İlmin fazîleti ve şerefi, Kur’ân-ı kerîmde âyet-i kerîmeler ile ve Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” hadîs-i şerîfleri ile meşhûr olmuştur. Büyük müctehîdlerden imâm-ı Şâfi’î hazretleri, “İlmin öyle bir şerefi vardır ki, her kimde o şereften az bir şey bile bulunsa, o kimse mesrûr ve memnûn olur. Eğer o nisbet bulunmasa, kederli ve mahzûn olur,” buyurmuştur.

İlimlerin şerefi, mevzû’, gâye, ihtiyâc, delîllerinin sağlamlığı ve güvenilirliği bakımından farklıdır. Meselâ tıb ilminin mevzû’u insan bedenidir. Tefsîr ilminin mevzû’u Allahü teâlânın kelâmıdır. Bu iki ilmin sâhip olduğu şeref gâyet açıktır.

İlm-i ahlâkın gâyesi, insana âit fazîletleri bilmek olması bakımından, bu ilmin şerefi de meydândadır.

İhtiyâc bakımından şerefli olan ilim, fıkıh ilmidir. Bu ilmin öğrenilmesine ihtiyâc olduğu âşikârdır.

Delîlinin sağlamlığı ve güvenilirliği bakımından şerefi olan ilim, ulûm-i riyâziyyedir.

İlm-i ilâhînin mevzû’u ve gâyesi, şerefli olup, öğrenilmesi lâzımdır. Bazen netîcesi veyâ delîllerinin sağlamlığı ve güvenilirliği veyâ gâyesi bakımından iki ilimden biri diğerinden dahâ şerefli olur.

Netîcenin şerefi, delîllerin kuvvetli oluşundan dahâ üstündür.

İlimlerin en şereflisi, Allahü teâlâ, melâike-i kirâm ve Peygamberlerle “aleyhimüsselâm” alâkalı olan ilimdir. Çünki bu ilmin netîcesi, semeresi, saâdet-i ebediyyeden ibârettir.

İlim, herşeyden dahâ lezzetli ve dahâ faydalıdır.

Bilindiği gibi, bir şeyin şerefi yâ zâtı sebebiyle veyâ zâtından başka bir şey sebebiyledir. İlim, bu iki şerefe de sâhiptir. Çünki ilim, kendisi lezzetli olduğu için, lezzetli olduğu öğrenildiği gibi, başka bir şey için de lezzetli olduğundan, o başka şey için de öğrenilir.

İlmin kendisinin lezzetli olmasına gelince, ilim ehlinin ma’lûmu olduğu üzere, ilmin üstünde başka bir lezzet yoktur. Çünki, ilmin lezzeti, lezzet-i rûhânî ve hâlis, husûsî bir lezzettir. Cismânî lezzet hakîkatte, elemin giderilmesinden ibârettir. Nitekim, yeme lezzeti, açlık eleminin giderilmesidir. Bu lezzet, rûhânî lezzetin zıddı olup, rûhânî lezzet, cismânî lezzetlerden dahâ lezzetli ve dahâ rağbetlidir. Bunun için, ikinci imâm Muhammed bin Hasen Şeybânî hazretleri, ilmî müşkillerin çözülmesini müteakiben hâsıl olan rûhânî lezzet ile mütelezzîz olduklarında [bu lezzeti taddıklarında], “Sultânların oğulları nerede! İşte lezzet budur. Bilhâssa bu lezzet, melekûta âit hakîkatler ve ilâhî sırlara dâir tefekkür olunca!” buyurarak, neşesini ve sevinçlerini izhâr ederdi.

İmâm-ı Muhammed hazretlerinin, sevinç ifâde eden bu sözleri, rûhânî lezzetin cismânî lezzetlerden dahâ tatlı ve dahâ zevkli olduğunu bildirmektedir.

İlmin, başkası tarafından elden alınması ve verilmesi ve devâmına hiç kimsenin müdâhalesi bulunmaması gibi bir şeref, meziyet ve lezzeti dahâ vardır.

Câhillerin çoğu, ulemânın mazhar olduğu [kavuştuğu] şerefe nâil olmak azminde bulunur ise de, bedenî arzû ve istekleri ile alâkalı mâniler, onların bu maksada kavuşmalarına mâni olur.

İlmin, kendisinden başka şeylere âit lezzetlere gelince, bu lezzetler yâ âhiretle yâhud dünyâ ile alâkalı olur. Uhrevî olan lezzet, ilmin âhiretle alâkalı lezzetlerinin büyüğü ve saâdet-i ebediyyenin elde edilmesine vesîle olmasından ibârettir.

Saâdet iki kısma ayrılır: Birincisi, bir faydanın elde edilmesidir. İkincisi, zararın giderilmesidir.

Menfaat te’mîni ve zararın giderilmesi, yâ dînî ve yâhud dünyevî olur. Bu durumda dört kısım ortaya çıkar ki, bunlar ilim vâsıtasıyla elde edilir.

İlim öğrenmek ve öğretmenin dînî faydaları olduğu gibi, dünyevî faydaları da vardır. Bunlar, insanın sıkıntılı zamânlarında dostu, gurbette arkadaşı, yalnızlıkta sohbet ettiği, her işte müşâviri, her hayra rehberi, düşmanlarına karşı silâhı olması ve diğer mühim faydalardır..

İnsanı yüksek derecelere ve üstün mevkilere ve herkesin kabûlüne kavuşduran ilim ve kemâldir.

İlim, dînî zararları da giderir. Dînî zarar iki kısımdır: Birincisi, yasakları işlemektir. İkincisi, emirleri terk etmektir. Yasakları işlemek, nefsin zararlı arzû ve isteklerine dalmaktır. Emirleri terk etmek ise, emirleri yapmakta tenbellik ve kusûr etmektir.

Aynı şekilde ilim, dünyevî zararı da giderir. Dünyevî zarar iki çeşittir: Birincisi, maksadları elden kaçırmak ve kötülüklere düşmektir. İkincisi, kanûn-ı şer’î şerîfe [islâmiyyetin emirlerine] uygun hareket etmemekten meydâna gelen kötülüklerin zararıdır.
İlim, yukarıda bahsedildiği gibi, dünyevî ve uhrevî zararlardan insanı korur.

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler