Ehl-i sünnet vel-cemâatin Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” hakkındaki itikâdını bildirmektedir.

Eshâb-ı kirâmdan Mu’âviye bin Ebî Süfyân, yardımcıları ve ona tâbi olanlar “afallahü anhüm ve radıye anhüm” hakkında nasıl itikâd etmek lâzım diye yazmışsınız.

Biliniz ki: Ehl-i sünnet ulemâsı, Eshâb-ı kirâm hazretlerinin arasındaki ihtilâfları, onların asırları, asırların en hayırlısı olduğu için, onlar hakkında lâzım gelen hüsn-i zanna göre tevîl ediyorlar. Tevîli mümkün olmayan husûsları, Allahü teâlâya havâle ediyorlar. Ta’n ve kötülemeyi yasak biliyorlar. Zîrâ, asr-ı saâdete yakın oldukları, onların ahvâline muttali’ oldukları ve hazret-i Alî Murtazâ’ya muhâlefet edenlerin hatâ ettiklerini söyledikleri hâlde, haklarında hayırla şâhitlik yapılan üç asırda, hiçbir hadîs âlimi ve müctehîd, bu topluluğu ta’n etmeyi câiz görmemiştir. Şâm ordusu ile Kûfe ordusu arasında muhârebe olmuşsa da bu, birbirlerini kâfir bildiklerinden dolayı değildir. Bu husûs, muteber kitâplarda yazılıdır.

Emîr-ül-mü’minîn Osmân’ın “radıyallahü anh” şehâdeti fitnesinin temeli budur. Zîrâ ihtilâf sırasında Eshâb-ı kirâm üç kısma ayrıldı. Bir kısım hak halîfe olan Alî bin Ebî Tâlib’in tarafını tuttu. Bir kısmı Şâm emîrinin tarafına gitti. Üçüncü kısım hiç bir tarafa gitmediler. Şüphesiz ki, o asrın hadîs âlimleri ve müctehidleri bu üç kısmın hepsinin rivâyet ettikleri hadîs-i şerîfler üzerine binâ etmezlerdi. Eğer bu âlimler onlar hakkında ta’nı ve kötülemeyi revâ görselerdi, islâm dîni zarar görürdü. O hâlde, o büyükleri kötülemekten sakınmakta dînî bir hikmet vardır. Buna ilâveten, Hayrü’l-beşerin “aleyhisselâtü vesselem” sohbetinin hürmeti gözetilmiş olur. Eğer bu dediklerimizi kabûl etmeyen muhâliflerimiz, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” yakınlık hurmetini gözetmek dahâ zarûrîdir. (Yanî biz Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” akrabâsı olan hazret-i Âişe’ye sevgiden dolayı ona muhâlefet edenleri kötülüyoruz derlerse), biz de, fakat Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” akrabâsı, muhâliflerinin fâsık olduğunu söylememişdir, deriz. O zamân aralarındaki ihtilâfın yalnız nefretleşmeden kaynaklandığı lâzım gelir ki, en hayırlı asrın ehli hakkında bu hatânın böyle bir düşünceden kaynaklandığını düşünmek son derece hakîkatten uzak ve çirkindir. O hatâ ictihâdî de olsa, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” yakınlarını sevmek bütün ümmete vâcibdir. Arada istikrâhda (çirkin görme) olma, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” akrabâsının eziyetine rızâ göstermiş olunur. Artık bu meseleden bahsetmek münâsib değildir. Bu mevzuda son derece üzülüp, susmak evlâdır. Şî’a fırkası itikâd yolundan ayrıldılar ve asılsız haberlere itimâd ettiler.

Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” mübârek sohbetinde temizlenmiş olan Eshâb-ı kirâmın nefslerini, kendi habîs nefslerine kıyâs ettiler. Gitgide, islâmiyeti bize ulaştıran Kitâp ve sünneti nakleden Eshâb-ı kirâmı tekfîr etme felâketine düçâr oldular. Bilmediler ki, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” son peygamberdir. Bütün insanlara peygamber olarak gönderildi. Onun dîni diğer bütün dinleri nesh etti ve kıyâmete kadar bâkîdir. (Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik) (Enbiyâ sûresi: 107) meâlindeki âyet-i kerîme, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” hakkındadır. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” hayâtta olduğu müddetce, Onun sohbetinde bulunmuş, O hayâtta olduğu müddetce mallarıyla, canlarıyla, vefâtından sonra da islâmiyeti yaymak için bir an geri durmayan Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” yardımıyla elbette küfür tehlikesinden kurtulmuşlardır. Onlar önce gelenler hakkında böyle bir iddiâda bulununca, Allahü teâlâdan nasıl rahmet ümmîd edecekler ve Resûlullahdan “sallallahü aleyhi ve sellem” nasıl şefâat bekleyecekler. Önceki peygamberlerin ve onların ümmetlerinin hâlleri ve bu ümmetin evliyâsının hâlleri gizli değildir.

Büyüklerden biri vefât ettikden sonra, onun sevenlerinin hepsinin mürted ve münker oldukları, o büyüğün âl ve evlâdına düşman oldukları hiç işitilmiş ve görülmüş müdür. Bu durumda ümmetin ıslâhından maksad olan Peygamber efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” bî’setinin ne faydası olur. Yine bu durumda yanî iş onların dediği gibi olsaydı, en hayırlı asır, en şerli asır olurdu. Allahü teâlâ şî’aya insâf nasîb eylesin. Vesselâm.

Sonraki Mektup –> 18. Mektup

 

[Tavsiye yazı —> Hazreti Muaviye’ye Dair]

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler