Sual: Hased etmek kıskançlık günah mıdır? Elimizde olmadan kalbimize hased gelirse günah olur mu? Hased etmekten nasıl kurtulabilirim?

Cevap: Hased, kıskanmak, çekememektir. Allahü teâlânın ihsan ettiği nimetin ondan çıkmasını istemektir. Faydalı olmayan, zararlı olan bir şeyin ondan ayrılmasını istemek, hased olmaz, gayret olur. Mesela, ilmini, mal, mevki ele geçirmek, günah işlemek için kullanan din adamından ilmin gitmesini istemek gayret olur. Malını haramda, zulümde, İslamiyeti yıkmakta, bidatları ve günahları yaymakta kullananın malının yok olmasını istemek de, hased olmaz, din gayreti olur. Bir kimsenin kalbinde hased bulunur, kendisi buna üzülür, bunu istemezse, bu günah olmaz. Kalpte bulunan hatıra, düşünce, günah sayılmaz. Hatıranın kalbe gelmesi insanın elinde değildir. Kalbinde hased bulunmasından üzülmezse veya arzusu ile hased ederse, günah olur, haram olur. Bu hasedini sözleri ile hareketleri ile belli ederse, günahı daha çok olur.

Hadis-i şerifte, “İnsan, üç şeyden kurtulamaz: Suizan, tayere, hased. Suizan edince, buna uygun harekette bulunmayınız. Uğursuz zannettiğiniz şeyi, Allaha tevekkül ederek yapınız. Hased ettiğiniz kimseyi hiç incitmeyiniz!” buyuruldu. Tayere, uğursuzluğa inanmaktır. Suizan, bir kimseyi kötü zannetmektir. Bu hadis-i şeriften anlaşılıyor ki kalpte hased hâsıl olması, haram değildir. Bundan razı olmak, devamını istemek, haram olur.

Hadîka kitabında diyor ki “Kalbe gelen düşünce 5 derecedir: Birincisi, kalpte durmaz, defedilir. Buna hacis denir. İkincisi kalpte bir zaman kalır. Buna hatır denir. Üçüncüsü, yapmak ile yapmamak arasında tereddüt olunur. Buna hadis-ün-nefs denir. Dördüncü derece, yapması tercih edilir. Buna hemm denir. Beşinci derecede bu tercih kuvvetlenip, karar verir. Buna azm ve cezm denir. İlk üç dereceyi melekler yazmaz. Hemm, Hasene ise yazılır. Seyyie ise, terkedilirse, sevap yazılır. Azm olursa, bir günah yazılır”. İşlemezse, bu da affolur. Hadis-i şerifte, “Kalbe gelen kötü şey söylenmedikçe ve buna uygun hareket edilmedikçe affolur” buyuruldu. İnsanın kalbine, küfür veya bidat itikadı olan bir düşünce gelince, bundan üzülür ve hemen reddederse, bu kısa düşünce, küfür olmaz. Fakat, senelerce sonra kâfir olmaya karar verirse, hatta bunu bir şarta bağlarsa dahi, karar verdiği anda kâfir olur. Senelerce sonra bir kâfir ile evlenmeye niyet eden kadın da böyledir.

[Haramı işlemenin günahı, işlemeye karar vermekten daha büyüktür. Haram, Allahü teâlânın yasak ettiği şey demektir. Günah, isim demektir. Yani, haram işleyene karşılık verilecek ceza demektir. Günah işlemek demek, ceza ve azap yapılmasına sebep olacak bir şey yapmak, yani haram işlemek demektir. Sevap, iyilik ve ibadet yapana ahirette verilecek iyi karşılık, mükafat demektir. Allahü teâlâ, dünyada iyilik ve ibadet yapanlara ahirette sevap vereceğini vaat etmiştir. İyilik ve ibadet yapana ahirette sevap verilmesi, vâcip ve lazım değildir. Allahü teâlâ, lütfederek, merhamet ederek, bunlara ahirette sevap vereceğini vaat etmiştir. Allahü teâlâ, vaadinden dönmez, muhakkak yapar.]

Hadis-i şerifte, “İnsan, haram işlemeyi kalbinden geçirir, Allahtan korkarak yapmazsa, hiç günah yazılmaz. Haramı işleyince, bir günah yazılır” buyuruldu.

Kâfir olmaya ve bidat sahibi olmaya niyet etmek haramdır. O anda, öyle olur. Çünkü, bu iki niyetin kendileri kötüdür. Kendileri haramdır. Haram işlemek düşüncesi ise, harama sebep olduğu için kötüdür. Düşüncenin kendisi kötü değildir, bunu işlemek, yapmak kötüdür. Kötülüğü işlemeyince, haramlığın ve günahın kalkması, Allahü teâlânın merhametindendir ve Muhammed aleyhisselâm hürmetine, bu rahmet-i ilâhiye onun ümmetine mahsustur.

İnsan bir kimsede bulunan nimetin ondan gitmesini istemeyip, kendisinde de bulunmasını isterse, hased olmaz. Buna gıbta imrenmek denir. Gıbta güzel bir huydur. İslamiyetin ahkamına, yani farzları yapmaya ve haramlardan sakınmaya riâyet eden, gözeten salih kimseye gıbta edilmesi vâciptir. Dünya nimetleri için gıbta etmek tenzihen mekruh olur.

Hadis-i şerifte, “Allahü teâlâ, mümin kuluna gayret eder. Mümin de mümine gayret eder” buyuruldu. Allahü teâlâ, gayretinden dolayı, fuhşu haram etmiştir. Allahü teâlâ, “Ey Adem oğulları! Sizi kendim için yarattım. Her şeyi de sizin için yarattım. Senin için yarattıklarım, seni, kendim için yaratılmış olduğundan men’ ve gafil ve meşgul etmesin” buyurmuştur. Başka bir hadis-i kudside, “Seni kendim için yarattım. Başka şeylerle oyalanma! Rızkına kefilim, kendini üzme!” buyurmuştur.

Yusuf aleyhisselâmın, (Sultanın yanında benim ismimi söyle!) demesi gayret-i ilâhiyeye dokunarak, senelerce zindanda kalmasına sebep oldu. İbrahim aleyhisselâmın, oğlu İsmailin dünyaya gelmesine sevinmesi, gayret-i ilâhiyeye dokunarak, bunu kurban etmesi emrolundu. Allahü teâlânın çok sevdiklerine, bazı Evliyaya böyle gayret etmesi çok vaki olmuştur. Gayret, bir kimsede olan hakkına, onun başkasını ortak etmesini istememektir. Allahü teâlânın gayret etmesi, kulunun kötü, çirkin şey yapmasına razı olmamasıdır. Kulun vazifesi, dilediğini yapmak değildir. Ona kulluk etmektir. Onun emirlerine ve yasaklarına uymaktır. Her dilediğini yapmak, Allahü teâlâya mahsustur. Yalnız Onun hakkıdır. Kulun kendi dilediğini yapması, günah işlemesi, Allahü teâlânın hakkına ortak olmak olur. Müminin, günah işlemekte, kendisine gayret etmesi lazımdır. Bu da, günah işlerken heyecanlanması, kalbinin çarpıntısı, sıkılması ile olur. Müminin kalbi, Allahü teâlânın evidir ve güzel huyların yeridir. Kalbinde kötü, çirkin düşüncelere yer vermek, çirkinleri güzellere ortak etmek olur. Kalbin buna razı olmaması, çırpınarak mâni olması, gayret olur.

Ensarın reisi olan Sad bin Ubade, Ya Resûlallah! Zevcemi yabancı erkekle bir yatakta görsem, dört şahit görmeden öldüremez miyim? dedikte, “Evet, öldüremezsin” buyurdu. Sad buna cevapen, dört şahit lazım ise de, buna tahammül edemem. Hemen öldürürüm, deyince, Resûlullah, “Reisinizin sözünü işitiniz! O çok gayurdur. Ben ondan daha çok gayurum. Allahü teâlâ, benden daha çok gayretlidir” buyurdu. Yani böyle gayret olmaz. Ben ondan daha gayretli olduğum hâlde, İslamiyetin dışına çıkmam. Allahü teâlâ, en çok gayretli olduğu hâlde, bu fuhşun cezasını hemen vermez, demek istedi. Sad’ın haklı olan cezayı vermekte acele etmesinin doğru olmadığına işaret buyurdu. Haram işlerken gören her müslümanın tazir cezası yapması lazımdır. Görenlerin, işlendikten sonra yapmaları caiz değildir. Bu zaman, ancak hükümetin ve hakimin tazir etmesi lazım olur. Zina yaparken görüp öldürenin, mahkemede 4 şahit göstermesi lazımdır. Yalnız yemin etmesi kabul olunmaz. Dört şahit getiremezse, katil, hakim tarafından mahkum edilir.

Kadının ortağına gayret göstermesi caiz değildir. Resûlullah, bir gece hazret-i Aişe’nin odasından çıktı. Hazret-i Aişe, zevcelerinden birinin yanına gittiğini zannederek gayret etti. Resûlullah gelince, üzüldüğünü anlayıp, “Gayret mi ettin?” buyurdu. Benim gibi bir zavallı, senin gibi, varlıkların en şereflisi, mahlukların en merhametlisi bir Zât için gayret etmez mi, dedi. Buna cevap olarak, “Şeytanının vesvesesine uymuşsun” buyurdu. Benim yanımda şeytan mı var? Ya Resûlallah! deyince, “Evet var” buyurdu. Ey Allahın Resûlü! Senin yanında da var mı? deyince, “Evet benim yanımda da var. Fakat, Allahü teâlâ, beni onun vesveselerinden muhafaza etmektedir” buyurdu. Yani, benim şeytanım müslüman olmuştur. Bana hayırlı şeyleri hatırlatır. Bir hadis-i şerifte, “Allahü teâlâ, kimseye ihsan etmediği iki nimetini bana ihsan etti: Şeytanım kâfir idi. Onu müslüman yaptı. İslamiyeti yaymakta, bütün zevcelerimi bana yardımcı etti” buyuruldu. Âdem aleyhisselâmın şeytanı kâfir idi. Zevcesi hazret-i Havva, Cennette şeytanın yemin etmesine aldanarak, Âdem aleyhisselâmın hata etmesine sebep oldu.

İnsanların Allahü teâlâya gayret etmeleri, haram işlenmesini istememekle olur.

Hasedin zıttı nasihat etmektir. Allahü teâlânın bir kimseye verdiği nimetin onda kalarak, dinine ve dünyasına faydalı olmasını istemek demektir. Nasihat etmek, bütün müslümanlara vâciptir. Hadis-i şerifte, “Hayra sebep olana, bunu yapanın ecri kadar sevap verilir” ve “Kendi için istediğini din kardeşi için de istemeyen kimse, iman etmiş olmaz” ve “Dinin temeli nasihattir” buyuruldu. Nasihat vermek demek, Allahü teâlânın var olduğunu, bir olduğunu, bütün kemal ve cemal sıfatlarının Onda bulunduğunu, Ona lâyık olmayan sıfatların, aybların, kusurların Onda bulunmadığını, halis niyet ile Ona ibadet etmek lazım olduğunu, gücü yettiği kadar Onun rızasını almaya çalışılmasını, Ona isyan edilmemesini, Onun dostlarına muhabbet, düşmanlarına muhalefet edilmesini, Ona itaat edenleri sevmeyi ve isyan edenleri sevmemeyi, nimetlerini saymayı ve bunlara şükretmeyi, bütün mahluklarına şefkat ve merhamet etmeyi, Onda bulunmayan sıfatları Ona söylememeyi bildirmek, Allahü teâlâ için nasihat etmek olur. Şükretmek, Allahü teâlânın gönderdiği nimetleri İslamiyete uygun kullanmak demektir. Kur’ân-ı Kerîmde bildirilenlere inanmayı, emredilenleri yapmayı, kendi aklı ile görüşü ile uydurma tercümeler yapmamayı, Onu çok ve doğru olarak okumayı, Ona abdestsiz el sürmek caiz olmadığını, insanlara bildirmek, Kur’ân-ı Kerîm için nasihat etmek olur.

Muhammed aleyhisselâmın bildirdiklerinin hepsine inanmak lazım olduğunu, Ona ve ismine hürmet etmeyi, Onun sünnetlerini yapmayı ve yaymayı, Onun güzel ahlakı ile huylanmayı, Alini ve Ashâbını ve ümmetini sevmeyi bildirmek, Resûlullah için nasihat etmek olur. Ona saygı gösteren, Onun dinini muhafaza eden, Onun dinine uymakta, ibadet yapmakta kendilerine hürriyet veren hükümetlere yardım etmek, onlara doğruyu bildirmek, müslümanların hakkını gözetmelerini bildirmek, onlara isyan etmemek, kanunlarına karşı gelmemek, onların İslamiyete ve insanlara hizmet etmeleri için duâ etmek, arkalarında namaz kılmak, kâfirlerle cihatlarında mal ile can ile ve duâ ile yardımlarına koşmak, zekat ve vergileri ödemek, silah ile kimseye saldırmamak, zulüm ve haksızlık yaptıklarında da isyan etmeyip, tatlılıkla onları doğru yola, adalete getirmek, onlara yaltakçılık yapmamak, doğru yoldan ayrılmalarına sebep olmamak, hükümet adamlarına karşı gelmemek lazım olduğunu herkese bildirmek ve Ehl-i sünnet âlimlerinin fıkıh kitaplarına, ilmihal kitaplarına ve ahlak kitaplarına uymak lazım olduğunu bildirmek, devlet için nasihat yapmak olur. İnsanlara dünyada ve ahirette faydalı olan şeyleri yapmak ve zararlı olan şeyleri yapmamak lazım olduğunu ve kimseye eziyet etmemeyi, kalp kırmamayı, bilmediklerini öğretmeyi, kusurlarını örtmeyi, farzları emretmeyi, haramlardan nehy etmeyi, bunların hepsini tatlılıkla, acıyarak bildirmeyi, küçüklere merhamet, büyüklere hürmet edilmesini, kendilerine yapılmasını istediklerini başkalarına da yapmalarını, kendilerine yapılmasını istemediklerini başkalarına da yapmamalarını, onlara bedenleri ile malları ile yardım edilmesini bildirmek de, bütün insanlar için nasihat etmek olur.

Hadis-i şerifte, “Müslümanlara yardım etmeyen, onların iyilikleri ve rahatları için çalışmayan, onlardan değildir. Gece ve gündüz, Allah için ve Kur’ân-ı Kerîm için ve Resûlullah için ve devlet reisi için ve bütün müslümanlar için nasihat etmeyen kimse de, bunlardan değildir” buyuruldu.

Hased, ibadetlerin sevâbını giderir. Hadis-i şerifte, “Hased etmekten sakınınız. Biliniz ki ateş odunu yok ettiği gibi, hased de Hasenâtı yok eder!” buyuruldu. Hased eden, onu gıybet eder, çekiştirir. Onun malına, canına saldırır. Kıyamet günü, bu zulümlerinin karşılığı olarak, Hasenâtı alınarak ona verilir. Hased edilendeki nimetleri görünce, dünyası azap içinde geçer. Uykuları kaçar. Hayır, Hasenât işleyenlere, 10 kat sevap verilir. Hased bunların 9’unu yok eder, birisi kalır. Küfürden [Allaha düşman olmaktan] başka hiçbir günah, Hasenâtın sevaplarının hepsini yok etmez. Günah olduğuna inanmayarak veya İslamiyete ehemmiyet vermeyerek haram işlemek ve küfre, irtidada sebep olan işleri yapmak, sevapların hepsini yok eder. Çünkü, böyle yapanlar mürted olurlar. Hadis-i şerifte, “Geçmiş ümmetlerden iki kötülük sizlere bulaştı: Hased ve kazımak. Bu sözümle onların başlarını kazıdıklarını anlatmak istemiyorum. Dinlerinin kökünü kazıyıp yok ettiklerini söylüyorum. Yemin ederim ki imanı olmayan Cennete girmiyecektir. Birbiriniz ile sevişmedikçe, imana kavuşamazsınız. Sevişmek için, çok selamlaşınız!” buyuruldu.

[Selamlaşmanın çok mühim olduğunu bu hadis-i şerif açıkça gösteriyor. Selamlaşmayı emrediyor. İki müslüman karşılaşınca, birisinin (Selamün aleyküm) demesi sünnettir. Diğerinin cevap olarak, (ve aleyküm selam) demesi farzdır. Kâfirlere mahsus kelimelerle selamlaşmak ve el, beden hareketleri ile selamlaşmak caiz değildir. Karşılaşan iki müslüman, birbirinden uzak olarak yürüyorlarsa, sesini işitemeyeceğini anladığı zaman, söylemekle birlikte, sağ eli kaşının kenarına kaldırmanın da caiz olduğu bildirilmiştir. Kâfirlere karşı başka kelimelerle selamlaşarak, fitne çıkmasına mâni olmalıdır. Fitneyi uyandırmak haramdır. Bu harama mâni olmak çok sevaptır.]

“Müslümanlar hayırlı olur. Hased edince hayır kalmaz” buyuruldu. Diğer bir hadis-i şerifte, “Hased, nemime ve kehanet sahipleri benden değildir” buyuruldu. Nemime, fitne çıkarmak için, ara açmak için, insanlar arasında söz taşımaktır. Kehanet, bilmediğini söyleyerek bundan hüküm, mânâ çıkarmaktır. [Bilinmeyen şeyleri haber veren, falcılara kahin denir. Kahine inanmamalıdır.] Bu hadis-i şeriften, hased edenin şefaatten mahrum kalacağı anlaşılmaktadır. Yani şefaat istemeye hakkı olmayacaktır.

Hadis-i şerifte, “6 kimse, 6 şeyden hesaba çekilip, mahşer yerinde azap gördükten sonra, Cehenneme gireceklerdir: Devlet reisleri zulümden, Araplar kavmiyet gayretinden, köy muhtarları kibirden, tüccar hıyanetten, köylüler cehaletten, âlimler hasetten” buyuruldu. Ticaret ile meşgul olanın, yalan söylemek, faiz, hile ve fasid bey’ ile başkasının malını aşırmak ne demek olduklarını ve bu haramlardan kurtulmanın çarelerini öğrenmesi lazımdır. Köylülerin, yani her müslümanın, Ehl-i sünnet itikadını ve ilim-i hâlini bilmesi lazımdır. Bu hadis-i şerif, hasedin din adamlarında daha çok bulunduğunu haber vermektedir. Tefsir-i kebir’de diyor ki (Hased 10 kısımdır. Bunların 9’u din adamlarında bulunur. Dünya sıkıntıları 10 çeşittir. Bunların 9’u salihlerde bulunur. Zillet 10 kısımdır. 9’u yahudilerdedir. tevazu 10 kısımdır. 9 nasaradadır. Şehvet 10 kısımdır. 9’u kadınlarda, 1’i erkeklerdedir. İlim 10 kısımdır. Biri Irak’tadır. İman 10 kısımdır. 9’u Yemendedir. Akıl 10 kısımdır. 9’u erkeklerdedir. Yer yüzünün bereketi 10 kısımdır. 9’u Şam’dadır). Fahreddin-i Razi hazretleri, bu tefsirinde kendi zamanında olanları bildirmiştir. Resûlullah dünyaya teşrif etmeden evvel, yahudiler harp edecekleri zaman, “Ya Rabbi! Göndereceğini vaat ettiğin ve en çok sevdiğini bildirdiğin, o şerefli Peygamber hürmetine” diyerek duâ ederlerdi. Duaları kabul olup Allahü teâlâ kendilerine yardım ederdi. Resûlullah, insanları müslüman olmaya davet edince, kendisinin vaat edilen Peygamber olduğunu anladılar. Fakat hased ederek, kıskanarak inkar ettiler. Hasedleri kendilerinin ve gelecek olan nesllerinin ebedî olarak felakete, azaplara sürüklenmelerine sebep oldu.

Allahü teâlâ, şeytanın şerrinden korunmamızı emrettiği gibi, hased edenin şerrinden de, sakınmamızı emretti.

Hadis-i şerifte, “Nimet sahiplerinden ihtiyaçlarınızı, gizli olarak isteyiniz. Çünkü, nimet sahiplerine hased edilir” buyuruldu. İhtiyaçlarınızın karşılandığı meydana çıkınca, hased olunursunuz. Sırrını saklayan kimse, isterse, açığa çıkarır, isterse çıkarmaz. Sırrını açıklıyan kimse, çok defa söylediğine pişman olur, üzülür. İnsan, söylemediği sözüne hakimdir. İsterse söyler, istemezse söylemez. Söylediğinin ise, mahkumudur. Keşki söylemeseydim, der. Mala, eşyaya emin olan kimselerin çoğu, esrara emin olmazlar. “Zehebini ve zihabını ve mezhebini gizli tut!” sözü meşhurdur. [Zeheb, altın, zihab, itikat, mezhep de, işlerde tutulan yol demektir.]

Hased etmek, Allahü teâlânın takdirini değiştirmez. Boşuna üzülmüş, yorulmuş olur. Kazandığı günahlar da, cabası olur. Muaviye “radıyallâhu anh”, oğluna nasihat olarak, (Hasetten çok sakın! Hasedin zararları sende, düşmanınınkinden daha önce ve daha çok hâsıl olur) dedi. Süfyan-ı Sevri hased etmeyenin zihni açık olur, demiştir. Hiçbir hasedci muradına kavuşmamıştır. Kimseden hürmet görmemiştir. Hased, sinirleri bozar. Ömrünün azalmasına sebep olur. Esmai diyor ki bir köylüye rastladım. Yüz yirmi yaşında idi. Çok yaşamasının sırrını sordum. “Çünkü, hiç hased etmedim” dedi. Ebülleys-i Semerkandi diyor ki “3 kimsenin duâsı kabul olmaz: Haram yiyenin, gıybet edenin, hased edenin”.

Hased olunanın, dünyada ve ahirette, bundan hiç zararı olmaz. Hatta faydası olur. Hased edenin ömrü üzüntü ile geçer. Hased ettiği kimsede nimetlerin azalmadığını, hatta arttığını görerek, sinir buhranları geçirir. Hasetten kurtulmak için, ona hediye göndermeli, nasihat vermeli, onu methetmelidir. Ona karşı tevazu göstermelidir. Onun nimetinin artmasına duâ etmelidir.

Tavsiye Yazı —> Müminin vasıfları nelerdir?

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler