Sual: Hristiyanların Allahu tealaya acizlik isnad ettikleri doğru mudur?

Cevap: Hıristiyanlar, dilleri ile Allahü teâlânın kudret sâhibi olduğunu söylemekle beraber, Allahü teâlâ için âcizlik isnad ettikleri de malumdur. [Daha önce bildirdiğimiz gibi] Tevrat (Ahd-i Atik) muharreftir. Tevratta Allahü teâlânın âlemi 6 günde yaratıp, 7. günde oturup istirahat ettiği bildirilmektedir. Tekvînin 2. babının başında, “Ve Allah yaptığı işi 7. günde bitirdi. Ve yaptığı bütün işten 7. günde istirahat etti. Ve Allah 7. günü mübarek kıldı ve onu takdis etti. Çünkü Allah, yaratıp yaptığı bütün işten o günde istirahat etti” denilmektedir. [Bunun için hıristiyanlar haftanın 7. günü olan (Pazar) günü çalışmaz, istirahat eder, tatil yaparlar.]

Allahü teâlâ, [haşa] bir marangoz gibi çeşitli aletlerle mi yarattı da, bu yorgunluk hâsıl oldu? Tekvînin 32. babının 24. ve devâmındaki âyetinde, [haşa] “Yakup yalnız başına kaldı ve seher sökünceye kadar bir adam onunla güreşirken, Yakub’un uyluk başı incindi. Ve Rab dedi: Bırak gideyim. Çünkü, seher vakti oluyor. Ve Yakup dedi: Beni mübarek kılmadıkça, seni bırakmam. Ve Rab ona dedi: Adın nedir? Ve o dedi: Yakup. Ve Rab dedi: Artık sana Yakup değil, ancak İsrail denilecek. Çünkü, Allah ile ve de insanlarla uğraşıp yendin” demektedir.

Ey hıristiyanlar! İnsaf ediniz. Allahü teâlâ yarattığı kul ile sabaha kadar alt üst olup güreş tutup, yakasını Yakup aleyhisselâmın eline vermiş ve yakasını kurtaramamış! Hiç böylesine âciz bir ilah olur mu? Allahü teâlâ, elbette böyle şeylerden münezzehtir.

Müslümanların [temiz] îtikatlarına göre, Allahü teâlâ, her mümkünü yaratmaya kâdirdir. Kudret sıfatı ile muttasıftır. Kudret, ezeli bir sıfat olup tealluk [irâde, arzu] ettiği şeye tesir eder, yaratır. Böyle olduğunda, bütün müslümanlar ittifak etmişlerdir. Allahü teâlâ, kudretinin tealluk ettiği her şeyi yaratmaya kâdirdir. Yaratılan her şey Onun kudreti ile var olmuştur.

Hak tecellî eyleyince, her şeyi asan eder,

Halk eder esbabını, bir lahzada ihsan eder.

Allahü teâlânın kudretinin tealluk ettiği her şey, kudretin tealluku, yani yaratılması hususunda müsavidirler. Çünkü mümkündürler, mahlukturlar. Kudret sıfatı, vâcib-ül-vücut ve mümteni [var olamaz] olan şeylere tealluk etmez. Tealluk [irâde] etmesi, mümtenidir, imkansızdır. Mümkün olmak, yani var ve yok olabilmek, mümkünattan olan bütün varlıklar arasında müşterek bir vasıftır. Mümkünatın [mahlukatın] hepsi, kudret sıfatı tesir edince, var veya yok olmaktadırlar. Allahü teâlânın kâdir olması zatındandır. Bu husus, kudretin tealluk ettiği bütün varlıklar için müsavidir.

Allahü teâlânın kudreti, mahluklardan [varlıklardan] bazısına mahsus olsa idi, bunun bir sebebi olması lazım olurdu. Bu ise, [haşa] Allahü teâlânın kemâlinin başka bir şeye bağlı olmasını icap ettirirdi. [Çünkü bu hâl, Allahü teâlânın kudretini, bazı varlıklara sarf etmeye mecbur kılan bir sebep olmasını icap ettirirdi.] Bu ise, noksanlıktır. Noksanlık ise, ilahta bulunamaz.

Hıristiyanlara göre, Allahü teâlâ, [haşa] her şeye kadir değilmiş. Çünkü, Tevratta yazıldığına göre, Allahü teâlâ, (Beni İsrail ile Kenan diyarına beraber gideceğim. Boruyu kuvvet ile çalsınlar ki ben de işitebileyim) demiştir. Müslümanların îtikadına göre, Allahü teâlâ her şeyi işitici ve görücüdür. Fakat Allahü teâlâ göz ve kulak [ses ve ışık] gibi vasıtalardan münezzehtir. [Görmesi ve işitmesi vasıtasızdır.]

Hıristiyanların îtikadına [inancına] göre, Allahü teâlâ, Îsâ aleyhisselâma hulul etmiştir. Onların Îsâ aleyhisselâm için, Allahtan Allah, Nurdan Nur dediklerini, daha önce bildirmiştik.

Müslümanların îtikadına [inancına] göre, Allahü teâlâ, başka bir şeye hulul etmekten münezzehtir. Çünkü, bir şeyin başka bir şeye hululü iki yolla olur. Birincisi, bir şeyin mekanına hulul olur, yani girilir. İkincisi ise, sıfatına, mevsufa hululdür. Allahü teâlâ, herhangi bir mekana hulul etmekten münezzehtir. Bunun delili, Allahü teâlânın mekandan ve bir şeye cüz, yani bir şeyin parçası olmaktan münezzeh olmasıdır. Çünkü, mekan ile bir şeye cüz olmak, cisimlerin ve cisme ait şeylerin hususiyetlerindendir. Halbuki Allahü teâlânın cisim olmadığı, cisme ait hususiyetlerin onda olmadığı, delillerle ispat edilmiştir. Böyle olduğu, bütün âlimler tarafından ittifak ile bildirilmiştir. Sıfatın mevsufa hululü yolu ile Allahü teâlânın bir şeye hulul etmesinin muhal olmasına gelince, bu ve başka yollarla olan hulul şekilleri, Allahü teâlânın (vâcib-ül-vücut) olmasına muhalıftır [aykırıdır]. Çünkü, bir şeye hulul eden, elbette o şeye muhtaç olur. Gerek cismin mekana hululü, gerekse arazın [sıfatın] cevhere [maddeye] hululü veya sûretin [şeklin] maddeye yahut sıfatın mevsufa hululü, hükemaya [felsefecilere] göre hulul etmek değil, sadece bir vasıftan ibarettir. Hülâsa, hulul eden şey, hulul ettiği mahalle muhtaçtır. [Bu ise, ilah için muhaldir.]

Hıristiyanlara göre, Allahü teâlâ maddedir ve cisimdir. Çünkü, Tevratta tekvînin 1. babının 27. âyetinde, “Allahü teâlâ insanı kendi şeklinde yarattığı için sever” demektedir. Hatta hıristiyanlar, kiliselerine çeşitli resimler, heykeller [putlar] yapıp onlara tapınırlar. (Allahü teâlâ göklerde oturur. Yer, Onun ayağının basamağıdır) diye inanırlar.

Allahü teâlâ, hıristiyanların bu îtikatlarından ve böyle şeylerin hepsinden münezzehtir. Bu husus, Ehl-i İslam (müslümanlar) ile eski yunan filozofları arasında ittifaklıdır.

Böyle olduğunun delilleri kelam kitaplarında yazılıdır.

Yine hıristiyanlar, ([önceden zikir ettiğimiz gibi], Âdem aleyhisselâmdan meydana gelen zelleden [hatadan] dolayı, Îsâ aleyhisselâmın zamanına kadar, dünyaya gelen bütün insanlar ve bütün Peygamberler “aleyhimüsselâm”, [günah kirine bulaşmış olduklarından] Cehennemde azap olunacakları ve [haşa] Allahü teâlâ, bu büyük günahı affetmek için bir çare bulamayıp, biricik oğlunu yahudiler elinde çeşitli hakaret ve işkencelerle öldürtüp, 8 gün Cehennemde yaktıktan sonra, bunların afvına çare bulduğu) inancındadırlar.

Müslümanların îtikadına [inancına] göre, Allahü teâlânın üzerinde bir hakim ve Ondan hesap soracak bir kimse yoktur. Allahü teâlâ gafurdur, yani affı, mağfireti pek çoktur ve rahimdir. Günah işleyip, tövbe etmeden ölen bir kulunu dilerse affeder, dilerse, günahı kadar azap eder. [Bütün kullarını affedip, Cennetine koysa, ihsanına muvafıktır. Bütün kullarını Cehenneme atsa, adaletine muvafıktır.] Allahü teâlânın, kullarının afvına, biricik oğlunu katl etmekten başka çare bulamadığı hususu, çok garib bir şeydir. Halbuki papazlar, köy köy dolaşıp hıristiyanların günahlarını [belli ücret karşılığı affettim diyerek] affetmekte, papalar da, Cennetin anahtarlarını cebine koymuş, tapusunu almış [gibi], Cennetten karış karış yer satmaktadırlar. [Papazların, bu işlere esas aldıkları İncil ayetlerini yukarıda bildirmiştik.]

Hıristiyanların Peygamberlere “aleyhimüsselâm” olan hürmetlerine [!] gelince, her bir Peygambere bir türlü günah isnad ederler. Peygamberlere isnad ettikleri bu çirkin şeylerin, en aşağı bir papaza dahi isnad edilmesini câiz görmezler. Mesela, Lut aleyhisselâmın [haşa] sekr halinde mübarek kızları ile zina etmesi, [Tekvîn: 19-33, 34, 25] Yehuda’nın gelini ile zina etmesi, [Tekvîn: 38-13, …18] Davud aleyhisselâmın Uryanın zevcesi ile zina etmesi, [II Samuel: 11-2, 3, 4] Süleyman aleyhisselâmın puta tapması, iftirâları gibi. Hıristiyanlar, Îsâ aleyhisselâmın on iki havarisinin nübüvvet ve resûllüklerine inanırlarken, bunlardan Yehudanın, 30 dirhem rüşvet alıp, Îsâ aleyhisselâmı yahudilere teslim etmesi, Petrus resûlün [Îsâ aleyhisselâmın yahudilere yakalandığı gece] horoz 3 defa ötünce, 3 defa Îsâ aleyhisselâmı tanıdığını inkâr etmesi, resûl Pavlos’un da 16, 17 sene Îsâ aleyhisselâma îman edenleri çeşitli ezalarla katl ettirmesi ve havarilerden bir resûlün de, diri diri derisini yüzdürmesi ve bu Pavlosun îman ettiğini bildirmesi ve hıristiyanların îtikadına [inancına] göre, Pavlos’un [haşa] Mûsâ aleyhisselâmdan efdal bir resûl olması ve sünnet olmak yerine vaftizi, İncilde ve Tevratta açıkça bildirilmiş bir iş olan, oruç ibâdeti yerine perhiz yapmayı ihtas etmesi ve İncilin ve Tevratın bir çok ahkâmını değiştirmesi itikatları, Peygamberlere “aleyhimüsselâm” olan yukarıda zikir ettiğimiz iftirâları gibidir.

 

Tavsiye Yazı —> Hristiyanlık hoşgörü ile mi yayıldı?

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler