Sual: Bazı Hristiyan papazları “İslam dini, insandan irâde kuvvetini almakta, her şeyi kadere, kısmete bağlayarak, insanları hiç bir şey yapmaz, tembel ve atıl bırakmakta” diyorlar. Bunlara ne cevap vermeli?

Cevap: Bu tamamıyla yanlış bir iddiadır. İslam dini insanlara dâima, çalışmak, aklını doğru kullanmak, her türlü yeniliği öğrenmek, muvaffak olmak için her türlü meşru çareye başvurmak ve hiç bir zaman yorulmamak ve usanmamak hususlarını emretmektedir. Allahü teâlâ, kullarından kendi işlerine, kabiliyetlerine göre karar vermelerini ve bu işleri ona göre yapmalarını emretmektedir.

Kısımet kelimesinin mânâsı büsbütün başkadır. Bir müslüman ancak her hangi bir işte aklını kullandığı, her çareye başvurduğu ve son derecede çalıştığı hâlde, bir başarıya ulaşamazsa, meyus olmamalı ve bu sonucun, Allahü teâlânın kendisi için münasib gördüğü bir husus olduğunu kabul ederek, kısımetine râzı olmalıdır. Yoksa hiç bir şey yapmadan, çalışmadan, öğrenmeden ve bilmeden yan gelip ve ağzını havaya açarak kısımetini beklemek, İslamiyette yoktur. Böyle yapmak büyük günahtır. Allahü teâlâ Necm sûresi 39. âyetinde meâlen, “İnsana [ahirette] ancak dünyada çalışarak [ihlas ile] yaptığı işler fayda verir” buyurmuştur.

İnsanlar, bâzen her şeye başvurdukları ve çok çalıştıkları hâlde, istediklerine nail olamazlar. İşte o zaman, bu işte kendi ellerinde olmayan bir kudret bulunduğunu ve bu kudretin insanların yaşamaları ve muvaffakiyetleri üzerinde müessir olduğunu ve onlara yön verdiğini kabul ederler. İşte kısmet budur. Kısmet aynı zamanda büyük bir teselli kaynağıdır. “Ben vazifemi yaptım, fakat ne yapayım ki kısmetim bu imiş” diyen bir müslüman, bir işte başarısız olsa bile ümitsizliğe kapılmaz ve büyük bir iç huzuru ile çalışmaya devam eder. İnşirah sûresi 5. ayeti ve devâmında meâlen, “Güçlükle beraber şüphesiz bir kolaylık vardır. Evet muhakkak güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Öyleyse, bir işi bitirince diğerine giriş ve hâcetini yalnız Rabbinden iste” buyurulmuştur. Bunun mânâsı muvaffakıyetsizlikten ümitsizliğe düşmeyip çalışmaya devam etmenin lazım olduğudur. Halbuki yalnız maddi hususlara ehemmiyet veren başka bir din sâliki veya hiç bir dine inanmayan kimse, böyle bir vaziyet karşısında ümidini, cesaretini, çalışma azmini kaybeder ve bir daha çalışamaz hâle gelir. II. Cihan Harbinden sonra, bütün dünya kısmete inanmaya başlamıştır. Birçok Avrupa ve Amerika neşriyatında, “Müslümanların kısmet dedikleri şey, meğerse ne kadar doğru imiş. Ne kadar uğraşırsak uğraşalım, hadiseleri değiştirmek imkanı yoktur” denilmektedir. Bir felaket karşısında kalan, sevdiklerini, malını, mülkünü kaybeden bir kimse, ancak kadere, kısmete inanarak ve Allahü teâlâya (Tevekkül) ederek teselli bulabilir ve yeniden hayata döner. Tevekkül, en büyük teselli kaynağıdır. Ama yine tekrar edelim ki tevekkül etmeden evvel İslamiyetin emirlerine uymak, aklını tam kullanmak, bütün çarelere başvurarak her derdin devasını aramak şarttır.

Sual: Yine aynı papazlar “İslam dini, faizi menetmekte ve böylece dünyada bugün kurulmuş olan ekonomik sistemin aleyhinde bulunmakta” diyorlar. Bu iddiaya ne demeli?
Cevap: Bu da, tamamen yanlış bir iddiadır. İslam dini, kazancı değil, ödünç vermeyi değil, tefeciliği, ödünç verilenleri sömürmeyi men’ eder. Yoksa sırf ticari maksatlarla ve dürüst yoldan elde edilen bir kazanç, İslam dininin menettiği değil, bilakis takdir ve teşvik ettiği bir kazançtır. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem”, “Allahü teâlâ tüccarı sever, tüccar Onun sevgilisidir” buyurmuştur ve kendisi de ticaret yapmıştır. Kendi başına iş yapamayan bir kimsenin parasını bir arkadaşına veya bir şirkete emânet ederek, elde ettiği kazanca ortak olması, İslam ticaret ahkâmında önemli yer almaktadır. Bir kimsenin faizsiz ticari işler yaparak para kazanan bir bankanın kazancından aldığı hisse, tamamıyla helaldir. İslâmın men ettiği faizin, Tevratta da haram edilmiş olduğu, Mâide sûresinde bildirilmektedir. Nitekim, Tevratın Tesniye kısmının 23. babı, 19. ve 20. ayetlerinde, (Din kardeşine hiçbir şeyi fâiz ile verme! Ecnebiye fâiz ile verebilirsin) yazılıdır.

KAYNAK: Cevâb Veremedi

Tavsiye Yazı –> İslamiyette Server Meşru mudur?

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler