiye Yazı –> Nafile namazlar bahsi

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler