Bu mektûb, ehl-i sünnet vel-cemâat itikâdını kısaca beyân etmektedir.

Allahü teâlâya hamd ve Resûlüne “sallallahü aleyhi ve sellem” salât ve selâm olsun.

Yazmışsınız ki, şî’a ile ehl-i sünnetin Sahâbe-i kirâm ve ehl-i beyt “rıdvânullahi aleyhim ecma’în” hakkındaki ihtilâflarından gönül râhat değildir. Zîrâ bu konuda ehl-i sünnet itikâdı haberlere dayanmaktadır. Haberlerin doğru ve yalan ihtimâli vardır. Yalnız mütevâtir haberler kat’iyyet ifâde ederler. Böyle mütevâtir haberler çok azdır. Onun için bu konuda mutma’in olmanın ilâcı nedir?

Kıymetli kardeşim! Bu mesele zarûriyâtı dinden ve îmânın şartlarından değildir. Kısaca, Allahü teâlânın varlığına ve birliğine inanmak ve nübüvveti tasdîk etmek, âhirette kurtuluş için kâfidir. İcmâlî îmân kurtarır. Kelime-i tayyîbenin manâsına inanmak kâfidir. Çünki onun manâsını tasdîk ve ikrâr ile kişi müslümân olur. Sahâbe-i kirâm ve ehl-i beyt “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” sohbetinde bulundukları, Resûlullaha güzel hizmet ettikleri ve ehl-i beyt oldukları için onlar hakkında genel olarak hüsn-i zanda bulunmak ve onları sevmek de yeter. O büyüklerin hâllerinin tafsilâtını târîh kitâblarından okumak, fitne heyecânı meydâna getirmektedir. Ehl-i sünnet mezhebine göre, ismet mertebesi peygamberlere “aleyhimüsselâm” mahsûstur. Sıddîklardan ve evliyâdan da olsa, peygamberlerden başkası bu mertebeye sâhip olamaz. O hâlde, o büyüklerden bazen bazı muhâlif işler meydâna gelebilir. Fakat o da hemen afva uğrar. (Yanî onlar hemen afva sebeb olacak işler yaparlar ve böylece afva kavuşurlar.) Bâtınları son derece temizdir. Kalbleri o muhâlif iş sebebiyle hâsıl olan istenmeyen şeylerden tasfiye bulur. Habîs kimselerin kendilerine kıyâs edip, o büyükler arasında devâmlı kin ve düşmanlık olduğunu söyleyip, bundan dolayı noktayı dâire (pireyi deve) yapmalarına itibâr edilmez.

Biliniz ki, Eshâb-ı kirâmın büyüklüğünü, üstünlüğünü kabûl etmemek, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” varlığının tesîrini inkâr etmek ve Onun peygamberliğinin faydasız olduğunu söylemek anlamına gelir. Fakîr, bir gün bu mesele üzerinde düşünüyordum. Helâk edici olan bu şüphelerden kurtarması için Allahü teâlâya yalvardım. Bu sırada fakîrin kalbine şu cümleler geldi: Allahü teâlâya kendi katındaki gibi, Resûlullaha Rabbinin katındaki gibi, onun Âline ve Eshâbına Resûlullahın katındaki gibi inandım de.

Biliniz ki, bu yüksek manâlar, bütün ihtilâflarının mertebelerinin fevkindedir. Bu meseleyi Allahü teâlânın ilmine havâle etmek, işin doğrusudur. Hiçbir fırkanın bu konuda konuşmaya mecâli yoktur. Verdiği nimetlerinden dolayı Allahü teâlâya hamd, Resûlü Muhammed aleyhisselâma ve âline salât ve selâm olsun.

 

Sonraki Mektup –> 19. Mektup

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler