Hadîkatü’n-nediyye’de 141. sahîfede diyor ki, (Sünnet 2 türlüdür: Sünnet-i hüdâ ve sünnet-i zevâid. Sünnet-i hüdâ, câmi’de i’tikâf etmek, ezân, ikâmet okumak, cemâ’at ile namâz kılmak gibidir. Bunlar, islâm dîninin şi’ârıdır. Bu ümmete mahsûsdurlar. [Çocukların sünnet edilmelerinin de böyle olduğu, İbni Âbidînin son cildinin sonunda yazılıdır.] Bir şehir halkı, bu sünnetlerden birini terk ederse, bunlarla harb edilir. 5 vakit namâzdan üçünün revâtib, yanî müekked sünnetleri de böyledir. Sünnet-i zevâid, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” giyim, yemek, içmek, oturmak, barınmak, yatmak ve yürümekdeki âdetleri ve iyi işlere sağdan başlamak, sağ el ile yiyip içmek gibidir). 2. cildin 582. sahîfesinde diyor ki, (Bazı hadîs-i şerîflerde sakal boyamak emr olundu. Bazılarında da yasak edildi. (Hıristiyanlar boyar, Siz boyamayınız. Onlara benzemeyiniz!) buyuruldu. Bunun için, selef-i sâlihînden bir kısmı boyadı. Bir kısmı boyamadı. Çünki, buradaki emre ve yasağa uymak vâcib değildir. Bunun için, bu işte, bulunulan şehrin âdetine tâbi’ olunur. Âdete uymamak şöhret olur. Mekrûh olur).

Hindistân âlimlerinden Şâh Veliyyullah-ı Dehlevî’nin “rahmetullahi teâlâ aleyh” (Et-tefhîmât) kitâbının 2. cildi, 324. sahîfesinde, büyük âlim Muhammed Senâüllah Pâni-pütî buyuruyor ki, (Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, baş örtüsü ile başını örter, antâri, tasmalı ayakkabı ve benzerlerini giyerdi. Halîfe Ömer “radıyallahü anh” da, Azerbaycân’daki askerlerine mektûb yazarak, böyle giyinmelerini emr eyledi. Fakat şimdi, böyle giyinmek âdet değildir. Memleketde âdet olan şeyler giyilmezse, şöhret olur. Parmakla gösterilmeğe, fitneye sebeb olur. Hadîs-i şerîfde, (İnsanın parmakla gösterilmesi, kendisine kötülük olarak yetişir) buyuruldu. Bunun için, giyinmekde, müslümânların âdetlerine uymak lâzımdır. Hazret-i Ömer zamânında, antâri, baş örtüsü ve tasmalı ayakkabı giymek mü’minlerin âdeti idi. Böyle giyinmek, imtiyâza, şöhrete ve parmakla gösterilmeğe sebeb olmazdı.) Şimdi ise olur. İmâm-ı Rabbânî, üçyüzonüçüncü mektûbda buyuruyor ki, (Kıymetli hanefî kitâblarından anlaşılıyor ki, islâm kadınları, önü açık antâri ile örtünürlerdi. Kadınların, önü açık antâri giydikleri yerde, erkeklerin önü kapalı giymeleri, önü kapalı giydikleri yerde ise, önü açık antârî giymeleri lâzımdır. Şöhret âfetdir. Felâkete sebeb olur). 288. mektûbda buyuruyor ki, (Fitneyi uyandırana, Allah la’net etsin!) hadîs-i şerîfdir.

(Eşi’at-ül-leme’ât)in 1. cild, 212. sahîfesinde, (10 güzel şey, Peygamberlerin sünnetidir) hadîs-i şerîfini açıklarken, sakal  uzatmanın bu 10 şeyden biri olduğunda sözbirliği bulunmadığını bildiriyor. (Tergîb-üs-salât) 42. faslında, bu on şeyi ve bunların (sünnet-i hüdâ) olduklarını yazıyor. Bunların arasında, sakal uzatmak yokdur. (Eşi’a)da sakalı bir tutam uzatmak, vâcibdir denilmişdir. Hadîs-i şerîfde bu 10 şeye açıkca sünnet denildiği hâlde, sakal uzatmağı bunlardan ayırarak vâcib demesi, sakalı sünnete uygun olarak uzatmak âdet olan yerlerde, sakal kazımanın ve bir tutamdan kısa yapmanın fitneye sebeb olacağı içindir.

Çünki, şöhrete, fitneye sebeb olan bir işi yapana hadîs-i şerîfde la’net edilmişdir. sakal bırakmanın âdet olduğu yerlerde, sakal  kazımak fitneye sebeb olacağı gibi, sakal traşının âdet hâline getirildiği yerlerde sakal bırakmak da, fitneye sebeb olabilir. Bir tutamdan kısa bırakmak ise, bid’at olur. Bu fitneye düşmemek ve bid’at işlememek için, bulunduğu memleketin âdetine uyarak sakalını traş etmesi vâcib olur. (Hadîka)nın 148. sahîfesinde, (Bid’at işlemek, sünneti terk etmekden dahâ zararlıdır. Bid’ati terk etmek lâzımdır. Sünneti yapmak lâzım değildir) demekdedir. Çünki, mubâh ve câiz olan şeylerde ve sünnet-i zevâidde, memleketin âdetine uymak, fitne çıkarmamak lâzımdır. Fakat farz, vâcib, sünnet-i hüdâ olan şeyleri yapmakda ve harâmdan, mekrûhdan ve bid’atden sakınmakda âdete uyulmaz. Bunlar, ancak fıkh kitâblarında bildirilmiş olan özrlerle ve ancak izn verildiği kadar değişdirilebilirler. sakal bırakmanın islâmın şiârı olmadığını, islâm dînine mahsûs olmadığını, bunun için sünnet-i hüdâ olmadığını yukarıdaki hadîs-i şerîf açıkca göstermekdedir. Görülüyor ki, sakal bırakmak sünnet-i zevâiddir. Din görevlilerinin hiçbir zamân, yanî âdete uyarak da, sünnet-i zevâidi ve müstehabları da terk etmeleri câiz değildir. Bunlar, her zamân bir tutam sakal bırakmalıdır. sakalı bir tutamdan kısa yapmak sünneti değişdirmek olur. Kısa sakala sünnet demek, bid’at olup, büyük günâhdır. sakalın [Çenedeki ile birlikde] 1 tutamdan kısa olmasına hiçbir âlimin mubâh demediği fıkıh kitâblarında yazılıdır. 1 tutam, 4 parmak genişliğidir. Çeneyi alt dudak kenârından avuclıyarak ölçülür. sakalı olanın, guslde sakal diplerindeki deriyi ıslatması farzdır. Islatmazsa, guslü ve abdesti ve dolayısı ile namâzı sahîh olmaz.

Erkeklerin saçını sakalını siyâhdan başka renge boyaması câizdir. Siyâha boyamağa da câiz diyen oldu. Elini ayağını, tırnağını boyaması câiz değildir. Çünki kadınlara benzemek olur. Kadınların, yabancı erkeklere göstermemek şartı ile ve abdestde, guslde yıkamağa mâni’ olmıyan boya ile boyamaları câizdir.

Muhammed Hâdimî “rahmetullahi teâlâ aleyh” hazretlerinin (Berîka) kitâbının [1284] İstanbul baskısında, 2. cildi, 1229. sahîfesinde buyuruyor ki, (Kadınların saçlarını ve erkeklerin sakallarını kazımaları câiz değildir. Kadının sakalı olursa, kazıması câizdir. Hadîs-i şerîfde, (Bıyıklarınızı kısaltınız! sakalınızı uzatınız!) buyuruldu. Bu emre göre, sakal kazımak sünnete muhâlif olur. Bu hadîs-i şerîf, vücûbu gösterseydi, sakal kazımak harâm olurdu. (Tâtârhâniyye) kitâbında, (Tecnis)den alarak diyor ki, bu hadîs-i şerîf, sakalı kazımayınız ve bir tutamdan kısa yapmayınız demekdir. Tahâvîden alındığı bildirilerek söylenen, (sakalını kazıyan veyâ bir tutamdan kısa kesen kimsenin imâm olması câiz olmaz. Yalnız kıldığı nemâzı da mekrûh olur. Dünyâda ve âhıretde mel’ûn ve merdûddur) gibi sözlerin ve (Tefsîr-i Kurtubî)den alındığı bildirilen bunlara benzer sözlerin aslı yokdur, sâbit olmamışlardır). 1336. sahîfesinde buyuruyor ki, (Kadınların da kaşlarını yolarak inceltmeleri harâmdır. Alın, yanak, çene üzerinde çıkan kıllarını yolmaları, kazımaları câizdir). Kesilen saçı, sakalı ve diğer kılları ve tırnakları gömmeli veyâ kabr üzerine, basılmıyan yere koymalı veyâ denize bırakmalıdır. Halâya, bulaşık çukuruna atmak mekrûhdur. Tırnağı diş ile koparmak mekrûhdur. Baras hastalığı yapar. Kadınların kesilen parçaları, erkeklere göstermesi harâmdır.

Erkeklerin başı kazımaları veyâ saçları uzatıp, tarayıp ikiye ayırmaları sünnetdir. Saç bükmeleri, örmeleri mekrûhdur. (Bahr-ür-râık)da, (El-kerâhiyye) kısmında diyor ki, (Erkeğin başının ortasını kazıyıp, etrâfındaki saçlarını uzatması câizdir. Fakat, sarkan saçlarını büküp fitil yapması mekrûh olur. Çünki, fitil yapması, bazı kâfirlere teşebbüh [benzemek] olur). Buradan da anlaşılıyor ki, kâfirlerin âdetlerine benzediği için men’ olunan şeyi yapmak, harâm olmuyor, mekrûh oluyor. Bunun için, (Müşriklere benzemeyiniz. sakal uzatınız!) ve (Nemâzınızı na’lın ile kılın. Yehûdîlere benzemeyin!) hadîs-i şerîfleri, sakal kazımanın ve çıplak ayak ile namâz kılmanın, mekrûh olduğunu göstermekdedir.

Tavsiye Yazı –> Sakal Kazımak Caiz Mi?

 

 

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler