Sual: Protestan papazlarının İslam dinine itirazlarından biri de, köle sâhibi olmanın İslam dininde câiz olmasıdır. Bu papazlar, “Mûsâ aleyhisselâmın şeriati köleliğin esaslarını gereği gibi hafifletmekle beraber, esirleri kanunun himayesi altına almıştır. Ancak, esirlerin alınıp satılmasına cevaz vermiş, müsaade etmiştir. Fakat hıristiyanlığın ruhu buna tamamen muhalif olup hâkim olduğu her yerde esirlik, kölelik müessesesini lağv etmektedir” demektedirler. Bunlara ne cevap vermeli?

Cevap: Papazların bu itirazı, sadece İslam dinine mahsus olmayıp, Îsâ aleyhisselâmın tamam etmeye memur olduğu, Mûsâ aleyhisselâmın şeriatine de şâmildir. Bunun için, kendilerinin hıristiyan olmalarından şüphe edilir. Çünkü, köleliğin yasaklanmasına dair, mevcûd İncillerde tek bir harf dahi yoktur. Bunun için, Îsâ aleyhisselâmın şeriatinde de, tabiî olarak mûsevîlikteki hükmün devam etmesi icap eder. Fakat bu papazlar, yeni fikirler ile yetişmiş Avrupalılardan oldukları için, köleliği insanlığa muhal görüyor ve kaldırılmasını arzu ediyorlarsa, bu işe dinleri karıştırmayıp, sadece aklen köleliğin, esirliğin kötülüğünden bahsetmeleri icap ederdi. Bunun için, papazların bu itirazları dini meselelerden olmadığı için, cevap vermek icap etmez. Ancak, İslamiyette mevcûd olan kölelik ile hıristiyanların bildikleri kölelik arasında olan farkı anlatmak faydalı olacaktır. Bu hususu kısaca bildirelim:

Herkesin malumu olduğu üzere, kölelik müessesesi insanlığın yeryüzünde zuhûrundan beri mevcuttur. Her millet esirleri hakkında kötü muamelelerde bulunmuş ve hiç bir millette, köle ile efendisi arasındaki hukuk, müsavi tutulmamıştır. Eski yunanlıların buna dair muhtelif kanunları hala kitaplarda yazılıdır. Romalılarda ise, köleler için tatbik edilen şiddet, zulüm, tahkir ve vahşilikler, hiç bir millette görülmemiştir. Buna ait olan tafsilatlı kanunlar, kitaplarında yazılmıştır. Yine Asya ve Afrika’da çok eski zamanlardan beri, bu adet mevcûd idi. Köle ticaretinin en çok karcısı, Avrupalılar olmuştur. Bu ticarete, ilk olarak, miladi 14. asırda, Portekizliler başlamıştır. Daha sonra Amerika keşif olununca, misyoner papazlar, bir yandan Amerika’nın yerli ahalisi olan kızılderilileri yok ederek Amerika topraklarını boş bırakıyor, bir yandan da Portekizliler, İngilizler ve Fransızlar, Afrika’dan zencileri kaçırıp, gemilerine yükleyerek Amerika esir pazarlarında köle diye sürü halinde satıyor ve milyonlarca para kazanıyorlardı. Hatta, bu çaresiz insanları doldurdukları gemiler, hususi sûrette yapılıp, ambarlarına birbiri üzerine bu zavallılar dolduruluyordu. Nefes alamayarak, yolculuk esnasında, yarısından fazlası ölüyordu. Fakat, kalanları ile arzu ettikleri ticareti yapmaktaydılar. Zencilerin bu zillete dayanamayıp, geminin ambarında isyan ettikleri de oluyordu. Bu halin vukuunda, esirleri yukarıdan silah ile öldürmek için, güverte tahtasında mazgal delikleri bırakılıyordu. Protestanların hamisi olan İngiliz kraliçesi Elizabeth, esir ticaretini meşru sayarak teşvik etti. Fransa kralı 10. Lui, bunu iyice yaymıştı. Fakat, 1780 senesinde Amerika’da Pensilvanya ahalisi, bunun yasaklanmasına çalıştı. Bundan 12 sene sonra Danimarka, ondan sonra 1807, 1811 ve 1823 senelerindeki tenbihnameler ile İngiltere ve 1814 ve 1818 tarihlerinde Fransa ve 1841’de Prusya ve Rusya devletleri esir ticaretini yasakladılar. Ancak, bunları satanlar hıristiyan tüccarlar olduğu gibi, alanlar da hıristiyan olduğundan, zevallı zenciler bunların ellerine düştükleri zaman, evvela vaftiz edilerek hıristiyan yapılıyordu. Daha sonra gece-gündüz, yaz ve kış çeşit çeşit sefaletler içinde çalışıp, efendilerine para kazandırmak için tarlalara, çiftliklere ve madenlere gönderiliyorlardı. 1860 tarihinde şimal ve cenub Amerika devletleri arasında başlayan harp ve çarpışmalar, bu esirlik meselesi yüzünden meydana gelmiştir. Bununla beraber, Amerika kıtasında yüzbinlerce zenci alınıp satılmakta ve nice hıristiyanlar, onların yüzünden milyonlarca dolar kazanmaktadırlar. Şimdi kölelik denilince, bütün Avrupalılar, Amerika’daki zillet ve sefalet içerisinde olan zencileri düşünerek, nefret ederler. [Halbuki bu zavallıların sefaletini hazırlıyan, onlara akıl almaz işkenceler yapanlar hep hıristiyanlardır.]

Avrupalılar İslam memleketlerinde yasaklanmasını istedikleri köleliği, kendi memleketlerinde ve Amerika’daki kölelik gibi zannederler. Halbuki müslümanlar arasında olan esaretin hürriyetten farkı sadece belli bir bedel ile bir elden diğer bir ele nakil olunmaktan ibarettir. Esirler ücretli bir işçiden fazla, hiç bir hizmette bulunmazlar. Esirlerin İslamiyette çektikleri zahmet, yalnız terbiye, ilim tahsili ve edeplenme hususlarındadır. İslam devletinde, harpte alınan esirler, asla öldürülmez. Harp meydanında dahi, aç ve susuz bırakılmaz. Harbden sonra, gâzî müslümanlara, ganimet malları taksim edilirken, köle ve cariyeler de, bunlara dağıtılır. Harbden sonra, gâzîler köle ve cariyelerini, ya kendileri hizmetçi olarak kullanırlar, yahut başkalarına satarlar. Görülüyor ki İslamiyette köleler, hıristiyanların Afrika’dan ve Asya’dan gizlice veya zorla kaçırdıkları hür insanlar ve bunların çocukları değildir. Hür insanı kaçırmak, bunları köle olarak satmak, İslamiyette büyük günahtır. İslam devletinde, köleler ilimde ve siyasette, en yüksek makâmlara kavuşmuşlar, hatta sadrazam dahi olmuşlardır. Osmanlı memleketlerinin büyük sülalelerinde, sultan hanımların çoğu esirlerden idi. Kölesini kendine damad yapmış ve cariyesini nikah ile kendine zevce edip, mal ve mülküne vâris kılmış, binlerce müslüman vardır. Bir müslüman, köle ve cariye satın aldığı zaman, onun yiyeceği, giyeceği ve diğer ihtiyaçları ve muamelattaki hukukunun bütün mesuliyetleri hep bu kimseye ait olur. Köle ve cariyesini yedirmek, içirmek, giydirmek ve gönlünü hoş tutmak mecburiyetindedir. Onları asla dövemez, yapamayacakları iş veremez ve hakaret edemez. İslamiyette, köle azad etmek en büyük ibâdettir. Öyle büyük günahlar vardır ki ancak köle azad etmekle affolunur. 7-8 sene hizmetten sonra, kölesini azad edip, onu evlendirmek de, müslümanların seve seve yaptıkları, adetlerdendi. Bunların hâli, Avrupa’daki ve Amerika’daki esirlerin ahvaline kıyas ve tatbik edilebilir mi?

[Bu bahsi bitirmeden önce papazlara diğer bir hususu da hatırlatmak isteriz. Müslümanların ellerinde bulunan esirlerin akraba ve yakınları, kendi esirlerini kurtarmak için, para ile müslümanlara müracaat edip, kendi esirlerinin fidyesini ödeyerek kurtarmışlardır. Fakat bu esirler müslümanlardan gördükleri şefkat, merhamet ve insanlık sebebi ile kendilerini kurtaran akrabaları ile kendi memleketlerine dönmek istememişlerdir. Müslümanların yanındaki esareti, kendi akraba, anne ve babalarının yanındaki hürriyete, tercih etmişlerdir. Bunun elbette bir sebebi vardı. Peygamberimizin kölesi Zeyd bin Harise’yi kendi memleketine götürmeye gelen babası ve amcası, Peygamberimize ne kadar para isterse ödeyeceklerini, Zeydi kendilerine vermesini rica ettiler. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” her hangi bir ücret istemedi. Zeyd bin Harise’ye “radıyallâhu anh”, serbest olduğunu, isterse babası ve amcası ile gidebileceğini bildirdi. Zeyd bin Harise, babası ve amcasının bütün yalvarmalarına rağmen; Peygamberimizden ayrılamayacağını bildirdi. Bunun misalleri çoktur. Papazlar, acaba buna ne cevap verirler?]

Tavsiye Yazı –> Hristiyanlığın esasları nelerdir?

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler