Bu mektûb, hadîs-i şerîf ile amel hakkındadır.

Hadîs-i şerîf ile amel ve bir mezhepten diğer mezhebe geçmek hakkında ne buyurursunuz diye soruyorsunuz.

Kıymetli efendim! Hadîs-i şerîf ile amel husûsunda Medîne-i münevvereli muhaddis, Şeyh Muhammed Hayât bir risâle yazmış. Onun fârisî olarak hulâsâsı şöyledir. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen ((Resûlüm) Şöyle de: Eğer siz Allahı seviyorsanız, hemen bana uyun ki, Allah da sizleri sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın…) (Âl-i İmrân sûresi: 31) buyurdu. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” de (Sizden birinizin hevâsı benim getirdiklerime tâbi olmadıkca, îmân-ı kâmil mümin olmaz.) buyurdu. Bu hadîs-i şerîf sahîhdir. Onu Ebü’l-Kâsım bin İsmâ’îl bin Fadl İsfehânî Kitâbu’l-mihacce’de yazmaktadır. İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe “radıyallahü anh” Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” hadîs-i şerîfi ve Sahâbe-i kirâmın sözü bulununca, benim sözümü bırakınız, buyurmuştur. Yine Onun “radıyallahü anh”: “Sahîh hadîs benim mezhebimdir” diye buyurduğu meşhûrdur. O hâlde, hadîs ilminde ihtisâsı bulunan, nâsih ve mensûhu ve kuvvetli ile za’îfi birbirinden ayırabilen bir kimse, hadîs-i şerîfle amel ederse, İmâm-ı a’zamın mezhebinden çıkmış olmaz. Çünki İmâm-ı a’zamın “radıyallahü anh”, “Hadîs-i şerîf varsa o benim mezhebimdir, sözü bu konuda açık bir delîldir. Böyle birisi, hadîs-i şerîf varken, bunu bildiği hâlde onunla amel etmezse, İmâm-ı a’zamın “radıyallahü anh”, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” hadîs-i şerîfi bulununca, benim sözümü terk ediniz, sözüne muhâlefet etmiş olur. Resûlullahın “sallallahü aleyhi vesellem” bütün hadîs-i şerîflerini bilen bir âlimin bulunamıyacağı açıktır. Nitekim İmâm-ı a’zamın “radıyallahü anh” Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” hadîs-i şerîfi bulununca benim sözümü terk ediniz” sözü, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” bütün hadîs-i şerîflerinin kendisine ulaşmadığını, belki onların bir kısmına ulaşamadığını göstermektedir. Niçin böyle olmasın. Hülefâ-i râşidîn bu ümmetin en âlimi oldukları ve devâmlı Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” sohbetinde bulundukları hâlde, onların bile ulaşamadığı hadîs-i şerîfler olmuştur. Böyle olduğunu, hadîs ilmini bilen herkes bilir. Ümmetin ferdlerine Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” tâbi’ olmaları vâcibdir. Bu imâmlardan herbirine ittibâ vâcib değildir. Müslümânlar istediği müctehidin mezhebini seçmekte serbesttir. Hadîs-i şerîfle ameli, müctehidin mezhebinden yüksek tutan kimsenin delîli varsa, onu getirir. Fakat dört mezhepten, birinden diğerine geçmeye gelince, bu tafsilât ister. İmâm-ı Süyûtî “rahmetullahi aleyh” (Cezîlül-mevâhib fî intikâlil-mezâhib) adında bir kitâp yazmıştır. Bunun hülâsâsı şudur: Bir mezhepden diğerine intikâl etmek câizdir. İmâm-ı Râfiî böyle olduğunu kesin olarak ifâde etmiş, imâm-ı Nevevî de onun peşinde gitmiştir.

Ravdâ kitâbında şöyle denilmiştir: Mezheblerin tedvîninden sonra, acabâ mukallide bir mezhepden diğer mezhebe geçmek câiz midir?

Deriz ki: Her iki müctehidin ahvâlini öğrenen mukallidin zannı, ikinci taraf dahâ âlimdir şeklinde gâlib olunca, birinci mezhebden ikinci mezhebe geçmek câiz, hattâ vâcibdir. Eğer serbest yapsak yine câizdir.

Mukallidin birkaç hâli vardır. Bunlar aklen dört hâldir. Çünki mukallid ya avâmdır ya âlimdir. Bu iki durumda yanî mukallid avâm veyâ âlim olunca, onun bir mezhepten diğerine geçmesi için, ya dînî ya da dünyevî bir sebep vardır. Eğer mukallid avâm, fıkıh bilgisinden yoksun, mezhebinin isminden başka bir şey bilmiyorsa ve onun diğer mezhebe geçmekten maksadı mal veyâ makâm elde etmekse onun diğer mezhebe geçmesi en hafîf bir durumdur. Çünki bu intikâli hakîkatde intikâl değil, bir başlangıçtır. Yanî o henüz bir mezhebe yeni geçmektedir.

Eğer mukallid, âlim ve fakîh ise, dünyevî bir maksat için diğer mezhebe geçiyorsa, onun durumu çok mesûliyetli bir iştir. Çünki o dünyevî bir maksat için mezhebini değiştirmesi, mezheblerle oynamaktır. Bu câiz değildir.

Eğer mukallid, kendi mezhebinde fakîh (âlim) ise, dînî bir sebepten dolayı diğer mezhebe geçiyor ve geçeceği mezhebi delîlleri kuvvetli olduğu için, tercîh etmiş ise, onun yanî böyle bir kimsenin o mezhebe geçmesi vâciptir. Bir rivâyete göre câizdir.

Eğer mukallidin başka mezhebe geçmesi dînî ve dünyevî hiçbir sebebi yoksa, belki her iki mezhepten yalnız amel etmeyi kastederse, böyle bir intikâl âmî (câhil) için câizdir. Âlim olana câiz değildir. Zîrâ o bu mezhebin fıkhını belli bir müddet içinde öğrenmiş, diğer mezhebe geçince o mezhebi öğrenebilmek için ayrı bir ömür gerekir. Bu yüzden o mezhebe geçince maksad olan amelden geri kalabilir. O hâlde onun mezheb değiştirmeyi terk etmesi evlâdır.

Hanefî olmayan bir kimsenin, hanefî mezhebine geçmesi câiz, aksi câiz değildir demek, sırf taassûbdur. Delîli yoktur. Zîrâ bütün mezhep imâmları hakîkatte berâberdirler. Eğer hanefî mezhebini ya da başka bir mezhebi, diğerine takdîm etmekte nass yanî âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf olsaydı, o mezhebi taklîd etmek ümmetin her ferdine vâcip olurdu. Diğerini taklîd etmek câiz olmazdı. Böyle bir şeyin olması icmâ-ı ümmete muhâliftir. Hanefî mezhebinde olan Câmîü’l-fetâvânın sâhibi şöyle demekdedir: Erkek veyâ kadının şâfi’î mezhebinden hanefî mezhebine geçmesi ve aksi câizdir. Fakat diğer mezhebe tamâmen geçmelidir. Sâdece bazı meselelerde geçmemelidir. Halef ve seleften çok kimse bir mezhepten diğerine geçmişlerdir. Eğer böyle geçmek câiz olmasaydı, onlar bu işi yapmazlardı. Bunun aksini söyleyen delîlsiz konuşmuş olur ki, makbûl ve makûl değildir. Hidâyete tâbi olanlara selâm olsun!

 

Sonraki Mektup –> 17. Mektup

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler