Otuzikinci Bölüm

İLM-İ USÛL-İ FIKH

(Usûl), asl kelimesinin çoğuludur.

(Asl), bir şeyin dibi, kökü manâsınadır. Kendisine tercîh edilene nisbetle tercîh edilen şeye de asl denir.

Cüz’iyyâtına şâmil ve muvâfık olan kanûn ve kâideye asl denir. Medlûle nisbetle delîle asl denir.

(Asl), başka bir şeyin kendisi üzerine binâ edildiği şey diye de ta’rîf edilmiştir.

(Asl), kendisine muhtâc olunan şey ma’nâsına da gelir. Nitekim hayvanâtda asl olan gıdâdır, denir.

En iyi ve en lâyık olan şeye de (asl) denir. Nitekim insanda asıl olan ilimdir, denir. Çünki ilm insana, cehâletden dahâ iyi ve dahâ lâyıkdır.

Kendisinden, dalların ve şûbelerin meydâna geldiği şeye de (asl) denir. Çocuğa nisbetle babanın asl olması gibi.

Önceki hâle de (asl) denir. Nitekim eşyâda asl olan mubâhlık ve temiz olmakdır, denir.

Eşyâda (asl) olan ademdir [yoklukdur]. Çünki, adem eşyâda varlıktan öncedir.

Kelâmda (asl) olan hakîkattir.

Müsebbibin [sebeb olanın] sebebe bağlı ve muhtâc olması bakımından sebeb de, (asl)dır.

Dinde (asl) olan tevhîddir. [Allahü teâlânın bir olduğuna inanmaktır.]

(Asl), bir şeyin bulunduğu hâl üzere bekâsı, kalması diye de ta’rîf olunur ki, bir şeyin bulunduğu hâl üzere bekâsı (asl)dır, demektir.

İsimlerde (asl) olan tenkîrdir. Yanî nekre, belirsiz olmaktır. Şerî’atde (asl) olan berâet-i zimmettir. [Yanî aksine bir delîl bulunmadığı müddetce, şahsın suçsuz ve borçsuz olmasıdır.]

İsimde (asl) olan varlığa delâlet etmesidir. Bu isim, ister âlim kelimesi gibi sıfat olsun, ister gulâm (köle ve hizmetci) kelimesi gibi sıfat olsun. Sıfat, sonradan kazanılır ve dâimî değildir, kaybedilebilir.

İsm-i işâretde (asl) olan, ister yakın, ister uzak olsun, görülebilen şeye işârettir.

Fiillerde (asl) olan çekilebilir, değişik kalıblara çevrilebilir olmasıdır. Başında âmil bulunmayan isimde (asl) olan, sükûn üzere olmaktır. Ma’rifelikte, belirlilikde (asl) olan bilinmektir.

Sıfatda (asl) olan açıklama ve tahsîsdir [husûsîleşdirmedir]. Sıfatda (asl) olan, temyîzdir [başkalarından ayırmaktır]. Merfu’ olmakta (asl) olan fâil olmaktır.

Mübtedâda (asl) olan ma’rifeliktir [belirli olmaktır]. Haberde (asl) olan, müfred olmaktır.

Amelde (asl) olan, fiildir. [Kelimelerin sonuna te’sîr etmekte (asl) olan fiildir.]

Cevâbda (asl) olan, suâle benzerliktir.

İsimde (asl) olan, i’râbdır. [Sonunun değişir olmasıdır.] Fiilde (asl) olan, binâdır. [Sonunun değişmemesidir.] Cümlelerde (asl) olan, fiil cümlesidir.

Müsennâda (asl) olan, mu’reb olmaktır. [Sonunun değişmesidir.] Haberde (asl) olan mübtedâdan sonra gelmesidir.

Âmilde (asl) olan ma’mülden önce gelmesidir.

Hurûfu kasemde [yemîn harflerinde] (asl) olan (bâ) harfidir. Teşbîhde (asl) olan müşebbehdir [benzeyendir].

İlm-i usûl-i fıkıh: Şer’î ilimlerden olup, kat’î ve icmâlî delîllerden, şerîatin fer’î hükümlerinin istinbâtı ve istihrâcı [çıkarılması] sûretinden, usûlünden bahseden ilimdir.

Mevzû’u: İlm-i usûl-i fıkhın mevzû’u, ahkâm-ı şer’iyyenin istinbâtı [çıkarılması] bakımından, edille-i şer’iyye-i külliyyedir.

Mebâdi [temelleri]: İlm-i usûl-i fıkhın temelleri, arabî ilimler ile şer’î ve aklî ilimlerden bazılarıdır.

Gâyesi: İlm-i usûl-i fıkhın gâyesi, edille-i erbe’adan ahkâm-ı şer’ıyyenin çıkarmakda meleke kazanmaktır. Edille-i erbe’a, (Kitâb), (Sünnet), (İcma’) ve (Kıyâs)dır.

Fâidesi: İlm-i usûl-i fıkhın faydası, ahkâm-ı şer’iyyeyi kaynaklarından doğru olarak çıkarmaktır.

(Kitâb) lafz-ı şerîfinden maksad, Kur’ân-ı azîm-üşşândır. Bu lafz hakkında, tefsîr ilmi bölümünde, Kur’ân-ı kerîmin isimleri bildirilirken bahsedildi.

(Sünnet), lügatda, gerek marazî olsun, gerek gayrî marazî olsun, [beğenilsin veyâ beğenilmesin], tarîkat [yol] manâsınadır. Şerî’atte farz ve vâcib olmaksızın ta’kîb edilen yoldur. Sünnet bazen terk etmekle berâber, Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” devâmlı yaptıkları güzel âdetleridir. Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” ibâdet olarak devâmlı yaptığı sünnetlere (Sünen-i hüdâ) denir. Âdet olarak yaptıklarına ise (Sünen-i zevâid) denir. (Sünen-i hüdâ), yapılması dînin kemâli için olup, terki mekrûh işlemek veyâ kötü bir iş yapmak olur. (Sünen-i zevâid)in yapılması iyi işlerden olup, terki mekrûh işlemek veyâ kötü bir iş yapmak olmaz. Sünen-i zevâid, Resûl-i ekremin “sallallahü aleyhi ve sellem” oturmaları, kalkmaları, giyinmeleri, yemeleri gibi mubârek âdetleridir.

(İcmâ’), lügatda azm ve ittifâk manâsınadır. Istılâhda, ümmet-i Muhammed aleyhissalâtü vesselâmdan olan müctehîdlerin aynı asırda dîne âit bir iş üzerinde ittifâk, sözbirliği etmeleridir. Başka bir ta’rîfe göre, müctehîd olan âlimlerin bir iş üzerinde tam ittifâk etmeleridir.

(İcmâ-ı mürekkeb), mehâzda [kaynakda] ihtilâf bulunmakla berâber, hükmde ittifâk demekdir. Fakat iki kaynakdan birisinin fesâdı ile hükm farklı olur. Bunun misâli, kay [kusma] ile kadına dokunma birlikde olduğunda, abdestin bozulacağı husûsunda icmâ’ bulunmasıdır. Lâkin abdestin bozulmasının sebebi hanefîlere göre ağız dolusu kusmak, şâfi’îlere göre kadına dokunmakdır. Kusmanın hanefîlere göre abdesti bozmaması farz edilse, o zamân abdesti bozduğuna hükmolunmaz. Bu durumda icmâ’ kalmaz. Aynı şekilde şâfi’îlere göre kadına dokunmanın abdesti bozmadığı farz olunsa, abdesti bozduğuna hükmolunmaz ve yine bu durumda da icmâ’ kalmaz.

(Kıyâs), lügatta, bir şeyi diğer bir şeyle ölçmek demektir. Müsâvât [birbirine eşid olma] ma’nâsına da gelir. Kıyâsın cem’îsi (akyise)dir. Bir rivâyete göre, kıyâsın aslı, kendisine kıyâs yapılan şeyin önce geçmiş olmasıdır. Şerî’atde kıyâs; hükmün hakkında nâs bulunan şeyden başka bir şeye geçmesi için nâsdan çıkarılan ve hükümde asl ile fer’ arasını birleştiren manâdan ibâretdir.

(Nâs), lügatda delîl, haber ve zuhûr manâlarına gelir. Cem’îsi (nusûs) ve (nisâs)dır. Istılâhda, bir ma’nâdan başkasına ihtimâli olmayan ve bir rivâyete göre te’vîle ihtimâli olmayan lafızdır.

İlm-i usûl-i fıkıhta büyük müelliflerden bir zât, Ahmed bin Alî Ebû Bekr-Râzî “aleyhirrahme” hazretleridir. Ahmed bin Alî Ebû Bekr-Râzî
305 [m. 916] yılında tevellüd etmiş, 370 [m. 980] yılında Bağdâd’da vefât etmiştir.

Usûl-i fıkh ilminde eser yazan büyük âlimlerden biri, Ubeydüllah bin Ömer bin Îsâ Ebû Zeyd Debbûsî hazretleridir. Bu zât hicrî 432 [m. 1039] senesinde Buhârâ’da vefât etdi. [Debbûs, Semerkandda bir kasabadır. Debbûsî’nin, (Te’sîs) fıkh kitâbı ile (Esrâr fil üsûl-i vel-fürû’) kitâbı ve (Hazâne) fetvâ kitâbı ve imâm-ı Muhammed’in (Câmi’ul-kebîr)ine şerhı vardır.]

Usûl-i fıkh ilminde eser yazan büyük âlimlerden biri de, Alî bin Muhammed bin Hüseyn bin Abdülkerîm bin Mûsâ bin Îsâ bin Mücâhid Ebül- Hasen Fahr-ul-islâm Pezdevî’dir. Hicrî 400 [m. 1009]de doğdu. 482 [m. 1089] senesinde vefât etti.

Usûl-i fıkh ilminde kitâb yazan bir diğer büyük âlim de, Fahr-ul-islâm Pezdevî hazretlerinin (Ebül-yesr) diye meşhûr olan birâderi Muhammed bin Muhammed bin Hüseyn bin Abdülkerîm Ebül-yesr Pezdevî hazretleridir. Bu zâtın yazdığı muteber eserlerin kolay ve râhat anlaşılır olması sebebiyle, kendisinin Ebül-yesr diye meşhûr olduğu, Fahr-ül-islâm Pezdevî hazretlerinin eserlerinin zor anlaşılır olması sebebiyle de ona (Ebül-Usr) denildiği rivâyet edilmiştir. Ebül-yesr hazretleri üstün hâller ve fazîlet sâhibi bir zât idi. Hicrî 421 [m. 1030]de doğdu. 493 [m. 1099] senesinde Buhârâda vefât etdi.

Usûl-i fıkh ilminde eser yazan büyük âlimlerden biri de, Şems-ül- eimme Muhammed bin Ahmed bin Ebî Sehl Ebû Bekr Serahsî hazretleridir. 483 [m. 1090] senesinde vefât etdi. [10 sene hapiste kaldı. Hapisde iken yazdığı (Usûl) kitâbı ve (Câmi’-i kebîr) ve (Câmi’-i sagîr) ve (Siyer-i kebîr), (Muhtasar-ı Tahâvî) şerhleri ve (Mebsût) adındaki (Kâfî şerhi) ve (Muhît) kitâbları meşhûrdur.]

Usûl-i fıkh ilminde eseri bulunan büyük âlimlerden biri de, Mevlâ Ebül-Abbâs Ahmed bin Alî bin Sa’leb bin Ziyâ Muzaffereddîn bin Seâtî el-Bağdâdî hazretleridir. Hicrî 683 [m. 1284], bir rivâyete göre de 682 [m. 1283] senesinde vefât etti.

Usûl-i fıkh ilminde, müelliflerden bir diğer zât da Abdüllah bin Ah- med bin Muhammed Ebül Berekât Hâfıziddîn Nesefî hazretleridir.
İlm-i usûl-i fıkıhta büyük müelliflerden biri de, Ömer bin Muhammed bin Ömer Şeyh Celâleddîn-i Habbâzî hazretleridir. Hicrî 691 senesinde vefât etmiştir.

Usûl-i fıkh ilminde, büyük müelliflerden bir diğer zât da, Ebû Abdüllah Muhammed bin Muhammed bin Ömer Hüsâmeddîn Ahsîkesî hazret- leridir. 644 [m. 1246] senesinde vefât etdi. [Ahsîkesî, Mâverâünnehrde, bir beldenin ismidir.]

Büyük fıkh âlimlerinden İmâm-ı Ermevî, İmâm-ı Fahreddîn Râzî [544-606 (m. 1209)], Mevlânâ el-fâdıl Sadr-üş-şerîa âlim-i muhakkîk ve hıbr-i mudekkîk Ubeydüllah bin Mes’ûd bin Mahmûd bin Ubeydüllah bin Mahmûd Sadreddîn Mahbûbî, Mevlânâ âlim-ül-âmil fâdıl-ül-kâmil Şemseddîn Fenârî [751-834 (m. 1431)], Kâdı Beydâvî [685 [m. 1286]da vefât etdi], mevlânâ Hüsrev diye meşhûr Mevlâ Muhammed bin Ferâmürz bin Hâce Alî hazretleri de, Usûl-i fıkh ilminde kıymetli ve mu’teber eserler yazan büyük âlimlerdendir. Yukarıda ismleri geçen, meşhûr âlimlerin usûl-i fıkh ilmine dâir yazdıkları kıymetli eserler, bu ilimde mu’teber eserler olup, âlimler tarafından bu kitâblar üzerine pekçok şerhler ve hâşiyeler yazılmışdır. “Rahimehümüllah.”

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler